Kezzap, bıçak, kurşun: Acıların Kadını Bergen

Bergen’in hayatındaki sıkıntılar daha 6 yaşındayken başladı. Önce anne-babası ayrıldı. Müzik yeteneği keşfedilince talihi döner gibi oldu. Ama parasızlıktan konservatuarı bırakmak zorunda kaldı. Tesadüfen sahneye çıktığında 19 yaşındaydı. Yolu karanlık adamlarla doluydu. Dolandırıldı. Dayak yedi. Kezzap atıldı. Bir gözünü kurtardıktan sonra yine sahneye döndü. Bu sefer bıçaklandı. Nihayet ‘Garibin çilesi mezarda biter’ şarkısında olduğu gibi 29 yaşında 6 kurşunla öldürüldü. Fakat ona yapılan haksızlıklar mezarda bitmedi.

BERGEN-1

‘Kardeşiz Kader’

Gerçek adı Belgin Sarılmışer olan Bergen 1960’ta bir yaz günü ailenin ilk çocuğu olarak Mersin’de doğdu. İlk talihsizliğini daha 6 yaşındayken anne babası boşanmasıyla yaşadı. Çok sevdiği bez bebeğine sarılarak annesiyle birlikte Ankara’ya taşındılar. Yenimahalle semtindeki Yunus Emre İlkokulu’nda küçük kızın müziğe olan yeteneği keşfedildi. Öğretmenlerinin yardımıyla konservatuara gitti. Ankara Devlet Konservatuarı Piyano Bölümü’ne girdi. Ancak annesi onu okutacak durumda değildi. Büyük umutlarla başladığı okulunu bırakmak zorunda kaldı. Aile yoksuldu yaşı büyütülerek PTT’de çalışması sağlandı. 1976’da dayısının oğlu ile ailelerin itirazlarına rağmen evlendiler. Fakat Bergen’in evliliği uzun sürmedi. Eşi hapse girdi, ailelerin baskısıyla boşandılar.

Bir akşam arkadaşlarıyla birlikte eğlenmek için gittiği Feyman Gece Kulübü’nde sesini çok beğenen dostlarının ısrarlarıyla izin alarak sahneye çıktı. Kulübün sahibi İlhan Feyman 19 yaşındaki Bergen’in sesini çok beğendi ve orada çalışmasını teklif etti. Sahneye çıkması için teklif aldığında yıl 1979’du. Bergen o sırada 19 yaşındaydı. Feyman Gece Kulübü’nde Grup Lokomotif orkestrası ile birlikte Türk Sanat Müziği, Türk Hafif Müziği şarkıları söyledi. Sesini beğenenler çoğalıyordu. Adana’dan teklif aldı ve bir gazinoda çalışmaya başladı.

Sekiz aylık çalışma karşılığında Bergen’e lüks bir otomobil verilecekti. Ancak iş bitiminde karanlık adamlar otomobili elinden aldı. Bununla da kalmadılar ve arabanın borçlarını da ödemek zorunda bıraktılar. O sırada tanıştığı Halis Serbes borçlarından kurtulmasına yardımcı oldu. Bergen, Halis Serbes ile nişanlandı ve Adana’ya yerleşti. Birliktelikleri öfke nöbetlerine tutulan Halis Serbes’in dayaklarına rağmen sürüyordu. Günün birinde Halis Serbes’in evli ve üç çocuklu olduğu ortaya çıkınca bu duruma çok üzülen Bergen Ankara’ya döndü. Fakat peşinden Ankara’ya gelen ve boşanacağını söyleyen Halis Serbes’e inandı, yeniden barıştı. Eşinden boşanan Halis Serbes’le Ocak 1982’de evlendi. Adana’ya yerleştiler. Bir süre sonra yine dayak olayları başlayınca Bergen ayrılmak istedi. Halis Serbes kabul etmeyip şiddete başvurunca evden kaçtı. Bergen o sıralar kulüplerde sahneye çıkmaya başladı. Aynı dönemde “Şikayetim Var” adlı albümü çıktıysa da ilgi görmedi.

