Çocukların dünyası daha net, daha duyarlı. Büyüklerin ise kendi mutluluğunu hissetmek için bile zamanı yok!’

 

“Found in Translation tarafından dünya çocuk edebiyatının en başarılı kitaplarının yer aldığı uluslararası antolojiye seçilen Kayıp Kitaplıktaki İskelet’in ikinci macerasında heyecan doruk noktasına ulaşıyor. Mavisel Yener ve Aytül Akal, okurlarını, tarih, gizem, merak dolu bir serüvene davet ederken kültür bilincini ve insani değerleri sorgulamaya yöneltiyor.” Mavisel Yener ve Aytül Akal ile Kayıp Kitaplıktaki İskelet serisinin ikinci kitabı vesilesiyle serinin bütününü konuştuk.

Kediler, köpekler, yılanlar, baykuşlar… Kayıp Kitaplıktaki İskelet, okuyucuya (en azından benim için diyebilirim) modernize edilmiş, içinden insanların geçtiği bir fabl tadı veriyor. Kitaptaki tüm hayvanların da kendine göre sürüp giden hikâyesi var. Siz ne düşünürsünüz?
Aytül Akal: Haklısınız, kitapta farklı cinste hayvanlar birbirleriyle konuşabildikleri ve her birinin kendine özgü bir kişiliği olduğu için romanın fantastik bir boyutu olduğu söylenebilir. Ama onlar, zaten gerçek hayatta da böyle değiller mi aslında? Her birinin özgün kişilikleri var, aralarında iletişim kurabiliyorlar ve biz bilmesek de, sürüp giden kendi hikâyelerini yaşıyorlar. Biz insanlar, hayvanların bize hiçbir şey anlatamadığını sanıyoruz. Oysa gerçek şu ki, onlar anlatıyorlar da biz anlamıyoruz! Peki anlayabilenler çıksaydı? İşte romanda Ali, beden dillerini izleyerek hayvanları anlayabilen biri.

Mavisel Yener: Çocuk edebiyatını yapılandıran temel öğelerden biri de karakterdir. Duyguları, düşünüş biçimlerini, davranışları, yani özellikleriyle “tip”ler yaratmak gerekir. İşte biz bu “tip”lerin bazılarını hayvanlar aracılığı ile yani fabl türüne yakın bir duruşla anlatmayı seçtik. İnsana özgü nitelikleri yansıtırken hayvanlar üzerinden karakterler yaratmak bizim için eğlenceliydi. Bu yapıtımızda olayları sürükleyen ana karakterler hayvan olmasa da, güçlü yan karakterler olarak hayvanlar arka planda hep duruyorlar. Aytül Akal’ın da söylediği gibi, kitaptaki hayvan karakterlerin hepsinin kendi hikâyesi var ve onlardan yola çıkarak okura farklı bir deneyim yaşatıyor kitap.

İlk kitaptan ikinci kitaba geçildiğinde bazı olayların hatırlatıldığı, bazı kimselerin yeniden tanıtıldığı göze çarpıyor. Bunun sebebi romanlar ayrı ayrı da okunabilsin düşüncesi mi?
Mavisel Yener:
Kayıp Kitaplıktaki İskelet ve Yaşayan Ölüler, hem birbirinin devamı niteliğinde hem de tek başlarına okunabilecek kitaplardır. “Hatırlatma” dediğiniz olaylar, okur için birer hatırlatma olsun diye değil, kurgunun sağlamlığı için gereken noktalardı. Örneğin, kahramanlardan biri geçmişteki bir olayı anımsamadan o olayla ilgili ipuçlarını değerlendiremez. Geçmişteki olayı kahraman kendine anımsatıyor aslında orada. Bunun dışında bir “hatırlatma” yapılsaydı hem okura saygısızlık etmiş olurduk hem de tekrara düşerdik. Her roman kendi bütünlüğü içinde ele alınmalı. Fakat bu bir seri olduğu, bazı kahramanları aynı olduğu için elbette iki romanda da o karakterlerin yapıları aynı olmalıydı. Örneğin ilk kitapta hayvanlarla iletişimi çok iyi olarak verilen bir karakteri, ikinci kitapta hayvanları hiç sevmeyen biri olarak veremezsiniz. Bu paralelliği kurmaktı bizim yaptığımız ve özellikle dikkat ettiğimiz.

