İnternet: Etkileşim, Paylaşım ve Özgürlük Ortamı mı; Teşhir, Gösteri, Röntgencilik ve Gözetim Ortamı mı? – Prof. Mukadder Çakır

 

İnternet nedir? Nasıl çalışır? Sahibi var mıdır? İnternetin gelişimi ve yayılması ile birlikte iddia edildiği gibi geleneksel medyanın yapısında yaşanan sorunların çoğu ortadan kalkmış mıdır? Etkileşim, paylaşım ve bilgiye erişimin kolaylaşması, bunlardan bazıları mıdır? Yoksa benzeri ve daha çok sorun devam mı etmektedir? Bu soruları evet olarak yanıtlamak kolaydır ancak derinlemesine bir bakış internetle birlikte birçok sürecin hızlanması ve pratikleşmesinin yanında yepyeni sorunların ortaya çıktığını da ortaya çıkarır. Ve bu sorunların içinde geleneksel medyadan devralınanlar da vardır.

Şu sorunun yanıtlanması ise diğerlerinden daha çok önem taşımaktadır: İnternet teknolojilerinin gelişmiş olması toplumdaki güç ilişkilerini, güç dağılımını dönüştürüp kitleleri daha etken hale getirmiş midir yoksa getirmemiş midir? Bu soruya verilen yanıtlar, kişilerin teknolojiye bakış açılarıyla bağlantılıdır ve cevaplar evet de olabilmektedir, hayır da.

Soruyu evet olarak yanıtlayanlar açısından internetle birlikte kullanıcılar pek çok sürece kolaylıkla dâhil olmakta, paylaşımlarda bulunabilmekte ve yerelde yaşayanlar kısa sürede küreselleşebilmekte, grupların toplanması hızlanıp kolaylaşmış bulunmaktadır. Soruna eleştirel perspektiften bakıp hayır diyenler için ise bu durum bu kadar iç açıcı olmayıp, internet etkileşimi gerçek bir katılım sürecini getirmediği gibi, çok olumlu görünen bu süreçlerin yanında gözetimi sıradanlaştıracak kadar yaymış, ırkçı ya da cinsiyetçi nefret söylemlerine geniş bir zemin hazırlamış ve her türlü kötü amaçlı kullanımı besleyen karanlık bir atmosfer yaratmıştır. Görüldüğü gibi yanıtlar birbirinden çok farklı olabilmektedir; bu nedenle bu soruların hiç birinin tek yönlü bir karşılığının olmadığını söylemek daha anlamlı görünmektedir. İnternet, ekonomik, kültürel, politik, bilimsel ve diğer birçok alanda son derece yaygın ve etkili olup, çok sayıda olumlu ya da olumsuz gücü elinde tutmaktadır. İnternetin çoğu alanda anonim nitelikli olması, çok farklı kesimlere, bölgelere ve coğrafyalara kolaylıkla yayılabilmesi onun işlevsel yanlarını güçlendirdiği kadar potansiyel risklerini de artırmaktadır. İnternete bir haberi yükleyen ya da bir görsel materyali ekleyen kullanıcının (yeni adıyla procumer’ın, yani üretici-müşteri-kullanıcının) bu materyalin kimlere ve nerelere gidip ne gibi amaçlar için kullanılabileceğini tahmin bile edememesi, bu sürecin yüklemelerden itibaren kişilerin denetiminden çıkıp yayılabilmesi anlamına gelmektedir. Bu süreçlerin kişisel ve sosyal sonuçlarını ve bedelini ise önceden tahmin etmek hayli zordur.

image

İnternete olumlayıcı açıdan da, eleştirel açıdan da bakınca çok sayıda özelliği ile karşılaşırız. Bu nedenle onunla ilgili olarak, cennetvari ve cehennemi özellikleri aynı anda, bir arada bünyesinde taşıdığını ve zaman zaman da bir araf’a benzediğini söyleyebiliriz. İnternet, içinde bulunduğu toplumun ve ülkenin iktisadi, siyasal, sosyal ve kültürel özellikleri dışında değerlendirilmemelidir. Bu anlamda internetin, küreselleşmiş bir kapitalizm çerçevesinde, müşteri ve tüketim kültürünü temel alan, eğlenceyi bir yaşam tarzı olarak öneren bir sosyal ortamda, Debordian anlamdaki gösteri karakteri ile ve ikinci olarak da yine küresel kapitalizmde müşteri ve tüketim verilerini en ince ayrıntısına kadar elde etmekle başlayan, güvenlik saplantısıyla artan ve mahremiyeti ayaklar altına alan gözetim karakteri ile değerlendirilmesi, onun temel niteliklerinden ikisi açısından incelenmesi anlamına gelmektedir. Bu kitapta, bu nedenle, internetin bu en temel iki niteliği yani gösteri ve gözetim ile ilgisi ve bağları temel alınmıştır.

