Jack Kerouac – Allen Ginsberg: Mektuplar

 

İki gündür eski mektupları dosyalıyorum, eski zarflarından çıkarıyorum, sayfaları birbirine iliştiriyorum, kaldırıyorum… Allen’dan, Burroughs’tan, Cassady’den yüzlerce eski mektup, genç adamların coşkularının seni ağlatmaya yeteceği kadar çok… nasıl da sıkıcılaştık. Ve şöhret her şeyi öldürüyor. Günün birinde “Allen Ginsberg’le Jack Kerouac’ın Mektupları” Amerika’yı ağlatacak.
—Jack Kerouac, Lawrence Ferlinghetti’ye yazdığı bir mektuptan, 25 Mayıs 1961

Editörlerin Önsözü

“Mutlu birleşmesine hiçbir engel koyma sen de sevenlerin; sevgi demem sevgiye bir döneklik yaparsa bir kavga görünce, hayır, sevgi besbelli sağlam bir eğlentidir.”
(Yirmi iki yaşındaki Jack Kerouac on yedi yaşındaki Allen Ginsberg’e ilk mektubunda William Shakespeare’in cümlesini başka sözcüklerle yeniden yazar.)

Geçtiğimiz yıllarda el yazısıyla yazılan ya da daktilo edilen mektupların yavaş yavaş yok oluşuna hayıflanmak yaygın bir durum artık. Suçun büyük kısmı, haklı olarak, telefon ücretlerinin radikal bir oranda azaltılmasına atılır. 1960’ların ortalarında uzun mesafeli telefon konuşmaları pek çok insan için nadir ve lüks bir harcamaydı, sadece acil durumlarda ya da bir doğum veya ölüm haberi paylaşmak için başvurulan bir şeydi ama teknoloji geliştikçe, zaman ayırıp da oturup mektup yazmak yerine, insanlar gitgide ahizeyi kaldırıp arkadaşları ve sevdikleriyle hayatlarını detaylı bir şekilde paylaşmayı maddi olarak karşılayabilir bir hale geldiler. Son dönemlerde ise e-postanın ortaya çıkışı geleneksel mektuplaşmayı daha da azalttı.

Şimdi soru daimi ilgi çeken, hayatlarını ve zanaatlerini kapsamlı bir şekilde e-posta yoluyla yazışan yazarların gelecek akade- misyenler ve okuyucular tarafından kullanılmak üzere erişilebilir kayıtlar tutma zahmetine girip girmeyeceğidir. Fakat bu sorunun cevabı ne olursa olsun, iki önemli yazar arasında işlerine ve hayatlarına Jack Kerouac ve Allen Ginsberg arasındaki mektuplar ve kartpostallar kadar ışık tutan yazışmalara rastlama ihtimalimiz azdır. Olağanüstü yazışmaları sadece hacminden ve bu şekilde canlanıp gelişen edebi arkadaşlıklarının uzunluğundan dolayı bile yeterince dikkate değerdir. Öte yandan yazdıklarının çeşitliliği, kalitesi ve içtenliği gerçekten sıradışıdır. Böylesi zenginlikteki bir mektuplaşma az rastlanan bir şeydir.

Kerouac ve Ginsberg yirminci yüzyılın ikinci yarısının en etkileyici iki yazarıdır. Kerouac’ın Yolda(1)’sı ve Ginsberg’ün Uluma(2)’sı, edebiyat alanı dışında çalışan ve bu eserleri özgürleştirici ve hayat değiştirici olarak tanımlayan pek çok sanatçı dahil sayısız okura ilham veren çığır açıcı eserlerdir. Kerouac’ın romanları Amerikalı yazarların yazım şeklini doğrudan etkilemiş ve sayısız kuşağın dünya görüşünü şekillendirmesine yardımcı olmuştur. Ginsberg’ün şiirleri, halk içindeki etkileyici performansları ve bir aktivist ve öğretmen olarak oynadığı rol onu kültürel bir güce dönüştürmüştür. Yazım ve hayat biçimlerinin mirası sürüyordur hâlâ, öyle ki tarihteki rolleri henüz net bir şekilde hesaplanamaz bile.

fotoğraf 1

Bu seçki eserlerinin yapısına o eserlerin anlaşılmasına hatırı sayılır bir katkıda bulunur. Bu mektupların üçte ikisi daha önce yayımlanmamıştır. Ginsberg-Kerouac arkadaşlığı Beat Kuşağı olarak bilinen edebiyat hareketi ve kültürel yapıda önemli rol oynar ve bu ilişki iki adamın erişkinlik döneminde ve profesyonel yazın hayatında vazgeçilmez bir yer tutar. Çeyrek yüzyıl boyunca yaptıkları eşsiz yazışmalar tutkulu otoportreler, oluşumuna katkı sağladıkları kültürün canlı bir portesini çizer, Beat hareketinin merkezindeki edebi keşiflerin, kilit noktalarını gözler önüne serer, kendi içlerindeki ruhani keşiflerin de eşsiz bir kaydıdır bu yazışmalar ve derin, özel bir arkadaşlığın devingen bir kaydı.

Bu arkadaşlık ve mektuplaşma Ginsberg 1944 yılında Columbia Üniversitesi’nde öğrenciyken başlar. Mektuplar uzun, yoğun iletişimi gözler önüne serer ki bu iletişim, değişkenlik gösteren sıklık ve yoğunlukla Kerouac’ın 1969 yılındaki ölümünden kısa bir süre öncesine kadar devam eder.