Aytül Akal: Bir romandan ötekine geçerken, hatta bazen aynı romanın içinde bile, belli bir konu sayfaların epey gerisinde kalmışsa, küçük anımsatmalar yapılması gerekebiliyor. Ama bu anımsatmaları abartmak ve sık aralıklarla “okur anlamamıştır”, “okur unutmuştur” gibi yanılgıya kapılmak, benim gözümde bir yazarın düşeceği en büyük hatalardan biridir.

image13

“Çevredeki okuma yazma bilmeyen kadınlara okuma yazma dersleri düzenlensin diye okulundaki öğretmenlerle konuşmuş, bu yetmeyince Milli Eğitim’e mektup yazmış, o da yetmemiş Milli Eğitim Müdürü’ne gitmiş, ama sonunda tuttuğunu kopartmıştı.” Bu durum yetişkinlerin dikkatini çekmezken ya da yetişkinler bu durumla ilgilenmezken, Ceylan’ın okuma yazma öğrenilmesi durumuyla ilgilenmesi duyarlı bir çocuk olmasını mı kanıtlıyor yalnızca? Başka sebepleri de var mı yoksa?
Aytül Akal:
Çocukların dünyası daha net, daha duyarlı. Büyüklerin ise, bırakın sosyal sorumluluklarını fark edip ilgisini ve emeğini ayırmak, kendi mutluluğunu hissetmek için bile zamanı yok! Bu nedenle büyüklerin gözardı ettiği bazı konularda çocukların daha başarılı olması çok doğal. Hayatta hedeflere ulaşmak için, tutkuyla, yılmadan çalışmak şart. Oysa günümüzde bazen gençlerin daha ilk karşılaştıkları engelde vazgeçmeye meyilli olduklarını gözlemliyoruz. Ceylan onlara bir rol model oluyor. Eğer istiyorsan… gerçekten istiyorsan, her yolu denemelisin; başarıya işte böyle ulaşılır demek istiyor…

Mavisel Yener: Ceylan’ın, kadınların okuma yazma öğrenmesi ile ilgilenmesi, tek katmanlı okumada onun duyarlığı ile ilgili evet. Çok katmanlı okumaya geçildiğinde Ceylan’ı bu denli duyarlı olmaya iten nedenleri görebiliyorsunuz. Ama bunu ben söylemeyeyim, yaratıcı okuma yapabilen okurlara bırakalım bu çözümlemeyi.

Ceylan’ın kedisi Efes bir yerde şöyle diyor: “‘Biz sabah akşam dertlerini dinleyelim, ama onlar bir kerecik olsun bizi anlamak için çaba göstermesinler.’” Söz konusu kediler, köpekler, kaplumbağalar ve diğer canlılar olduğunda insan çoğu zaman görmezden geliyor değil mi? Oysa Ali’nin diğer canlılara beslediği hisler gibi hislere sahip olmak yüksek ölçüde önemli.
Mavisel Yener: Bu kitapla ilgili yaratıcı okuma atölyeleri gerçekleştiriyoruz çocuklarla. İşte o atölyede tam da bu söylediğiniz konuya büyüteç tutuyoruz. Doğadaki diğer canlılarla kurabildiğimiz iletişim aslında bireyin kendini keşfetmesinin de anahtarıdır. Yaşayan Ölüler’de Ali karakterinin çoğu davranışı, içsel yaşantımız, kişisel amaçlarımızı arayışımız konusunda önemli sorular sorduruyor.

Aytül Akal: Evet, çok haklısınız. Bırakın farklı dil konuşan hayvanlarla anlaşmayı, aynı dili konuştuğu insanlarla bile iletişim kurmakta ve onları anlamakta zorlananlar var. Aslında tüm canlılar için ortak bir dil var: beden dili. Bu dili az ya da çok, anlamak için gayret göstermek iletişimi güçlendireceği gibi, duyarlılığı da arttıracaktır.

