Liberhell – Mahmut Eşitmez

“Liberhell, Distopia romanın çarpıcı bir örneği. Her ütopya gibi, “ilk bakışta yeni bir ülkeyi müjdeliyor, okurlarına bir hayal ülke, bir yeryüzü cenneti tasarımı sunuyor gibi görünse de, geri planda, içinde yaşanan toplumu, mevcut dünyayı ve hatta bütün kurumlarıyla sistemi eleştiriyor. Renginin “kara”lığı ona ilham veren bugünün karanlığından. Ama yine de Liberhell’in en kötü koşullarda bile daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna inanan isyancıları umut ilkesini tazeliyorlar.” Liberhell’den okuma parçası yayımlıyoruz.

Görüşmeyi geciktirmek ister gibi ağır ağır çıkıyordu merdivenleri. Dördüncü kata vardığında, bin dokuz yüz seksenli yılların modasına uygun koyu renk taklitlerle döşenmiş genişçe bir salona girdi. Kocaman bir masada oturan, kırk yaşlarında şişman sekretere yaklaştı, adını söyledi. Kadın bilgisayarına bakarak, “Buyurun oturun, beş dakika bekleteceğim sizi” dedi, “Çay, kahve ya da soğuk bir şey?”

Teşekkür etti, alçak bekleme koltuklarından birine ilişti. Bir yandan da “hâlâ çok geç değil, çekip gidebilirim” diye düşünüyordu. En fazla üç boyutlu yazıcıda örgü ören şu şişman sekreter gördü beni, o da bilgisayarda ismimin yanına bir küçük not düşer o kadar…

“Turgut Bey, buyurun efendim” dedi kadın, masasının solunda bulunan bir kapıyı işaret ederek. Turgut, odaya yönelirken salonun tepesinde eski moda bir caydırıcı gizli kamera ile bir an göz göze gelir gibi oldu. Böyle izbe bir büro-da kimi neden caydırmak isteyebileceklerini düşünerek kötü aydınlatılmış görüşme odasına girdi. Ahşap taklidi görkemli bir masanın başında oturan güler yüzlü bir adam karşıladı kendisini. Masa odanın yarısından fazlasını kapladığı için misafirlere oda kapısı ile duvar arasında sıkışmış daracık bir oturma alanı kalıyordu. Oysa sekretere ayrılan bölüm, bu odanın beş katıydı. Alçak misafir koltuğuna oturunca, adamdan yaklaşık yarım metre aşağıda olduğunu fark etti. Adam elli yaşlarında, kısa boylu, geniş omuzlu, hafif göbekli biriydi. Kırlaşmış saçlarının aksine simsiyah üçgen bir bıyığı vardı. Eski moda kravatını biraz gevşetmişti.

“Hoş geldiniz Turgut Bey” dedi. Turgut otururken, gözleri farkında olmadan bir kamera aradı. Evet, tavanda odanın tümünü gözleyecek şekilde ayarlanmış bir gizli kamera vardı. Adam gülümseyerek, “Çay, kahve ya da soğuk bir şey?” diye sordu. Turgut bir çay bir de su istedi.

Büronun atmosferi, şu antika kameralar, adamın giyim tarzı, masasının üzerinde bulunan sümen, delik zımba gibi gündelik hayattan çıkmış nesneler, Turgut’ta bir an bir film seti içerisinde bulunduğu izlenimi yarattı. Masanın üzerindeki pirinç isim levhası hepsinden daha antika bir görüntü veriyordu; Hasan Kaya, İnsan Kaynakları Danışmanı. Levhanın yanına adamın fotoğraflı bir elektronik kartviziti iliştirilmişti, fotoğrafta adam on yaş daha genç görünüyordu. “Tıpkı eski zamanlardaki gibi…” diye düşündü.

“Nasılsınız Turgut Bey?” diye sordu, gülümseyen bir ifade ile.

Kalıplaşmış olmasına rağmen bu hal hatır sorma faslı Turgut’a en azından insani bir başlangıç yapılacağı duygusu verdi. “Teşekkür ederim…” demekle yetindi.