İki adamın da öteden beri edebiyat temelli birer hayatı vardır ve mektupları gitgide gelişen fikirlerinin paylaşılıp durmaksızın tartışıldığı önemli bir atölyedir. Düşüncelerinde hemfikir olsunlar veya olmasınlar, birbirlerine sonsuz bir güvenle içlerini açarlar. Mektuplarında Ginsberg ve Kerouac her şeyden önce sanatsal tut- kuya, yeniliğe ve dehaya sahip iki yazar olarak yer alır. Her ikisinin de kariyeri, edebi görüşlerini ortaya koymak adına, sonsuz bir mücadele, sıkı çalışma ve fedakarlık içerir ve her ikisi de, iyi günde ve kötü günde, birbiri için sabit birer dayanak noktası olmuştur. Mektuplaşmaları yazar olarak birleştikleri ve ayrıştıkları noktaları gözler önüne serer. “Eskizci” sözcüğündeki gibi esrarengiz ve olağanüstü bir çok yönlülüktür paylaştıkları, ikisi de “anlık düşünce” temelli bir yazını keşfetmeye adar kendisini. Ginsberg’ün sonsuz desteğinin ve cesaretinin Kerouac’a çok yardımı olur. Ginsberg’ün sosyal becerisi ve insanları birbirleriyle tanıştırma konusundaki önüne geçilemez çabaları Beat Kuşağı’nın gelişiminde önemli yer tutar. Kerouac’ın bir yazar olarak getirdiği yenilikler Ginsberg’ün eserlerinin merkezini oluşturur. Ginsberg’ün de dediği gibi, “Benim şiirlerim Kerouac’ın kendi zihnindeki düşünce ve sesleri takip edip kâğıda aktarışını model alarak yazılmıştır.”

“Arkadaşlık kanatsız sevgidir,” diye yazmıştır Lord Byron. Şüphesiz yanılmıştır çünkü bu kitap bir ömür boyu süren ve kanatlı sevgi olan arkadaşlığın bir kanıtıdır. Bu iki arkadaş, mektupları ileri geri uçarken, yazışmalarında en tepelere yükselmiştir. Bazen öylesi hevesli yazmışlardır ki mektupları daha yolda buluşmuştur. Mektuplar işlerinin önemli bir parçasını oluşturur ve çoğunlukla bahsi geçen işin aracı görevini görür. Cümleler paylaşılmış ve üzerlerine düşünülmüş, kitaplar tavsiye edilmiş, yazarlar ve arkadaşlar çözümlenmiş, şiirler değiş tokuş edilmiş ve düşünceler sınanmıştır, birbirlerine verdikleri cevaplar atacakları bir sonraki adımları belirlemeye yardımcı olmuştur. Delilik vardır burada ve delicesine bir neşe, oyun ve acı çekme ve bilgelik, bunların yanı sıra gündelik hayat stratejileri, para sıkıntısı ve buluşmalar ve katılacakları olaylar için detaylı lojistik planlar. Arkadaşlarının izlerini sürer ve birbirlerine bu arkadaşların mektuplarını iletirler, mühimdir bu, hele de orijinalin genellikle tek kopya olduğu fotokopi öncesi günlerde.

Kimi mektuplar göz kamaştırıcı, şaşırtıcı, yayımlanmış kimi hikâye ve makalelerden daha uzun, tek-boşluklu destanlardır. Uzaktan, uçakla gönderilmiş olanlar, her santimetreyi doldurarak kenarlara sıkıştırılmış kelimeler ve el yazısıyla eklenmiş cümleler, ufak not defterleri sayfaları, eski antetli kâğıtlar vardır. Zarfların üstüne bir şeyler karalanmıştır kimi zaman ve bazen uzun dipnotlar tıkıştırılmıştır araya. Yayımcılık stratejileri mütemadiyen ilgiyle izlenmiştir, yıllar boyu çabalamışlardır binbir zahmetle kendi işlerini –ve arkadaşlarının eserlerini– yayımlatmak için. Üzerine tartışılacak ajanslar, editörler ve yayımcılar vardır, paylaşılacak bir öfke ve hayal kırıklığı, yeni yönelimler, yenilenmiş kararlar, çaresizlik. Geçip giden ve yıllarca süren tartışmalar vardır, karşılıklı bir sevgi ve saygı. “Cher Breton,” yazar Allen. “Jackiboo,” “Mon cherami Jean,” “Müşfik Kral Kafa,” ve “Hayalet.” “Cher Alain,” diye başlar Jack, jeune singe,” “Alleyboo,” “Irwin,” “Eski Dostum.”

Kerouac’ın ilgisi Budist düşünceye yöneldiğinde özenle ve sebatla Ginsberg’ün ilgisini de oraya çekmeye çalışır, yaptığı yoğun okumalar üzerine notlar alır ve onları coşkuyla paylaşır, talimatlar verir ve ısrarcıdır. Sonunda Kerouac Budizmden uzaklaşır ama Ginsberg Tibet Budizmine kucak açar ve yıllarca sürdürür bunu. Anma töreni Manhattan tapınağında yapılır. Her ikisinin de Budizmi keşfinin temelleri bu mektuplarda görülür.

Başarının getirdiği ilgi Kerouac için bir dost olmamıştır. Altmışların karşıt kültüründen uzaklaşır ve son yıllarında tamamen kendi içine çekilir. Ginsberg ise bu dönemi bütünüyle benimser, sanat ve politikayı bir araya getirerek eşsiz bir rol üstlenir. Mektuplaşma altmışlı yıllarda devam eder ama sadece düzensiz aralıklarla. Aralarındaki ilişkiyi ayakta tutan ara sıra edilen telefonlardır artık. Kerouac, 1969’da öldüğü zaman Ginsberg yeteneğinin zirvesindedir ve sonraki otuz yıl boyunca da bu şekilde devam eder.

