“Türkiye solunun tarihini anlatmaya kalktığınız vakit, karşınıza çıkan tablo hüzünlüdür.”

 

Türkiye solunun yüzlerine, eylemlerine ve deneyimlerine bakmak, dönemin karakteristik söylemleri ve olayları hakkında net ve kapsamlı bir kaynak bulmak için çok önemli bir başvuru kaynağı İnönü Alpat’ın Türkiye Solu Sözlüğü. Siyah beyaz fotoğrafların hüznü, geçmişin hatıraları ve yazarının ısrarla sorduğu, “bugün neden olmasın” sorusu eşliğinde… Türkiye Solu Sözlüğü’nün dördüncü baskısı nedeniyle, İnönü Alpat’la sayısız çarpıtmanın tarihi diye de okunabilecek Türkiye sosyalist hareketinin tarihi hakkında konuştuk…

Türkiye Solu Sözlüğü, 1998’deki ilk yayımından bu yana dördüncü baskısına ulaştı. Sizce Türkiye Solu Sözlüğü, birincil olarak ne işe yarıyor? Türkiye solunun unutmaması gereken yüzleri ve olayları hakkında bir almanak mı, tarihçiler ya da duyarlı okurlar için bir başvuru kaynağı, bir danışma kitabı mı?
İşin doğrusu, ne işe yarayıp yaramayacağını sorgulamadan bu işe kalkıştık. Ancak okuyucuya ulaşmaya ve ilk tepkileri almaya başladığımız andan itibaren yarar noktası da kendiliğinden belirginleşmeye başladı. Bu, Türkiye soluna hak ettiği değeri vermekle alakalı bir durumdur. Sol, Türkiye’nin vicdanı olmuştur her dönem. 1920’lerde bu böyledir; bugün de böyle. Başlarına gelen bin musibet aslında solcuların değerli olduğunu göstermektedir. Sözlük çalışması bu gerçekliği derli toplu tescillemektedir. Bu noktadan hareketle, kim hangi niyetle eline alırsa sözlüğü, ister tarihçiler ister solla yeni tanışmış gençler, o niyete hizmet edecektir.

Biz okuryazar.tv’de bu kitabı “Başvuru Kitapları” kategorisinde değerlendiriyoruz. Hem sözlük oluşu nedeniyle somut bir durum var hem de bu ironiyi sevdik doğrusu. Bu kitaba kim, ne amaçla “başvuru”da bulunsun istersiniz?
Sözlük şimdiye kadar dört baskı yaptı. Daha fazlasını da yapmasını isterim, bir solcu olarak. Dördüncü baskının önsözünde bu temennimi dile getirmiş ve “İnsanın gönlünden geçmiyor değil; yüzyıl sonra gencecik bir delikanlı kitapçıdan içeri girsin ve eli sol sözlüğe uzansın” demiştim. Türkiye’de sol her zaman, yoksuldan, ezilenden, mağdurdan yana olmuş, bağımsızlık, demokrasi, eşitlik ve adalet arzusu gencecik insanları sarıp sarmalamış, bu uğurda çekilen acılar adeta nişane gibi görülmüştür. Solu sol yapan değerlerin oluşturacağı hassasiyetlerin toplamı, bir ülkenin anayasası olarak kabul edilene kadar sözlüğün elden düşmemesini elbette isterim. Tarih yapıcılarının, tarih yazıcıları olduğunu gördükten sonra sorun kalmamış demektir.

Bu kitap bir anlamda da tarih kitabı… Solun tarihinde, acı olaylar kadar önemli deneyimleri de hatırlatan, öne çıkaran bir keşif turu atıyoruz kitabınızla. Arka kapakta TİP için yazdığınız gibi, bu kitabı yazma dürtünüz, “bugün niye olmasın” mı?
Elbette. Tarih tartışması aslında bugüne ve daha çok da geleceğe dair değil midir? Yoksa ne anlamı olabilir, tarihsel kişilikleri ve tarihsel olayları tartışmanın? Bakın şimdi, vakti zamanında “Açların Yürüyüşü” nasıl gerçekleşmişse, bugün de açların var olmasından hareketle şimdi de gerçekleşebileceğine dair bir beklentidir; olması gerekene işaret etmektedir. Tabii ki ihtiyaçtır: Türkiye devrimci hareketinin yarattığı Fatsa deneyimine bugün ihtiyaç duymuyor muyuz? Kentsel değerleri alınır satılır meta gibi gören, kentte görülen kamu hizmetlerini özelleştiren, çalışma yaşamına taşeron sistemini dahil eden, kentlerden insanı dışlayan, yoksulları kentin dışına iten projeler geliştirmekten başka bir işe yaramayan, kentleri gericiliğin simgesel mekânları haline getirmeye çalışan, zengin dostu belediye başkanlarını görünce, insan, Terzi Fikri’yi özler. Kitap, bu özlemin sözlük formatında verilmesinden ibarettir. Bu, aynı zamanda bir serzeniştir; dediğiniz gibi, “bugün neden olmasın”dır. Neden olmadığını sual etmektir. Sözlükte yer alan olaylar, insanlar, olgular, kurumların vb. toplamı solun değerlerini yansıtmaktadır ki, işin önemli noktası bence budur.

