Karanfilsiz

 

“Hakan Şenocak, Karanfilsiz’de de tüm anlatılarında olduğu gibi, gerçeği efsunlamaya gerek duymadan fantastik olanı ustaca oluştururken gerçeği kullanıyor, ardından sizin karşınıza düşün sahiciliğiyle dikiliyor. Böylesi güçlü bir teknikle örülmüş öykülerinden birisinin ilk cümlesiyle harika bir anlatı ormanında kayboluyorsunuz ve kendinizi son cümlede yakalıyorsunuz. Hızla. İşte, edebiyatımızda Şenocak’ı benzersiz yapan bu eğilimler ve tercih ettiği teknik. Kitabı kapatıyorsunuz, ama içeride anlatılanlardan uzaklaşamıyorsunuz. Ne yaparsanız yapın, zihninizde hikâye devam ediyor!” Karanfilsiz’den Ci Ci başlıklı öyküyü yayımlıyoruz.

Ci Ci

Babası Ci Ci’ye ilkokula gitmeyi isteyip istemediğini sormadı. Çünkü buna gerek yoktu. Onlar yoksulluğa yazgılı bir aileydiler ve başka seçenek kalmadığı için sessizliği seçmek zorunda kalmışlardı. Sessizlik, çoğu zaman pek duygulu manzaralar yaratabiliyorken, Ci Ci ve ailesi için yamuk yumuk bir gecekondu, ardı arkası kesilmeyen iniltili hırıltılı hastalıklar, gözü yaşlı işsizlikler ve kof çıkmış umutlar demekti. Gerek yoktu, babası Ci Ci’ye ilkokula gitmeyi isteyip istemediğini sormadı.

***

Bir bahar günüydü. Usulcacık akşama akıyordu zaman. İş dönüşünde karısını ve oğlunu evde bulmak isterdi adam. Hiç sekmezdi, evdeydiler.

Yorgun argın girdi içeri. Anne tören için hazırdı, “Hoş geldin,” dedi. Annesinin yanında hazırdı Ci Ci, “Hoş geldin babacım!” dedi gülünç ve acemi. ‘Babacım’ demeliydi, öğrenmişti. Baba ise yanıtlamazdı. Her şey sabah bıraktığı gibi mi diye baktı göz ucuyla. Bir ayağını öne uzattı. Eğildi anne, bağı çözdü, ayakkabıyı çıkardı ve terliği geçirdi kocasının ayağına. Aynısını diğer ayak için yineledi.

Ağır vücuduyla doldu eve Baba. Yavaş yavaş yürüdü, divanın üzerine bıraktı kendini ve günün yorgunluğunu derin bir iç çekmeyle vurdu dışa. Ağırlaştı odadaki hava. Usulcacık çöktü Anne’nin omuzları.

Yemeklerini yediler ve sofrayı topladı Anne. Baba divana oturup sigara içmeye koyuldu. Anne ayakta bekliyordu. Az sonra Baba ona ‘Otur’ diyecekti. Ci Ci, Boncuk’la birlikte halının üzerinde alt alta, üst üsteydi. Dalgın izliyordu Baba. Derin derin nefesledi sigarasını ve “Otur,” dedi karısına.

Her şey alışılageldiği gibi gidiyordu. Kedisiyle girdiği oyunu sürdürüyordu Ci Ci. Ama birden huzursuzluk duydu, kaldırdı kafasını, baktı. Ona bakıyordu Baba ve Anne. İki çift göz altında kalınca utandı Ci Ci ve ne yapacağını bilemediği için ayağa kalktı. Soran gözlerle baktı anne ve babasına. Sonra, babasının gözlerinden korktu ve hiçbir zaman peşinden ayrılmayan uysal Boncuk’unun yanına çöktü yeniden. Denemişti, böyle yapınca korkusunu geçiştirebiliyordu. Hırsla çekti kuyruğunu kedinin. Acıyla çığlık attı Boncuk ve sevinçle güldü Ci Ci. Ama çok geçmeden, yeniden, sırtında babasının bakışlarını hissetmeye dayanamadı ve bıraktı Boncuk’un kuyruğunu. Ayağa kalktı, babasına baktı ve yine çöküp çekti Boncuk’un kuyruğunu.