Jack öldükten birkaç yıl sonra Allen Ginsberg ve şair Anne Waldman, Boulder, Colorado’da, Naropa Enstitüsü’nde Jack Kerouac School of Disembodied Poetics’i kurar. Orada bir yaz ders verirken Ginsberg, o zamanki öğrenci asistanı Jason Shinder’dan kendisi ve Kerouac arasındaki mektupları toplamasına yardımcı olmasını ister. Şükür ki, hem Ginsberg hem de Kerouac gelecek nesilleri önemseyen kişilerdir ve hemen hemen her şeyi derleyip saklamışlardır. O zamana kadar mektuplarının çoğu iki muazzam araştırma kütüphanesinde yer alıyordur bile: Kerouac’ınkiler Columbia Üniversitesi Kütüphanesi’nde, Ginsberg’ünkiler Teksas Üniversitesi Kütüphanesi’nde. Günün birinde bu mektupların kitap olarak yayımlanması Ginsberg’ün hayalidir ancak bir kez malzeme dağı oluşturulduktan sonra her şeyin kopyasını çıkarmanın bunaltıcı olduğu aşikardır. Sonraki otuz yıl boyunca pek bir şey yapılmaz.

Bu kitabı derlerken işe neredeyse üç yüz mektupla başladık. Hepsinin kendi içinde bir değeri var ve hepsini koymak doyurucu bir şey olurdu gerçekten ama pratik olmazdı. En sonunda üçte ikisini –en iyilerini– seçtik. (…) Asıl hikâye mektuplardadır ve bunu keşfetme işini okurlara bırakıyoruz.

Derleyen ve Düzenleyenler: Bill Morgan ve David Stanford

fotoğraf 2

1944

Editörün notu: Ginsberg ve Kerouac birbirlerine ilk mektuplarını tanıştıktan altı-yedi ay sonra yazar. Bu süre zarfında yakın arkadaş olur ve hemen her gün görüşürler, zaman zamansa Manhattan’ın Yukarı Batı Yakası’nda Columbia Üniversitesi yakınlarında buluşurlar. Derken 14 Ağustos 1944’te korkunç bir cinayete karışırlar: Ortak arkadaşları Lucien Carr, kendisine yıllardır delicesine âşık olan yaşlı David Kammerer’ı öldürür. Kerouac, Carr’ın kanıtları ortadan kaldırmasına yardım eder ve Carr bir iki gün sonra polise teslim olduğunda Kerouac tutuklanıp baş tanık olarak tutulur. Kefaleti ödeyemediğinden mahkeme sonrası Bronx County hapishanesine gönderilir.

Allen Ginsberg’den [New York, New York] Jack Kerouac’a [Bronx County Hapishanesi, New York]

Takriben 1944 Ağustos ayı ortaları

Cher(3) Jacques: metroda:

Sabahtan beri la belle dame sans mercip(4) Edie Parker(5) ile gezip duruyoruz; önce Louise(6)’i görmeye gittik, şimdi ise hapishaneye geldik. İznim yok, dolayısıyla seni ziyaret etmeyeceğim.

Dün sana Ölü Canlar’ı götürdüğünü gördüm –o kitabı okuduğunu bilmiyordum (Edie, yeni başladığını söyledi). Biz (Celine Young(7) et moi(8) bu kitabı okul kütüphanesinden Lucien [Carr] için de aldık. Her neyse, sadede gelelim: Güzel! O kitap ailemin İncil’idir (tabii Binbir Gece Masalları ile beraber) –içinde Slav damarlarında fokurdayan tüm pancar çorbalarını ve havyarları, paha biçilmez varlığın ruhani boşluğunu, Rus ruhunu barındırıyor. Evde onun üzerine yazılmış güzel bir eleştiri kitabım var, kitabı bitirdiğin zaman sana yollarım (veya veririm diye umuyorum). Gogol’un içindeki şeytan Sıradan İblis’tir, dolayısıyla eminim takdir edeceksin. Her neyse, başka zaman devam ederim.

Edie’yle beraber D. Klavier’in [David Kammerer] eski odasına baktık; duvardaki tüm o kurşun kalemle yazılmış yazılar cahil boyacının teki tarafından boyanmış gitmiş. Yastığın üstündeki küçük grafit izi de yok artık; bir zamanlar (duvardaki sıvanın döküldüğü yerde) “Lu-Dave” sembolünü yaratmıştı oysa. Geçen yılın karları da sanki aynı beyaz boyayla örtülmüş gibi.

Recherché tempest fortunatement perdu(9) kurtulmak için Jane Austen okuyor ve Dickens’ın Büyük Umutlar’ını bitiriyorum. Bir İngilizce kursu için, ikinci kez, Brontë’nin Uğultulu Tepeler’ine de başladım ve tabii ki aynı anda, çoğunluğu 19. yüzyıl Avrupa’sı devrimiyle ilgili (Edie’nin beni azarlamadığı zamanlarda) dört tarih kitabını da güç bela okumaya çalışıyorum. Kitapları bitirdiğimde ben burada bir tane başlatacağım.

Grumet’ye [ Jacob Grumet, bölge başsavcısı yardımcısı] en derin sevgilerimi ilet. –A pet de eu fease.(10)

Allen

Editörün notu: 25 Ağustos 1944’de, Jack hâlâ polis gözetimindeyken, Jack Kerouac ve Edie Parker evlenir. Edie vakıf fonundan Jack’in kefaletini ödeyecek parayı ödünç alabilecek konumdadır artık. Bu mektup, muhtemelen, yeni evliler Edie’nin annesiyle birlikte Michigan, Grosse Pointe’te yaşamak üzere New York’tan ayrılacağı sırada yazılmıştır.