Kitap, yeni baskılarda geliştiriliyor tarafınızdan. Hatta ilk baskının önsözünde, “Dipsiz bir kuyuya düştüğümü çok sonradan anladım” ve “Belli bir yerde kesmek zorunda kaldım” gibi ifadeleriniz var. Neler eksik kaldı sizce, zaman ve imkân bulabilseniz bu çalışmayı hangi noktalarda zenginleştirmeyi istiyorsunuz?
İlk baskının sunuşunda yer alan bir ifade bu. Gerçekten de ilk baskı epey eksiklik içeriyordu, yer yer maddi hatalar vardı. Takdir edilmeli ki, 100 yıllık sol tarihe ait sözlük hazırlanırken hata yapma olasılığı yüksektir. Bir de tek başına böyle meşakkatli bir işe kalkıştığım düşünülürse… Ancak baskı sayısı arttıkça, hata ve eksik sayısı da azaldı. “Tamam şimdi oldu” demek yine de mümkün değil. Bir yönüyle yaşayan bir organizma, devam eden bir süreç. Özellikle son baskıda, bir önceki baskıdan sonra değişenler; aramızdan ayrılanlar, yeni kurulan partiler, kapanan dernekler, dergiler vb. eklendi.

Olaylar ve kişiler dışında, Türkiye solunun söylemine sinmiş kavramlar ve –olumlu veya olumsuz anlamda– klişe ifadeler de sözlükte yer alıyor. Bunu solun tarihiyle ilgili bir hatırlatma olarak mı görüyorsunuz yoksa kitabın aynı zamanda bir “sol söylem”in kılavuzu olmasını istediğiniz için mi böyle yaptınız?
Kılavuzluk işin doğrusu pek de sevimli bir kavram değil. Yeni kuşaklar bilsin ama kendi jargonlarını da kendileri yaratsın. Bize düşen sadece hatırlatmak olsun. Kılavuzluğa itirazı salt söylemle sınırlı tutmuyorum. Hani, “ezber” denilebilecek türden klişelere de itirazım var elbette.

“Gerillaburger” gibi gülümseten kavramlar da var sözlükte… Gerillaların, yaptıkları hamburgere benzer özel bir yemeğe verdikleri isimmiş. Başka ne gibi gülümseten tanımlar, “renkli” hikâyeler anımsıyorsunuz Türkiye solu tarihinden?
“Gerillaburger” 1980 ile 1984 arasında 12 Eylül cuntasına karşı kırsal alanda direnmeye çalışan Devrimci Yol militanlarının kendi aralarındaki bir espri. Tabii ki gülümsetiyor. Ancak “gerillaburger”den yola çıkarak, solcular 12 Eylül’e direnmedi şeklindeki liberal yalanı yüzlerine vurmuş oluyoruz. Bu, daha önemli bence. Devrimci Yol hareketi, 12 Eylül’ü takiben direnişini kırsal alana taşımış, kırda yerleşik düzene geçme sürecinde meydana gelen çatışmalarda onlarca insan hayatını kaybetmiştir. Gencecik insanlar hayatları pahasına cuntaya direnirken, şimdi darbe karşıtı geçinen çevrelerin, askerleri ayakta alkışladığını hatırlatmak gerekiyor.

TİP içinde, kongrelerde güvenlik gücü oluşturmak için dövüş sporlarını bilen bir grup kurulduğunu, adının da “Devrimci Ayılar Birliği” olduğunu yazıyorsunuz. Bu “şaka” ne kadar ciddi idi?
Mutlaka şaka yanı ağır basan yakıştırmalardır. Pek çoğumuzun mahallesinde, okulunda “ayı” lakaplı birileri vardır. Kaldı ki bu örnekte, devrimci gençler kendilerine bu ismi takmıştır. Burada üzerinde durulması gereken nokta, bu iyi kavga eden arkadaşların bir bakıma sol içi gerginliklere müdahil olmasıdır ki, asıl rahatsız edici olan budur.