BERGEN2A BERGEN2B

‘Giden Gençliğim’

Ekim 1982’de Bergen, İzmir Alsancak’taki New York isimli gece kulübünde çalışıyordu. Halis Serbes’in, yanında çalışan bir kişi, kaldığı pansiyonun kapısında pusu kurup sanatçıya bir şişe dolusu kezzap attı. Saldırı sonrası Bergen’in yüzü tanınmaz hale geldi. Ayrıca vücudunun önemli bir kısmı da yanıklar içindeydi. Bergen’in iki gözü görmez olmuştu. Aylar sonra Ege Üniversitesi’nde Prof. Dr. Arman Çağdaş’ın çabalarıyla bir gözü kurtarıldı. Yüzündeki yanık izlerini de ünlü estetik cerrah Onur Erol tedavi etti. Halis Serbes iki ay kaçtıktan sonra yakalanıp tutuklandı. Mahkemede Halis Serbes’in kezzap atan kişiyi yüklü bir parayla tutup azmettirdiği ortaya çıktı.

Ameliyat sonrası 1984’te İzmir’e geri dönen Bergen’i ziyaret eden New York gece kulübünün sahibi Cengiz Özşeker, sanatçıyı tekrar sahneye çıkması için ikna etti. Bergen 1985’e kadar Kibariye’yi meşhur eden “Kim bilir?” şarkısının bestecisi olan Cengiz Özşeker’in sahibi olduğu İzmir Pırlanta Pavyon’da sahneye çıktı. “Kardeşiz Kader” isimli demo kaseti Yaşar Kekeva tarafından beğenilince, sanatçı İstanbul’a davet edildi..

Yapımcılar Bergen’in kederli hayatını müziği ile birleştirmeyi düşündü. Bu düşünceyle hazırlıklar yapıldı ve bir albüm hazırlandı. Bergen 1986 yılının sonlarına doğru çıkan “Acıların Kadını” albümü ile şöhrete kavuştu. Albüm kısa sürede bir milyondan fazla satınca Nisan 1987’de “1986 yılı Albümü En Çok Satan Arabesk Kadın Sanatçı” unvanıyla Altın Plak ve Altın Kaset‘le ödüllendirildi. Aynı yıl Ülkü Erakalın’ın senaryosu ve yönetmenliğiyle “Acıların Kadını” filminde Yalçın Gülhan, Asuman Arsan ve Meral Niron’la kamera karşısına geçti. Bergen kendisine yaşattığı acılara rağmen kocasını affetti ve ondan boşanmadı. Niğde Açık Cezaevi’ne nakledilen Halis Serbes’i ziyaret bile etti. Kezzap olayından dolayı açılan davadan da vazgeçti. Bergen Haziran 1987’de “Yılın Arabesk Kadın Sanatçısı” ödülünü de kazandı. O dönem ‘Acıların Kadını’ artık gülüyordu. Gazetecilere açtığı evinde bez bebek koleksiyonu ve aldığı ödüllerle fotoğraf çektiriyordu.

‘Garibin Çilesi Mezarda Biter’

Bergen 1987’de İbrahim Tatlıses ve Müjde Ar’lı kadroyla gittiği Bursa’da sahneye çıkıyordu. Bu sırada Haftalık Müzik Magazin dergisinde Avustralyalı organizatör John Pale ile Bergen’in aşk yaşadığı iddia edildi. Bu haber Bergen’e zarar verecekti. Adana Lunapark Gazinosu’nda sahnede şarkı söylerken herkesin gözü önünde, gazinonun eski fotoğrafçısı Necmettin Ulaş tarafından kalçasından bıçaklandı. Saldırının gerçek nedeninin ne olduğu belirlenemedi. Necmettin Ulaş’ın gazinoda bulunan bir gazeteciye ‘Makineni hazır tut, beni takip et’ dediği öğrenildi. Hapisten yakında çıkacak olan Halis Serbes’in Necmettin Ulaş’ı olaya azmettirdiği iddia edildi ancak ispatlanamadı.