Jack Kerouac’tan [New York, New York] Allen Ginsberg’e [New York, New York] Takriben Eylül 1944

Sevgili Allen,

Mutlu birleşmesine hiçbir engel koyma sen de sevenlerin; sevgi demem sevgiye bir döneklik yaparsa bir kavga görünce, hayır, sevgi besbelli sağlam bir eğlentidir(11)…

Evlilik yıldönümümüz Paris’in kurtuluş gününe denk düşüyor. Herhalde şimdilerde –Paris’e gelmeyi ilk kendisi isteyen– Lucien bu habere surat asar. Bu, şimdilik beklemek zorunda… ama eminim onun da zamanı gelecektir.(12) Savaş bittikten sonra Edie, Lucien ve Celine ile –bir de Montparnasse civarı bir yerlerde düzgün bir daire tutmaya yetecek kadar parayla– Paris’e gitmek isterim. Belki şimdi sıkı çalışır ve servetimi hızla çoğaltırsam bu ulu arzuyu gerçekleştirebilirim. Sen de yasal işlerini(13) bir süreliğine bir kenara bırakıp bize orada katılabilirsin. Bu yeni vizyon(14) serpilip çiçeklenecek…

Ama tüm bunlar spekülasyon, tefekkür, inkar, zayıflatma… Mektup için teşekkür ederim. Yer yer beni duygulandırdı. Kimliğe, duygusal anlama, klasik uyuma ve ölümsüzlüğe benzer bir şekilde takıldığını görüyorum: Sahneye adım atıyor, yine de locada oturup izliyorsun. Ayırt edilemez kaosun içinde, gitgide yayılan adsız gerçeklikte kimlik arıyorsun. Benim gibi tıpkı, Adler yaklaşımını hak ediyorsun ama biz bunu umursamıyoruz: Adler(15) ben- merkezciliğimizi adlandırabilir ama bunun tek sebebi kendisinin de bir benmerkezci olmasıdır… (Lanet piç.)

Bu mani üstün Almanlardan, Goethe ve Beethoven’dan kaynaklanır. Tüm hayatları boyunca önce bilginin, sonra yaşamın ve gücün peşinde koşarlar ve kendilerini yıldırımla özdeşleştirirler. Bunlar benmerkezcidir. Ah, ama nasıl da değersiz bir tanımdır bu.

Lucien farklı ya da en azından benmerkezciliği farklı: Biz nefret etmiyorken o kendisinden ölümüne nefret ediyor. Kendisinden, “insanın doğal inceliğinden” bu şekilde nefret ederken yeni bir vizyon, insanlık sonrası bir üst-zekâ arıyor. Nietzsche’nin lağvettiğinden çok daha fazlasını arzuluyor. Sıradaki soy değişiminden çok daha fazlasını istiyor, bir ruh sonrası düşlüyor. Ah Tanrı bilir ne istiyor!

Ben bu yeni vizyonu sanat yönünden yeğliyorum; sanıyorum kibirli bir şekilde sanatın nihai çıkış olabileceği fikrine tutunuyor ve kendi kendime tüm insani sanatsal malzemelerden bu yeni vizyonun yükseldiğini söyleyip duruyorum. Finnegans Wake ve Ulysses ve Büyülü Dağ’a baksana. Gerçeği Tanrı bilir sadece! Bir tek o anlatabilir!

Her neyse, hoşça kal… ve bana yaz: Gölge ve halka hakkında daha fazlasını anlat.

Ton ami(16), Jean

IMG_0451

1945

Editörün notu: Michigan’da sadece bir ay geçirdikten sonra Kerouac, New York’a geri döner ve Ginsberg ile William Burroughs’la olan arkadaşlığını tazeler. Yine her gün haberleşirler, dolayısıyla yazmaya pek gerek yoktur artık; sadece nerede ve ne zaman buluşacaklarına dair mektup yollarlar birbirlerine. 1945 yazında Kerouac iş bulma çabasıyla dolaşır ve Ginsberg, Brooklyn, Sheepshead Körfezi’nde Deniz Ticaret Enstitüsü Eğitim Merkezi’ne kayıt yaptırır.

Allen Ginsberg’den [Paterson, New Jersey?] Jack Kerouac’a [Ozone Park, New York] Takriben Temmuz 1945 sonları

Cher Breton,

Üzgünüm, son bir kez görüşmeyi başaramadık. Sevgili Dr. Luria [Deniz Tacirleri arasındaki bir doktor] aradığını bildirdi ve sana aceleyle bir kartpostal gönderdim. Seyahatinden önce sana ulaşabilme umuduyla son bir kez daha yazıyorum. A moi(17) –Yarın sabah, tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra, Deniz Ticaret Enstitüsü’ne kayıt olacağım. Incipit vita nuova!(18) Pazartesi Sheepshead Körfezi’ne gidiyor ve tüm bu arınma zamanlarında öğrendiğim tuhaf gerçekliklerle yeni bir ben yaratmayı umuyorum.

Mektubunu nafile bir yolculuğun ardından başka bir zamanın ihtişamını tekrar ele geçirmek üzere yeniden New York’a döndüğüm zaman aldım ve mektubun, neredeyse geçmişe ait bir parça gibiydi, içimde günlerdir aradığım tüm duyguları uyandırdı.

Fakat Jack, geriye kalan herkes Columbia’ya dönmem gerektiği konusunda ısrarcı. Bill [Burroughs] yüce eğitim membasından hiçbir zaman ayrılmamamı tavsiye ediyor! Okulu bitirmek üzere dönmeliyim yine de, sadece geçmiş zamana ait bir onama olsa bile bu.

