Lükres’in Günahları – Kemal Tahir

 

“Kemal Tahir’in F. M. İkinci adıyla “çevirdiği”, 1 Mayıs 1955 tarihli Lükres’in Günahları’nın giriş sayfasında yazar adı bulunmuyor. Hemen her satırıyla “Mayk Hammer çevirmeni”nin kendine özgü üslubunu yansıtan bu küçük kitap, okurların fark edeceği gibi daha ziyade bir telif eser havasına sahip. Bir çeviri olarak kabul edildiği takdirde bile, Kemal Tahir’in serbestçe kalem oynattığı “özel bir çeviri” sayılabilir ancak. Dönem okurlarının zevkli saatler geçirmesi için Borjiya’ların, özellikle de “Lükres Borjiya”nın tarihinden daha elverişli bir konu bulmak kolay değildi. Halk Plajı’ndan sonra, hemen her satırı skandallarla dolu Lükres’in Günahları da bizi bir kez daha 1950’lerin renkli yayıncılık dünyasına davet ediyor…” Lükres’in Günahları’ndan bir bölüm yayımlıyoruz.

 

1492 yılının Ağustos ayı. Dışarıda bunaltıcı bir sıcak var. Bu sıcak Vanozo di Katone’ye gebeliğinin verdiği sıkıntıyı bir kat daha arttırıyordu.

Genç kadın üzerindeki ince örtüyü büsbütün attı. Gözlerini baygınlaştırarak tavanın muhteşem oyma­larına daldı. Roma’da dillere destan olan bu şahane sarayı Lükres’i doğurduğu zaman kocası Kardinal Aleksandr Borjiya hediye etmişti.

Vanozo kocasının ihtiraslı öpüşlerini özleyerek içini çekti. Kardinalin kendisine hiçbir zaman tam manasıyla sadık kalmadığını biliyordu; ama metresle­rinden hiçbirini kendisinden hakikaten üstün tutma­dığına da inanıyordu.

Karnındaki çocuk oynadı. Etine gömülü bu hare­ket gergin derisini sızlattı. “Bitse artık!” diye mırıl­dandı, “şundan artık kurtulsam!” Tekrar eski ince­liğini bulmak, yeniden sevgilisinin tadına doyulmaz okşamalarına kavuşmak istiyordu.

Bereket versin Kardinal Aleksandr Borjiya bu sıra­larda kadınlarla fazla düşüp kalkamayacak kadar meş­guldü. Herkes bir yıla varmadan onun Papalığa seçile­ceğini söylüyordu. Bu sebeple etrafını daha şimdiden bir sürü dalkavuk çevirmişti.

Vanoza elini karnına götürdü. Beşinci çocuğunu neredeyse doğuracak! Buna lüzum mu vardı sanki?… Büyük oğlu Sezar on beş yaşına çoktan bastı. Daha şimdiden zeki ve yakışıklı bir erkek! On iki yaşındaki Lükres de olgun bir genç kız sayılır. Hem olgun hem de güzeller güzeli… İkinci oğlu Givanni ise henüz dokuzunda yokken askerliğe bayılıyor. En küçükleri Gifredo pek minimini, pek şeker…

Vanoza halsiz bir hareketle meşin kaplı tokmağı tunç zile vurdu. Hususi hizmetçisi Mariya koşarak geldi.

İki gün evvel biraz geciktiği için çıplak sırtına on kırbaç yediğinden şimdi bir ceylan kadar çevik dav­ranıyordu.

Kendisini kırbaçlattığı halde güzel hanıma sada­katle bağlıydı. Hem on tane kırbaç yemek mühim değil ki… Efendiler isterlerse esirlerini hiç yüzün­den öldürtebilirler. Senyör Sezar keyfi öyle istedikçe bazı zehirlerin kudretini insanlar üzerinde denemiyor mu? Bir keresinde Mariya kulaklarıyla işitmişti. Genç efendileri hususi hizmetkârına, “Hayvanlarda tecrübe etmek olmaz. Bunu esirlerden birisine yedirelim,” de­medi mi?

Senyorita Vanoza da icabında gaddardı ama oğlu ve kocası kadar değil. İnsanlara arada sırada şefkat gösterdiği de oluyordu.

“Lükres nerede Mariya?”

“Senyorita Lükres uyuyorlar efendim. Bu akşam nişanlanacakları için dinleniyorlar. Rahatsız edilme­melerini emrettiler efendim.”

Vanoza güzel yüzünü şımarık şımarık asarak so­murttu. Kardinal körpe kızını Don Cerubin’le nişan­lamak için neden bu kadar acele ediyordu kuzum? Neden kendisinin doğurmasını beklemiyordu?

Mariya yanılmıştı. O saatte güzel Lükres uyumuyor­du, Sicilyalı bir hizmetçiye vücudunu ovduruyordu. İpek yastıklarla dolu yumuşak bir divana sırtüstü uzanmıştı. Çırılçıplaktı. O da annesi gibi tavanın na­kışlarına bakarak derin derin düşünüyordu.

On birini yeni bitirdiği halde gerek yüzünün ma­nası, gerekse gayet mütenasip vücudu olgun bir genç kızı hatırlatmaktaydı. Annesinden çok daha güzel olacağı daha şimdiden belli! Altın renkli gür saçları belinden aşağıya iniyor, deniz mavisi gözleri ihtiraslı ışıltılarla parlıyordu. Biraz ince, biraz uzunca burnu babasına çekmişti ama çocuk yüzüne olgun ve ihtiras­lı kadın hali veren buydu. Ağzı annesininki gibi etli ve kırmızı. Bu harikulade güzel yüzde, Borjiya’lara mah­sus hain bir pervasızlık var.