Bu evde hiçbir şey tartışılmazdı. Çünkü, Ci Ci’nin babası çok zeki bir babaydı ve kararlar ondan çıkardı. Bu yüzden de evde sürekli bir huzur ve güven ortamı hüküm sürerdi. Gerçi bazen bu huzur ve güven ortamında da kimi pürüzler çıkmıyor değildi ama, gelip geçici şeylerdi; örneğin birkaç gün önce Anne, ilkokula gidip gitmeme konusunda Ci Ci’nin de fikrinin sorulması gerektiğini söyleyerek sorun yaratmaya kalkmıştı ama, aslolan zekâ, yani Baba olduğu için, sevgili küçük kuzusu, biricik oğlu için düşündüğü geleceği baltalamaya kalkacak kişiyi, kim olursa olsun, hemen oracıkta baltalayıverirdi. Ama karısına bir şey yapmadı, çünkü buna gerek yoktu.

Baba tespihini çıkarıp şıkır şıkır çekmeye başladı. Küçük bir işaret yaptı karısına. Kadın içeri koştu. Ayaklarına sıcak su istiyordu kocası. Her işaretini tek tek tanırdı. Aslında işaretlerin tümü ‘Yapman gerekeni yap, zamanı geldi’ anlamındaydı. Her gün yineleniyordu her şey ve her şeyin zamanla belirlenmiş bir sırası vardı. Su çoktan ocağın üzerindeydi zaten. İndirdi kadın, leğene boşaltıp getirdi. Oturduğu yerden bir ayağını öne uzattı adam. Önce terliği, sonra çorabı çıkardı kadın. Diğer ayak için de yineledi aynı şeyi. Adam sıcak suyun içine soktu ayaklarını. Su her günkünden daha sıcaktı ve adamın ayaklarını yaktı. Tespihiyle karısının kafasına vurdu.

“Sıcak su sıcak,” diye homurdandı.

Kadın hemen içeri koştu ve soğuk su getirip döktü. Soran gözlerle baktı kocasına. Başıyla evetledi adam. Suyu beğenmişti. Tespihini çekmeye koyuldu yine. Kadın uzun uzun yıkadı kocasının pis ayaklarını. Adam sıcağın etkisiyle gevşemişti. Az sonra karısı, “Sıcak su getireyim mi daha?” diye sorduğunda sıyrıldı dalgınlığından.

“Yeter yeter,” dedi kısaca.

Kadın yanında getirdiği havluyla iyice kuruladı adamın ayaklarını, temiz çoraplar giydirdi, terlikleri getirdi ve leğeni alıp götürdü. Geldiğinde yorgunlukla çöktü iskemlelerden birine.

***

“İyice düşünüp taşındım,” dedi adam sakin bir sesle.

Kadın ve Ci Ci ona baktılar. Konuşurken karısına ya da oğluna bakmazdı adam. Bu onun üstünlüğüydü. Karısı ve oğlu ise can yakıcı bir kesinlikle, o konuşurken ona bakmalıydılar.

“Oğlan çırak olacak!” dedi kısaca.

***

Ne eti onundu henüz ne de kemiği. Baba’nın hükmü kocaman, kanlı bir balta gibi büyüktü evde. Sabahtan akşama kadar çalışıyordu ve bu eve o bakıyordu çünkü. Baba’nın Ci Ci üzerindeki genel eğilimi ise şu şekilde özetlenebilirdi:

“Senin etin de benim kemiğin de! Çünkü ben senin babanım!”

Cıvıl cıvıl bir bahar sabahı Ci Ci kendiliğinden uyandı. Sevinç içindeydi. Yeni çiçeklenmiş büyük ağaçlara tırmanma isteğiyle hoplaya zıplaya çıktı yatağından. Telaşla giyindi ve annesinin sabah kahvaltısına çağıran sesine koştu. Koştu peşinden Boncuk da.

Kızarmış ekmek kokuyordu mutfak. Anne bir iskemleye oturmuş bekliyordu.

“Günaydın oğlum,” dedi Anne.

Yeni dağılan bir ilkokulun sevinciyle güldü Ci Ci.

“Günaydın annecim,” dedi kucağına atlayarak.

Sustular.