Zaman zaman Celine’nin [Young] haberlerini alıyorum; iki hafta önce görüştük. Muhtemelen ben gitmeden önce görüşeceğiz. Hal [Chase] yazı geçirmek üzere [bir hafta önce] Denver’a döndü. Joan [Adams] ya da John’dan [Kingsland] haberim yok. Hâlâ arada bir [Lionel] Trilling(19)’le görüşüyorum, beni evine davet etti (evet, davetiyeyi bu tarz şeylere olan her zamanki hoşnutluğumla aldım, kabul ediyorum). Umarım sen Paris’teyken senden haber alırım; her halükarda, lütfen California’ya gitmeden önce, Amerika’ya döndüğünde yaz bana.

Görüyorum ki artık comme amis(20) olmadığımızın gayet bilincindesin; bunu anlıyor ve bu durumdan etkileniyorum. Biliyordum zaten ve bir şekilde ben de bu değişime saygı gösterdim.

Fakat muhtemelen bir açıklama yapmalıyım; ne de olsa bundan çoğunlukla kendimi sorumlu tutuyorum. Senin de dediğin gibi biz farklı yapılara sahibiz ve şimdi bunu çok daha iyi anlıyorum çünkü o zamanlar bu farktan korkuyor ve belki utanıyordum da. Jean, sen benden çok daha Amerikalısın, doğanın çocuğusun sen ve bu yüzden işte yeryüzünün zarafetiyle bezelisin. Biliyorsun (konu dışına çıkıyorum) onda, bizim vahşi hayvanımız Lucien’de en çok hayran olduğum şeydi bu. Doğanın vârisiydi o, yeryüzünün, gerek ruhsal gerek fiziksel, tüm erdemleriyle donatılmıştı. Ruhu ve bedeni uyum içindeydi ve ayna tutuyorlardı birbirlerine. Benzer bir şekilde sen de kardeşi sayılırsın onun. Senin deyiminle vasıflandıracak olursak, her ne kadar ikisi birbirine karışsa da, sizler romantik hayalcilersiniz. İçgözlemsel, evet ve eklektik, evet. Ben ne bir romantiğim ne de hayalci, güçsüzlüğüm ve belki aynı zamanda da gücüm bu işte; her koşulda aramızdaki fark bu. Daha az romantik ve hayalci bir deyişle, ben Yahudi’yim (içebakış ve eklektizm güçleriyle bezeli belki de). Ama sizin doğal zarafetinize yabancıyım ben, Amerika’da katılımcı olarak tanımlanan o ruhun yabancısıyım. Lucien ve sen daha çok Tadyis’e [Venedik’te Ölüm’deki genç, yakışıklı çocuk] benziyorsunuz; bense kendimi Aschenbach [Tadyis’e gönlünü kaptıran yaşlı proseför] olarak adlandırabilecek kadar romantik ya da kusurlu değilim, gerçi o kadar tecritteyim; yine de Wolfe [Thomas] (ya da senin gibi) evrensel bir sürgün değilim çünkü ne de olsa kendimden de sürgünüm ben. Senin gibi, bıkkınlık ve yoksunlukla, karşılık veriyorum evime, toplumuma. Haykırıyorsun, “Ah, yabancı bir şehirde bulunmak ve hissetmek boğucu acısını tanınmayan bir egonun!” (Hatırlıyor musun? Bir zamanlar bizdik mutlak olan.) Fakat ben kaçıp da kendime sığınmak istemiyorum, kendimden kaçmak istiyorum. Bilincimi ve bağımsız yaşam bilgilerimi yok etmek benim arzum; suçlarımı, gizlerimi, senin (muhtemelen düşüncesiz) tanımınla ikiyüzlülüğümü. Do- ğanın çocuğu değilim ben; çirkinim ve kusurluyum kendi gözümde ve şiirle ya da romantik imgelemlerle yükseltemem kendimi sembolik bir cennete. Belki yanlış anlarsın beni; bu farkı aşağılık duygusu olarak görmüyorum ya da henüz görmüyorum. Sanatsal gücümden –böyle adlandıralım mı? – şüphe ettiğini hissettim. Jean, gerçekten uzun zaman önce bıraktım sanat yaratıcılığına yahut öncülüğüne dair gücümden şüphe etmeyi. Bundan eminim ben. Yine de senin gibi nihai aydınlık, kurtarıcı ihtişam, halaskâr deha olarak göremem onu. Kendimi kandırmadığım zamanlarda, benim için sanat, arzuladıklarımın yetersiz karşılığından başka bir şey değil. Sıkıldım bu çılgın ihtiraslardan, yoruldum hepsinden ve dolayısıyla kendimden, müsamahakar ama hor gören bir tavırla, kendime acıma konusundaki engin gücümden ve kendi kendini ifade edebilen sefaletimden. Neyim ben? Neyin peşindeyim? Ego tatmini, senin deyiminle, amaçlarımın ve nedenlerimin yüzeysel bir tanımı sadece. Aşk nedeniyle yükleniyorsam kendime şayet, bu onu çok arzulamamdan ve neredeyse hiç tatmamış olmamdan kaynaklıdır. Belki bir afyon misali aşk ama aynı zamanda yaratıcı bir şey olduğunu da biliyorum. Daha çok bir ego tatmini misali; bilinçsizce uğraşıp durduğum geri plana çekilmeyi aşan ve nihayetinde ego tatmininin gücünü hükümsüz kılan. Bunu anlayabilir misin, bilmiyorum. “Hüsran dolu ego”nun acısından feragat ediyorum, dingin şiirsel isteriden feragat ediyorum; uzun zamandır tanıyorum onları ve bitap düştüm sürekli peşlerinden koşmaktan. Bıktım bu lanet olası hayattan!