“Herkes altına sahip çıkmak ister. Oysa bin yıllar sonra insanoğlu artık bencilliğinden sıyrılmış olacak, altın parçası için birbirini yemeyecektir.” Bir Baykuş bunu kolayca söyleyebiliyor fakat söz insana gelince, kitapta da gördüğümüz gibi tarihi eserleri kaçırmak için akıl almadık yöntemler geliştirip suçu da bir başkasının üzerine yıkmaya çalışıyor. Bilge Baykuş’un bu öngörüsü safça bir inanç gibi görünüyor sanki?
Aytül Akal:
Bence Bilge Baykuş’un o saflığına sahip olan çok insan da vardır. Örneğin, ben! İnsanların olumluya doğru değişip gelişeceğine inanırım. Bu yaşıma geldim, insanların doymak bilmez hırslarına, açgözlülüğüne tanık oldum, yine de o beklenti, içimde bir yerlerde umudumla besliyor. Mavisel Yener, sorularınızdan birine verdiği yanıtta “kitap, kişisel amaçlarımızı arayışımız konusunda önemli sorular sorduruyor” demişti, Bilge Baykuş’un da böyle bir görevi var işte.

Mavisel Yener: Hiç kuşku yok ki Bilge Baykuş’un bu öngörüsünü çocuk okurlar ve yetişkinler farklı duygularla karşılayacaklardır. Çocuklar, yeni bir yaşam biçimini kavrama konusunda yetişkinlere göre çok daha esnek oldukları için, bu söylemdeki umudu fark edeceklerdir. Oysa yetişkin okurlar için bu sözlerin anlamı, onların deneyimleri doğrultusunda, farklı bir tanım bulacaktır. Sanatı mümkün kılan hayal gücünün ardına saklanmış “umut” bence de her zaman vardır, Aytül Akal’ın sözlerine katılıyorum.

“Kışın kaloriferin üzerindeki mermere uzanıp uyumak, yazın balkonda güneşlenmek, Miro’ya yetiyordu. Sirk kedisi gibi, yeni numaralara zorlanmaya hiç niyeti yoktu.” Son yıllarda artan bir biçimde –internetteki görüntüleri saymazsak- televizyonda da kedilerin, köpeklerin Miro’nun hiç de istemediği biçimde davrandığına, belki de buna zorlandığına şahit oluyoruz. Birden bire birkaç yıl içerisinde ne oldu da hayvanları bunca “sirk” gösterisinin içerisinde bulduk dersiniz? Miro aynı durumda olsaydı üzülmez miydi?
Mavisel Yener:
Romanın yarattığı dünya öylesine tuhaftır ki kimi zaman yazarı bile kestiremez kahramanının neye üzülüp neye sevineceğini. Ancak tahmin edebilir, ama bazen tahminlerinde yanılabilir. Aytül Akal ile birlikte yazdığımız Kayıp Kitaplıktaki İskelet’in iki kitabında da kahramanları çok özgür bıraktık biz. O nedenle, bu sorunuzu Miro’ya sorsanız daha iyi olur!

Aytül Akal: Miro, sahibine neler yapabileceğinin sınırlarını açmıyor ki, yapmak istemediği numaralar beklenmesin, buna zorlanmasın. Aslında akıllı, muzip ama biraz da tembel bir kedi. Bu nedenle kaybolup doğada yaşamaya başlaması onun için epey zorlayıcı olmakla birlikte, canlandırıcı, hayatı tüm heyecanıyla kucaklayıcı bir fırsat oluyor. Yeni hayatında daha mutlu olduğu bile söylenebilir. Bu nedenle sahibine kavuşup kavuşmayacağını henüz biz bile bilmiyoruz, tamamen Miro’nun ne yapmak isteğine bağlı.


