Kentin Tozu

 

“”Kent Hakkı”, “Yaşam Alanı” gibi kavramlar artan bir hızla hayatlarımızda karşılık buluyor çünkü mahalleler, ormanlar, kıyılar, kamusal mekânlar, bağlar bahçeler, tarihî binalar talan tehdidi altında. Bu tehdit sadece insanları etkilemiyor kurdu kuşu, börtü böcüyü, inşaatlar yüzünden göç yollarını değiştirmek zorunda kalan leylekleri, kısacası tüm doğayı, yaşamımızı tehlikeye sokuyor. Bu tehdit insanların hayatlarıyla oynuyor, mekânların hafızasını yok ediyor. Açık Radyo’daki Kentin Tozu programıyla Cihan Uzunçarşılı Baysal bu tehdit ve tehlikelere karşı koyanlarla birlikte kentlerin, köylerin, mahallelerin ve tüm doğanın direniş günlüğünü tutuyor. Programlardaki sohbetlerin yazıya dökülmüş hali olan bu kitapsa tahrip etmeye çalışanlara inat bir bellek oluşturmayı amaçlıyor. Söz radyoda uçarak, yazıysa bu kitapta kalarak insanlara ulaşıyor.” Kentin Tozu – Kent Hakkı Üzerine Konuşmalar’dan Kentsel Dönüşüm Ne Demek? başlıklı bölümü yayımlıyoruz.

Kentsel Dönüşüm Ne Demek?
Tozkoparan’da Dönüşüm

 

Kentin Tozu’na hoş geldiniz. Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi kapsamında gerçekleştirilecek kentsel dönüşümün startı haftaya 5 Ekim’de veriliyor. Uzmanlar altı buçuk milyon riskli konutun yıkılacağından bahsediyor. Yirmi beş milyon civarı bir nüfus ilk aşamada etkilenecek. Afet Yasası’yla elleri iyice güçlenen TOKİ ve Şehircilik Bakanlığı’nın kentsel dönüşüm yenileme startı verdikleri alanlara artık daha rahat müdahaleleri söz konusu. Peki, bu alanların seçilme nedenleri gerçekten afet mi? Ya da yasaya göre tanımlanan tek afet olarak deprem mi?

Bugün böyle bir dönüşüm alanının sakinleri ile beraberiz. Güngören ilçesi, Tozkoparan Mahallesi’ne gidiyoruz.

Tozkoparan, 60’ların gecekondu önleme bölgesi uygulamalarına önemli bir örnek. Sosyal devlet uygulamalarının var olduğu yıllarda gecekondu önleme bölgesi uygulamaları ve işçi kooperatifleri İstanbul’da sınırlı da olsa dar gelirli kesimler için konut seçeneği sunabilmiştir. Tozkoparan 60’ların sonuna doğru yerleşime açılmış ve dar gelirli kesimler borçlandırılarak mahalleye yerleştirilmişlerdir. Mahalle 60 hektarlık bir alan içinde bahçeli nizama göre yapılmış beş katlı bloklardan oluşuyor. Bloklar en az on, en çok altmış daireli. Büyüklükleri 45-65 m2 arasında değişiyor. Sosyal meskenler adıyla yapılan konutlar dar gelirli ailelere uygun taksitlerle satılmış. 60’lı yılların sonlarında evler sahiplerine teslim edilmiş, ancak altyapı eksikleriyle. Çevre düzenlemesi yapılamamış. Yerleşenler de eksiklikleri gidermiş, bahçeleri, boş alanları ağaçlandırmış ve mahalleyi yeşillikler içinde bir yerleşim haline getirmişler.