Aslında, bu son birkaç yıl arzularımı doyurmaya en çok yaklaştığım zamanlardı, hediye için gerçekten müteşekkirim. Mesafe takınmak konusunda haklıydın sanırım. Kişisel tatminle fazlasıyla meşgul ve, merhametin karşısındaki tüm o pandomimlerimi ve bilinçli dalaverelerimi düşününce, bu konuda hayli çömezdim. Büyük olasılıkla kendi sabrımı ve gücümü seninkilerden de fazla zorladım. Tam bir beyefendi gibi davrandın fakat bence beni fazla ciddiye aldın, hareketlerime ve ihtilaflarıma fazlasıyla değer biçtin. İçimde ve eylemlerimde yalnızca ironiden ibaret olmayan şeyler de vardı elbet ama amaçsız ve aptalcaydılar aynı zamanda. Zekâmın tüm dolambaçlı yanlarını alaycı ve ciddi bir şekilde gözleri önüne serdiğimde Burroughs’un hoşgörüyle gülümsemesini aklımdan çıkaramıyorum. Yine de Jack, yaptığım her şeyin bilincindeydim ve içten içe dürüsttüm her zaman, hep öyle oldum. Açıklayamadıklarımı anlıyor musun, merak ediyorum. Gerçi şiirde beyaz yalanlar söylüyor ve hüsranları “yaralara” dönüştürüyorum; içimde sezgi çakmalı ve daha iyisini yapabilmeliyim. Her halükarda, şayet beni anlayabiliyorsan hoşgörü istiyorum senden, yok anlamıyorsan, yalvarıyorum bağışla beni. Tekrar görüştüğü- müzde söz veriyorum kârlı bir şekilde geçmiş olacak bu yedi ay, buluşacağız yeniden bir komedinin, bir trajedinin içindeki iki kardeş gibi; türü sen belirle, kesin olan tek şey kardeş gibi olacağımız.

Yolun sonunda ne var, bilmiyorum; veda bizim mirasımız; zaman bir süreliğine ölüyor ve o yeniden doğuncaya dek ölmeliyiz biz de. Helak olan, kaybeden herkese elveda; elveda sana yabancı, elveda sana yolcu, elveda sana sürgün. Veda ediyorum mahkemenin tüm tövbekarlarına ve tüm yargıçlarına; elveda size endişeli ve gürleyen gençlik, elveda size gazabın nazik çocukları ve oğulları, gözlerinde hüznün veya hastalığın çiçekleri olanlar, narin bir elveda hepinize.

Allen

IMG_0452

Jack Kerouac’tan [Ozone Park, New York] Allen Ginsberg’e [Deniz Ticaret Enstitüsü Eğitim Merkezi, Sheepshead Körfezi, Brooklyn, New York] 10 Ağustos 1945

Merhaba Allen,

Kamp(21) pek yolunda gitmedi, ne iş ne de ödenen para beklediğim gibiydi, dolayısıyla eve döndüm. İlk mektup aldığım kişi sensin.

Ara ara kola makinesinin başında tezgahtarlık yapıyor, L.A. yolculuğunu karşılayabilecek kadar kazanıyorum. Ayrıca bir yığın dergiye aşk hikâyeleri yazıyorum, umarım kimilerini satabilirim.

(Kamptayken benden haftada 30 dolara tuvalet temizlememi istediler. Puf.)

Sheepshead’i sevip sevmediğini yaz bana. Comme toujours(22)

Jean

Allen Ginsberg’den [Sheepshead Körfezi, New York] Jack Kerouac’a [Ozone Park, New York?] 12 Ağustos 1945

Cher Jean,
“L’Automne deja(23).”… Il ya une annee jadis, si je me souviens bin, que le monde a venu a’sou fin.24 Pazar bugün, bu akşam ya da ayın 14’ünde biz vahşi ve endişeli çocuklar suçlarımızı tekrarlayacak ve kendimizi yargılayacağız.(25) Yıl, bir şekilde, çabucak geçip gitti, neredeyse kendi kendini gölgeledi. Proustvari bir tavırla les remords sont crystalisees(26) içten bir özlemle cehennemi düşünüyorum. Bu- gün, uyumaya çalışırken aheste aheste şarkı söyleyen bir siyahinin sesini duydum: “Sevdiğini incitirsin her zaman,” ve hürmet gösterisinde bulunarak ben de söylemeye başladım. Değiştirmelisin hayatını!

Bireysel bahtın sabit bir uğraşla vis-à-vis(27) ani değişimi artık şaşırtmıyor beni, gerçi hâlâ “bir parça matrak” buluyorum bunu, o ayrı. Kamptan ayrılmanı eleştiremem, ancak kendini böylesi [kerizlenmelere?] sokmanın sorumlusu benim yanlış adlandırdığım “Duygusal Ukalalık” sende burjuva idealizmi dışında bir şeylerin eksik oluşu hissi. Neye imza attığının farkında bile değil misin? Sende, Yiddishe Kopfe( 28)’den bir nebze Burroughs usülü cin fikirli Yahudi öngörüsünden farklı olarak büyükannemin Goyeshe Kopfe –Musevi olmayan kafa– dediği şey var. Ondan haber almadım bu arada.

