Lejyoner – Mehmet Ali Külebi

“Çocuk yaştaki genç adam yalnızdı, çok yalnızdı. Ama korkusuzdu. Çünkü çaresizlik ona korkuyu unutturmuştu. Bir hayal aleminde gibiydi. Yeni yolunun ilk adımları burada, filmlerden izlediği bu hayal aleminde başlayacaktı. Ve sonra Fransa ve Cibuti çöllerindeki zorlu eğitim. Her şey iyi giderken gelen haber ve aile onuru uğruna Hamburg batakhanelerinde başlayan serüven. Ve kaçınamayacağı yazgısının rüzgarının onu İstanbul’daki acımasızların dünyasına atıp savaşmaya zorlaması…” Lejyoner’den okuma parçası yayımlıyoruz.

Lejyoner yine yalnızdı. Ama doğasındaki savaş ve intikam azmi onu korkusuzlaştırmıştı…

Mekânın basıldığını, zorla, kandırarak çalıştırdığı Esma’nın kaçırıldığını Bremen’deyken çalan cep telefonundan öğrenen Rasim beyninden vurulmuşa dönmüştü. Bremen’e ufak bir parti, eroini teslim için götürmüş ve Alman motorcuların başkanından parayı almıştı. İşler buraya kadar iyiydi ama gelen haber onu derinden çarpmıştı. Adamlarına, Hamburg’daki bütün akraba ve tanıdıklarına Murat’ı bulmaları ve hakkında bilgi almaları için talimat verdi. Hamburg’a hemen arabayla dönecekti.

Orta boylu, tıknaz, başı gövdeye doğrudan bağlandığı için neredeyse ensesi olmayan bir adamdı. Yıllar önce Güneydoğu Anadolu’nun uyuşturucu kaçakçılığı ile alakalı olduğu söylenen kasabasından daha çocuk yaşlarda gelmişti Almanya’ya. O zaman kolaydı gelmek buraya. Vize bile yoktu. Gelirken de amcaoğlu Necmi’ye yarım kilo kadar mal getirmişti bavulundaki zulada. Bu getirdiği mal o güne kadar orada burada uyuşturucu tacirlerinin dağıtım ve perakende satış ayakçılığını yapan Necmi için iyi bir sermaye olmuştu. Toptan fiyata, birinci elden gelen malı, perakende olarak nihai tüketiciye satmış, ciddi bir para kazanmıştı. O günden beri de Rasim ve Necmi ayrılmaz ikili olmuşlardı.

Hamburg’a gitmek üzere sabaha karşı yola çıkarken Necmi’yi aradı. Uykulu bir sesle açtı telefonu Necmi.

“Abi kusura bakma uyandırdım seni. Ama önemli bir şey oldu. Esma’nın kardeşi Murat gelmiş kulübe. Ben Bremen’deydim. Kulübü basmış. Üç kişiyi dövmüş. Birini bayağı kötü yapmış.”

“Bir şey yapamamışlar abi. Her şey çok ani olmuş. Üç beş dakikada olmuş. Esma’yı almış, götürmüş.”

“Nereden mi çıkmış? Lejyon’daymış. Fransız Yabancılar Lejyonu’nda. Sen de biliyorsun. Ayrılmış galiba oradan. Geldiğinden hiç haberimiz olmadı.

“Evet adamlarıma söyledim. Araştırıyoruz. Bulacağız. Gereğini yapacağız. Gerektiğinde motorculardan da yardım alırız tabi. Ama tahminim gerek kalmayacak. Üç-beş adamım var bu işi halledecek. Ellerinden öperim abi hoşçakal.”

Rasim sinirliydi iyice. Bir cigaralık sardı yola çıkmadan. Esrar çekmeye alışmıştı. Araba kullanmasını etkilemeyecek, bilakis zihnini açıp, sakinleştirecekti esrar çekmek. Bütün yol boyu planlar yaptı. Murat’ı nasıl paçavraya çevireceğini, nasıl hesaplaşacağını ve Esma’ya da haddini nasıl bildireceğini tasarladı. Reeperbahn camiasında bu olayla kredisi düşüyordu. Onu ancak, Murat’a ibreti aleme ders olacak şekilde bir ceza verirse geri getirebilecekti yeraltı camiası nezdinde.

