‘İnsan, mutsuzluğuna çare aramak için kendini ve ilişkilerini keşfe çıkar.’

 

Terapi seanslarının, psikoterapi çalışmalarının aktarıldığı kitaplar bütün dünyada çok ilgi görüyor. Türkiye’de de hem dünyadan çevrilen, hem de Türkiye’li uzmanların yazdığı bu tür kitaplar çok satan raflarının başköşelerinde… Terapi seanslarından insan öykülerinin anlatıldığı ilk kitabı Türkiye’de İlkim Öz yazmıştı. ‘Terapide 5 Soluk’ kitabının yazarı psikolog İlkim Öz, son kitabında evli erkeklere âşık olan kadınlarla ilgili çarpıcı bilgiler ve tanıklıklar anlatıyor…

‘Aynı Yatakta Üçümüz’ kitabında erkeklerin hayatında ikinci kadın olanların hayatlarını kaleme aldınız. Bu kitap nasıl oluştu?
Bildiğiniz gibi bu güne kadar yayınlanmış kitaplarımın çoğunda kadın ve kadın sorunlarını ele aldım. Anne rolünde kadın, evliliğindeki sorunlarda kadın ve aldatılan kadının sorunlarını araştırmalarım sonucu öyküleştirdim. Türkiye’de psikoterapi seanslarını öyküleştiren ilk Türk psikolog ve yazarım. ‘Terapide 5 Soluk’ bu anlamda ilk kitaptır yazdığım. ‘Aynı Yatakta Üçümüz ’e gelince, burada ilk kez öteki kadınları yani ikinci kadınların hayatlarını terapilerde dinlerken, yazmaya karar verdim. Toplumumuzda kanayan ama üzeri örtülen, bastırılan ve yokmuş gibi sayılan bu ciddi soruna ışık tutmak istedim. Bazı kadınlar neden evli erkekleri seçiyorlar? Bu davranışlarının ve acılarının derininde yatan düğümler nelerdir? Ben terapilerde bu düğümleri görüyordum ve istedim ki toplumda görsün. Ve anne babalar kız çocuklarını yetiştirirken daha özenli, sevgi dolu ve dikkatli olsunlar. Kitap bu düşünceyle çıktı. Yani hem evdeki kadının hem de ikinci kadının gözyaşlarından çıktı bu kitabı yazma nedenim.

IMG_3273 iklim_oz_13

Bu ‘ikinci kadın’ kavramı, bir anlamda günümüzde aile kurumunun yıpranmasıyla ilgili bir kavram mı yoksa aldatma tarih boyu evliliğin bir sorunu olmaya devam etti?
Aslına bakarsanız aldatma hiç kuşkusuz tarih boyunca olan bir durum. Burada kadının erkek tarafından sömürülmesi sebepler arasındayken aynı zamanda kadının da erkeği sömürmesi dikkat çekici. Aldatmada erkek cinsel zaafları, erk gücü ile ataerkil rol modellere sığınırken, ikinci kadın da duygusal ve maddi anlamda erkeği sömürmektedir. Tabi ki toplumsal yozlaşma, aile kavramının gitgide zayıflaması gibi faktörler de ” aldatma davranışı”nın dinamikleri arasında yerini korumakta. Aynı zamanda yasak olanın cazip gelmesi, legalleştiğinde belki de kısa sürede bitecek bir ilişkinin salt yasak olduğu için adrenalin/heyecan, dinamizm ve merak duygusundan dolayı devam etmesi de aldatmayı ve aldatmanın getirdiği aşk yanılsamasını körüklemektedir.

Erkeğin ve kadının ruhunda fırtınalar yaratan aldatma davranışından bazı insanların vazgeçmemesi dünya üzerinde evliliklerde bu sorunun devam edeceğini bize göstermektedir. Ancak şu önemli noktanın da altını çizmekte fayda var; Her erkek aldatmadığı gibi her kadın da ikinci kadın olmayı seçmez. Bu tercihler insanın tamamen kişilik ve davranış bozukluklarından kaynaklanmaktadır.