“Ajansımıza iş başvurusunda bulunmuşsunuz. Arkadaşlarımla başvurunuzu inceledik ve en iyisi yüz yüze konuşup değerlendirmektir diye düşündük…” Nefes almak için kısa bir süre duraksadı. “Şimdi üstadım, nasıl bir iş aradığınızı, bundan önceki tecrübelerinizi bir de sizin ağzınızdan yani yüz yüze duymak istiyoruz.”

Bu arkadaşlar kimdi acaba, eski kameraların arkasından odayı mı gözetliyorlardı? Adamın yüzündeki belli belirsiz gülümsemeden bir anlam çıkarmak zordu, sanki kameraya poz veriyordu. Turgut kendini, kurumsal bir imaja sahip, kameralı siyah gözlüklerin arkasından sorgulayarak bakan, yaşamdaki tek amacı “çevre-dostu-sürdürülebilir-ekonomide” en yüksek performansı almak olduğu izlenimi veren bir profesyonelle görüşmeye hazırlamıştı. Bu adam (adı Hasan Kaya’ydı, uygun bir yerde Hasan Bey olarak mutlaka kullanması gerekiyordu) daha çok bir kamu dairesi memuruna ya da emekliliğini bekleyen bir yaygın eğitim yönlendiricisine benziyordu. Parlak bir profesyonel yerine, böyle sakil bir adamla karşılaşmak… Bunun iyi ya da kötü olup olmadığına bir türlü karar veremiyordu.

Fazla dramatize etmeden durumunu anlatmaya girişti. Önceden kararlaştırdığı üzere iş bulma ihtiyacının çok acil olmadığını söyledi. Boş durmaktan sıkıldığını öne çıkarmaya çalıştı. Ama yine de beş aydır işsiz olduğunu söylemeden edemedi; bir yandan da çalışmaya niyetli olduğu izlenimini vermesi gerekiyordu.

Turgut’un konuşması bitince, adam eski moda bilgisayar ekranında bir şeyler okur gibi ekrana gömüldü. Unutulmuş bir jestti adamın yaptığı; demek ki bu antika ekranlar, bir şeylerle meşgul oluyorum havası yaratmak için gayet müsaitmiş diye düşündü Turgut. Aslına bakılırsa böylesi daha akıllıcaydı; çünkü nette dolaşmak için devamlı elektronik lensler kullanan insanların gözleri yuvasından çıkacak gibi şaşı ve anlamsız bakmaya başlıyordu. Gözleri fırıldak gibi dönen şaşı bir adam pek de kurumsal bir imaj çizemezdi. “Uyanık…” diye gülümsedi belli belirsiz. “İmajını korumayı biliyorsun…”

Yalnız, adam önündeki hurdayı normalden çok daha fazla kurcaladı. Acaba ne arıyordu? Sonunda,

“Son işyerinizde sekiz yıl çalışmışsınız Turgut Bey. Şirket son yıllarda borsada büyük atak yapmış, yurtdışında büyük projeler gerçekleştirmiş görünüyor. Üstadım sahi, böyle bir şirketten niye ayrıldınız?” dedi. Yapay bir samimiyet ifadesi ile gülümsüyordu.

Turgut böyle bir soruya hazırlıklıydı. Bu yüzden adamın teklifsizliğine fazla takılmadı, duraksamadan cevap verdi. “Aslında ayrılma demek çok doğru olmaz sanırım.” Kısa bir süre durakladı. Adam “biliyorum” der gibi başıyla onayladı.

“Şirket hisselerinin büyük bir bölümü uluslararası bir finans kuruluşuna satıldıktan sonra, yeniden yapılandırma süreci başladı. Görev yerleri ve yaptığımız işler değiştirilmek istendi, ücretler düşürüldü. Hepimize yeni koşullarda yeni anlaşmalar imzalatılmaya çalışıldı. Borsada yükseliş dediğiniz şey biraz da bu yeniden yapılanma sürecinin basında geniş yer bulması ile sağlandı. Bizim açımızdan bu, daha kötü koşullarda çalışmak anlamına geliyordu. Yeni koşulları kabul etmeyen benimle beraber on üç kişi işten çıkarıldı.”