1987’de Bergen TRT’in arabesk yasağını ilk delen sanatçı oldu. “Musiki Maceramız” programı için Lutesse gece kulübünde yapılan çekimlerde “Acıların Kadını”nı söyledi. İstanbul Çakıl Gazinosu’nda şarkı söyleyen Bergen kocasının hapisten çıkmasına dört ay kala, onun isteği ile sahneyi bıraktığını açıkladı. Böylece kezzaplı saldırı nedeniyle 13 yıl 11 ay hüküm giyen ama çıkarılan af sayesinde 5 yıl 7 aylık hapis hayatının ardından 1988’de serbest bırakılan Halis Serbes ile Mersin’de yaşamaya başladı. Fakat yine daha önce yaşanan şiddet olayları tekrar etti. 1989’da boşandılar. Bergen aynı yıl, yedinci ve yaşarken çıkardığı son albümü olan “Yıllar Affetmez”i hazırladı. Albümün tanıtımı için Anadolu turnesine çıktı.

14 Ağustos’u 15 Ağustos’a bağlayan gece Anadolu turnesi kapsamında Kayseri’den Mersin’e gitmek için annesi ile birlikte yola çıktıklarında Halis Serbes’in kendilerini takip ettiğini fark ettiler, polisi arayarak durumu bildirdiler. Tedbir alınacağı söylenince yollarına devam ettiler. Fakat peşlerindeki araçtan kurtulamadılar. Tarsus’a bağlı Gülek kasabası yolunda Aspava isimli bir kır lokantasında gece 04.00 sularında ölüm Halis Serbes’in kurşunlarıyla geldi. Bergen ve annesiyle ile tartışan Halis Serbes, arabasına giden sanatçıya altı kurşun sıktı. Kurşun sesleri sona erdiğinde Bergen yerde çok sevdiği bez bebekler gibi hareketsiz yatıyordu artık. Halis Serbes, Bergen’in annesi Sebahat Çakır’a da üç kurşunla ağır yaralı olarak bırakıp bir ay önce aldığı pasaportla Almanya’ya kaçtı.

Ertesi gün tabuta bile konulmadan sedye ile musalla taşına konan Bergen’e yakın arkadaşlarının bile katılamadığı bir cenaze töreni yapıldı. Hemen ardından yangından kaçırılır gibi götürüldüğü Mersin’de toprağa verildi. Bergen öldüğünde 29 yıllık kısa hayatına 5 plak ve 11 kaset ile bir film sığdırmıştı.

 

Cinayet, af ve tahliye

İnterpol’ün kırmızı bültenle aradığı Halis Serbes, Berlin’de Eylül 1990’da yakalandı. Kaçağın yakalandığı bilgisi Dışişleri Bakanlığı’na bildirilince sanığın iadesi için diplomatik görüşmeler başladı. İki yıl sonra Alman yönetimi suçlunun idamla yargılanmaması şartıyla Halis Serbes’i iade etti. Sanık Almanya’dan getirilip Tarsus Cezaevi’ne konuldu. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Halis Serbes, cinayeti taammüden (planlayarak) işlemediğini söyledi ve olayı şöyle anlattı:

“Olay günü Bergen bir arkadaşının bürosunu aradı ve çok yorgun olduğunu söyleyerek kendisini almamı istedi. Ben de kardeşimle yola çıktım. Geç kaldığımız için şarkı söylediği gazinoda değil Kayseri yol ayrımında karşılaştık. Orada benim arabama geçti. Birlikte bir kır lokantasına girdik. Yemek isteyip masaya oturduk. Her şey iyi giderken Bergen annesinden Mersin’deki kendi evinin anahtarını istedi. Benimle birlikte o gece eve gideceğini söyledi. Bergen tartışmaya başladığı annesine bağırınca “Annenin yaşına hürmet et, bağırma” dedim. Bunun üzerine ana kız bana yöneldiler. Olmadık hakaretler ettiler. Çileden çıkmıştım, kardeşimin tabancasını alıp ateş etmeye başladım. Ama annesine bilerek ateş etmedim.”

