‘Tecrübe acımasız bir öğretmendir, önce sınavı yapar, sonra dersi öğretir.’

 

Davranış bilimleri uzmanı Kunter Kurt, Duygu ve Davranışlarımızın Patronu Olmak isimli kitabında hazırlıksız yakalandığımız sınavların bizi hastalıklara iten en önemli unsur olduğunu anlatıyor. Yazar, sağlıklı kalabilmek için hangi düşünce modellerini uygulamamız gerektiğini anlatan bilgilerle birlikte, stres ve öfkemizin kontrolünü sağlamak, duygu ve davranışlarımızın patronu olabilmek için, günlük yaşamda uygulayabileceğimiz pratik metotlar öneriyor.

Kitabınızdaki bir araştırmanın sonucu doğrusunu söylemek gerekirse biraz korkutuyor insanı. “Son yıllarda yapılan araştırmalar, insanların sağlıklarını, kendilerini en sağlıklı hissettikleri sırada kaybettiklerini ortaya koyuyor” diyorsunuz. Neden sağlığı korumak değil de sağlığı geliştirmek anlayışını benimsemeliyiz?
Sağlığı geliştirmek için yaşam biçimini kaliteli hale getirmemiz gerekmektedir. Sağlığı korumak ile geliştirmek arasındaki fark budur. Bir şeyi geliştirmek için çaba sarf ederiz ve bizi daha iyiye taşıyacak yöntemler ararız. Sağlıkta ise korumak bir müddet sonra yetersiz kalmakta ve o dönemin koşullarına göre yaptığımız tüm şeyler bizi sağlıkta tutmamaktadır. Bu nedenden dolayı sağlığı geliştirmek anlayışı benimsenmelidir.

Ünlü Japon düşünürü Masumi Toyotome’nin sevgi tanımlarından başlamışsınız… Sevgiyi üçe ayırıyor Toyotome. “Eğer”, “çünkü”, “rağmen” türü sevgiler. Bunu biraz anlatabilir misiniz? “Eğer” nasıl bir sevgi türüdür?
Eğer türü sevgi koşula bağlı bir sevgidir. Karşılık bekleyen bir sevgidir. Sevenin, istediği bir şeyin sağlaması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür. Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Burada amaç sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır. Evliliklerin ve ortaklıkların pek çoğu “eğer” türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılırlar. Taraflar beklentilere girer, beklenti gerçekleşmediğinde düş kırıklığı başlar ve sevgi nefrete dönüşebilir.

“Çünkü” türü sevgilere bakacak olursak; “Çünkü” türü sevgiler ne der?..
Çünkü türü sevgide kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Seni seviyorum “çünkü” ünlüsün, “çünkü” ünlüsün, “çünkü” güçlüsün, “çünkü” derslerine çalışıyorsun… Koşullu sevmek insana yükler getirir ve bu sevgi rekabet yaratır. Koşullu sevgide güven yoktur, güven olmadığı yerde sevgiden bahsedilemez.

Ve “rağmen” sevgi. Yani hepimizin gözünün üzerinde olduğu, imrenerek baktığımız sevgi türü. “Ne olursan ol, seviyorum seni” diyen bir sevgi…
Gerçek sevgi “rağmen” türü sevgidir. Bu sevgi türünde koşul yoktur. Bu sevgide, insan bir şey olduğu için değil, bir şey olmamasına rağmen sevilir. Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur.

Başarının sırrı nedir? Sizin bize sorduğunuzu biz size soralım: Başarının sırrı talih midir, kaderin çizgisi mi, rastlantılar mı? İşin denk gelmesi mi yoksa kişinin arkasının sağlam olması mı? Başaracağına inanmak mı?
Başarı, bir iş için gerekli enerjinin amaca en uygun biçimde, en ekonomik, en etkin olarak kullanılma becerisidir. Bu enerji, insan gücü de olabilir, para da olabilir. Burada önemli olan, başarı için gerekli enerji kullanımının doğru organize edilmesidir. Her başarının arkasında doğru bir plan yatar. Bu planı gerçekleştirecek doğru programlar, planı tamamlar. Eğer plan ve programın hedefleme ve zamanlama süreçleri iyi hesaplanmışsa, enerji organizasyonu iyi yapılmışsa başarı size gelir. Doğru zamanda, doğru yere yapılan tüm hamleler başarıyı getirir.

kunterkunt1 kunterkunt2

İnsan başarısının en önemli beş etkeninden bahsediyorsunuz kitabınızda, bu etkenler neler?
Başarının beş anahtarı vardır:

1. İsteklenme: İnsanın başarılı olmasının ilk koşulu, “Ben bunu yapmak istiyorum” diyebilmesidir.