Adamın yüzünden hiç eksilmeyen gülümseme bu kez belirgin bir şekilde sinsice bir hal almıştı. “Anlıyorum” dedi.

Kısa bir an duraksadıktan sonra, “Yerinizde olsam daha temkinli davranır, en azından yeni bir iş bulana dek… Siz bilişimciler nasıl diyordu, idle modda beklerdim.” Belli belirsiz göz kırptı, “Malum bu devirde iş bulmak kolay değil.”

Bu üslup Turgut’ta rahatsızlık yarattı. “İş bulmanın çok fazla bir problem olacağını düşünmüyorum.” dedi soğuk bir ifadeyle.

“Haklısınız. Sizin gibi deneyimli ağ virtüözleri için iş bulmak daha kolay olabilir.”

Turgut adamın yüzündeki gülümsemenin nedense sinsice olduğunu düşündü. Buz gibi bakışlarını yüzüne dikti.

“Tabii, belirli bir yaştan sonra düzenini değiştirmek zor oluyor.”

Turgut bu kez adama karşı derin bir tiksinti duydu. Parlak, yuvarlak, pembe yüzünün ortasındaki, üstü tıraş edilmiş üçgen bıyığı bir kez daha gözüne takıldı. Görüşmeye gelirken, önceki işyerinden ayrılma şekli ile yaşının problem edileceğini tahmin ediyordu; bu yüzden hazırlıklı sayılırdı. Ama adamın patavatsızlıktan, sinsice bir imaya evirilen üslubu sinirine dokunmuştu.

“Hasan Bey, insan uzun süre aynı işyerinde çalışınca bir değişiklik arıyor. Ben yeni bir işte daha verimli olabileceğimi düşünüyorum. Üstelik çok yaşlı olduğumu da düşünmüyorum.” Bu sefer sesi bir hayli gergin çıkmıştı…

“Anlıyorum.”

Adam bilgisayar ekranından bir şey inceler gibi başını tekrar ekrana doğru eğdi. Ya zaman kazanmaya çalışıyordu ya da Turgut’u iyice germek istiyordu. “Sakin… Sakin…” diye kendini teskin etmeye çalıştı. Çocuksu bir havası vardı; şansını deniyor, sonra hızla geri çekiliyordu. Birden yeni bir şey keşfetmiş gibi sol kaşını biraz yukarıya kaldırarak Turgut’a döndü.

“Bankalarla bir sorununuz var mı Turgut Bey?” Kötü bir haber almış gibi yüzünü buruşturuyordu.

Bu soru Turgut’u şaşırttı, bankalarla ilgili bir konunun açılacağını hiç düşünmemişti. “Anlamadım?” diye sordu, sesi biraz titriyor gibiydi.

Tam o anda elinde çay tepsisi taşıyan kareli önlük giymiş eski moda bir insansı robot girdi odaya. Turgut robotun hantal hareketlerini şaşkınlıkla seyrediyordu. Robot Turgut’a yaklaşınca tepsiyi neredeyse burnuna dokunduracak kadar yaklaştırdı. Turgut telaşla çayını aldı ve farkında olmadan robota teşekkür etti. Robot paytak adımlarla odayı terk ederken hafifçe kapıya çarptı. Adam Turgut’un şaşkınlığından hoşlanmış gibiydi.

“Bizim patronların şirketinin imalatı elimizde fazla miktarda var; bu yüzden getir götür işlerinde kullanıyoruz.” dedi gülümseyerek.

“Bunların hâlâ üretildiğini bilmiyordum.”

“Üretilmiyor zaten… Zamanında üretilmiş satış fazlası kopyalar.”

Turgut adama hayretle baktı, atmosfer daha gerçek dışı bir hal almaya başlıyordu gözünde.

Adam yeniden konuya dönmek ister gibi ciddi bir ses tonu ile “Yani…” dedi. “Bankalarla bir ödeme sorununuz var mı? Aksattığınız kredi ödemeleriniz, patlayan kredi kartınız filan?”