Bir kadın ikinci kadın olmayı nasıl kabul eder?
İşte can alıcı soru budur; Bir kadın neden ikinci kadın olmayı tercih eder? Kabul eder değil ama. Çünkü ikinci kadın olmak, kadın için bir seçimdir. Seçim olmayan durumlar da var elbet. Seçim olmayan durumları şöyle sıralayabiliriz; Eğer kız çocuğu çok küçük yaşlarda ( 16/17/18 gibi) ise ve akli durumu yetersiz ise; Eğer kız ya da kadın karşı tarafın evli olduğunu bilmiyor ise yani kandırılmış ise burada zaten seçimden söz edemiyoruz.

Evli erkeği bilerek seçme davranışına baktığımızda ise karşımıza şu durumlar çıkıyor; Kadında var olan kişilik bozuklukları ve buna bağlı davranış bozuklukları. “Aynı Yatakta Üçümüz” kitabımdaki üç kadında da okurlar bu patolojik bozuklukları görebilirler. Kız çocuğunun ilk çocukluk yıllarında aile içinde yaşadığı travmalar, babasına ait olumsuz yaşantı kayıtları onu evli erkeklere yönlendirebiliyor. Örneğin kitaptaki hikâyelerde bir kadınımız mutlu evlilikleri imha etmek istediğini söylerken, bir başka kadınımız bilinçaltında babasından intikam alıyor. Bir diğeri ise ikinci öyküdeki Remziye ise küçük yaşta kandırılmış bir kızımız ve onun sonu oldukça hazin.

Neden bazı kadınlar evli erkekleri seçiyorlar? Bu seçimlerinin altında yatan gerçek sebep nedir?
Bazı kadınların evli erkekleri seçme nedenleri dediğim gibi bilinçaltlarındaki aile ve özellikle baba figürü ile ilişkili. Ama bazı kadınlar da salt para, güzel arabalar, mücevherler, konforlu evler, hizmetçilere sahip olmak adına evli erkekleri seçiyorlar. Bu bağlamda evli erkeklerle olup da fakir ya da orta halli bir erkeği seçen yok! Seçilen bu erkeklerin hepsi zengin ve varlıklı. O yüzden bu kadınların benim çocukluğumda patolojik sorunlarım var demeleri çok da inandırıcı olmuyor açıkçası. Çünkü buna sığınan kadınlar da yok değil. Özellikle “Aynı Yatakta Üçümüz”ü okuyanlar!

Bu kitabı en çok da anne babalar okumalıdır diyorsun. Neden?
Aynen öyle. Bu kitabı sadece kadınlar değil en çok da anne babalar okumalı diyorum. Çünkü evli erkekleri seçen kadınlarımızın çocukluklarında anne baba kaynaklı epeyce yaraları var. Ben özellikle annelere şunu diyorum; sizin eşinizle sorunlarınız olabilir. İhanete de uğruyor olabilirsiniz ama ne olur bunu küçük kızınızla paylaşmayın. Sonra bu kızlar babalarına düşman oluyor. Babam annemi aldattıysa her erkek aldatır, evlendiğimde kocam da beni aldatır diye düşünerek evlilikten soğuyan kızlarımız var. Çocuklukta Babasına hissedemediği güven duygusunu genç kızlığında ya da yetişkinliğinde evli bir erkeğe, o aile babası diye yükleyenler var. Bazı anneler kızlarını yanlarında götürerek, eşlerini basıyorlar başka bir kadınla. Ve küçük kızlarını mahkeme şahit olsun diye bu kötü olayı yaşatıyorlar. Bu yaşantı çocuk için bir travmadır. Aynı Yatakta Üçümüz kitabımdaki ilk öyküde Arzu’da bunu okuyabilirsiniz. Kısacası hiç bir annenin çocuğuna bunu yaşatmaya hakkı yoktur.  Ve babanın da.