Bunun için önce teknoloji sorununa nasıl bakmamızın daha tutarlı olacağı konusu ele alınmıştır. Samir Amin’in açıkladığı gibi (1997, 212-213) ilk makineler, ilk dokuma tezgahları, Sanayi Devrimini başlatan zanaat işçileri tarafından bulunmuştur. 19. yüzyıl boyunca bütün yeni buluşlar ve teknolojik gelişmeler, daha çok yöneticiler, şirket müdürleri, mühendisler ve vasıflı işçiler arasındaki işbirliğiyle gerçekleştirilmiştir. Yani 19. yüzyılda bile henüz teknik buluşlar üretim süreçlerinden ve çalışanlardan kopuk değil ve bilimsel çalışmalara da bağımlı değildir. Böylece bilimsel çalışma da özerk yapılabilmektedir ve bu uzun bir süre böyle devam etmiştir. Teknikler henüz mekaniktir ve öz olarak pratik süreçlerde gelişmiştir; bilim elbette kısmen özgürdür ve aslında üstyapının ideolojisine bağlıdır.

Bu iki küme ilişki biçimi, 20. yüzyılın ekonomik, politik ve sosyal koşullarında alt üst olur. Öncelikle, “teknoloji üretimden kopar”. Bilim, teknolojinin hizmetine alınır. Matematik sistemli bir şekilde bilime hizmet için yapılmaya başlanır. Teknoloji artık, bilimden türetilmeye başlanır. İkinci bilimsel devrim, mekanik mühendislikten elektroniğe ve uygulamalı biyolojiye geçiş olur. Teknolojinin büyüyen karmaşıklığı, onu üretimden kopartır. Bu durum, teknolojinin tarafsız olduğu şeklindeki iddiayı oluşturmuştur. Aslında teknolojinin üretim aşamasında üretilmesinden kopuşu, aşırı işbölümünden, işlerin parçalanmasından ve çalışmanın genel bir alçalmaya uğratılmasından kaynaklanır. “Bu alçaltılmış emek” günümüzde birçok sektörü kaplamış durumdadır. Yani işçi-çalışan, üretim sürecindeki denetimini ve insiyatifini yitirmiştir. Buluşların denetimi, bilim insanlarının denetiminden bile çıkabilmektedir. Bunun nedeni, sermayenin toplum üzerindeki egemenliğidir (Amin, 1997, 213-214).

Teknolojiyi var olan sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlardan kopuk olarak değerlendirmek, yanlış çıkarımları beraberinde getirir. Teknoloji, ilk bakışta tarafsız gibi görünür, bütün toplumun hizmetinde gibidir. Ancak bu tarafsızlık örtüsü biraz aralandığında, ardında mülkiyet, üretim, dağıtım, erişim gibi sorunların olduğu ortaya çıkar.

Marcuse’ye göre (2013, 21-22) teknoloji, teknik ve makineler, birer baskı aracı değildir; onların sayısını, kullanım sürelerini, güçlerini, hayat içindeki konumlarını, onlara duyulan ihtiyacı belirleyen asıl unsur, sahip konumundaki efendilerdir. Bilim ve teknoloji özgürlüğün önemli araçlarıdır ve onları tahakküm aracı haline getiren şey, baskıcı bir toplumdaki kullanım biçimleri ve kısıtlanmalarıdır. Otomobil, televizyon, ev aletleri baskıcı değildir. Ancak kârlı bir değişim sürecine göre üretilirlerse baskıcı olurlar. İnsanlar kendi varoluşları için teknolojileri almak zorundadırlar. Onları toplumsal koşullarda kullanır ve sermayenin büyümesine de ister istemez katkıda bulunurlar. Gönüllü kölelik tekrar tekrar üretilir. Ancak mutsuzluk, hayal kırıklığı ve hastalık da üretilir. Verimliliğe endeksli sistem, bu temeli sıkı bir kontrol altında tutar. Uyum öne geçerken özerkliğin formu bozulur. Toplumsal zorunluluklar arasında seçim yapmak, özgürlük gibi algılanır. Sömürü, teknolojinin altında gizlenir.