Turgut kendini kontrol etmek ister gibi derin bir nefes aldı. Başarabildiği kadar soğuk bir ifadeyle, “Bankalarla olan ilişkimin bu görüşmenin konusu olduğunu düşünmüyorum” dedi.

“Turgut Bey, müşterilerimiz şirketlerinde çalışan elemanları her yönü ile tanımak istiyorlar. Biliyorsunuz bugünlerde bir işyerine en büyük zarar kendi çalışanlarından geliyor. Grev, iş yavaşlatma, gizli bilgileri sızdırma, ihbar, karşı kampanya oluşturma… Kabul edersiniz ki biz bütün başvurular hakkında titiz bir araştırma yapmak zorundayız.”

Turgut banka meselesinin kurcalanmasının yol açtığı şaş-kınlığı üzerinden atamamış gibiydi. “İyi de, bütün bunların banka ödemeleri ile ne ilişkisi var?” diye sordu.

“Var üstadım var…” dedi zafer kazanmış bir edayla. “Mesela, geçtiğimiz aylarda meydana gelen şu petrol sızıntısını düşünün. Şirket bu olayı küçük bir tazminatla atlatabilirdi ama şirket içinden basına ya da mahkemelere bilgi sızdıranlar oldu. Biliyorsunuz, bu şirket dünyanın en büyük şirketlerinden biriydi ama şu anda batma noktasına geldi.”

Kamuoyunu aylarca oyalayan bu devasa çevre felaketine sebep olan şirketin bakış açısından yaklaşması Turgut’a çok bayağı bir düşünce tarzı geldi. Küçümseyen bir tavırla, “Yani bütün bunlara çalışanların bankalarla ilişkisi yol açtı demek mi istiyorsunuz?” dedi.

Adam istifini fazla bozmadan sözlerine devam etti. “Kuşkusuz bunu tam olarak bilemeyiz. Ama şirketler, çalışanlarının risklerinin dolaylı olarak kendi omuzlarına da yüklenmiş riskler olduğunu düşünüyor ve bu konuda çok hassas davranıyorlar.” Turgut’tan onay bekler gibi kısa bir süre durakladı. Ama Turgut’un uluslararası şirketlerin, çalışanları yüzünden yaşadıkları mağduriyetler hakkında konuşmaya pek niyeti yoktu.

“Örneğin sizin Turgut Bey, kredi notunuz, sekiz yüz artıdan, iki yüz otuza düşmüş, en az iki banka ile sorununuz olduğunu görüyorum.” dedi. Ses tonu ilk kez sertleşiyordu. “Biri bir konut kredisi, öbürü ise gelecekten yapılan harcamalar ödemesi…”

Söyledikleri doğruydu, demek ki “bankalarla ilişkiler” laf olsun diye oraya atılmış bir mevzu değildi. Bu Turgut için sarsıcı bir hamle olmuştu.

“Bunlar benim kişisel bilgilerim… Bu bilgilere ulaşmanız yasal değil!” dedi, titreyen bir sesle.

“Geçen yıl çıkan yeni iş yasasına göre, iş ajanslarına başvuran kişilerin bütün kişisel bilgilerini toplama yetkisi tanındı. Bir çalışana dair bütün iş ajanslarının ve işverenlerin kullanabileceği ortak bir veritabanı yaratılıyor. Yasa bu bilgilerin eksiksiz toplanması konusunda iş ajanslarını sorumlu kılıyor. Hatta eksik beyanları ve elektronik perdeleme yöntemlerini ortaya çıkarmak da ajansların görevleri arasında. Yani eksik bir araştırma yaparsak işverenler bizi çok yüksek tazminatlara mahkûm ettirebilirler.” Bütün bunları bir dava vekilinin objektif ses tonu ile söylemeye çalışmış ama yine de yüzünde beliren ince hazzı gizlemeyi başaramamıştı.

Turgut en sonunda patladı, “Ne yani! Bankalara borcum var diye artık hiçbir işte çalışamayacağımı mı söylüyorsunuz?”