Babalar da kızlarının bu gibi olaylardan nasıl etkilenebileceklerini Aynı Yatakta Üçümüz’de okuyabilirler. Acaba isterler mi kızlarının ileride evli bir erkeğin kölesi olmalarını? Hiç kuşkusuz asla. O zaman babalar da bu kitabı okumalı ve ailenin ve çocuk sahibi olmanın ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu fark etmeliler. Erkeklerin ‘basit bir hovardalık’ diye başladığı maceraların ne hayatlara mal olduğunu biliyorum. Erkeğin zaafından ve egosundan doğan bir aldatma, hayatındaki üç kadının da mahvına neden olabiliyor; Eşi, metresi ve kızı.

İkinci kadınlar erkeğe “bir gün eşinden ayrılacak ve benimle evlenecek” gözüyle mi bakıyorlar ve ilişkiye devam ediyorlar?
Çoğu ikinci kadın, erkeğin eşinden boşanacağı günü bekliyor. Tabi kadına bu beklentiyi ve vaadi veren de erkeğin ta kendisi. Evli erkeğin diğer kadına söylemleri ve vaatleri şöyle oluyor; ” Mutsuzum, uzun zamandır eşimle seks hayatım yok, çocuklar büyüsün boşanacağım.” Oyda ki o boşanma günü hiç gelmiyor. Çünkü bu erkeklerin eşleriyle yataklarını ayırdıkları falan yok. Normal evlilikleri devam diyor. Bir de patolojik duygu durumu olan kadınlar var ki kitabımda üçüncü hikâyede yazdım. Onlar evlenmek de istemiyorlar. Hatta erkeğin boşanmasını dahi istemiyorlar ama eşlerinin kendilerinin varlığını bilmeleri ve evlilikte mutsuz olmaları için ellerinden geleni yapıyorlar.

Peki, acaba, bağlanmaktan korkan, aile kurmak istemeyen kadınlar olabilir mi bu ‘ikinci kadın’lar arasında?
Siz sormadan söyledim zaten. Bazı kadınların çocuklukta yaşadığı travmalar o kadar yoğun ki evliliğin getireceği sorumlulukları almaktan korkuyorlar. Adamın kahrını niye çekiyim ki? Çamaşırı, ütüsü, yemeği, kaprisi, baskısı! Bir de çocuk ister, niye uğraşayım ki bunlarla? Karısı çeksin derdini ben keyfimi süreyim gibi düşünenlerde var. Evlilik fobisi olan kadınlarımız var, terk edilme sendromu olanlar var. Bazen bu kadınlarımız da bilinçaltı dürtüsü ile evli erkekleri seçebiliyorlar.

iklim_oz_5 iklim_oz_3

Peki, erkekler neden aldatıyor? Neden hem eşiyle hem de sevgilisiyle beraber olmaya devam ediyor, neden eşinden ayrılmıyor?
Erkeklerin aldatma davranışlarının nedenlerini şöyle sıralayabiliriz;

* Kişilik bozukluğu/davranış bozukluğu olan erkekler. Hiperaktif erkekler buna iyi bir örnektir. Tek eşli olamazlar. Dikkat ve odaklanma sorunları olduğu için, tek bir kadına odaklanamazlar. Zihinleri dağınıktır, sağlıklı ve güçlü ilişkiler kuramazlar.

* Narsist Kişilik Bozukluğu olan erkekler; Narsistler aynı zamanda seks bağımlısıdırlar. Hayatta tek doyum kaynağını seksten elde ettikleri için tek bir eşle doyum sağlayamazlar. Çok eşli olurlar ama hiç bir kadından da doyum alamazlar. Kırıcı, aşağılayıcı ve eleştirel olurlar. İçgüdü kontrolü olmadığı için, aynı zamanda şiddete başvururlar. Acımasız olurlar. Küsme davranışları çoktur.