A moi-l’historie d’un de mas folies(29) On iki gündür burada kamptayım. Buradaki oğlanların hepsi birer azman ya da sapkın ergen bağırıp çağırıyorlar nevrozlu misali. Ben, gayet iyi tanıtılmış suçlarım ve hüsranlarımla, moi, değişimi benimseyip denizciliğe, yabancısı olduğu, soğukkanlı ve tarafsız bir cömertlikle hizmet ediyorum. Buradaki ikinci günümüzde bize, sokaklardaki iblislere sırt ağrılarının, bacaklarındaki ağrıların, baş ağrılarının, bayılma numaralarının ve hüzünlerinin işlevsel sorunlarının hepsinin sadece ruhsal olduğunu açıklayan, Freud’un uyduruk bir versiyonunun kısa filmini izlettiler. Sol tarafımdaki saf, profesyonel bir sert adam eğilip, ürkmüş bir ses tonuyla, “Tanrım, belki de dedikleri gibi bir psikiyatriste görünmeliyim,” diye fısıldadı. Daha “ilk işte” bunalıma giren, sinirleri laçka olmuş bu kadar çok insanla karşılaşmak beni şaşırttı. Buranın idaresinde o kadar çok saçmalık var ki. Deniz astsubaylarının hepsi gür sesli, koca kıçlı çavuşlar, o kadar. Düzen ve disiplinden bahsedip duruyorlar ama idare ve düzenleme bölümleri şimdiye kadar gördüğüm en düzensiz, en çelişkili, başıbozuk ve dağınık topluluktan oluşuyor, üstelik ortamda izah yoksunluğu ve kaygı büyüyüp gelişiyor. İlk yaptığım şey Burroughs’un özlü sözünü takip etmek ve düzeni anlamak oldu; gözlem yaptım, kuralları yalayıp yuttum ve yerimi belledim. Dolayısıyla her şey pürüzsüz bir şekilde akıp gittiğinde Yiddishe Kopfe’mde ne bir şaşkınlık ne de gerginlik vardı. “Kaytarma” tekniklerini biliyorum (görevden, cezalardan ve teferruattan kaçma). Buradaki rutin rutin; amaç çevre, kaygı “ayrıntılı çalışma” ki bu beni bir şekilde şaşırttı. Herhangi bir ordunun ne amaçla eğitimden geçtiğine daha önce kafa yormamıştım. Herhangi bir dış amaç olmaksızın kendini burada öylece muhafaza ediyor sadece. Neyse işte, böylece çamaşır yıkıyor, daimi bir tertiplilikle hareket ediyor, eşyalarımı temiz bir dolaba derli toplu bir şekilde istifliyor, yatağımı yapıyor, çaktırmadan kendi kendime kıkırdayıp duruyorum. Bir de cilalama müfrezesi var. Yerleri cilalamak (ayaklarla bezleri itekleyerek yerleri cilalamak) acemileri meşgul tutmanın standart bir yöntemi. Temizlik bile azalan bir randımana ulaşabildiğinden, daha fazla temizlenebilecek bir şey kalmadığında, bize tüm temizliği baştan yaptırıyorlar. Bu bizi meşgul tutuyor, bize disiplinli olmayı ve işe katılmayı öğretiyor. Burada kendi isteğimle ve tamamen tecrübe amaçlı bulunduğumdan kendimi paralamıyor, kimsenin dişlerini dökmeye yahut askerden kaçmaya can atmıyorum. Tüm bunlara Thomas Wolfevari tepki vermek, romantik veya ateşli bir direniş göstermek beni pek de ilgilendirmiyor. Hareketlerin bilinçli yapılıp yapılmadıklarını ve meşru olup olmadıklarını sorguluyorum. Her neyse, hiçbir şeyi kişisel olarak algılamadığımdan iyi vakit geçiriyorum ve bu değişim, ah, canlandırıcı doğrusu. Burada denize girdiğim ve hafta sonları tembellik ettiğim bir plaj var. En çok müziği özlüyorum. Burada radyo var ama işlerin nasıl döndüğünü biliyorsun. Burroughs’un eleştirilerini kullanmaya ve onları eleştirmeye başladım. Özellikle de kişisel olarak tanımadığı her bireyi kategorilere ayırma eğiliminden dolayı; belki de bu yüzden bir araya gelen bireyleri değerlendirme güçlüğü çekiyordur. Ve bunların hepsi birer birey bu ya da şu türün, karakterler türlerinin anımsatıcıları (regresif peri, anne kuzusu mızmız, sokak çocuğu, sadist, vb.) ve diğerleri daha bir antropolojik. Fakat her ne kadar her biri anımsatıcı bir içeriğe sahipse de, aslında hepsi, benim belli bir sempati duyduğum kendi hallerinde birer insan. Şans eseri “sıradan çocuk” maskesini koruyamadım ve bu yüzden zaman zaman egomu şişirmekten kendimi alamıyorum. Neyse ki, dili de konuşabildim; bir de kaynak deneyimim vardı, durumdan faydalandım ve bu beni bir makinist, normal bir insan yaptı. Ve bundan dolayı belki de sadece “beyin” olmaktan korkuyorum (Hart Crane(30) okurken yakalandım ve postacı mektubunu Fransızca olduğunu söyleyerek getirdi. Fransızca olduğunu sandığım son satırı gördü.) Fakat iyi insanlarla olan ilişkimi etkilemedi ve hepsi tarafından içlerinden biri olarak kabul gördüm (“Tanrı’ya şükürler olsun”). Mangadaki en yaşlılardan biri olduğumdan bana şefkat ve tavsiye arayışıyla geliyorlar (ki bunu onlara veriyorum). Bana kadınlarından da bahsedip duruyorlar. Bu seks konuşmaları gerçekten kışkırtıcı. Ben de onlara bir zamanlar beraber yaşadığım şu yavşak Joan Adams’tan, akşamları bana bacaklarını nasıl açtığından bahsediyorum. Kullandığım dil konusunda genellikle kendimi dizginliyorum; “sıradan” olmak istediğimde bir Güneyli aksanı takınıp Denver’dan Saint Louis’den bahsediyor ve siyahilere küfürü basıyorum. Yani her şey iyi gidiyor ve nihayetinde kurban edilmiyorum, üstelik bunu dert bile edinmiyorum.