“Hayır, Turgut Bey… Öyle bir şey söylemeye çalışmıyorum” dedi, yatıştırmaya çalışan bir ifade ile devam etti. “Maalesef, bugünlerde bankalarla sorunu olmayan birini bulmak oldukça güç… Eğer böyle bir kural olsaydı, neredeyse bütün insan kaynakları piyasası kilitlenirdi. Benim söylemek istediğim, sizin sandığınızdan daha acil bir işe ihtiyacınız olduğu…”

Turgut, bu isabetli tespite cevap vermemek ve biraz da kendini yatıştırmak için bardakta duran suyu içmeye başladı. Kısa süren sessizliği yine Hasan Kaya bozdu.

“Biz sizinle aynı taraftayız Turgut Bey. Sizin iyi bir işe yerleşmeniz sayesinde biz de kazanacağız, eğer size iş bulmazsak bizim de kaybımız olur…” Daha dostane bir ses tonu ile devam etti, “Daha sonra problem çıkmaması için, baştan her şeyi açık bir şekilde konuşmamız daha iyi olur. Bize güvenmeniz ve işbirliği yapmanız, her iki tarafın da çıkarına en uygun olan şeydir. Biz aynı zamanda işverenlere karşı sizin de temsilciniz konumundayız.”

Turgut’un karşısındakine güven duyma konusunda kuşkuları dağılmamıştı ama yine de dili çözüldü ve sayıklar gibi konuştu.

“Bankadan üç yıl önce bir konut kredisi almıştım. İki üç ay öncesine kadar bütün ödemelerimi hiç aksatmadan günü gününe yaptım. Son aylardaki ödemeler biraz gecikti o kadar; ama yine de gecikme faizleri ile birlikte ödemelerimi yapıyorum. Böyle bir şey hayatımda ilk kez başıma geliyor…”

Hasan Kaya, Turgut’a moral vermeye çalışan dostuymuş gibi bir yüz ifadesi takınmıştı.

“Biliyorum. Maalesef, her geçen gün daha fazla insanın bankalarla sorunu oluyor. İnsanlar önceleri bu durumdan çok sıkılıyor, bazen de utanç duyuyor. Ama bana sorarsanız utanılacak bir şey yok. Sonuçta insanlar hiç hesaplamadıkları koşullarla karşı karşıya kalıyorlar.”

Turgut biraz rahatlamış gibiydi. “Haklısınız, bir gün işsiz kalacağımı hiç düşünmemiştim.”

Adamın yüzündeki sinsice gülümseme yeniden genişledi. Konuşmanın başından beri ilk kez Turgut, kendisini tanımlamak için işsiz kavramını kullanıyordu.

“Üstelik kendinizin kullanmadığı bir konutun borcunu ödemek zorunda kaldınız.” dedi.

Turgut ensesinde yeniden o tekinsiz ürpertiyi hissetti. “Bunu da nereden çıkarıyorsunuz?”

Adam kontrolü tamamen eline almanın hazzı ile iyice laubalileşti.

“Hadi Turgut Bey, yapmayın. Kredi ile satın aldığınız evde şimdilerde eski eşinizin, erkek arkadaşı ile birlikte yaşadığını ikimiz de biliyoruz.”

Aslına bakılırsa Turgut, o jigolo kılıklı adamın Lale ile birlikte yaşadığını bilmiyordu. Bunu pat diye, böyle saçma bir iş görüşmesi sırasında öğrenmek büyük bir şok oldu. Lale ile ilişkilerinin bitmesine dair o kadim utanma duygusu geri döndü. Yüzü kızardı. Önündeki suya bir kez daha uzandı, kocaman bir yudum aldı. Her yanını ter bastı. Çaresizliği Hasan Kaya’yı da etkilemişe benziyordu. Bu denli büyük bir sarsıntıyı o da beklemiyordu galiba.

“Üzülmeyin üstadım” dedi, “böyle şeyler herkesin başına gelebilir.”

Turgut sessiz derin bir nefes aldı, biraz kendini toparlamaya çalıştı.

