“Edebiyat ile müziğin birbirlerine yaklaştığı, birbirini etkilediği coğrafyalarda gezindim.”

 

Hilmi Tezgör’ün Şarkıdaki Şiir kitabı, 20. yüzyıl popüler müziğine, şarkı sözleri ve daha doğru ifadeyle, edebiyatla ilişkisi üzerinden bakıyor. Kitabın tanıtımlarında da belirtildiği gibi: “Yüz yılı aşan popüler müzik tarihinin edebiyatla ilişkisine genel ama mümkün olduğunca kapsayıcı bir bakış getiren Şarkıdaki Şiir, Bob Dylan’dan Brecht’e, Leonard Cohen’den Camus’ye, Led Zeppelin’den Tolkien’e uzanan geniş bir yelpazede, ses ile sözün birbiriyle bütünleşmelerini ele alıyor.”

Müzik hakkında okumak aslında çok büyük bir zenginlik, kitabınız bu anlamda çok önemli bizim için. Kitabın oluşma sürecini biraz anlatabilir misiniz?
Müzik hakkında ve müzik üzerine, özellikle de popüler müzik üzerine dilimizde çok yazılmıyor. 20 yılı aşkın bir süredir Batı kaynaklı popüler müzik üzerine yazmaya çalışıyorum. Şarkıdaki Şiir kitabımda, diğer aşkım olan edebiyat ile müziğin kesiştiği alanlarda kalem oynatmaya çalıştım. Sevdiklerimin peşinde, onların da birbirlerine yaklaştığı, birbirini etkilediği coğrafyalarda gezindim. Yazıların bir bölümünü daha önce yazmıştım, ama kitabın çerçevesi kafamda oluştuğunda, bu yazıları elden geçirdim, genişlettim ve yeni yazmış olduğum ilk bölümle birlikte bu çerçeveye yerleştirdim. Ancak müzik ile edebiyatın karşılıklı etkileşiminin sonu yok. Bu nedenle de kitabın tamamlandığını söylemek imkânsız. Keşifler sürdükçe, kitabım kafamda yazılmaya devam edecek gibi görünüyor.

Kitabınızın sunuş kısmında da belirtmişsiniz, “Bu kitapta Türkçe müzikle ilgili bir bölüm yok, bu muhtemelen başka bir kitabın konusu” demişsiniz, böyle bir planınız var mı?
Şu an için böyle bir planım yok. Bunu yapabilecek, bu konuya hâkim başkaları olduğunu düşünüyorum.

Kitapta geçen “Müzik olmazsa insan gerçekten yalnız olur” anafikri bana çok doğru geldi, kendi kendinize kaldığınızda, size özel gelen dinlediğiniz grup-şarkıcılar kimlerdir?
Müzikleriyle yalnızlığımı giderdiğim birçok topluluk, birçok müzisyen var. Ama her zaman yanımda hissettiğim ve zamanı geldiğinde dönüp dönüp sığındığım grup Rush. 25 yıldır Rush dinliyorum. Onlar kadar yakınımda olan bir başka isim yok ama diğer yanı başımda yüzlercesi var. Bob Marley gibi, R.E.M. gibi..

HİLMİ.TEZGÖR1 HİLMİ.TEZGÖR2

Dinlediğiniz müziği İstanbul’da en çok nereye, hangi semte yakıştırıyorsunuz ya da İstanbul’da özel olarak nerde dinlediğiniz müzik sizi daha çok keyiflendiriyor?
Çok şey dinlediğim için bu soruyu cevaplamak zor. Yüksek volümlü, gürültülü, sert ve aynı zamanda melodik grupların (heavy metal’in çeşitli türlerinin, noise rock’ın vb.) İstanbul gibi bir metropolün cadde ve sokaklarına uygun düştüğünü düşünüyorum. Ama Adalar vapuruna binince ya da bulabilirsem sakin bir deniz kıyısında tercihlerim hemen değişiyor, yumuşuyor. Metrolara inildiğinde ise elektronik müzik daha uygun gibi.

Kendi adıma anların şarkıları vardır, tıpkı bir parfüm gibi, kokusunu duyunca hatırlarım o anı, günü, olayı. Bence müziğin de böyle bir gücü var, hafızamızda yer etmesi bakımından sizce şarkının edebiyatının gücü ne kadar etkilidir, beste mi daha öndedir bu anlamda?
Müzik bu bakımdan çok güçlü ve koku gibi, evet. Bir şarkı, hemen ilk notalarıyla bizi yaşadığımız ve unutamadığımız anlara, anılara götürebiliyor. Işınlama gücü var şarkının. Bu güç, bazen sadece müzikten kaynaklanabiliyor, bazense söz ve müziğin bütünlüğü bu ışınlama gücünü artırıyor. Kişiye göre, yaşanılana göre değişebilir bu. Mesela Sezen Aksu’nun “Kaybolan Yıllar”ı beni 12 yaşıma, ailemle birlikte geçirdiğim gri, kış ikindilerine götürür hep. Ama Ozzy Osbourne’un Bark at the Moon albümü de o ikindilerin içindedir, hiç uzakta değildir.