12 Mart 1992’de son kez hakim karşısına çıkan Halis Serbes için savcı ‘taammüden’ değil ama ‘kasten’ adam öldürdüğünü belirtti. Savcı, değerlendirmesinde Bergen’in annesinin de tesadüfen yaralandığını kaydederek sanığın tahliyesini istedi. Sanık avukatı Cahit Şar ise “Evlilikten kısa bir süre sonra maktül evi boşaltarak kaçmış. Ancak ilişkileri yine devam etmiş. Bu sırada ana-kız müvekkilimi maddi-manevi sömürmeye devam etmiştir. Müvekkilim aylarca Almanya’da 7 ay da burada tutuklu kalmıştır. İnfaz yasası dikkate alınırsa 35 yıllık cezanın karşılığını yatmış durumdadır. Ayrıca daha önce başka bir ceza nedeniyle cezaevinde hak ettiğinden fazla kaldığından bu sürenin şimdi verilecek cezadan düşülmesi gerekmektedir” dedi.

Mahkeme heyeti Halis Serbes’i kasten öldürme ve yaralamadan suçlu bularak 15 yıl, ruhsatsız silah bulundurmaktan 10 ay hapse mahkum etti. Bununla birlikte sanığın ‘iyi hali’ ve İnfaz Yasası dikkate alınarak ceza süresi 3 yıla indirildi. Mahkeme Halis Serbes’in Almanya ve Türkiye’de tutuklu kaldığı toplam 19 ay ile daha önce Bergen’in yüzüne kezzap attırmaktan tutuklanıp yattığı 5 yıl 7 aylık sürenin bir kısmının 1987’deki af kapsamına girmesiyle fazladan yattığı dikkate alınarak serbest bırakılmasına karar verdi. Tahliye edilen Halis Serbes için yakınları Tarsus Cezaevi önünde kurban kestiler. 1993’te yeniden evlenen Halis Serbes önceleri işlediği cinayet nedeniyle pişman olduğunu söylese de, bir süre sonra yaptıklarından hiç pişmanlık duymadığını, Bergen’in yaşananları “hak ettiğini” söyledi. Halis Serbes, Aralık 1997’de Bergen’in hayatını konu alan ‘Aşk Ölümden Soğuktur’ adlı filmin galasına da davet edildi. Filmin kötü adamı Kadir İnanır’ın yakınında elinde rakı kadehi ile  fotoğrafını çeken gazetecilere gülüyordu.

Halis Serbes’ten ‘Geleceğe aşk mektubu’

Bergen’e önce kezzap atan sonra da öldüren Halis Serbes’in 14 Şubat 2001’de ‘Sevgililer Günü’ için bir gazetenin “Geleceğe aşk mektupları” isimli ekinde çıkan mektubu şöyle:

“Dostum,

‘Sevgi’ deyince, hemen aklına bizim Sevgi gelmesin.  Hani o hepimizi yaşama bağlayan, ta yüreğimizden duyduğumuz sevgi var ya. Sana ondan bahsedeceğim.  Hani kimi ‘‘aşk’’ der ya, ondan. O olmasa herhalde yaşayamazdık. İnsana, doğaya, hayvanlara, yaşama sevgi olmasaydı, hayat bu kadar güzel olabilir miydi? Ben hayvanları, doğayı, dolayısı ile insanları seviyorum. Her insanın yaşamında hatalar olabilir. Ben de, sen de yapmadık mı? Bir anlık öfke, kızgınlıkla insanları kırmadık mı?  Hepimiz hata yapabiliriz. Bir tane hatasız kul gösterebilir misin? Önemli olan hataları görüp, onarmaya çalışmak değil mi? Ben doğayı seviyorum. Ağaçları, binbir çeşit kuşları, hayvanları ile.