Yayıncılık alanına kısa bir bakış, teknolojik devrimlerin yapısının basit olmadığını ama tarihsel ve kültürel anlamda teknolojik belirlenimci de olmadığını ve her yerde aynı olmadığını bize gösterir. Tarihsel ve sosyal değişimler, sadece teknolojik gelişmelerle açıklanamaz. Bu bakış açısı sorunlu ve tek yönlüdür. Çoklu etkileri göz önüne alan perspektiflere ihtiyaç vardır (Cook, 2006, 18). Enformasyon kaynakları ve teknolojilerinin kullanımı bir taraftan yönetim ve sosyal plânlamaya yönelik ikili eğilimler aracılığıyla, diğer taraftan da politik ve kültürel olarak açıklanır. Teknolojiler, bürokratik yapılara ve kurumlara bağımlıdırlar. Bilimsel plânlama ve yönetim, bu noktada fabrikanın ötesine taşarak, gündelik hayatı da belirlemeye başlamıştır (Robins-Webster, 2006, 98).

Gündelik yaşam, teknolojinin hayat bulduğu, aktif olduğu alanlardan biri ve en çok ortada olanı, en çok görülenidir. Bu alanda teknolojik kullanımlar zaman zaman bireyin ya da kurumların gösterisi gibi işler. Teknolojik kullanımlar başarının, verimliliğin, güncelliğin, en son gelinen toplumsal bilgi düzeyine erişimin göstergeleri gibidir. Yoklukları ve eksiklikleri ise çağdışılık, hantallık, verimsizlik, yetersizlik gibi olumsuz izlenimler bırakır. Birey ve kurumlar teknolojiyi takip etmek zorunda kalırlar. Ona sahip olma ve kullanma becerisi mülkiyete ve bilgiye ilişkin sosyal bir statü sembolü gibi işlev görür. Bu şekilde herkesi ve her şeyi kuşatır. Teknolojilerle erişilen enformasyon, toplumun rasyonel ve etkili yönetimi için ya da daha farklı amaçlar için araç ve kaynak olarak kullanılır. Bu anlamda yönetenler ve egemenler için vazgeçilmezdir. Yeni tekel biçimlerini beraberinde getirebilir. Mülkiyet temeline dayandıkça üretimi, gelişimi, satışı ve dolaşımı da tekelci koşullarda kullanılma eğilimini artırır. Günümüzün küreselleşme sürecinde bu şekilde konumlanmıştır. İlk icadından sonra yavaş yavaş toplumsal hayatta kullanılmaya başlanması, tekellerin o teknolojinin üretimini ve satışını riskli görmemeleri ve kâr edilebilir olarak tanımlamaları ile ilgilidir. Bu nedenle bazıları icatlarından epey sonra piyasaya çıkar, topluma açılırlar. Örneğin radyo, televizyon, hesap makinesi, bilgisayarlar, cep telefonları böyle olmuştur.

Teknoloji, günümüzde satın alınabilir ve satılabilir bir metadır. Bu durum, onun maddi desteği olan ve içinde taşıdığı sermaye teçhizatının da alınır ve satılır olması ile uyumludur. Günümüzde teknolojiyi tekeller denetler, onlar alır ve satar, kârını onlar elde eder. Teknolojik transfer bu zeminde yapılır. Teknoloji ile birlikte onun ideolojisi ve kültürü de satılır. Az gelişmiş ülkeler bunun getirdiği kültürel ve ideolojik tehlikelerle karşı karşıyadır (Amin, 1997, 214-215). Bugün bu süreç internet etrafında işlemekte, hemen her alan internete göre değişmiş bulunmaktadır. Bu nedenle internet “devlet ve birey arasındaki iktidar ilişkilerini yeniden tanımlamanın merkezi olmuş durumda”dır (Müllerleile, 2011). Ulusal alanda geçerli olan bu durum uluslararası alanda da en güçlü devletlerin politikalarını ve ilişkilerini etkileyecek düzeydedir. İnternetle yapılan işler öylesine fazlalaşmış ve çeşitlenmiştir ki bugün artık internetsiz bir hayat çoğu insan için yaşanamaz bir hayat anlamına gelmektedir.