Sonra Anne, “Bugün işe mi başlıyorsun oğlum?” diye sordu.

Ci Ci kıkırdadı. “Evet…”

“Peki, çırak ne demek biliyor musun?”

Baba gibi güldü Ci Ci.

“Ben çırak olacağım. Kuzu asacağım çengele…”

Zorla yutkundu kadın, bir şey söylemedi.

Ci Ci ise oynamak istiyordu.

“Baba işe gitmedi mi bugün?”

“Gitmedi.”

“Atmazlar mı işinden?”

“Atmazlar.”

“Neden atmazlar? Usta kızmaz mı?”

“Babanın ustası yok ki…”

“Babamın ustası yok mu?”

“Yok.”

“Neden yok? Herkesin var?..”

“Babanın yok.”

Cıvıl cıvıl ve kurnazca güldü Ci Ci.

“Çünkü benim babam kendisinin ustası!” diye bağırdı.

Gülerek yanıtladı Anne: “Evet oğlum…”

“Benim babamın işi ne?”

“Ne?”

“Eskileeer alırııım!..” diye taklit etti Ci Ci.

Şaşarak baktı Anne: “Aferin sana! Ne güzel taklit ettin!”

“Eskileeer alırııım!..”

Sustular.

***

Geniş geniş esneyerek kalktı adam. Boğazını temizledi. Açık pencereye kadar yürüyüp dışarı tükürdü.

“Baban uyandı,” dedi Anne.

Ci Ci o pek tanıdığı ayak seslerini duymayı bekledi.

“Evet, uyanmış!” diye çığlık attı.

“Oğlum,” dedi kadın ve bir daha konuşmadı.

Baba geldi ve kahvaltısını etti. Eğildi Anne, Ci Ci’nin önünde ve önce çoraplarını, sonra ayakkabılarını giydirdi. Gururla baktı Ci Ci yukarıdan Anne’ye.

“Hadi bakalım, gidiyoruz,” dedi Ci Ci’ye Baba.

Sımsıkı sarıldı Boncuk’a Ci Ci ve kuyruğunu çekti. Güldü. Anne eğildi, Ci Ci’yi öptü, uzun uzun kokladı, yeniden öptü.

Çıktılar. Pencereden baktı kadın. Usulca gözlerini kapadı.

Yolda yürürlerken Ci Ci, Baba’nın her adımına iki adım atmayı deneyerek eğlendi. Sonra yol bitti. Baba onu bir kasap dükkânına soktu. Orda Usta vardı. Baba ve Usta birbirlerinin ellerini sıktılar. Hoş geliş ve hoş buluşlardan söz edildi. Sonra Usta, Ci Ci’ye baktı.

“Bizim yeni çırak ha!” dedi.

Baba başıyla yukarı aşağı yukarı aşağı onaylayıp güldü. Usta da güldü. Ci Ci de güldü. Baba ve Usta yeniden güldüler. Baba, Usta’nın elini yukarı aşağı yukarı aşağı sallayarak, “Eti senin,” dedi. Usta anladı, “Tamam, kemiği senin,” diye söz verdi. Ci Ci yeniden güldü.

“Bu senin ustan,” dedi Baba, Ci Ci’ye, “ne derse yapacaksın, ona göre…”

Ci Ci, Usta’ya baktı. “Evet babacım,” dedi, “ne derse yapacağım, söz!”

“Aferin!” dedi Baba keyifle ve ince, çocuk boynunu okşadı Ci Ci’nin.

Az sonra Baba çıkıp gittiğinde, Usta, Ci Ci’nin küçük elini avucunun içine alıp onu buzluğa götürdü. Orada küçük, beyaz kuzular için hazırlanan sivri çengelleri gösterdi.

“Bunlara hayvanlar asılır,” dedi.

“Küçük, beyaz bir kuzu,” diye düzeltti Ci Ci.

Usta güldü.

“Haklısın, küçük, beyaz bir kuzu.”

Sonra Ci Ci’yi tuttu, tek eliyle havaya kaldırdı ve ince, çocuk boynundan, küçük ve beyaz bir kuzu için hazırlanan çengele astı. 

*Bu okuma parçasının yayını için Dedalus Kitap’a teşekkür ederiz.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.