Dehlizin altındaki gizli odanın eko işlevi, konuşulanların gizliliği hakkında söylenen sözler arasından hemen şu dikkati çekiyor: “’Böcekten falan korkmuş olabilirler.’” Çocuklar da günceli takip etmeyi, güncelin tüm zorluklarına karşın esprisini yapmayı oldukça iyi başarıyorlar değil mi?
Aytül Akal:
Çocuklar hayata yetişkinlerden daha olumlu bakıyor. Üstelik her zaman gülmeye, güldürmeye hazırlar. Bu özellikleri, tehlikelerle ve zorluklarla yetişkinlerden daha kolay baş edebilmelerini de sağlıyor.

Mavisel Yener: Çok doğru bir tespit yapmışsınız. Elbette çocukların yetiştirilme biçimleri, eğitim sistemi gibi yan etkenler de burada devreye giriyor fakat gerçekten de onlar en zor soruların aslında çok kolay yanıtları olduğunu doğaları gereği iyi biliyorlar. Aslında daha duyarlı ve pek çok şeyin farkında onlar. Daha çok koku duyuyor, daha çok tat alıp daha çok dokunuyorlar. İşte bu da onları bilge yapıyor “güncel” karşısında.

Hikâye, kurgusu gereği tarihi eserlere karşı dikkatli davranılması lüzumunu ve onların yüzyılların mesajını günümüze taşıdığını da ifade ediyor. Çocuk okurlar bunu okuyor. Fakat kurgu ile hayat birbirinden oldukça başka biçimde işliyor ve eskiden Bakanlık da yapmış bir Belediye Başkanı’nın Zeugma mozaikleri üzerinde topuklu ayakkabıyla yürüdüğü haberlerini okuyor, görüyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mavisel Yener: Bugünün çocukları büyüyecek ve ileride karar verme yetkisi onların elinde olacak. Eğer kültürel mirasımızı koruma konusunda bilinçlenmiş bireyler olurlarsa doğru kararlar verip, kültürel değerleri korumaya yönelik davranışlar sergileyecekler. Biz doğrudan söylemek yerine sezdirme yöntemini doğru buluyor ve kurgularımızda böyle uyguluyoruz.

Aytül Akal: Ah, neler neler duyuyoruz… Bu tür, bilinçsiz olduğu kadar şişirilmiş egonun da göstergesi olan davranışlar, duyarlı insanları şaşkına çeviriyor. Tarihi eserlerin değeri ve neden korunması gerektiği daha küçükken anlatılmalı ki çocuklar büyüdüklerinde, egolarını, geçmişi ve değerleri çiğneyerek tatmin eden biri olmasın.

Kayıp Kitaplıktaki İskelet’in ilk kitabının bitişinde “SON” bölümünde okura devamını yazmayı teklif ediyor, ardından bunu ikinci kitapta siz yapıyor ve hikâyeyi kaldığı yerden devam ettiriyorsunuz. Aynı durum Kayıp Kitaplıktaki İskelet: Yaşayan Ölüler’de de var. Dikkatli okur, hikâyenin devamının geleceğini düşünmeden edemiyor. Bu oyun ve hikâyenin devamı gelecek mi?
Aytül Akal:
Aslında yazar olarak, “Bu kitabı devam ettirelim,” gibi bir planımız yoktu. Romanı tamamlaması için okura kapılar açmıştık yalnızca. Yani her okur, dilediğince sürdürecekti öyküyü. Okurlarımız kim bilir neler neler düşündüler, ne hikâyeler oluşturdular… Ama yine de, yazarlar devam ettirse, ortaya neler çıkacak diye merak etmiş olacaklar ki, fuarlarda ya da etkinliklerde yüz yüze geldiğimizde, ya da ikimize de ayrı ayrı mektuplar yazarak, kitabın devamını istediler. Biz de onları kırmadık. Şimdi de, üçüncüyü tamamlamayı okurlarımıza bıraktık.

Mavisel Yener: Aytül Akal’ın söylediği gibi, romanın sonunda ucu açık bırakmayı özellikle yeğledik. Okurun yaratıcı düşünceleriyle hayaller kurmasını diledik. Yine de böyle olacak, isterlerse kendi kurgularına devam edebilirler, isterlerse de bizim nasıl bir kurgu yaptığımızı okurlar.