* Anne sevgisinden yoksun erkekler; bu erkekler çocukluklarında annelerinden sevgi alamamışlardır. Her kadında anne sevgisi ararlar. Aynı zamanda da annelerine besledikleri öfkeyi eşlerine ve ikinci, üçüncü kadınlara yüklerler. İlişkilerinde şiddet vardır.  Bu erkekler de narsistirler, çocuk gibi küser ve sürekli kavga ederler, kavgacıdırlar.

* Araştırmalarım sonucu benim oluşturduğum bir kavramdır; Ezik Erkek Sendromu; bu sendromu olan erkekler babalarından onay annelerinden sevgi alamamış erkeklerdir. Çevrelerince sevilirler. İyi kalpli ve merhametli görünürler ama mitomandırlar, yani yalan söyleme hastalıkları vardır. Fazlaca yalan söylerler, söyledikleri yalanlara kendileri de inanırlar ve sürekli bir ispat içinde olduklarından pek çok kadınla eş zamanlı beraber olurlar. Bir de evliliğinde mutsuz olan erkekler vardır. Onları boşanmaktan çekindikleri için günü birlik ilişkilerle kendilerini değerli ve güçlü hissetmek isterler ve aldatırlar. Kısacası ruh sağlığı yerinde olan bir erkek aldatmaz. Tek gecelik, fahişelerle olan ilişkilerden söz etmiyorum tabi. Eğer erkek eşi ile ailesi ile mutlu ise aldatmaz. Mutsuz ise zaten boşanıyor. Aldatmaya girmiyor bile.

Birbirinden farklı üç kadının gerçek hikâyesine yer veriyorsun ama hepsinin birinci ortak noktası ikinci kadın olmak. İkinci ortak noktaları da ikinci kadın olmalarının nedeninin çocukluklarında yaşadıkları sorunlara, ilgisizlik ya da sevgisizliğe dayanıyor olması diyebilir miyiz?
Bana terapiye gelen pek çok kadından üç tanesini seçtim yazmak için. Neden dersen; bu üçünün çocukluk yaşantıları çok trâvmatikti. Hala da ” beni de yazın” diye gelen onlarca kadınımız var.

Bilinçaltımız geçmişte, çocuklukta, ailede yaşadıklarımız hayatımızı nasıl etkiliyor?
Bilinçaltımızı tıpkı bir kayıt cihazı gibi düşünebilirsiniz. Ve bu doğduktan sonra kayıt yapmaya başlamıyor. Anne karnında bilinç oluşmaya başladıktan sonra kayıtlar başlıyor. O yüzden “istenen / istenmeyen bebek” psikolojisi vardır insanlarda. Aynı Yatakta Üçümüz’ de ilk hikâyedeki Sema’da vardır bu sendrom. Onu özellikle yazdım çünkü. Sema’nın annesine yazdığı mektuplarda vardır istenmeyen bebek olduğunu bilmesi. Yani diyeceğim o ki, bilinçaltımız denen beynimizin depo merkezinde tüm anı, duygu ve o anılara, duygulara ait kişiler kayıtlıdır. O duyguya ait kişinin kaydı aynı sinapsta yani aynı sinir/nöron hücresindedir. Diyelim ki bir erkek çocuğuna annesi sürekli ” çorabını salona atma” diyor. Bu yönergenin kaydı ve kişi yani annenin kaydı zihinde vardır. Ve aynı zamanda annenin çocukta yarattığı duygu da kayıtlıdır. Diyelim ki öfke. Bu çocuk yetişkin olup evlendiğinde bir gün karısı” çoraplarını salona atma ” dediğinde, kişide geçmişteki anne nöronundaki kayıt devreye girer, ileti gönderir ve erkek öfkeli bir duygu ile eşine tepki verir. Özellikle 0/6 yaş bilinçaltı kayıtlarımız, bu günümüzde çok önemlidir. Eğer travmalar varsa kayıtlarda, kişinin yetişkinliği bu travmaların gölgesinde geçer. İşte terapilerde silmeye çalıştığım bu travmaların iletileridir. Bu yüzden bilinçaltımız önemlidir. Korkular, fobiler, kaygılar ya da mutluluklar :)

Peki, aldatıldığını öğrenen eşler ne yapıyor?
Eşler aldatıldığını öğrendiğinde ya büyük bir şok yaşıyor bir kısmı da zaten iz üzerinde dedektiflik yaptığından ” zaten biliyordum” diyor.