Hikmet Kıvılcımlı’nın Devrim Zortlaması diye bir kitabı varmış. Bu kitapta “zortlama” ne anlamda kullanılıyor?
Hikmet Kıvılcımlı’nın sivri diline, kıvrak zekâsına hayran kalmamak elde değil. Bildiğim kadarıyla, “milli demokratik devrim” tartışmaları bağlamında kullanıyor bu tanımlamayı. “Zortlama”nın ilkel bir halk türküsü olmasından hareketle, milli demokratik devrimciliği zortlamaya benzetiyor. Kıvılcımlı’nın, kendisine dört sene hapis cezası veren mahkeme heyetine hitaben, “Bu dört sene beni kızıl profesör yapar” dediği de biliniyor. TİP içindeki karşıtlarını ABA’cılar diye tanımlaması, yani Mehmet Ali Aybar’ın A’sı, Behice Boran’ın B’si ve Çetin Altan’ın A’sı, onun ne kadar esprili olduğunu gösteriyor.

inönüalpat1 inönüalpat4

Kitap, solun tarihindeki önemli deneyimlerden de bahsediyor. Fatsa’daki yerel yönetim deneyimi, Yeraltı Maden-İş Sendikası, solun yasal partileşme deneyimi –TİP gibi– bir çok süreç ve oluşum kitabınızın sayfalarında yer alıyor. Bu olayları seçerken kriteriniz bir sosyalist perspektif miydi, yoksa söz konusu olmuş bütün önemli gelişmelere yer verme duyarlılığıyla mı davrandınız?
Evet kesinlikle, solun kitleselleşmesini ve daha da önemlisi inandırıcı olmasını resmeden örnekler bunlar. Yeraltı Maden-İş, ÖTK, Fatsa, 60’lı yılların TİP’i… Bugünün temel meselesi şudur kanımca: Sol inandırıcılığını yitirmiştir. Bu tespit, uzun bir tartışmayı zorunlu kılmaktadır. Bu sohbetin sınırlarını zorlayacak önemde ve derinliktedir. Ancak bazı soruları da sormaktan alıkoyamıyorum kendimi: Sol ideallerinden uzaklaşmış mıdır, solu sol yapan değerlerle arasında mesafe oluşmuş mudur, solun iktidar olduğu kurumlarda canımızı acıtan olaylar yaşanmakta mıdır, solun genelle ilgili demokrasi talebinin iç hayata dönük etkisi var mıdır, çifte standart illetinden kurtulabilmiş midir?

Kitabınız aynı zamanda sosyalist hareketin kahramanlarının antolojisi gibi… Sizin hafızanızda ve çalışmanızda en çok hangi figürler öne çıkıyor, deneyimler dikkatinizi çekiyor?
Ne yapalım ki bu böyle. Türkiyeli solcular, kıyıma uğramış, katledilmiş, darağacına çıkartılmış, işkence görmüş, hapse atılmış; gün görmemiş, hep eza çekmiştir. Ne yazık ki Türkiye solunun tarihini anlatmaya kalktığınız vakit, karşınıza çıkan tablo hüzünlüdür. İnsanı gülümseten örnekler ne kadar azdır. Keşke tersi olsaydı.

Kitabınızın 1998’de yapılan ilk baskısındaki adı Türk Solu Sözlüğü. Sonraki baskılar, Türkiye Solu Sözlüğü diye güncellenmiş. Neden “Türk solu” gibi rahatsızlık doğurabilecek, dışlayıcı bir ifadeyi kullanmıştınız o dönemlerde? Ve neden bu değişikliği yaptınız?
Bu açıkçası benim açımdan zor bir soru; sorulmamasını isterdim açıkçası. Ancak yanıt vermek istiyorum. Türkçe kabullerime dayanarak kitabın ismini “Türk solu” olarak belirlemiştim. Ancak yayımlandıktan sonra bu yönde eleştiriler geldi ve eleştiriler dil tartışmasının ötesine geçti. Türkçe tartışmasından bağımsız olarak, Türkiye, farklı etnik kökenden gelen yurttaşlar topluluğudur. Sol, farklı etnik kimlikle tanımlanmayacak oranda insanla ilgilidir. Kürt hareketini içermese de kitaba, Türkiye Solu Sözlüğü ismini vermek, yakışmıştır.

Türkiye Solu Sözlüğü’nde, Kürt hareketinin sosyalist örgütlenmeleri, kişileri ve olayları –neredeyse– anılmıyor. Bu durumun sebebi nedir? Kürt hareketinin, sol ve sosyalist unsurlar taşısa da, başka bir terminolojiyle mi tanımlanması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Kürt hareketi ayrı bir kulvardadır; ayrı siyasal-kültürel hassasiyetleri vardır; ruhuna yakın değilim. Kürt hareketleri bağlamında bir sözlük çalışması yapmaya kalkacağımı sanmam örneğin. Türkiye Solu Sözlüğü’nde hata, eksik bir ise Kürtlerle ilgili çalışmada eksik bin olur. Aynı şekilde sosyal demokrat gelenek de sözlükte yoktur. Sözlük çalışması sosyalist solla sınırlı tutulmuştur.