Bilirsin, kalabalık şehir yaşamında çoğu zaman bunalıyorumdum. ‘‘Halis al başını git ormanlara’’ dediğim çok oluyordu. Sadece kuş cıvıltılarının olduğu, yeşil ormanları, derenin sularının hışırtısını sadece sevdiğim, yiğit, mert, delikanlı insanlarla paylaşmak isterdim. Hatırladın mı? Uzun süre bunu gerçekleştiremedim. Şehrin gürültülü, pis havalı, namert yaşamına mahkum kalıyor, sevdiğime bir türlü kavuşamıyordum. (…) Kozan’da bir ev aldım. Göl kıyısında, çevresi ormanlık. Tek başına, koskoca ormanda. Tıpkı benim gibi. Çevresinde tek bir ev bile yok. Her hafta perşembe günü soluğu orada alıyorum. Pazartesi gününe kadar doğayla, sevdiğimle baş başa kalıyorum. Sabah kuşların cıvıltısı ile uyanıp, göl kıyısında geziyorum. Derin derin ormanın o tertemiz soluğunu ciğerime çekiyorum. Kentin dumanlı havasına nispet yaparcasına. (…) Biliyorsun, şehir yaşamını hiç sevmedim. Namertliği ile, para düşkünlüğü ile. Kır en güzeli. Benim sevgilim ormanlar, kuşlar, hayvanlar. Çünkü onlar hiç bir zaman insana ihanet etmez. Hep sevgi verir. Bir de çevremdeki çok yakın dostlarım. Sevgiyi doyasıya onlarla paylaşıyorum. Paylaşılmadıktan sonra sevginin değeri kalmaz ki.”

 

Mazideki Kadın: Feri Cansel

39 yıllık ömrüne 128 film sığdıran Feri Cansel gerçek hayatında hep hayal kırıklığı yaşadı. Talihsiz ama cesurdu. Hep uçlarda yaşamayı tercih etti. Fedakârdı, fakat tutkuyla sevdiği adamlardan çok çekti. Kime âşık olduysa sonu hep ayrılıkla bitti. Hayatı boyunca hep mutlu olmaya çalıştı, olmadı. Çektikleri yetmiyormuş gibi cüzdanında çocukluk fotoğrafını taşıdığı sevgilisi tarafından bir gece evinde öldürüldü. Cenazesi de borç parayla kaldırıldı.

Yıl 1983, İstanbul Cihangir’de bir gece. Akyol Sokak’taki Ayfer Apartmanı’nda oturanlar ardı ardına patlayan silah sesleriyle irkildi. Aynı anda apartmanın 7 numaralı dairesinde bir kadın yere kanlar içinde yığıldı. Pembe tişörtlü kızı da hemen yanında annesine kapanmış ağlıyor, titriyordu. Alnını sıyıran kurşun nedeniyle o da kanlar içindeydi. Saniyeler sonra apartmandan çıkan uzun boylu bir adam gecenin karanlığına karıştı. Apartmanın kapıcısı Halis Kaymak ise seslerin geldiği daireye koşarak çıktı. Yerde, duvarlarda hep kan izleri görülüyordu. O karanlık gecede evde bir de misafir vardı. Fakat misafir kadın da sinir krizi geçiriyor, yürek paralayan çığlıklar atıyordu. Kapıcının ve diğer komşuların yardımıyla vücudunu delip geçen kurşunlara rağmen hayata tutunmaya çalışan güzel kadın ve kızı hastaneye götürüldü. Olay yerine giden polisler kurşunlara hedef olan kadının dönemin ünlü sinema oyuncularından Feri Cansel olduğunu öğrendi. O gece Taksim İlkyardım Hastanesi’ne kaldırılan sinema oyuncusu ve şarkıcı Feri Cansel, 2 Eylül 1983’ün ilk saatlerinde hayatını kaybetti.