Bazı kadınlarda var ki aldatıldıklarını bilmelerine rağmen ihaneti kabulleniyorlar, görmezden geliyorlar. Bunun nedeni nedir?
Aldatılan eş iki tür tepki veriyor; ya hemen boşanmak istiyor bir kısmı. Diğer kısmı ise bu daha çoğunluk tabi;  Kaybetme iç güdüsünün getirdiği kaygı ve korku ile kocasına aşırı sahip çıkarak korumaya alıyor ve asla boşanmam diyor. Bu kadınlar hemen kendilerini sorgulamaya başlıyorlar. Acaba kocamı neden mutlu edemedim? Ne eksiğim var? Onda olan ne bende yok? Bazı eşler ikinci kadınları arayıp buluşup konuşuyorlar bile. Merak var devrede tabi. Nasıl bir kadın acaba? İlk merak edilen, ikinci kadının güzel olup olmadığı. Sonra kariyeri. En son yaşı vb. Günün sonunda ortaya paylaşılamayan bir erkek çıkıyor. Bu noktada erkekler şunları söylüyorlar; karım o güne kadar bana ilgi göstermezken birden aşırı ilgili, bakımlı ve seks yapmak isteyen bir kadın oldu.” Sonuçta kadınlardaki kaybetme korkusu aldatıldığındaki davranışını oluşturuyor.

Bazı kadınlarda ilişkilerinde mutsuz oldukları halde ilişkilerini bitiremiyorlar? Bunun nedeni nedir?
Bazı kadınlarımız da mutsuz ilişkilerini devam ettiriyorlar. Bu kadınlarımızda” bağımlı kişilik yapısını” görüyoruz. Bu da çocukluk yıllarından gelen bir sendromdur. Terk edilme sendromuyla birlikte gelişir. Yalnızlık korkusu, beni bir daha kimse sevmez hezeyanları, hayatta kimsem yok, ne yaparım ben gibi çaresizlik duygularıyla kadınlar mutsuz giden ilişkilerini bitiremiyorlar. Ve tabi toplumumuzdaki boşanmış kadın olma meselesi var. Bu sanki bir suç, bir eksiklikmiş gibi. Toplumumuzda evlilik bir yaşam biçimi değil de bir sosyal statü, seçilmişlik anlamında gibi sorunlu bir yükleme, bir bakış açısı var. Bu yüzden de çoğu kadınımız yoğun fiziksel ve psikolojik şiddet görmezine rağmen evliliğini bitiremiyor.

Biliyoruz ki erkeklerin aldatmak için bir neden aramazlar, tek gecelik ilişkiler yaşayabilirler. Peki ya kadınlar neden aldatır?
Kadınlar eşlerinden ilgi ve sevgi göremediklerinde aldatıyorlar. Aldatmamak için de epeyce direniyorlar. Bir de kişilik bozukluğu olan kadınlarımız var tabi.

Kitapta yer verdiğiniz hikâyelerden birinin kahramanı Remziye intihar ederek hayatına son vermiş. Neden, yaşadıklarını kaldıramadı mı? Seanslara gelirken nasıl bir psikoloji içindeydi Remziye?
Bazı insanlar hayata 1-0 yenik başlar. Remziye’de hayata yenik başlayan insanlardandı. Fakir, ezilmiş ve güçsüz bir kişilik. Tüm bunlara ek olarak da Remziye çok küçük yaştan beri annesi tarafından zenginliğin kurtuluş olduğuna inandırılmış. Başka değerler ona öğretilmemiş. On beş yaşında düştüğü tuzaktan da kurtulamamıştı. Bana seansa geldiğinde, metresi olduğu erkek tarafından o erkeğin yanında çalışan biriyle evlendirilmiş, hayattaki varoluşunun neden sonuç ilişkisini kuramamış ve yoğun depresyondaydı. Zaten üzerindeki baskıya da daha fazla dayanamadı. İntihar, kişinin elbette sağlıklı olmadan yaptığı bir seçimdir. Mutsuz olan hayatına son verme seçimi. Kişi için yaşamda mücadele etmesi gereken sorumluluğu o kadar fazla ve ağırdır ki, bu mücadeleyle başa çıkamayacağını düşünür. Tabi hiç kuşkusuz bu her intihar vakası için geçerli değildir. İntiharlar ve sebepleri de çeşitlidir.