Zamanla birbirlerinin dertlerini paylaşan, herkesin herkesi tanıdığı, yardımlaştığı bir mahalle kültürü de oluşmuş. Eski Londra Asfaltı ve E-5’e yakınlığı, Zeytinburnu-Aksaray metro hattının yanı başında yer alışından dolayı bugün kentin önemli ve merkezî bir bölgesi haline gelen; dahası geniş kamusal alanları, yeşil alanları da yatırımcıların iştahını kabartan mahalle, tahmin edeceğiniz üzere “kentsel dönüşüm alanı” ilanından kaçamamış. 2008 senesinde kentsel dönüşüm alanı ilan edilmiş. Buradaki dönüşüm binaların yıpranması ve depreme dayanıksızlık üzerinden meşrulaştırılırken; mahallede yaşayanların TOKİ’nin yaptığı yüksek yoğunluklu toplu konutlara taşınması, mahallenin geniş yeşil alanlarının da yapılaşmaya açılması ve rant elde edilmesi hedeflenmektedir. Yapılacak yeni konutların değerleriyle bugün oturdukları evlerin değerleri arasında fark olacağı öngörülmekte. Mahalle sakinlerinden yeni konutlarda oturabilmeleri için bu farkı ödemeleri istenecek. Oysa mahallede genellikle dar gelirli insanlar yaşıyor ve çoğunun bu farkı ödemesi imkânsız. Tüm dönüşüm, yenileme ve şimdi de afet alanlarında gördüğümüz, göreceğimiz adaletsizlik burada da mevcut. Tozkoparanlılardan var olan evlerine ya yeniden ödeme yaparak tekrar sahip olmaları istenmekte ya da evlerini haraç mezat ellerinden çıkartıp başka yerlere, muhtemelen TOKİ’lere sürülmek istenmekteler.

image

İşte emlak sitelerinden bir başlık:

“İstanbul Avrupa yakası, Güngören Tozkoparan’da satılık daire”

“Tozkoparan’da yatırım amaçlı kaçırılmaz fırsatlı daire”

“Kentsel dönüşüme dahil olan site içerisinde ekim ayında başlayacak olan dönüşüm projesi içerisinde siz de yer alarak E-5, otogar, hastane, üniversite, metro, metrobüs, toplu ulaşım ve alışveriş merkezlerine çok yakın olan, İstanbul’un göbeğinde kârlı bir yatırım yapın. Ekim ayında verdiğiniz fiyata kâr katın.”

Ekim ayında afet dönüşümün startı veriliyor, söylemiştik. Emlak sitesi de herhalde buna güveniyor. Bu duyuru aynı zamanda Kaçmaz Emlak sitesinden. Anlaşılan Kaçmaz, hakikaten rantı kaçırmamakta, ama depremin nasıl bir bahane olduğunu da bize göstermesi açısından müteşekkiriz.

Peki, nedir bu gidişat? Aslında dünyanın her yerinde –o çok övündüğümüz Avrupa da dahil her yerinde– yeni bir küresel-kentsel paradigma ile karşı karşıyayız. Kentler gelişmelerini alt gelir grupları, emekçiler, dezavantajlı kesimler ve yoksullar üzerinden sağlıyor. Sayılan nüfusların barındığı mahalleler merkezî konuma gelip rantı artınca “yenileme”, “dönüşüm” adları altında sermaye yatırımlarına açılarak nüfuslar zorla tahliyeyle yerlerinden edilmekte.

İstanbul’da bu bölgeleri birkaç ana başlık altında toplayabiliriz: Bir zamanlar kentin çeperindeyken genişleyen kentin merkezi ya da merkeze yakın bölgesi haline gelen ve kentsel rantı artan gecekondu bölgeleri, tapu tahsisli alanlar bunların ilki. İşte Ayazma, Küçükbakkalköy örnekleri ya da artık afet dönüşümü altına giren Okmeydanı. İkinci olarak, merkezi bölgelerdeki tarihi dokuya sahip, yıpranmış konut alanları. “Çöküntü bölgeleri” söylemi üzerinden kentsel yenileme adı altında özellikle lüks konut, lüks ofis ve/veya turizm amaçlı projelere açılmaktalar. Tarlabaşı, Sulukule, Topludede, Süleymaniye örnekleri ve hâlâ tehdit altındaki Fener, Balat, Ayvansaray. Üçüncü kesim, sanayinin çekildiği, dışarı çıktığı alanlar: Kartal, Maltepe. Ve Tozkoparan’ı ilgilendiren gecekondu önleme bölgesi veya sosyal konut olarak geliştirilmiş düşük yoğunluklu bölgeler de bir diğeri. Bu bölgeler dönüşüm projeleri içinde öncelikli olarak yer alıyor. Deprem riski, yasadışı yerleşim, düşük nitelikli konut ve çevre, çöküntü alanı, bozulan tarihsel konut dokusu ve/veya doğal alanlar için tehdit gibi gerekçelerle aslında rantsal dönüşüm meşrulaşırken, gerçek amaç da kolaylıkla gizleniyor. Ancak asıl amaç elbette kentsel rant. Konu aslında saatlerce anlatılabilir ama sözü daha fazla uzatmayalım.