FERİCANSEL

‘Bu adam beni öldürecek’

Katil 38 yaşında Kemal Melih Ük adında İzmirli bir işadamıydı. Feri Cansel ile 1981 yılında tanışmışlardı. Kemal Melih Ük evli bir adamdı. Fakat aşk sınır tanımamış, birlikte yaşamaya başlamışlardı. Kemal Melih Ük, cinayet masası dedektifleri tarafından olaydan bir gün sonra Kadıköy’de elleri cebinde sokakta dolaşırken yakalandı. Karakoldaki ilk ifadesinde, “Feri, tabancasını çıkarıp, ‘Defol git’ dedi. Elinden silahı almak isterken ateş aldı. Daha sonra silahı ben aldım ve ateş ettim. Pişmanım. Ancak ağır tahrik altındaydım. Benim hayatımı mahvetti” diye ifade verdi.

Kemal Melih Ük, 7 Aralık 1983’te başlayan duruşmada ise daha ayrıntılı konuştu: “Feri Cansel ile İzmir’deki şarküterimde tanıştık. Daha doğrusu o benimle tanışmak istedi. Arkadaşlığımız ilerleyince de bana İstanbul’a taşınmam için baskı yapmaya başladı. Ben de ısrarlarına dayanamayıp isteğini yerine getirdim. Artık birlikte yaşıyorduk. Ben iyi bir aileye mensubum. Yedi yıllık da evliyim. İlk zamanlar bir sorun yoktu. Bu süre içinde ne kadar mal varlığım varsa o kadına harcadım. Feri gece çalıştığı için, gazinodan alıp eve geç geliyordum. Bu yüzden işlerim aksadı ve çok borçlandım. Durum böyle olunca beni terk etmek istedi. Ben ona ve ailesine de bakıyordum. Olay günü sabahı İzmir’den onu aradım. Telefonda tartıştık. Benden, artık ilişkimizin bittiğini ve gelip eşyalarımı almamı istedi. O sinirle kalkıp arabamla İstanbul’a geldim. Doğruca Cihangir’deki eve gittim. Tartışmamız burada da sürdü ve giderek büyüdü. Bu sırada Feri bana dönerek ‘Eşyalarını al, artık senin yüzünü görmek istemiyorum’ dedi. Bu sözler bardağı taşıran son damla oldu. Zaten biraz alkollüydüm. Kendisinin evde silahı olduğunu biliyordum. Ama nerede sakladığını bilmiyordum. Feri bir ara bardaki çekmeceye elini attı ve silahı çıkardı. Bana dönüp ‘Git’ dedi. Ben de elindeki silahı almak için harekete geçtim. Silah patladı. Daha sonra tabancayı elime aldım ve ateş ettim. Fakat kesinlikle Zümrüt’e ateş etmedim. Feri kanlar içinde yere düştükten sonra evi terk ettim. Arabama bindim. Şuursuzca sürdüm. Bir ara canım yürümek istedi. Ataköy’e kadar yürüdüm. Ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilemiyordum. Kadıköy tarafına geçip yine dolaşmaya başladım. O sırada bildiğiniz gibi polisler beni görerek yakaladılar. Artık kimsenin yüzüne bakamam. Aileme, yuvama ve çevreme karşı mahcubum. Beni affedeceklerini de sanmıyorum.”