Ertesi gün öğleden sonra dayak yiyen adamlarıyla konuştu. Olayın nasıl geliştiğini anlattılar.

“Abi bana öyle bir vurdu ki kamyon çarpmışa döndüm” dedi biri. “Ben de öyle. Ne olduğunu anlayamadım” dedi öteki. Kapıda duran fedaide aynı şeyleri söyledi ve ekledi: “Abi bu Murat denilen oğlan geçen gün de bir gelip kapıdan dönmüştü. Yanındaki kişiyi gözüm ısırıyor. Altona’dan biri. Biraz futbol falan oynamıştı. Oradan hatırlıyorum. Bu aklıma geldi. Bir de araştırdım. Bu Murat geçenlerde Grosse Freiheit’ta boksör Max’ın striptiz kulübünde iki Bulgar’ı da fena dövmüş. Muhite yeni gelmesine rağmen biraz tanıyor bu muhitin insanları. Ona ‘Lejyoner’ diyorlar.”

Rasim bir süre düşündü. “Bu Altonalı futbolcu oğlanı bulalım. Konuşturalım ve Lejyoner mi her ne haltsa onun yerini öğrenelim. Bir de bu Bulgarları bulun. Tanıyor musunuz onları ? Gerekeni yapın. Bugün benim dayıoğulları da katılacak size. Onlara da anlatın, eşkal verin. Hadi işe koyulun.”

Murat Frankfurt’a trenle vardığında öğlen olmuştu. Helga’ya otelden ayrılmamasını, Esma’yı yalnız bırakmamasını tembihlemişti. Yolda okuduğu bir Frankfurt gazetesinden ikinci el araba satan yerleri işaretlemişti. Taksiye bindi, doğrudan adreslerden birine gitti. Otuza yakın ikinci el araba vardı stokta. Birkaç tanesini beğendi. İkinci el fiyatları Almanya’dan ayrıldığı 1991’e göre artmıştı. Satıcı ona, parçalanan Doğu Bloku ülkelerinden ve özellikle Rusya’dan, hatta Orta Asya’dan, Özbekistan, Kazakistan gibi ülkelerden kullanılmış araba talebinin azalmadan sürdüğünü söyledi. 1989 model bir Ford Taunus’ta karar kıldı Murat. Satıcıya gümrük plakası alıp almayacağını sordu. Bütün formalitelerin halledilebileceğini öğrenince deneme sürüşü de yapıp kapora olarak da iki bin mark verdi. Ertesi sabah gidip teslim alacaktı.

Haupbahnhof civarında bir otel buldu. Yer ayırttı. Helga’yı cep telefonundan aradı. Bir sorun olmadığını öğrendi. İçi rahatladı. İstasyonun karşısındaki caddede bulunan bir Türk lokantasında karışık kebabını yedi. Biraz dolaştı ve otele döndü.

Ertesi sabah saat on gibi araba galerisindeydi. Belgeler hazırdı. Kalan parayı ödedi. Yola koyuldu. Tren istasyonuna gidiyordu. İstasyona varınca uzun park yapılan kısıma arabayı park etti ve tekrar trene binip aktarmalı bir şekilde Hamburg’a döndü. Uçağa binip iz bırakmak istemiyordu. Çünkü meram eden kişi veya kişiler özel ilişkileri sayesinde uçak şirketlerinin kayıtlarına girip rezervasyonları ve uçtukları yeri öğrenebilirlerdi. Düşman hatlarına sızma ve orada ne şekilde hareket edilmesi gerektiğine dair istihbarat derslerinin çok faydası olduğunu düşündü Murat.

(…) 

*Bu okuma parçasının yayını için Bencekitap Yayınları’na teşekkür ederiz.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.