Hemen konuklarıma dönüyorum. Tozkoparan Derneği’nin aylık yayın organı TOZDER’in imtiyaz sahibi Öznur Özden ile yazı işleri müdürü Ömer Kiriş bizlerle. Hoş geldiniz.

Öznur Özden: Hoş bulduk.

Ömer Kiriş: Teşekkürler.

Baysal: Evet, dernek yakın bir tarihte genel kurul topladı ve yeni bir yönetim başa geldi. Sizler aynı zamanda önceki dernek yönetiminde etkin görev almış isimlersiniz. Örgütlenmede, Tozkoparan’ın hak mücadelesinde ve bu mücadelenin duyurulmasında, ayrıca genel kent mücadelesinde diğer mahallelerle dayanışmada, Üçüncü Köprü’ye Karşı Yaşam Platformu etkinliklerinde keza Taksim Platformu’nda ve elbette ki Kent Hareketleri içinde Tozkoparan’ı temsil ettiniz. İkinizin de emekleri çok. Dergi zaten başlı başına bir etkinlik. Ona da geleceğiz ama ben en önce, mahallenin geçmişiyle ilgili biraz bilgi rica edeyim. Kısaca anlatır mısınız bugünkü nüfus yapısı, istihdam olanakları, ulaşım gibi özelliklerini, bugünkü konumunu –biraz önce bahsettim ne kadar önemli merkezî bir mevkiye geldiğini–, bir de çok önemli tabii ki mahalle, komşuluk ilişkilerinizi… Ömer senin özellikle Ekümenopolis’te muhteşem bir mahalle tanımın vardı, böyle hem çok romantik hem güzel, bizim mahalle yaşantımızı dile getiren bir tanım hakikaten, biraz ondan bahseder misin?

Ö. Kiriş: Ben öncelikle eski bir Tozkoparan Derneği yöneticisi, halen de yazı işleri müdürü olarak böyle bir fırsatı bana vermiş olduğunuz için çok teşekkür ederim, Açık Radyo’ya ve şahsınıza. İstanbul’da siz, kentsel dönüşümde artık belli bir noktadasınız. Tozkoparan, 1960’ların ortalarından sonlarına doğru yapılmış. En son, ben binamın özelliğinden dolayı söylüyorum, 1970-71 yılında binalar eski Tozkoparan olarak yapıldı ve insanlar yerleşmeye başladı. Tamamen yeni inşaattan çıkmış bir alan ama o zamanlar kişi başına 10 m2 düşen yemyeşil alanlar vardı. İnanın abartmıyorum, astım hastaları dahi geliyordu Tozkoparan’a temiz hava için…

Ö. Özden: Gelen zaten görür.

Ö. Kiriş: Hakikaten öyle. Tozkoparan zaman içerisinde yaşlandı tabii. Yeni gelenler evlerin küçüklüğünden dolayı yavaş yavaş göç vermeye başladı. Ama buna karşılık Tozkoparan göç de almaya başladı. Bu 1980’den sonra İstanbul Belediyesi’nin hukuksuz olarak yapmış olduğu ki Danıştay 6. Dairesi kararında bunu açıkça ifade ediyor, özel kooperatiflere yer satıldığından dolayı nüfus yoğunluğu arttı. Yani şu anda altı bin dört yüz hane ki bunların beş bin üç yüz-beş bin dört yüz hanesi kentsel dönüşüme hedeflenmiş ve yapılması düşünülüyor. Yirmi beş bin nüfus var.

