‘Kendimi sadece içimdeki bir kapağı kaldırmış gibi hissediyorum.’

 

“ ‘Aklımızın devre dışı, sadece kalbimizin olduğu’ yeniyetmelikten zaman mefhumunun olmadığı balık krakerli ve kaygısız çocukluk yıllarına, yüzyıllık dostla oturulan öğle rakısından patrona son çare olarak yazılan istifa maillerine, sevdiğimiz “o” olmayı çoktan bırakmış uzatmalı evliliklerden gel demese de gittiğimiz, gitmek istediğimiz sevgililere, eski sevgililere, aileye, aldatmalara, aldatılmalara; üzerimize haddinden fazla gelen ancak bir türlü vazgeçemediğimiz “modern dünyamızın” tüm inceliklerine dokunuyor, yalın ama coşkulu, naif ama kararlı, fısıldıyor kulaklara: Atları Bağlayın, Geceyi Burada Geçireceğiz.Melisa Kesmez, heyecanlı ve mütevazı sesinin her satırda hissedildiği kısa öykülerinde soruları müzikle, dramla, şiirle yoğuruyor, cevapları ise nüktedanlığı da elden bırakmayarak veriyor.” Melisa Kesmez ile ilk öykü kitabını konuştuk…

Kitabın tamamından, teker teker öykülerde ne kadar farklı hayatlar yaşanıyorsa da, sanki tek bir kişi konuşuyormuş hissi geçiyor. Bunca farklı kişiyi ve hayatı bu kitabın dilinde buluşturmanız hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Bu sanırım bilinçli olarak yaptığım, daha doğrusu evvelinde planladığım bir şey değil. Bilakis benim yazar niyetlerimden bağımsız olarak, kendiliğinden ortaya çıkmış bir hal olmalı. Bu kitaba dair çok az şeyi önceden oturup planladığımı ve kendime neredeyse hiçbir hedef koymadığımı söylemeliyim. Kendimi sadece içimdeki bir kapağı kaldırmış gibi hissediyorum. Bir dış güç olarak kitaba en ciddi katkım o kapağı açarken sergileyebildiğim cesaretten başkası değil galiba. Beri yandan yarattığım karakterlerin hepsi dediğiniz gibi başka hayatlar yaşıyor olsa da, ortak bazı duyguların çevresinde dolanan, dışarıdan baktığında farklıymış gibi de görünse hayata dair aynı meselelerle hemhal olan adamlar ve kadınlar. Aynı tavanın balıkları yani.

Kitabınızdaki kahramanlar, birçok kez de söylendiği gibi, şehirli kadınlar. Şehir merkezlerinde yaşayan, okumuş yazmış, kendi hayatını kurmuş, bu yola girmiş kadınlar. Peki, bu öyküler, daha çok modern yaşamın kadınların omuzlarına bindirdiği yükler hakkında mı?
Galiba ilk kitapların kaderi biraz da, yazarın o güne dek içinde birikip bekleyenve çoğunlukla onun şahsi hayatına dair malzemenin ilk kez dışa vurulduğu kitaplar olmak. Bu yüzden de yazarın o ana kadar ömrünü geçirdiği habitata dair çok fazla şey barındırmaları yaygın bir durum sanıyorum. Benim öykülerimde de olan bu. Hayatım şehirde, şehirli kadınlar arasında geçti. Erkeklerin pek de ortalıkta olmadığı, olsa da esamisinin okunmadığı bir dünyada. Çalışan bir annenin çocuğuydum. Annem her şeyden çok, “iyi” çocuklar olmamız için uğraştı. “Modern hayat” dediğimiz şey galiba ilk kez, okuldan eve gelip zili çalamamak, kendi anahtarınla kapıyı açmak ve annenle buzdolabının üzerine bıraktığı notlarla iletişim kurmak şeklinde zuhur etti benim dünyamda. “Yalnız, çalışan, şehirli kadın” genlerim sağ olsun,  annemin hikâyesi şehirdeki kendi ayakta kalma mücadelemle devam etti, ediyor.