2. Donanım: Disiplinli çalışma önkoşuldur ve donanımı oluşturur.

3. Yapabilme gücü: Yapılması gerekeni yapabilme gücü, uygun zamanda uygun düzeyde ve her konuya özel, ayrıntılı çalışmalarla ortaya konabilir.

4. Değerlendirme: Kişinin kendi durumunu değerlendirmesi ve analiz etmesi sürecidir.

5. Düzeltme: Yanlışı düzeltme ve eksiği tamamlama, yapılan işin başarısı için temel koşuldur.

Yoğunlaşma ve konsantrasyon problemi çağımızın hastalığı gibi. Çalışmak için gerekli konsantrasyonu nasıl sağlayabiliriz?
Çalışmak ve gerekli konsantrasyonun sağlanması için günlük 10 dakika kullanmadığımız elimizle yazılar yazıp şekiller çizmek, 100’den geriye 3’er 3’er sayıp beyni çalışmaya hazırlamak, dik durmak ve nefesi 5 saniyede alıp, 5 saniye tutup, 5 saniyede geri vermek, bir nefes alışverişi 15 saniyede 10 tekrar yapmak konsantrasyonumuzu artıran pratik metotlardır.

Başarı deyince akla ilk gelen şey “mutluluk” olıuyor. Hepimizin ortak isteği mutlu olabilmek. Mutlu olmayı nasıl başaracağız? Kimi bunu parayla kazanmak istiyor, kimi aşkla, kimi çoluğunun çocuğunun mürüvvetiyle, kimi ise bir nefesle… Mutlu olabilmek için nasıl bir pencereden bakmalıyız? Bu bilinç nasıl oluşmalı?
Mutlu olabilmek için:

1. Her sorunun çözümü olduğuna inanmalıyız.

2. Durumlar ve olaylar karşısında soğukkanlı olmalıyız.

3. Zihnimizi serbest bırakmalıyız.

4. Fazla duygusal olmamalı, bütün faktörlere tarafsız bakmalıyız.

5. Mutsuzluğumuzla ilgili faktörleri bir kâğıda yazıp üzerinde ayrıntılı bir şekilde düşünmeliyiz.

6. Sorunun değil, çözümün bir parçası olmalıyız.

Mutluluk bir hedef değil, o hedefe yapılan yolculuktur. Mutluluk, yaşama verdiğimiz olumlu tepkilerin tümüdür. Mutluluğun kontrolü duygularımızın elinde, duyguların kontrolü de bizim elimizdedir.

Kitapta birçok hastalığın zihinsel nedenlerine yer vermişsiniz… Mesela kulaklarında problem yaşayan, duymayan, kulak ağrısı çeken bir insanı örnek alalım. Kulakta yaşanan bu problemler, hangi düşüncenin eseri olabilir?
Kulaklar, işitme kapasitemizi temsil ediyor. Kulak ağrıları çocuklarda çok yaygın. Çocuklar, genelde evlerinde istemedikleri şeyleri duymak zorunda kalıyorlar. Çoğu ailede çocuğun kızgınlığını ifade etmesine izin verilmez. Çocuk, olayları değiştirme gücüne sahip olmamasının tepkisini,kulak ağrısı yaratarak gösterir. Bu yetişkinler için de geçerlidir.

Göz sorunları, görme kapasitesini temsil ediyor. O zaman göz sorunları da görmek istemediğimiz bir şeyler olduğu anlamına mı geliyor?
Göz sorunları, görmek istemediğimiz bir şeyler olduğu anlamına gelir. Kendimizle ya da hayatla ilgili; geçmişle, şimdiyle veya gelecekle ilgili görmek istemediğimiz şeylerle ilgilidir.