Baysal: Peki, gelir düzeyi, istihdam nasıl?

Ö. Kiriş: Genelde 1970’lere baktığımızda memur kesimi ve işçi kesimi ağırlıklı bir yaşam biçimi ve insan profili var. Bundan sonra 1980’lerde biraz daha memur ağırlıklı oluyor, belediye memurları yoğunluk kazanıyor. Haliç operasyonunda yönlendirilen insanlar var. Onların trajedisi de farklı tabii. Yimi yıl önce kentsel dönüşüm yaşamışlar, yirmi yıl sonra tekrar yaşayacaklar. Gittikleri yerde zaman zaman aşağı çekilecekler. Yani o kadar çok çarpıklıklar var ki!

Baysal: Yani daha çok alt-orta gelir grubuna yönelik. Öyle diyebiliriz.

Ö.Özden-Ö. Kiriş: Evet.

Baysal: İstihdam emekli mi ağırlıklı?

Ö. Özden: Kesinlikle.

Baysal: Hani şundan soruyorum, burada lüks proje yapıldığı zaman ödeyebilecek mi bu kesim?

Ö. Özden: 60’lı 70’li yıllarda gelenler orta gelir hatta ortanın altında. Biraz yüksek gibi olanlar da çocukları büyüyüp, işe girip, belli yerlere gelip ailelerine katkı sağladığı için öyledir. Yoksa gerçekten orta düzeydir.

Ö. Kiriş: 87’lerden sonra gelen, kooperatifleşmeden sonra gelenlerin ekonomik durumlarının eski Tozkoparanlılardan daha iyi olduğu söylenebilir. Çünkü Tozkoparanlıların orada bir özel kooperatife girme veya belli bir peşinatla alma şanslarının ekonomik anlamda olduğunu düşünmüyorum. O da bir yükseltme yapmıştır.

Baysal: Peki, bu kadar önceliği olan bir mahalle olduğu için tarihi olan ve ortak kültürü olan bir yapı olduğu için… işte Ekümenopolis’te anlattığın gibi onu bir dillendirebilsen keşke.

Ö. Kiriş: Yani Tozkoparan, onu yaşamak gerekir aslında. Ekümenopolis’te İmre arkadaşım bir şey sormuştu: “Siz nerede yaşamak istersiniz?” Ben de dedim ki, altın kafes bülbül hesabı, ilkokul son sınıftan 52 yaşına kadar alıştığım ortamı ben dışlayamam. Yani beni beş katlı binadan alıp gökdelene koyma hakkını kim verdi size? Böyle bir şey olamaz ve oradaki tüm mahalle kültürü bu zaten. Yani insanlar orada o kadar etle tırnak olmuşlar ki, inanın abartmıyorum, komşusunun başı ağrısa adam işten gelip evde yemeğini yemeden hastaneye “geçmiş olsun”a gider.

Baysal: Aslında bizim genel olarak da mahallelerimiz bu şekilde bence; bunu defalarca sorma nedenim bu. Çünkü bu mahalle dokusu yok oluyor. İşte bu TOKİ bloklarında darmadağınık atomik yaşamlara dönüşüyor.

Ö. Kiriş: Benim bir müşterim Başakşehir’e mi ne, bir yere taşındı. 12 yaşındaki kızına şunu söylüyor, “Sakın ha asansöre tek başına binme!” Çıkmış yirmi katlı binaya, güvencesiz, ne kadar surlarla kaplarsanız kaplayın o güveni duyamazsınız.

Ö. Özden: Apartmandaki yaşam çok farklı. Bir örnek, benim anahtarım komşuda, komşunun anahtarı diğer komşuda… Yani rahatlıkla güvenebiliyorsunuz. Ömer Bey’in dediği gibi, bir rahatsızlık olsa ailemden, uzakta olan yakınımdan önce komşum benimle muhatap oluyor.

Baysal: Peki Öznur, kentsel dönüşümde belediye size şeffaf davrandı mı?

Ö. Özden: Aaaa! Hayır.