İkinci kadınlar doğal olarak toplumda yuva yıkan kadınlardır. Mutsuz olan aldatılan kadındır… İkinci kadınlar mutlu mu, onlar neler yaşıyor?
Hiçbir ikinci kadın mutlu değildir. Bilinçaltında ve bilincinde sahip olmak istediği hayata hep uzaktır, hep kıskançtır, hep hırslıdır, hep huzursuzdur ve hep mutsuzdur.

Terapistlerin danışanlarıyla yaptığı görüşmeleri aktardığı kitaplar son yıllarda çok popüler, dünyada böyle kitaplar çıktı. Bu kitaplara olan ilgiyi neye bağlıyorsunuz?
İlk başta söylediğim gibi, ülkemizde ilk terapi öykülerini kitaplaştıran terapistim ben. ‘Terapide 5 Soluk’ bu alanda yazılmış ilk kitaptır. Terapide 5 Soluğu yazdığımda yıl 1999 du ve bu kitabım hala satan ve aranan bir kitap. O yıllarda hocalarım bana tepki göstermişti, terapiyi deşifre ediyorum diye. Onlara şöyle demiştim; insanlar psikolog nedir bilmiyor. Psikiyatr ile psikoterapistin ayrımını bilmiyor. Psikoterapide neler oluyor da insanlar iyileşiyorlar, terapi sürecini merak ediyorlar. Ben insanlarımızı bilgilendirmek, ışık tutmak istedim. Bunu sizler yapmalıydınız çok zaman önce aslında” demiştim. Sonrasında hocalarımın çoğu böyle kitaplar yazdılar hatta bana hangi yayınevine verelim diye danıştılar!!!

Terapide 5 Soluk’un ardından Erkekler Nedene Evlenir? Ve Kadınlar Neden Evlenir? i yazdım. Yine terapideki hayatları öyküleştirdim. Bir kaç köşe yazarı bana Türkiye’nin Yalom’u demişti. Ama ben yaptığım işi, sonuçta ben bilim insanıyım hiç bir zaman reklam aracı olarak kullanmadığımdan çok da yankı bulmadı toplumda. Sonrasında ülkemizde pek çok insan kişisel gelişim adı altında içi boş kitaplar yazmaya ve hatta danışman adı altında insanlara seans yapmaya başladılar. İnanın bana bu çok tehlikeli. Bu tıpkı cerrah olmayan birinin ameliyat yapması ile aynı.  Bu kitaplar neden ilgi çeker oldu? Çünkü insan mutsuzluğuna çare aramak adına kendini ve ilişkilerini keşfe çıktı.