Bir iki çocuk hoşuma gidiyor (arkadaş olarak yani, bilirsin, daha ötesi değil). Biri, Gaffney adında kızıl saçlı, tüm olup bitenlere biraz korku duyan, çöp gibi bir bakir. Bir diğeri kendisine “çelik adam” diyor ve annesine üzerine nakışla (uyaklı) duygular işlenmiş, iğrenç bir yeşil–mor ipek yastık kılıflarından gönderiyor.

Bir iki şiir dışında başka bir şey yazmadım. Bu beni bir nebze rahatsız ediyor. Joan’dan mektup aldım; eylülün ilk haftasında N.Y.’de olacak. John [Kingsland] ona yazıyor; Joan’ın ailesini kandırmak için zarfta Celine adını kullanıyor. Aile Joan’ın Celine’le sıkı fıkı olduğuna kanaat getirip belki de onu Albany’ye davet etmeleri gerektiğini düşünüyor. Celine, Lake Champlain’de olduğunu ve Lancaster’in golf kulübünde garson olarak çalıştığını yazdı.

Başka da pek bir şey yazasım yok şimdilik, yorgunum.

Allen

(…)

1  Jack Kerouac, Yolda, Ayrıntı Yayınları, 2009, çeviren: Can Katarcı. –çn
2  Allen Ginsberg, Uluma ve Öteki Şiirler, Altıkırkbeş Yayınları, 2013, çeviren:
3  Fransızca: Sevgili. –çn
4  Fransızca: Acımasız güzel kadın. Aynı zamanda İngiliz romantik şairi John Keats’in şiirinin adıdır. –çn
5  Edie Parker o zamanlar Kerouac’ın kız arkadaşıdır.
6  Ginsberg sık sık hakkında yazdığı kişilerin gerçek adlarını gizlemek adına lakaplar kullanır. Louise muhtemelen ya Edie ve Jack’in dairelerini paylaştığı Joan Vollmer Adams ya da hapisteki Lucien Carr’dır. Adams daha sonra William Burroughs’un resmi nikahsız eşi olur.
7  Celine Young o zamanlar Lucien Carr’ın kız arkadaşıydı.
8  Fransızca: ve ben.
9  Proust’un ‘Kayıp Zamanın İzinde’sine gönderme vardır: Ne mutlu ki kayıp olan zamanın izine marazi şekilde düşmekten kurtulmak için. -çn
10  Fransızca: O yaşlı osuruğa. -çn
11  Burada Shakespeare’ın 116. Sone’sine gönderme vardır: Let me not to the marriage of true minds Admit impediments. Love is not love which alters when it alteration finds, or bends with the remover to remover: O no! It is an ever-fixed mark. Sone’nin orijinali bu şekildedir. Türkçe çevirisi Talat Sait Halman tarafından şu şekilde yapılmıştır: “Mutlu birleşmesine hiçbir engel yok bence gerçekten sevenlerin. Sevgi demem sevgiye bir döneklik yaparsa bir değişme görünce, başka yola saparsa sevgili saptı diye: hayır, sevgi besbelli sağlam bir nirengidir.” (Shakespeare, Tüm Soneler, Cem Ya- yınları, 1989, Çev: Talat Sait Halman) –çn
12  Lucien Carr sonraki iki yılı hapiste geçirir.
13  Allen Ginsberg iş hukuku okumak üzere üniversiteye gitmiştir.
14  “Yeni vizyon” Kerouac ve Ginsberg’ün Morningside Heights’taki küçük arkadaş grubunun sanatları aracılığıyla ifade etmeyi umdukları kendi felsefelerini tanımlamak için kullandıkları bir terimdir. Düşüncelerinin pek çoğunu, büyüyen sosyal konformistliğin karşısına “deneysel” sanatları koyan, Baudelaire’in “şiir sanatı simya gibidir” fikrinden, Sembolistler’in ruhsal isyanından ve Apollinaire’nin l’esprit nouveau -Yeni Düşünce’sinden almışlardır.
15 Alfred Adler 20. yüzyılın ilk yıllarında Freud’un yöntemlerinden ayrılan Viyanalı bir psikiyatristir.
16 Fransızca: Arkadaşın. –çn
17  Fransızca: Bana gelince. –çn
18  Ve işte böyle başlıyor yeni hayat! –çn
19  Yazar ve eleştirmen olan Lionel Trilling, Ginsberg’ün Columbia’daki pro- fesörlerinden biridir.
20  Fransızca: Arkadaş gibi. –çn
21  O yaz Kerouac bir yaz kampında çalışıyordu, daha sonra ev yakınlarında kola makinesi tezgahtarı olarak iş buldu.
22  Fransızca: Her zamanki gibi. -çn
23  Fransızca: Sonbahar geldi bile. -çn
24  Fransızca: Şimdiden bir yıl oldu, eğer yanlış hatırlamıyorsam, dünyanın sonu geleli. -çn
25 Bir sene önce, 1944 yılının 13-14 Ağustos gecesinde meydana gelen CarrKammerer cinayetine atıf.
26  Fransızca: Pişmanlıklar aydınlandığında. –çn
27  Fransızca: Karşısında, ilişkili olarak. –çn
28  Yahudi Başı. –çn
29  Fransızca: Benim için deliliğimin hikâyelerinden. –çn
30 Hart Crane: (1899-1932) Amerikalı şair. –çn

Jack Kerouac – Allen Ginsberg: Mektuplar / Derleyen ve Düzenleyenler: Bill Morgan ve David Stanford / İthaki Yayınları / Kalem – Yaşam Dizisi / Çeviren: Seda Ersavcı / 1. Basım Nisan 2014

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.