Baysal: Şimdi böyle bir gidişat var, yerel yönetimlerin etik duruşlarında müthiş bir sapma görüyoruz biz son senelerde. Bu her ne pahasına olursa olsun rant elde etme adına –yöneticilikten değil artık kenti pazarlama girişimciliğinden– etik duruşları kaybolduğundan hile, aldatmaca yapılıyor. Tutulmayan sözler, vaatler veriliyor. Ayazmalılarının, Sulukulelilerin başına gelen, vs… Sizin Güngören Belediyesi nasıl bir deneyim?

Ö. Özden: En azından kendim örneğim var, nasıl öğrendim? Akşam işten geldim, yönetici bana on sayfalık bir anket formu uzattı. Belediye vermiş dağıtın diye. Anketi okudum, hatta saklıyorum doldurmadığım için, diyor ki:

“Değerli hemşerimiz, belediye meclisimiz 09.05.2008 tarih ve 20 sayılı karar ile Tozkoparan Mahallesi’nde bulunan eski ve yıpranmış yapılarla depreme güvensiz yapıları Belediye Kanunu’nun 69. ve 70. maddelerine dayanarak, şehircilik planlama esaslarına ve kentin gelişimine uygun yenileme kararı almıştır. Bu karar doğrultusunda…” diye devam ediyor.

Baysal: Halkı katmadan kendi başına.

Ö. Özden: En sonunda sinirlendiğim bir nokta vardı, yine “Değerli hemşerilerimiz, yeni verilecek konutlardan (aradaki yazıyı geçtim)… elde edeceğiniz haklarınızın kaybolmaması ve yüksek standartlı ve kaliteli konutlara yerleşebilmeniz için aşağıda belirtilen belgelerin asılları gösterilmek suretiyle fotokopilerinin (ki burada tapu da var)… proje grubu görevlilerine verilmesi önem arz etmektedir.”

Ben bunu aldığım zaman çıldırdım zaten. Yani, benim haberim yok, tapulu yerim, bana böyle bir şey nasıl dayatılır, nasıl verilir! Tabii bu anketi okuduğunuz zaman abuk sabuk sorular var ki, özelinize girmiş. Ben avukata gittim hemen, ben bunu cevaplamak zorunda mıyım? Benim tamamen özelime inmiş. Örneğin, memleketinde evin, arsan var mı, kaç metrekare? … Avukat, bu anketi cevaplamak zorunda olmadığımı bildirdi. Ama bu belgeyi saklıyorum. Böyle öğrendik biz.

Baysal: Peki bu anketi verenler oldu mu Ömer? Yani nasıl yaptınız, ne oldu?

Ö. Kiriş: Şunu söylemek istiyorum, bir kere burada dikkat edilmesi gereken anketin baş tarafında üç tane logo var: Uğur İnşaat, TOKİ ve Büyükşehir. Bu durumu avukatlara da sorduk, bu bir suçtur. Burada o kadar enteresan şeyler var ki, bu anket için yalan da söylediler. Bakın bu anketi yapamadılar. Asuman Hanım (Asuman Türkün) ve ekibi Tozkoparan’a geldi ve “Burada anket yapabilir miyiz?” diye derneğimizden yardım istedi. Anketin sonuçlarından sonra Güngören belediye başkanının bizzat kendi ifadesidir, şahidimiz de var: “Siz bize burada anket yaptırtmadınız ama biz bunu üniversitelere yaptırdık,” dedi. “Aman, biz ne yaptık! Acaba tezgâha mı geldik,” dedim. Ben hemen yazışmaya gittim ve Asuman Hanım’dan imzalı belgeyi aldım, hâlâ dosyamda durur. Anket, Tozkoparan Derneği ve bu üniversitelerin öncülüğünde yapılmıştır diyor ve özellikle belirtmişler Güngören Belediyesi’nin bir alakası yoktur, diye. Yani bu yalan dahi bir başkanın istifa etmesi için –tabii uygar ve demokratik bir ülkede böyle olur– yeterli. Ama bunun gibi yüzlerce istifa nedeni varken bir tanesinin yapamaması…