O da ağabeysi Sezar gibi insanlara acımıyor. Hu­susi hizmetlerini görmek için satın alınmış Venedikli kölesine, Maryo’ya işkence etmekten zevk duyduğu­nu görenler ileride erkekleri nasıl mahvedeceğini kor­kuyla düşünüyorlar.

Lükres kölesinin kendisine deli gibi âşık olduğunu biliyor, bu ümitsiz aşkı körüklemek için elinden gele­ni yaparak körpe delikanlının ıstırabını arttırmaktan çok hoşlanıyordu.

Nitekim kapı vurulduğu zaman:

“Kim o?” diye sordu. Maryo’nun sesini duyunca üstüne bir şey almaya lüzum görmeden:

“Gel!” diye bağırdı.

On altı yaşındaki bedbaht delikanlı sedirde yatan şahane güzelliği bütün çıplaklığı ile görünce adeta sendeledi. Güzel yüzüne kan hücum etti. Hem gözle­rini kaçırmak istiyor, hem de yiyecek gibi bakmaktan kendini çekip alamıyordu. Lükres şımarık bir sesle:

“Ne var?” diye sordu.

Delikanlı bir şeyler kekeledi. Ağabeysi Senyör Se­zar görüşmek istiyorlarmış…

“Olur, gelsin!”

Köle çıkınca masajcı kızdan ince sabahlığını istedi.

Bunu ihmalkâr bir hareketle sırtına geçirdi. Bu suret­le eşsiz güzelliği, çıldırtıcı cazibesini örtmemiş aksine daha iştah veren, daha kudurtan bir çerçeveyle süs­lenmişti.

Sezar içeri girdi. Uzun boylu değildi ama, sahiden yakışıklıydı. Üzerinde siyah satenden dapdaracık bir elbise vardı. Bu elbise vücudunun muntazam hatları­nı meydana vuruyordu. Yüzünde yorgun bir gaddar­lık sezilmekteydi. Yeni metresi Madelona’nın, dünya güzeli sayılan Farnese Düşesi’nin koynundan daha demin çıkmıştı.

Lükres hizmetçisini bir işaretle odadan uzaklaştır­mak istedi. Sezar kızıl saçlı körpe Sicilyalı kızı birkaç kere daha görmüş, ipince belini, oldukça geniş kalça­larını, bilhassa uzun bacaklarını çok beğenmişti.

Kız yanından geçerken kolunu tutup yüzünü ken­disine çevirdi:

“Ne hoş şey bu?” diye yorgun yorgun güldü, adın ne senin?

“Leonora efendimiz!”

“Ovmasını iyi bilir misin?”

Haber gönderdiği köleden Sicilyalı esirenin kız kardeşine masaj yaptığını öğrenmiş olmalıydı.

Küçük Leonora’nın gözlerine dehşet doldu. Mah­volduğuna hiç şüphe kalmamıştı:

“Bilirim efendimiz!” diye kekeledi.

“Başım fena ağrıyor Leonora! Birazdan daireme gel de şakaklarımı biraz ov!”

Leonora imdat ister gibi Lükres’e baktı. Lükres böyle bir davetin fenalığına akıl erdirecek insanlardan değildi. Ağabeysinin zevkini takdir etmiş gibi gülüm­süyordu.

Sezar, kızın yüzünü yüzüne yaklaştırıp gözlerini gözlerine dikti. Bunu yaparken birazdan olacak şeyle­ri bir lütuf saydığını anlatmak istiyordu. Kırmızı saçlı başı bir an okşadı. Sonra parmaklarını gömerek bu güzel başı adeta hınçla sarstı. Elini yavaş yavaş ince boynuna oradan da dik ve sert göğsüne indirdi. Birden öfkelenmiş gibi iterek:

“Birazdan… Sakın unutayım deme!” diye homur­dandı.

Bu korkunç homurtudan sonra kocaman salonun sıcak havasını, sinirli, isterik gülüşlerini işitmek kime olsa dehşet verirdi.

Kızcağız bu dehşetle sarayın mermer döşeli loş ko­ridorlarında koşarken nişanlısı Palo’ya artık ebediyen kavuşamayacağını bilmenin ıstırabına gömülüyordu.

Bir tek ümit kalmıştı: Sezar böyle küçük esirleri ekseriya unuturdu. Kız kardeşiyle bu geceki ziyafeti konuşmaya dalar da unutursa…

Babasının dalkavuklarından birisiyle siyasi bir me­seleyi müzakere etmek zorunda kalarak aklından çı­karırsa…

Bir an geri dönüp körpe hanıma yalvarmayı, va­adini hatırlatmayı düşündü. Lükres küçük esire­nin Sicilya’da Palo adında bir nişanlısı olduğunu, Leonora’nın bu delikanlıyı ölesiye sevdiğini biliyor­du. Acaba kendisini ağabeysinin pençesinden kurtarır mı?

Durakladı. Fakat bir saniye sonra bu düşüncesi­ne de, bu düşünceyle duraklamasına da şaştı. Bura­da bekâret filan gibi şeylere ehemmiyet veren mi var? Lükres fazladan kahkahalarla güler, “İyi ama Leonora, bundan Palo’ya ne zarar gelecek?” diye sorar da ıstıra­bını büsbütün arttırır.

Kızcağız bitkin bir halde odasına girdi. Kapıyı sı­kıca örtüp yere diz çökerek kendisini bu felaketten kurtarması için Allah’a yalvarmaya başladı.

Halbuki Allahı’n Borjiya’ların işlerine pek karış­mak istemediğini de bilmiyor değildi.

(…)

*Bu okuma parçasının yayını için İthaki Yayınları’na teşekkür ederiz.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.