Binark’ın belirttiği gibi internete erişerek e-posta ile iletişim kurmak, msn’de sohbet etmek, web’de enformasyon aramak, e-alışveriş yapmak, dijital oyun oynamak, IPod kullanmak vb. gibi sanal edimler gündelik yaşamımızda geleneksel medyaya harcadığımız zamanın yerine geçmekte ve hayatın doğal akışının bir parçası olmaktadır (2007, 5).

Mattelart internetle ilgili farklı bir sorun üzerinde durur. Ona göre ABD, internet yönetimine ilişkin her türlü yeniliği sürekli reddetmiştir. “İnternet, İnternet Tahsisli Sayılar ve İsimler Kurumu (ICANN) tarafından yönetilmektedir. Alışılmadık bir statü ile çalışan bu şirket, genel (.com, .org, .gov, .edu vb.) ya da ulusal her türlü sanal alana erişimi denetler. Son durumda, aslında ABD Ticaret Bakanlığı’nın yetkisi altındadır. ABD yönetiminin internetin dünya çapında denetim uygulamasına olanak tanıyan ve teorik olarak ülkeleri World Wide Web’den dışlama ayrıcalığı sağlayan manivela, öncelikle tekniktir ve adresleme sisteminin en kuvvetli pozisyonu olan ‘kök sunucuları’nda bulunur.” (Mattelart, 2012; 232).

İnterneti diğer teknolojiler gibi farklı perspektiflerden değerlendirmek mümkündür. Bu perspektifler en genel anlamda olumlamacı ve eleştirel perspektifler olarak sınıflandırılabilir. Aslında bir üçüncü perspektif daha vardır, o da kötümser bakış açılarını içerir. Ancak eleştirel bakış açısının içinde bu boyut zaten bulunduğu için iki bakış açısından irdelemek daha anlamlıdır.

(…)

Mukadder Çakır; İstanbul doğumlu (1964) olup İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Radyo Televizyon Sinema bölümünden mezundur. Yüksek Lisansını ve Doktorasını Prof. Dr. Ünsal Oskay danışmanlığında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Ana Bilim Dalında tamamlamıştır. Halen Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi RTS Bölümü İletişim Bilimleri Ana Bilim Dalında öğretim üyesidir (Prof. Dr.). Yayınlanan kitapları: Sanatta Eleştirellik (2002 ve 2013) Sanatlar ve Toplumsal Etkileşim (ed) (2010), Medya ve Modernlik (2013), Medya ve Sanat (2013), Yeni Medyaya Eleştirel Yaklaşımlar (ed.)(2014), Görsel Kültür ve Küresel Kitle Kültürü (2014) ve İnternette Gösteri ve Gözetim’dir. Lisans düzeyinde verdiği dersler: Sanat Sosyolojisi, İletişime Giriş, Kitle İletişim Kuramları, Görsel Kültür, İletişim Sosyolojisi, Medya Çalışmaları, Bilgi Toplumu ve Medya Okuryazarlığı; Yüksek Lisans ve Doktora düzeyinde verdiği dersler: Eleştirel Kuramda Medya ve Sanat, Modernizm ve Postmodernizm, İktidar İdeoloji ve Medya, Sosyal Medya ve Toplum, Karşılaştırmalı İletişim Kuramları, Eleştirel İletişim Kuramları, Medya Popüler Kültür Gösteri ve Bilgi Toplumu ve İletişim. Ulusal ve uluslararası hakemli ve hakemsiz dergilerde yayınlanmış makaleleri, çok sayıda kitaba yazdığı bölüm vardır. İlgilendiği konular iletişim, medya, modernite, modern toplum, sanat ve toplum, küreselleşme süreci, yeni medya, internet ve gözetim sorunlarıdır.

*Mukadder Çakır’ın ‘İnternette Gösteri ve Gözetim’ kitabından paylaştığımız bu okuma parçası için yazara ve Ütopya Yayınlarına teşekkür ederiz. 

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.