Baysal: Mesela Fatih Belediyesi basın açıklaması yapıyor, “Sulukule’de kamulaştırma olmadı.” Artık bu süreçte maalesef rant uğruna ahlakın da tamamen yok edildiğini görüyoruz. Peki, nasıl örgütlendi Tozkoparan? Ben şunu hatırlıyorum, Bezirganbahçe deneyimini, Ayazma-Bezirgan yeniden iskânını bildiğiniz için çok akılcı bir şekilde hemen yerinde fotoğraflandı; “başınıza bunlar gelecek” dendi, videolar, deneyimler paylaşıldı… Önceki musibetten bir ders çıkarma… Siz nasıl yaptınız bunu?

Ö. Kiriş: Arkadaşlar dernek çalışmalarına 2006’da başlarken biz bunun ayak izlerini görebiliyorduk. Yavaş yavaş örgütlenilmesi gerektiğini biliyorduk. Hatta bazı avukat arkadaşlar Dayanışmacı Atölye’den, sağ olsunlar, gelip bizi bazı noktalarda uyandırmışlardı. Ama ne zaman ki birtakım arkadaşlar bu olayı hızlandırma ihtiyacını duydular, o zaman bizi de tetikleyen Ayazma’da yaşanan süreç oldu. Arkadaşlar hemen Bezirganbahçe’ye gittiler, bu olayın verilerini kullanarak örgütlenmeyi çok kolay sağladılar. Tozkoparan komşuluk ilişkilerinden dolayı, politik yapısı gereği de zeminini çok kolay bulabildi.

Baysal: Dernek o süreçte mi doğdu?

Ö. Kiriş: Tabii, o süreçlerde. 2009 yılında belgemizi aldık ve bununla mücadeleye başladık. Tabii şimdi İstanbul’da dernekleşme adına önde gelen derneklerden biridir diye düşünüyorum.

Baysal: Evet, başka derneklerin kuruluşuna mesela Kanarya’nın kuruluşuna siz öncülük ettiniz. Bayağı bir işleri var Tozkoparan’ın.

Ö. Kiriş-Ö. Özden: Evet.

Baysal: Tabii, dergiyi de başlı başına bir mücadele olarak görüyorum ben. Hem orada yaşayanların anıları ama aynı zamanda bir sayfa çeviriyorsunuz kentsel dönüşüm gerçeği ya da ulusal-üstü hukukta konut hakkı veya önemli hocaların yazıları. Hem yereli yakalayan ama aynı zamanda bu mücadelenin de kuvvetlendirici araçlarını ortaya koyan bir dergi.

Ö. Özden: Sayfa sayısı fazla değil ama özüne inen, özü yakalayan bir dergi.

Baysal: Tek sanırım bu dergi, değil mi?

Ö. Kiriş: İstanbul’da mahalleler arasında tek diye biliyorum.

Ö. Özden: Belki vardır ama duymadım.

Baysal: Gülsuyu-Gülensu çıkarıyor sanırım ama nedir, devam ediyor mu, bilemiyorum. Ama bu şekilde düzenli bence de tek… Emeklerinize, ellerinize sağlık. Hakikaten çok önemli. Siz aynı zamanda başka bir mücadeleyi de Kent Hareketleri’yle birlikte götürüyorsunuz. Ömer aynı zamanda Yaşam Platformu’ndaydın da.

Ö. Kiriş: Evet evet.

Baysal: Çok kısa bunu da anlatırsan, vaktimiz doluyor.

Ö. Kiriş: Ben Yaşam Platformu’nda belli noktalarda görev aldım. Verimli olduğunu düşünüyorum oradaki çalışmaların. İşte Kent Hareketleri’nde belli noktalarda… Bir kere bu mücadeleye katılan, elini taşın altına koyan insanların gerçek bir sorumluluk bilinciyle hareket ettiklerini düşünüyorum ki bunların duayenlerinden bir tanesi yine sizsiniz. Bu anlamda Kent Hareketleri ve Üçüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu gerçekten… ben ona Yaşam Platformu demek istedim.

(…)

*Bu okuma parçasının yayını için Encore Yayınları’na teşekkür ederiz.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.