Bu kitaplar, terapiye duyulan ihtiyacın altını mı çizer? Okurlar kendilerinin de terapi alıp almaması gerektiğini tartabilir mi bu kitaplar sayesinde?
Var oluştan bu yana insan kendisini, çevresini, başkalarını ve ilişkilerini çözmeye çalışmaktadır. İnsanın egosu ve yaşadığı travmalar kendisini hep yanıltır. Günümüz insanı mutsuz, her türlü ilişkisinde evlilik, ebeveyn-çocuk, iş, arkadaşlık ve en bence en önemlisi kendisi ile ilişkisinde son derece Başarısız. Bu yüzden terapistlere ihtiyaç gün gittikçe artıyor. Benim kitaplarımı okuyan ve özellikle son kitabım Aynı Yatakta Üçümüz’ü okuyan pek çok kadından e posta ve telefon alıyorum. Kitabımı okuduktan sonra ki diğer kitaplarımda da bunu yaşamaktayım, kendisine bir ışık bulduğunu, kitabımın bir karanlığa aydınlık getirdiğini söyleyen pek çok insan var. Aynı Yatakta Üçümüz için Kadınların aydınlanma kitabı diyorlar. Bu benim için mutluluk son derece mutluluk verici. Bir hayat daha kurtuluyor diyor ve onlar adına mutlu oluyorum. Bu kitabımı okuyup beni arayıp, 20 yıllık ikinci kadın hayatımı neden yaşadığımı fark ettim ve adamı arayıp artık senin kölen değilim diyerek ilişkimi bitirdim diyorlar. Bu bir başarıdır. Aynı Yatakta Üçümüz kitabımın kadınların içindeki güven duygusunu açığa çıkarmasıdır,

Peki, bu mahrem anların paylaşılmasında etik sorunlar yok mu? Kişisel bilgileri gözlediğinizi yazmışsınız. Danışanlarınızdan izin almak -meslek kriterleri açısından soruyorum- etik olarak yeterli mi?
Burada etik olmayan bir şey yok. İsimler ve özel hayat bilgileri değiştiriliyor zaten.

Çok sayıda kitabınız var ve büyük satış rakamlarına ulaştı. Okurlarınızla nasıl bir ilişkiniz var?
Okurlarımdan aldığım mesajların ortak noktası şöyledir; ” Sizi sanki uzun zamandır tanıyorum. Kitaplarınızı okurken, terapi odanızdayım ve siz duygularıma, ruhuma dokunuyorsunuz.” Bu anlatım her şeyi ifade ediyor zaten. Gerek  terapiye gerek imza günlerime gerekse beni sokakta görüp yanıma gelen insanlar bir  duygu paylaşılmışlığını yaşayarak gelirler. Okurlarımla aramda klasik yazar-okur ilişkisi yoktur. Biz hep sizin beni tanıdığınızı hissederim, hep kalbimde, ruhumda, başucumdasınız derler. E-posta mesajlarında da bu böyledir. Onlarca yüzlerce e posta alıyorum. Çok yoğun olmama rağmen hemen hemen hepsine yanıt veririm, mesajlaşırız. Her insan benim dünyamdadır ve ben de onların dünyasındayım :) İlkim Öz okuyan hiç bir okurla biz yabancı değiliz. Yürek yüreğeyiz.

Size gelen kadınların en önemli meseleleri ne oluyor?
Bana seansa ya da danışmanlığa gelen kadınların sorunları; eşlerinden ilgisizlik, ihanet ve eşlerinin kendilerini anlayamamasıdır.

Danışanlarınızla okurlarınız arasında bir paralellik var mı? Kitaplarınızın, terapi almak isteyen okurlarınızı size yönlendirdiği oluyor mu?
Danışanlarımın bir kısmı diğer danışanlarımın referanslarıyla, bir kısmı da kitaplarımı okuyarak gelirler. Zaten medyada yani TV programlarına konuk olmamdan dolayı da beni tanıdıklarından, terapiye geldiklerinde çok enteresandır ki yeni birbirini gören insanlar gibi değiliz. Aa bugün saçınız ne güzel ya da hava bugün ne kadar sıcak, soğuk gibi kırk yıllık dost gibi kapıdan girerler. Seansa ilk defa gelen danışanlarımla tokalaşmayız biz, sarılırız birbirimize. Buradan çok şey anlaşılıyor sanırım! İnsan önemlidir, ruhuyla, beyniyle ve psikolojisi ile. Hele ki kadının ve çocuğun bir toplumdaki yeri ve önemi son derece özeldir. Ben evlilik ve aile terapisti olarak her zaman terapilerim ve kitaplarımla kadınlarımıza, çocuklarımıza dolayısıyla ailelere hizmet veriyorum. “Mutlu Kadınlar Platformu” adını verdiğim naçizane sosyal sorumluluk projemle, ekonomik gücü olmayan kadınlarımıza, çocuklarımıza ve ailelerine ücretsiz terapiler ve danışmanlıklar veriyorum. İnsana hizmet vermek gönül işidir. Yüreğinizi vermezseniz, psikoterapist/psikolog olamazsınız. Ha olursunuz, sadece cüzdanınızı doldurursunuz. Ama gerçekten, yürekten insanlarla olursanız, onların yüreklerinde ve hayatlarında mutluluk adına bir iz olursunuz.