Ancak olayın tanıkları Feri Cansel’in kızı Zümrüt Cansel ile arkadaşı Pakize Songül Hay, bu ifadeyi yalanladı. Tanıkların ortak ifadesine göre olay gecesi Kemal Melih Ük eve alkollü gelmiş, misafir odasına geçerek Amerikan Bar’ı açmış ve viski içmeye başlamıştı. Bu sırada odadaki koltukta oturan Feri Cansel ile tartışmış, sonra aniden Amerikan Bar’ın çekmecesini açarak oradan tabancayı çıkarıp sanatçının yanına gelmişti. ‘Bu adam beni öldürecek, yardım edin’ diyen bağıran Feri Cansel’in sözlerine karşılık ‘Sen ölümü çoktan hak ettin. Senin sevdiğin başka biri var. Ama, seni ona yar etmeyeceğim’ diyerek Feri Cansel’e ateş etmeye başlamıştı. Annesinin gözleri önünde öldürülmesi üzerine şok geçiren Zümrüt Cansel, Kemal Melih Ük’ün üzerine atılarak tabancayı almak istemişti. Ancak tetiğe bir kez daha dokunan katil tabancayı naylon bir torba içine koyarak oradan kaçmıştı.

FERİCANSEL2A FERİCANSEL2B

Zümrüt Cansel duruşmada: “Olay gecesi annem yere düşmüş ‘Yapma Melih’ diye bağırıyordu. Melih, birkaç el ateş ettikten sonra, namluyu bana doğru çevirip tetiği çekti, fakat kurşun başımı sıyırıp geçti” diye ifade verdi. Adli Tıp raporlarında da ölüme neden olan 4 atıştan ikisinin uzaktan yapıldığı belirtiliyordu.

6 Eylül 1983’te Şişli Camii’ndeki törenden sonra Feri Cansel’in cenazesi Kıbrıs’a gönderildi. Cenaze törenine gelenler arasında Ekrem Bora, Mine Soley, Mine Mutlu, Serdar Gökhan, Turgut Özatay, Önder Somer ve Serpil Örümcer gibi isimler bulunuyordu.

Kemal Melih Ük’ün İzmir’deki karısı da Feri Cansel’in işadamını çok büyük maddi zarara uğrattığını iddia ediyordu. Ünlü yıldızın arkadaşları ise “Feri Cansel çok bonkördü. Sevdiğinden canını bile esirgemezdi, o adamın parasını yeseydi bugün cenazesi borç parayla mı kaldırılırdı?” diyerek Feri Cansel’i savundular.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 8 Kasım 1984’te görülen son duruşmada Kemal Melih Ük’e önce kasten öldürmekten 24 yıl hapis cezası verildi. Hakim daha sonra olayda tahrik bulunduğuna hükmetti ve sanığın duruşmalardaki tavrını dikkate alıp cezayı 15 yıl 10 ay hapse indirdi. Kararı sakince dinleyen Kemal Melih Ük, “Sağolun efendim” diyerek mahkeme heyetine teşekkür etti. Kemal Melih Ük, 7 yıl tutuklu kaldıktan sonra af kanunundan yararlanıp serbest kaldı.

 

Kıbrıslı Feriha

Türk sinemasında bir zamanlar, seyircileri çok üzen “ikinci kadın” fırtınası esiyordu. Bu kötü yürekli ama çok çekici kadınların görevi, başroldeki erkek ile kadın arasındaki ilişkiyi bitirmekti. ‘İkinci kadınlar’ başroldeki erkeğin gönlünü çeler, baştan çıkarmaya çalışırdı. Filmlerde, ikinci kadınlar, kimi zaman ellerinde bir kadehle masum rakiplerinin karşısına geçip kahkahalar atardı. İşte Feri Cansel o dönemin unutulmayan ‘ikinci kadın’ oyuncularından biriydi. Daha sonra adı çevirdiği ‘B’ sınıfı seks filmleriyle anıldı. Feri Cansel hemen herkesin zihninde benzer bir resim çiziyordu. Oysa bu resmin arkasında başka bir kadın vardı.