melissa_kesmez_6 melissa_kesmez_2

Öyküleriniz sıcak ve yoğun. Güncel bir dille konuşuyor. Dertleri dillendirmesine rağmen karanlık noktalara çağırmıyor okurunu. Nihayetinde okuma keyfi de, edebiyat zevki de yaşatıyor, hoşça vakit de geçirtiyor. Neler söyleyebilirsiniz, okurda bırakmak istediğiniz duygu, tat ne idi?
Daha önce başka bir röportajda aşağı yukarı şöyle bir şey dediğimi hatırlıyorum: Ben dertli biriyim ve yazdığım şeyler de benden mürekkep dertli insanların hikâyeleri. Ama bu sizin de tespit ettiğiniz üzere karanlık bir ruh haline işaret etmiyor, öykülerdekiler mutsuz ama kendi mutsuzluğuna da nanik yapan karakterler sanki. Hayat karşısında o dertli ama yer yer “kaygısız” hal bana çok ilginç ve çekici geliyor. “Okurda bırakmak istediğim bir duygu” hiç olmadı. Belki tek hayal ettiğim samimiyeti bulmalarıydı yazdığım şeylerin içinde. Çünkü bir okur olarak en çok okuduğum kitabın yazarı beni kandırmaya çalıştığında, beni ve aklımı küçümsediğinde kalbim kırılıyor. Samimiyet bence metin üreten bir kişinin en zor misyonu. O varsa, gerisi teferruatmış gibi geliyor bana.

‘Süslü Annem’ öyküsünde, kendine, hayata ışıltılar saçan, etrafa yıldız tozları dağıtan bir kadını anlatıyorsunuz. Ama insanda bir burukluk bırakıyor, böyle ayrılıyoruz öyküden. Dünyayı güzelleştiriyormuş gibi yapan bu kadınlar size de hüzünlü mü geliyor?
Kadının hayatın içindeki mücadelesi benim için hakkında düşünülecek ve yazılacak en çekici konulardan biri. İçinde fırtınalar kopan ama dışında yaprak kımıldamayan annelerin çocuklarıyız biz bu ülkede. O “her şey yolunda, sen merak etme” hallerinin arkasında, mutfağa sığınıp bir yandan çorbayı karıştırırken bir yandan küçük küçük ağlayan, bize yakalanınca da “gözüme bir şey kaçtı” deyip gülümseyerek içimize sular serpmeyi görev edinmiş kadınlar büyüttü bizi. Bahsettiğiniz öyküdeki anne de içini çok bilemediğimiz, ama hayata olan coşkusunun bazı gerçeklere karşı yarattığıbir şahsi kalkan olduğunu anlamakta zorlanmadığımız bir anne. En çok da bu nedenle buruk bir öykü sanırım. Beni de yazarken hüzünlendirmiş bir öykü. Galiba içinde “anne” geçince böyle oluyor.

“Hayatlarında hep doğru ata oynamış kadınlar için her şey ne kolay. Benim gibi daha ilk yüz metrede kaybedeceği gayet aşikâr, düz yolda yürümesini beceremeyen atlara düşkün biri için hayat çok farklı bir yer.” Kazanan kadınları anlatsaydınız onların hangi zaaflarını anlatır, hangi çıkmazlarını sergilerdiniz?
Kazanan kadınları –ya da adamları-  anlatmazdım. Hem hikâyelerinde anlatacak bir yan bulmadığım için, hem de gerçekten umurumda olmadıkları için. “Zafer” duygusu edebiyatla yan yana gelmiyor benim zihnimde. Edebiyat tarihi, kaybeden karakterlerin muhteşem tarihi benim için. Bunun bir anlamı olmalı.