“Hasan Bey, aslına bakarsanız bu görüşme iyice tatsız bir hal almaya başladı.” dedi olabildiğince sakin bir ses tonu ile.

“Anlıyorum Turgut Bey. Amacım canınızı sıkmak değil, sadece işimi yapmaya çalışıyorum. İnanın ki hangi iş ajansına başvursanız, benzer sorgulamalarla karşılaşırsınız. Bunlar yasa ile belirlenmiş işlemler.”

Görüşmenin başından beri ilk kez yüzündeki sinsi gülümse, yerini bürokratik bir tavırsızlığa bırakmıştı.

“İsterseniz işle ilgili ayrıntıları konuşalım biraz da…”

Turgut kendini toparlamaya çalışıyordu. Ama üzerine büyük bir yılgınlık çökmüştü. “Olabilir” dedi soğuk bir ifade ile.

Adam gözünü yeniden bilgisayar monitörüne dikti kısa bir süre.

“Turgut Bey” dedi. “Ücret beklentiniz maalesef çok yük-sek. Bir süre önce işverenler birliği her pozisyon için talep edilecek maksimum ücretleri belirledi. Bu çizelgedekinden daha yüksek ücret talep eden iş başvurusu sahipleri ile görüşmeme kararı aldı.”

“Tabii, bu da yasaldır” dedi Turgut büyük bir tiksinti ile.

“Kuşkunuz olmasın…”

“İyi ama sadece son işimdeki ücretimi talep ettim.” Sesi gerçekten bitkin çıkmıştı. Görüşmeyi bir an önce bitirme isteğindeydi.

“Sorun da burada ya, azizim. Son işinizden yüksek ücret aldığınız için çıkarıldınız. Aynı ücreti talep ederek iş bulmanız imkânsız. Yanlış anlamayın, sizin mümkün olan en yüksek ücretle işe girmeniz bizim de işimize gelir. Sonuçta biz de daha çok kazanırız. Ama hiçbir işveren sözünü ettiğim kuralı görmezden gelmeye yanaşmaz.”

“O halde?” diye sordu yorgun bir tavırla.

“İstediğiniz rakamın en fazla yüzde kırkını talep edebilirsiniz. Çok nadir olarak işverenle yüz yüze yapılan görüşmelerde, bu sınırlar bir miktar esneyebiliyor ama dediğim gibi o da çok nadir…”

“Böyle bir koşulda çalışmayı hiç düşünmem” dedi. Sesi yeniden titremeye başlayacaktı neredeyse.

Adam sahte bir üzüntü ifadesi takındı. Turgut’un itirazının geçici bir sinir patlaması olduğunu düşündüğünü belli eder bir şekilde sağ kaşını hafifçe yukarı kaldırdı.

“Aman üstadım, tercih sizin. Bana kalırsa, hemen kararınızı vermeyin. Biz dosyanızı açık bırakalım, siz bir düşünün.”

Turgut ayağa kalkarken, “Düşünecek pek bir şey yok.” dedi kesin bir tavırla.

Adam da ayağa kalktı. Kapıya doğru yönelen Turgut’un elini, görüşmenin gidişatına tezat oluşturacak bir samimiyetle sıktı.

“İçimde bir his tekrar görüşeceğimizi söylüyor Turgut Bey…” Belli belirsiz göz kırptı, “Ne dersiniz?”

Turgut bir şey demedi elbette. Kapı kapanır kapanmaz, dişlerinin arasından tükürür gibi bir kelime çıktı “Yılışık!” Sekreterle göz göze geldiler, kadın umursamaz bir tavırla Turgut’u başıyla selamladı…

(…)

*Bu okuma parçasının yayını için Ayrıntı Yayınları’na teşekkür ederiz.

Mahmut Eşitmez, 1966 yılında Urfalı bir ailenin birinci çocuğu olarak Diyarbakır’da doğdu. 1972 yılında ailesi ile birlikte İzmir’e göçtü. Bilgisayar mühendisi olan yazar, halen İzmir’de yaşamaktadır.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.