Asıl adı Feriha Ali olan Feri Cansel 7 Temmuz 1944’te Kıbrıs’ın Lefkoşa’da doğdu. 60’lı yıllarda Kıbrıs’ta gerginlik had safhadaydı, Feriha Ali hayallerini gerçekleştirmek için İngiltere’ye gider. Sevdiği gençle evlenip Londra’ya yerleşti ve birkaç yıl kuaförlük mesleğinde çalıştı. Fakat Kıbrıslı Feriha İngiltere’yi hiç sevmedi. Sinemaya öyle tutkundu ki kızının adını bile başrollerini Çolpan İlhan, Fikret Hakan ve Sadri Alışık’ın oynadığı “Zümrüt” filminden seçmişti. Film yıldızı olmak hayalleri kurduğu için bir fırsat arıyordu. Londra’yı gezmeye gelen Türk sinemacılarla bağlantı kurunca, boşanmış olduğu eşinden olan küçük kızını yanına alıp turist pasaportuyla Türkiye’ye geldi. 1964’te ilk olarak “Kan ve Gurur” isimli filmdeki küçük rolüyle Yeşilçam’a adımını attı. Ama figüranlık yaparak yaşayamazdı. Parisien isimli ünlü gece kulübünde içki hostesliği yapmaya başladı. Dikkat çekici bir kadın olduğundan aynı kulüpte striptiz yıldızı olması uzun sürmedi.

Çirkin Kral’ın sevgilisi

Bir gün ‘Çirkin Kral’ Yılmaz Güney ile tanıştı. Feri Cansel, Yılmaz Güney’e sırılsıklam aşık oldu. Bir arkadaşına “Adama ‘çirkin kral’ diyorlar. Ama neresi çirkin? İçi de dışı da sinemanın en güzeli. Hele o gizemli bir tebessümle kıvrılan dudakları ve insanın içine işleyen o derin bakışları başka kimde var Allah aşkına!” demişti. Yılmaz Güney onu herkese ‘nişanlısı’ olarak tanıtıyordu. Aynı evde birlikte yaşamaya başladılar. 1969’da Yılmaz Güney’in ‘Bir Çirkin Adam’ filminde oynadı. Yılmaz Güney’in yazıp yönettiği ‘Bir Çirkin Adam’ 1970 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘en iyi film’ dahil 3 ödül kazandı.

Feri Cansel delidolu ve çılgın bir kişiliğe sahipti. Aynı zamanda saf bir tarafı da vardı. Herkesin gördüğünü o görmüyordu. Yılmaz Güney ile evlilik hayalleri kurarken terk edildi. Oysa vefalı ve sadık bir sevgiliydi. Yılmaz Güney adliyelere düştüğünde o da peşinden koşuyordu. Yılmaz Güney nereye gittiyse arkasından Feri Cansel de gidiyordu. İngiliz vatandaşı olduğu için Türkiye’de çalışabilmek amacıyla bir apartman kapıcısı ile formalite evliliği yaptı. Bir ay sonra da boşandı.

IMG_0254

Seks filmleri akımı

Parasız kalınca 1973-1979 arası onlarca seks filminde oynadı. Açıkgöz ve uyanık yapımcılar, oyuncuların işçi gibi olduğu birbirine benzer filmler üretiyordu. Feri Cansel ise cesurdu, ‘öpüşmem, sevişmem’ gibi kuralları yoktu. İlgi çeken uzun bacakları ve büyük göğüsleriyle en çok aranan oyunculardan biriydi.

Sinema oyunculuğunun yanında şan dersleri alıp şarkıcı olarak sahneye çıkan Feri Cansel, Ankara’daki konser sonrası yakışıklı ve genç bir işadamıyla tanıştı. Genç işadamı, Ankaralı ünlü bir ailenin oğlu olan Yusuf Tereyağoğlu’ydu. Yakışıklı genç, dönemin Başbakanı Süleymen Demirel’in de nikah şahitliğini yaptığı ilk karısından yeni boşanmıştı.

Feri Cansel ile Yusuf Tereyağoğlu, 12 Temmuz 1976’da evlendi. Aşk evliliği yapmasına karşılık şanssızlığı Feri Cansel’in yakasını bırakmıyordu bir türlü. Üçüncü evliliğinde de sonuç değişmedi. Üç yıl sonra boşandılar. Feri Cansel talihsiz aşklar koleksiyonu yapar gibiydi.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.