‘O Yaz…’ adlı kısacık hikâyeniz, Gezi direnişinde yaşanan duyguyu, bir çırpıda olabildiğine net bir biçimde söylüyor ve bitiyor. Öykülerinizde yaratığınız anların ve durumların gerçekten böyle bir gücü var. Metafora boğmadan o yaşam anını anlatıp, imgeyi kurup susuyorsunuz.Bu sadelik, titizlik gösterdiğiniz bir tavır mı?
Bunu hissetmenize sevindim. Yazarken “sade olmak” üstesinden gelmeye çalıştığım şeylerden biri. Her şeyin sadeleşebildiği kadar“iyi” ve “güzel” olana yaklaştığını düşünüyorum. Yazmak galiba biraz da anlattığın şeyin özünü bulmak ve metin boyunca orada kalmakla alakalı bir mücadele alanı. Yazar aklı bazen anlatmalara doyamayan, yazdığını silmeye kıyamayan ve o kalabalığın içinde okuru merkezden uzaklara fırlatabilen çetrefilli bir akıl. Ben de tasvirleri, öyküdeki belli bir anı köpürten her türlü nitelemeyi sık sık kullanıyorum. Ama kendimi hikâyeye hizmet etmeyen şeyleri görmeye ve hiç acımadan anında uçurmak üzere eğitmeye çalışıyorum. Az iyidir. Az, “çok”tan daha çok konuşur bence.

melissa_kesmez_3 melissa_kesmez_4

Gezi direnişinin yarattığı biraz da yanyana gelebilme, sahici bir temas kurabilme ihtimali idi… O ruh sizi nasıl etkiledi? Size bu öyküyü yazdıran duyguyu biraz konuşabilir miyiz?
Gezi-birinci tekil şahıs kullanaraksürece haksızlık edeceğim ama- benim hayatımın ortasına bir çizgi çizmiş, belki reelde etkilerini çok anlamlandıramasak da, içimizdeki taşları yerinden oynatmış dev bir olay. Tüm politik süreçlerden bağımsız olarak, ben şahsen bir “yetti artık!” ayaklanması olduğunu düşünüyorum Gezi’nin. Herkesin bardağını taşıran son damlanın başka olduğu, toplumsal bir cinnet haline tekabül ediyor bende ve elbette burada cinneti iyi anlamda kullanıyorum. Bazen bir şeylerin patlaması gerekir. Can yakar belki ama patlayamamak daha beterdir. O öykü aklımda dolanırken Gezi süreci çoktan bitmişti. Didaktik bir şeyler yazma korkusuyla haftalarca ertelediğim bir öyküydü. İçimde kocaman duygular dolanıyordu. Onları bir kısa öyküye süzmek kolay değildi. Sonunda yazabilmenin bir yolunu buldum. Basit şeylerin peşini kovaladım. Büyük laflar etmek istemedim. Umarım başarabilmişimdir.

‘Ada’ öyküsünde, Bozcaada’da aldatma ile kırılan ilişkilerini tamir etmeye çalışan bir çifti anlatıyorsunuz: “Paslı bir kilitte boşuna döndürüyorum anahtarı. Kapı açılmıyordu. Onun kilidinin anahtarı ben değildim.” Onarılamaz hale gelmiş bir ilişki, bir yazar için nasıl bir malzemedir? Bu konuda yazmak için sizi ne heyecanlandırır?
Yazar için her şey bir malzemedir sanki. Yazarlık, yazabilme yeteneğinden çok, baktığın her sıradan şeyin içinde gizlenmiş hikâyeleri bulup çıkarmak bana kalırsa. Normalde ıskalanan şeylerin peşine düşmek belki biraz da. Onarılamaz hale gelmiş ilişkiler elbette yazmaya heves etmiş biri için çok çekici. İnsanın aklına çok fazla cümle düşüren tonla duygu var o sürecin içinde. Kafanın infilak etme noktasına geldiği anlardan sağ salim çıkmanın yolu bazen içini sayfalara boca etmekten geçiyor. Kalp kırıklığı bir yazar için zengin bir alan. Ama bunun da sıkıntılı bir tarafı var. Çünkü senin “duygulu” biri olarak coşku içinde yazdığın her şey “edebiyat”tan sayılmıyor. Bu ayrımı bilmek için keskin yazar gözlerine muhtacız ve tabii acımasız makas ellere.