İlk kitap ile ikinci kitabın yayımlanması arasında epey süre var. Bunun yanında Kayıp Kitaplıktaki İskelet bir de ödül aldı değil mi?
Mavisel Yener: Tudem Yayınları’nın kitabı yurtdışına gönderdiğinden haberimiz yoktu. Kitabın uluslararası alanda başarı kazanması bizi çok sevindirdi. Dünya dillerine çevrilmesi önerilen ilk on kitap arasına alındı. Listeye Türkiye’den giren tek kitap Kayıp Kitaplıktaki İskelet. Şimdi çeviri sürecinde. Dünya çocuklarıyla buluşacak olması bizi mutlu ediyor.

Aytül Akal: Uluslararası ödüllere çok değer veriyorum. Ülkemizden seçilen tek kitap olduğu için, bu kitapla ülkemizi de temsil etmenin onurunu yaşıyoruz. Bu bakımdan Mavisel Yener ile yazdığımız ve kültürel değerlerimizi odağına alan bu kitabımızın dünya çapında çevrilmeye değer bulunan on kitap içinde yer alması, yaratıcılığın, ortak emeğin ve yeteneğin önyargısız değerlendirilmesi anlamına geliyor. Beni en çok sevindiren bu…

Her iki romanın da son sayfalarına hikâyenin geçtiği yerin, hikâye “kişilerinin” fotoğrafları eklenmiş. Bu fikir üzerine de konuşalım mı?
Aytül Akal:
Ben İzmirliyim, gerek ailemle, gerek okul gezilerinde, Efes harabelerine çok ziyaret etmişliğim vardır. Ancak İstanbul’a yerleştikten beri, Efes’e gitmemiştim. Yani Selsus Kitaplığı’nda geçen bir kitap yazmak aklımın ucuna bile gelmezdi. Mavisel Yener ise İzmir’de oturuyor. Bilgisayar üzerinden 2002’den beri yürüttüğümüz şiirleşmelerimiz on iki şiir kitabına dönüştü. Şiir yazarken çok eğlendik. Ardından, daha başka nasıl bir oyun kurabiliriz diye düşündük. Efes harabelerinde geçen bir roman yazmak, Mavisel Yener’in fikriydi. Yazarken yine eğlendik, sildik, yazdık, ekledik; şiirlerde olduğu gibi tek dil, tek akıl olduk. Roman bittikten sonra Mavisel Yener Efes’i ziyaret etti. Bir de bakmış ki, Kapkap, Efes, gizli geçit, bekçi kulübesi… Hepsi gerçekten de orada. Onları fotoğraflayıp heyecanla bana yolladı. O fotoğrafları arkada yayımlamaya karar verdik. Böylece, düşsel kurgumuzun gerçeklerle nasıl örtüştüğünü, okurlarımız da görsün istedik.

Mavisel Yener: Aytül Akal anlattı nasıl bir yolculuğun sonunda fotoğrafların kitapta yer aldığını. İyi ki bu fotoğrafları koymuşuz. Çünkü, kitabı Anadolu’nun farklı köşelerinden çocuklar okuyor ve söyleşilere gittiğimizde tanık oluyoruz ki Efes’i hiç görmemiş olanlar var. Bir çocuk “Bu fotoğraflar gerçek mi?” diye bile sordu. Düşünün ki kitaptaki mekânın “hayali” olduğunu düşünen çocuklar bile var. O nedenle, Efes’in gerçek kültürel mirasımız olduğunu anlatmak, okurların bölgeyle ilgili araştırmalar yapmalarını sağlamak, meraklarını uyandırmak açısından, bu fotoğraflar farklı bir misyon yüklendiler. Bu arada, kitabı okuduktan sonra oraya giderek Kapkap’ın, Gizli Geçit’in, kedilerin peşine düşüp onları fotoğraflayan okurlarımız da oldu…

Madem çocuklar kahramanların peşine düştüler, Ceylan’ı ve diğerlerini de arayan oldu mu acaba? Bulabildiler mi?
Mavisel Yener:
Evet, Efes’e gidenlerin romandaki kişilerin peşine düştüklerini biliyorum. Ama “Bulabildiler mi?” sorunuzu yanıtsız bırakmak zorundayım! Kurgunun ne kadarı düş, ne kadarını gerçek, bunun kararını okurlar verecek. Bulup bulamadıklarını da onlar söyleyecek!