Dönemlere bakınca 70’ler, 80’ler, 90’lar ve şimdi 2000’ler, dünyada bir sürü kavga kıyamet kopuyor ama geçmişten gelip aynı kalan belki de tek aynı duygu aşk ve onun insanlara yazdırdıkları. Bu bakımdan baktığınızda şarkılardaki “aşk” temasını dönemlere göre nasıl değerlendiriyorsunuz, şarkılardaki ifade biçimi bakımından sizce farklılığı ne yönde bu duygunun?
Doğru. Bunun üzerine kitaplar yazılır ve yazılıyor da zaten. “Aşkın şarkılardaki ifadesi iyice bayağılaştı son zamanlarda” denilebilir tabii ve bu yanlış olmaz. Ama Ortaçağ Avrupası’nda minstrel’ların bazılarının da kafasından bu gibi şeyler geçmiştir, gibime geliyor. Sanki bu benzersiz duygunun ifadesi hiçbir zaman bizi yeterince tatmin edemiyor. Ama bazen şikâyetçi olsak bile, aşk, her zaman, her şekilde dile gelmiştir ve gelecektir.

Beste ve sözün sizce en iyi uyum sağladığı şarkı veya bunu size göre başaran sanatçı / gruplar kimlerdir?
Kitapta bunların altını çizdim, ama şu anda aklıma gelenleri sıralayayım: Bob Dylan “Blowin in the wind”; Leonard Cohen “Everybody knows”; The Beatles “We can work it out”; Kraftwerk “Das Modell”; Metallica “Creeping death”.

Hilmi Tezgör’ü tarif edecek olan üç şarkı olsa bunlar neler olurdu?
Bu da, cevabı her an değişebilecek, seçeneği çok olan bir soru. Ama ilk aklıma gelenleri sıralıyorum: Desmond Dekker “You can get it if you really want”; Rush “The analog kid”; MFÖ “Tam Ortasındayım”. Aslında kendime böyle bir derleme hazırlamalıyım belki de… Ama kimsenin bundan haberi olmamalı…

HİLMİ.TEZGÖR4 HİLMİ.TEZGÖR3

Hatırı sayılır bir kaynakça kullanmışsınız kitabı yazarken, bu kadar çok kaynakla birlikte çalışınca bu kitabın ardından, sizden bu minvalde bir çalışma daha görecek miyiz?
Şimdilik bu küçük kitabın keyfini sürüyorum. Memnunum kendisinden. Kaynakça ise bu kitaba özgü değil aslında; her zaman elimin altında olan kitaplar bunlar. Her zaman karıştırılan kitaplar. Umarım bu konuda yazmak için yine fırsatım olur ve devamı gelir. Umarım…

Kitapta Morrissey’e yer verdiğinizi görünce çok mutlu oldum, Mozz hayranları için çok güzel detaylar içeriyor. “Ciddi ve yalnız olmanın önemi” başlığı gerçekten de tam ona ait bir tanımlama. Sizce Mozz gibi ozanlar seneler geçtikçe daha iyileşiyor mu şarkı yazma konusunda yoksa tekrar etmemek için deneysellikte kayıp mı oluyorlar?
Başlığı beğendiğinize sevindim. Ben de severek koymuştum. Morrissey’in kendine has bir dili var ve şarkı değil de şarkı sözü yazma konusunda bu dili her zamanki becerisiyle kullanmaya devam ediyor bence. Yazdığı her dize, bazen insana yapmacık gelse de, Morrissey’in bir parçası olan yapmacıklıktan kaynaklanıyor. Yani tam da kendisinden çıkmış oluyor böylece.

Şarkıdaki Şiir – 20. Yüzyılda Popüler Müziğin Edebi Yüzü / Yazar: Hilmi Tezgör / İnceleme – Araştırma / İletişim Yayınları / Editör: Kıvanç Koçak / Kapak: Suat Aysu / 1. Baskı 2012 / 176 Sayfa

Hilmi  Tezgör; 1968′de İstanbul’da doğdu. Avusturya Lisesinde okudu. Dergicilik, yayınevi editörlüğü ve müzik yazarlığı yaptı. Yüksek lisansını Boğaziçi, doktorasını İstanbul Üniversitesinde tamamladı. 1992′den bugüne çeşitli dergi, gazete ve antolojilerde şiirleri, şiir ve şarkı sözü çevirileri, edebiyat ve müzik konulu yazıları yayımlanıyor. 1995′te kurulduğundan beri Açık Radyo’da Vertigo isimli müzik programını hazırlıyor. Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretim üyesi olarak modern Türk edebiyatı, modern Türk şiiri, edebiyat kuramları, karşılaştırmalı edebiyat ve popüler müzik-edebiyat ilişkisi alanında dersler veriyor, çalışmalar yapıyor. Şiir kitabı: Geçişli Fiiller (Altıkırkbeş, 2003). Çeviri şiir kitapları: Hermann Hesse / Seçilmiş Şiirler (Altıkırkbeş, 1994), Erich Fried / 41 Aşk Şiiri (İyi Şeyler, 1998), Karl Krolow / Dünyanın İşaretleri (Yapı Kredi Yayınları, 1999). Derleme kitabı: “Korkuyu Beklerken” Gelenler: Oğuz Atay Öyküleri Üzerine Yazılar (İletişimYayınları, 2011).

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.