iklim_oz_1 IMG_3298

Aynı Yatakta Üçümüz – Psikoterapi Öyküleri / Yazar: İlkim Öz / Destek Yayınları / Kişisel Gelişim / 1. Baskı Kasım 2013 / 256 Sayfa

İlkim Öz; Ankara’da doğdu. 1986 yılında Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdikten sonra, çeşitli hastanelerin psikiyatri kliniklerinde klinik psikolog olarak görev aldı. Özel rehberlik ve danışma merkezlerinde psikoterapist ve yönetici olarak çalıştı. Ankara’da yerel bir radyoda kendi konusu ile ilgili bir radyo programını altı yıl boyunca hazırlayıp sunan İlkim Öz Tan, TRT radyo ve televizyonları dâhil olmak üzere, pek çok radyo ve TV kanalına uzman konuk olarak halen katılmakta ve ana haber bültenlerinde görüşleri alınmaktadır. Bir derginin düzenlediği panelde gösterilen kısa metrajlı bir filmin senaryosunu yazmıştır. Halen kendisine ait psikolojik danışma merkezinde evlilik ve aile terapisti olarak bireysel psikoterapi, aile danışmanlığı, evlilik terapileri, gençlerle ve çocuklarla psikoterapi çalışmalarını sürdüren İlkim Öz Tan, çeşitli dergilerin yayın ve danışma kurulunda olup, dergi ve gazetelerde çıkan yazılarının yanı sıra, yayımlanmış on altı kitaba da imzasını atmıştır. Çocuklar, aileler ve eşlerle ilgili çalışmalarından dolayı, Türkiye’nin pek çok ili ve ilçesinde konferansları, söyleşileri düzenlenmektedir. Çocuk sahibi olamayan eşlerle, lösemili çocuklar ve aileleriyle uzun yıllar psikoterapi çalışmalarını sürdürmüştür. “Terapide 5 Soluk” adlı kitabı Türkiye de bir Türk terapist tarafından psikoterapi seanslarının öyküleştirildiği ilk kitap olmuştur. Kadınların ve erkeklerin kişilik yapıları, ilişkilerde ve evliliklerde yaşadıkları sorunları “Erkekler Neden Evlenir?” ile “Kadınlar Neden Evlenir?” adlı yapıtlarında irdelerken, insanın kişilik yapısının, geçmiş yaşantılarının, şimdi içinde bulunduğu şartların ve eş seçimlerinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. Yazarın bilimsel hayatı, terapileri, evlilik, kadın ve erkekler üzerindeki araştırmaları ve kitapları Alman gazeteci Hans-Joachim Löwer tarafından kaleme alınmış ve Almanya’da yayımlanan “Atatürk’ün Çocukları”(Ataturks Kinder) adlı kitapta yer almıştır.’Aynı Yatakta Üçümüz’; ‘Kadınlar Neden Evlenir?’, ‘Erkekler Neden Evlenir?’, ‘Anne Baba Olma Sanatı’, ‘Kadınlara Yakışmayan Erkekler’, ‘Üç Kadın, Üç Mektup, Üç Evlilik’, ’Terapide Beş Soluk’, ‘Evlilik Aşkı Öldürür mü?’ gibi çok satan kitapları olan yazarın son kitabıdır…

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.