Aytül Akal: Ben dayanamayacağım, hiç olmazsa birini çıtlatacağım Mavisel Hanım! Mesleğine, adına ve hatta kişiliğine kadar gerçek olan biri. Kim mi? İşte onu söylemem ama kitaplarla ilgili diyerek bir ipucu vereyim, yanıtı siz bulun. Bu da kitabın son bulmacası olsun…

1. Kitap: Kayıp Kitaplıktaki İskelet, 2. Kitap: Kayıp Kitaplıktaki İskelet-Yaşayan Ölüler / Yazarlar: Mavisel Yener – Aytül Akal / Tudem / Roman

Mavisel Yener; 1962’de Ankara’da doğdu. 1984’te Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun oldu. Çocuklar ve gençler için roman, şiir, öykü, masal, radyo oyunu ve tiyatro oyunu türlerinde 67 yapıtı bulunan Yener, uzun yıllardır Cumhuriyet gazetesinin haftalık kitap ekinde inceleme ve eleştiri yazıları yazmaktadır. TRT-İzmir radyosunda, Yüreğimizdeki Sesler ve Kitap Kurdu adında iki radyo programı hazırlayıp sunan Yener’in pek çok öyküsü, masalı ve şiiri ilköğretim ders kitaplarında yer almaktadır. Başta İzmir olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında çocuklar için çeşitli edebiyat atölyeleri gerçekleştiren Mavisel Yener aynı zamanda çocuk ve gençlik edebiyatı alanında yazılmış pek çok eser için de editörlük yapmaktadır. Kaleme aldığı kitapların bazıları yabancı dillere de çevrilen yazar bu vesileyle dünya çocuklarına seslenme fırsatı yakalamıştır. Sayısız ödüle değer görülen Mavisel Yener, Türk çocuk ve gençlik edebiyatının en üretken yazarlarından biri olarak tanınmaktadır.

Aytül Akal; büyüyünce yazar ya da şair olmak, Akal’ın çocukluk düşüydü. İzmir Amerikan Koleji’nden mezun oldu ve 1973 yılından sonra, Hayat Mecmuası’nda yazmaya başladı. Öyküleri, masalları, şiirleri, birçok dergi ve gazetelerde yayımlandı. Aynı süreçte köşe yazıları yazdı, röportajlar yaptı. 1982 yılında şiirlerini topladığı ilk kitabı “Kent Duygusu”ndan sonra, 1991’de masallarını topladığı ilk çocuk kitabı “Geceyi Sevmeyen Çocuk” yayımlandı. Aytül Akal, o tarihten sonra çocukların büyülü dünyasına dalarak, yalnızca çocuklar ve gençler için yazmaya başladı. 1991’den bu yana konferanslar vererek, kitaplarını imzalayarak, çocuklarda okuma kültürünün yerleşmesine katkı vermeye çalıştı. Aynı zamanda sosyal projeler geliştirip gerçekleştirdi, çocukların kişilik gelişimi ve kendilerini tanımaları konusunda çalışmalar yaptı. Öyküler, masallar, şiirler, oyunlar, romanlar olmak üzere, yayımlanmış 107 kitabından 28’i, Almanca, İngilizce, İspanyolca, Farsça ve Bulgarcaya çevrilerek yurt dışında yayımlandı. Aytül Akal TEDA Projesi Kapsamında Türkiye’den kitapları çevrilen yazarlar içinde 25 kitap ile en çok kitabı çevrilen yazarlar sıralamasında 4. yazar olmuştur. Akal aynı zamanda ÇGYD (Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği) tarafından 2010 ALMA (Astrid Lindgren Anma Ödülü) Türkiye adayı olarak gösterildi.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.