Kitaplar hakkında yazıyorsunuz. Dolayısıyla sevdiğiniz yazarlarla ilgili bir fikrimiz var, ama yine de yaşamınıza eşlik eden, sizdeki değerleri büyük olan yapıtları söyleyebilir misiniz?
Sayması güç ama ilk aklıma gelenler arasında “Tutunamayanlar” var. Bir başkası“Kürk Mantolu Madonna”. Ve “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”. Ve bir çocuk kitabı: “Pal Sokağı Sokakları”, ilk ve her okuyuşumda kulaklarımı uğuldatmış bir kitaptır. Beni derinden etkileyen daha sayısız şey okudum hayatım boyunca. Çoğunlukla insanın insan olmaktan kaynaklı varoluşsal sıkıntılarını didikleyen ve bunu yüreklilikle yapan yazarların kitaplarıydı bunlar.

İlk kitabınızın yayınlanması size neler hissettirdi? Bunu bir başlangıç sayarsak, edebiyatın hayatınıza nasıl bir yön vermesini hayal ediyorsunuz?
Yazdığım öyküleri paylaşmak ve bir yayınevinin bana bu konuda destek olmaya karar vermesi müthiş sevindirici bir şey. Bir o kadar heyecanlı. Edebiyat benim için hep vardı. Okurluk, hayatta sahiplenebildiğim birkaç rolden biri. Yazmak ise okumanın bir başka versiyonu benim için. Yepyeni bir şey değil. Bu yüzden bir kitap yazmış olmak edebiyata bakış açımı, gittiğim yönü değiştirmeyecek bence. Ama bana yeni bir şeyler üretmek ve paylaşmak için bir yer açacağı kesin. Yine de kendimi “edebiyatçı” olarak niteleyeceğim bir yere evrileceğini sanmıyorum hayatımın. Zira Türkiye’de yaşadığım gerçeği tepemde asılı duruyor. Başka işler kovalamak zorunda olduğum sürece, edebiyat hep uykudan çaldığım zamanlarda kendimi verebildiğim bir yer olarak kalmaya mahkûm.

melissa_kesmez_1 melissa_kesmez_5

Bir söyleşide “Beğenilmemekten değil, ıskalanmaktan korkuyorum.” demişsiniz. Kitabınız çok beğenildi, güzel şeyler yazıldı. Bu nasıl bir korkuydu ve şimdi ne hissediyorsunuz?
Evet, ben de çok güzel yorumlara şahit oldum. Kitabın aksaklıklarına işaret eden yorumların bile samimiyetinden inanılmaz heyecanlandım. Hepsi çok öğretici, çok destekleyici yorumlardı. Çok sevdiğim yazarlardan, gazeteci arkadaşlarımdan, aklına fikrine inandığım onlarca insandan uzun uzun mailler aldım. Bana vakit ayırmışlardı, kitabı çıkar çıkmaz okumuş, hakkında notlar almışlardı. Hepsini satır satır, bin defa baştan, yüreğim ağzımda okudum. Birilerinin beni alkışlamadan, yazdıklarımı anlamaya çalışmış olması, bana içeriden bakması içime sular serpti.Yalnız değildim, ıskalanmadım. Bu da bahsettiğim korkuyu epey azalttı sanırım. O söyleşide de dediğim gibi “beğenilmemek” gerçekten korkutmuyor beni. Elbette birileri okusun, beğensin diye yazılıyor kitaplar, “beğenmezseniz beğenmeyin” gibi bir ukala bir yerde söylemiyorum bunu. Ama bence bir şey iyiyse illaki birileri tarafından kucaklanıyor. Değilse, insan yola nasıl devam edeceğini bir kez daha oturup düşünmesi gerektiğini anlıyor.

Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz/ Yazar: Melisa Kesmez / Sel Yayıncılık / Öykü / Genel Yayın Yönetmeni: İrfan Sancı / Editör: Bilge Sancı / Kapak Tasarım ve Teknik Hazırlık: Gülay Tunç / Kapak Görseli: Larassa Kabel / 1. Baskı Ocak 2014 / 144 Sayfa

Melisa Kesmez; Eylül 1980’de İstanbul’da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi’nde Sosyoloji okudu. Bir dönem Londra’da yaşadı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları ve söyleşileri yayımlandı. Çeviriler yaptı. İstanbul’da yaşıyor. Keriman isimli bir kedisi var.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.