Hemen hemen herkeste görülen ağrılardan biri de baş ağrısı. Bunu nasıl tanımlayacağız?
Baş ağrıları, kendimizi yanlış, geçersiz, değersiz görmekten kaynaklanıyor. Başınız ağrıdığında kendinizi hangi konuda hatalı bularak yargıladığınıza dikkat edin. Kendinizi affedin. Baş ağrınızın geçtiğini göreceksiniz. Migrende yoğun olarak bastırılmış kızgınlıklar var. Bu yüzden cinsel rahatlama gerginliği ve ağrıyı yok eder.

Kitabınızda aile iletişimiyle ilgili bilgiler de buluyoruz. Eğitim ailede başlar düşüncesiyle, ailenin çocuğa vereceği eğitim, çocuğun kişiliğinin gelişiminde çok önemli. Aile çocuğa nasıl bir eğitim vermeli?
Öncelikle, her aile çocuklarını ayrı bir birey olarak görüp kişiliklerine, bağımsızlıklarına saygı duymalıdır. Her şeyden önce etkin dinlemenin bilinmesi gerekmektedir. Çocuğuna servet bırakmak isteyen anne baba, ona iyi dinlemeyi öğretmelidir. Çocuklar sevgiye tepki verirler. Çocuğunuzun sorunları olduğunda yanında olmalı fakat sorunlarını kendisi çözmesi için onu yalnızca cesaretlendirmelisiniz.

Kitabınızda nefes teknikleri de var. Doğru nefes almak ne demek ve nefes almak hayatımızda, bedenimizde ve ruhumuzda neleri değiştirebilir?
Sağlıklı bir beden için bedende biriken atıkların dışarı atılması nefesle yüzde 70, deriyle yüzde 20, idrarla yüzde 7, kalınbağırsakla yüzde 3 olarak gerçekleşir. Nefesin önemini anlatmak için çok önemli bilimsel bir veridir bunlar. Doğru nefes almak, bizi sakin, kontrollü ve çözüm odaklı bireyler yapar.

Bedende hastalıklara neden olan şeyin, bazı olumsuz zihinsel düşünce kalıpları olduğunu söylüyorsunuz. Bunlar neler?
Bedende hastalıklara neden olan en yaygın zihinsel düşünce kalıpları eleştiri, öfke, kırgınlık ve suçluluktur.

Duygu ve Davranışlarımızın Patronu Olmak / Editör : Gökhan Canbülbül/ Yayın Yönetmeni : Vedat Gürkan Tatlıparmak/ Moss Yayın /1. Baskı /165 sayfa

Kunter Kurt : 1966 yılında doğan yazar 1994 yılı Anadolu Üniversitesi  Sosyal Bilimler mezunudur.Dikkat Eksikliğini Önleme ve Sürekli eğitim Derneği Başkanı olarak kamu kurum ve kuruluşlarında Dikkat Eksikliğini Önleme ile ilgili eğitimlerine dernek üyeleriyle devam etmektedir. Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 1.200’den fazla tutuklu ve hükümlüye stres-öfke kontrolü ve kişisel gelişim eğitimleri vermiştir. Kitapları  “ Duygu ve Davranışlarımızın Patronu Olmak “ ve   “Kendime Doğru Yürüyorum”

2 Yorum

  1. naciye

    inanilmaz bir akil hocası farkında olmadıgımız kisisel eksikliklerimizin,kontrolunü ele almak ve bunlarla nasıl başa cikacagimizin kapılarını acmanın muhteşem bir öncüsü teşekürler Kunter hocam sayenizde hayatım mükemmel bir gidişata başladı…

    Cevapla
  2. nazan

    Sayın Kunter Kurt sizi daha yeni bir tv kanalında izlerken tanıdım bu kirabınızı en kısa zamanda alıcam inşallah. Tv deki yorumlarınız çok etkileyici ve insanlığa ışık tutucuydu Teşekkürler

    Cevapla

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.