Bu konuyu konuşurken de sizin 1920’den Günümüze Kürt Sorunu / Solun “Milli Meselesi” kitabınızı anmak gerekiyor. Bu kitabın tanıtım cümlesinde bile, kitabın amacını, “Kürtlerin varlığını ve ezilmişliklerini tespit, ‘imha’ ve ‘inkâr’ politikalarını teşhir, hak ve özgürlüklerini tartışma, tanıma ve bunun mücadelesini verme tarihi sosyalist solla başlıyor. Her kim kamuoyunu yanlış yönlendirmeye kalkarsa halt eder. Hiç kimse, Kürtlerin varlığını sosyalistlerin ‘keşfettiği’ ve bu uğurda bedel ödediği gerçeğini değiştiremez” şeklinde belirliyorsunuz. Bugün Türkiye Solu Sözlüğü’ne de, yazılmış Türkiye solu kitaplarına da baktığımızda Kürtler niye bu kadar silik görünüyor?
Kürtlerden kastınızın Kürt hareketi olduğunu varsayarak yanıtlıyorum sorunuzu. Kürtler silik değil aslında, hemen hiç yok. Ancak bunun taammüden olduğunu söylemem gerekmez sanırım. Bilerek ve isteyerek Kürt hareketine yer verilmedi çalışmada. Diğer çalışmaları bilemiyorum. Tartışmalı bir konu elbette; ne derler, netameli bir konu. Yine de açıkça belirteyim ki, Kürtleri baz alarak örgütlenen hareketlerin sol / sosyalist geleneğe dahil olduğunu düşünmüyorum; onların da bu iddiaya sahip olduklarını sanmıyorum. En azından 1960’ların TİP’i içindeki ayrışmadan, Kürtlerin kendi derneklerini, partilerini kurmaya başlamasından sonra bu böyle. Dediğiniz gibi, belki bir başka sohbetin konusu olabilir.

Bundan sonraki söyleşimizde, Solun “Milli Meselesi” kitabınızı konuşmak üzere sözleşelim öyleyse, konuya o çalışmanızın ışığında bakalım. Ama yine de o kitaptaki temel tezlerinizi kısaca da olsa söyleyebilir misiniz?
Tezden ziyade denebilir ki, bu çalışma, 1920’den bu yana, sosyalist sol, Kürt sorununa ilişkin neler söylemiş, neler tartışmış, bütün bunları hatırlatmaya yöneliktir. Bir çeşit hafıza tazeleme çabası. Çünkü Türkiye solu özellikle Kürt sorunu konusunda son yıllarda büyük bir adaletsizlikle karşı karşıya kalmıştır. Şu noktayı ısrarla belirtmem gerekir ki Türkiye’de devrimciler Kürtlerin varlığını ve taleplerinin haklılığını en belalı günlerde, sıkıyönetim mahkemelerinde savunmuştur. Ama günümüzde bu tarihi gerçek çarpıtılmak, olmadı yok sayılmak isteniyor. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Şimdi TV ekranlarından Kürtlerin sorunlarına değinmek, Kürtleri savunmak kadar kolay bir iş yoktur. Devrimciler bunu işkence altındayken yapmıştır.

Türkiye Solu Sözlüğü / Yazar: İnönü Alpat / Siyah Beyaz Yayınları / Editör: Zafer köse / Kapak Tasarımı: Faruk Varol / 4.baskı / Ocak 2012 / 432 Sayfa

İnönü Alpat; 1962 Polatlı doğumlu. 1979 yılında Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ne girdi. 12 Eylül sonrası tutuklandığı için öğrenimini tamamlayamadı. Cezaevi sonrası çeşitli dergi ve gazetelerde muhabir olarak çalıştı. “Yaralı Oğluyum Hayatın (şiir)”, “Kendini Anlatırsa Bir Kız (şiir),” “Sosyalistler ve İnsan Hakları”, “Randevuyu Dağa Verdik”, “Şimdi Solun Zamanı”, “ÖDP Polemikleri”, “Hamamböcekleri, Ateştopu ve Askerler”, “Günlüğe Düşen Notlar”, “Solun Milli Meselesi”, “Devrime Hangi Mevsim Kucak Açacak” yazarın diğer kitapları. Halen İnşaat Mühendisleri Odası’nda çalışıyor.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.