‘Alkali beslenme bir diyet değildir, vücudun doğal dengesine uygun bir beslenme formülüdür.’

 

Miyase Bülbül’ün kitabı son yıllarda çok tartışılan bir beslenme formu olan Alkali Beslenmeye yönelik tüm bilgileri içeren geniş ve yararlı bir kaynak… “Alkali beslenme vücudun fonksiyonlarını devam ettirmesi üzerine kurulmuş bir beslenme biçimi, başka bir deyişle beslenmenin matematiğidir. Alkali beslenme bir diyet değildir. Vücudun doğal dengesini korumaya yönelik bir beslenme formülüdür. Bu kitap sadece bir beslenme kitabı değil, bir yaşam biçiminin kitabıdır. Denenmiş gerçeklerden, yayınlanmış bilgilerden, söylenmiş doğrulardan, yapılmış araştırmalardan ve alınmış eğitimlerden yola çıkarak oluşturulmuş bir derlemedir. İnsanoğlunu içine girdiği krizden kurtaracak olan doğaya, doğal olana dönmektir. Yaşanan her anı anlamlı kılmak, geliştirmek, varlığımızın dayanılmaz güzelliğini keşfetmek, doğayı, doğal yapıya uygun beslenmeyi ve yaşamayı öğrenmekle mümkündür.”

Alkali Beslenme kavramından ne anlamalıyız?Bu beslenme anlayışının temel kriterleri nelerdir?
Alkali beslenme vücudun asit/ alkali dengesine uygun beslenme biçimidir.  1909 yılındaSorren-sen tarafından ortaya atılan teoriye göre insan vücudu doğal bir ait/ alkali dengesine sahiptir. Son yıllara kadar pek bilinmeyen ya da üzerinde konuşulmayan bu doğal dengeye ‘Hoeostasis’ denir. Sağlığımızın temeli bu dengedir. Vücut doğal haliyle hafif alkalidir. Sağlıklı bir insanın kanı ufak değişimler göstermekle beraber hafif alkali değerini korur. Tüm vücut doku, sistem ve organları bu değeri korumak için çalışmaya programlanmışlardır. Dış etkenler, solunum ve beslenme yoluyla alınan fazla asit yükü vücudun tüm mekanizmasını bozar.Alkali beslenmede temel kriter, günlük beslenmemizde doğuştan hafif alkali değerde olan vücut sıvımız hayat kaynağımız olan kanımızın asitlenmesine karşı kanımızı korumaya çalışan doku, organ ve sistemlerimize yardımcı olacak sindirim sonrasında alkali atık bırakan besinleri ön planda tutmaktır.


Vücut sıvılarımız doğuştan bir pH değerini sahiptir. pH asit ve alkali atık skalasını gösteren bir ölçümdür. pH tablosu 0 ile 14 arasında ölçülür. Burada 7 nötr olan sayıdır. pH değeri 7 den yüksekse çözeltide hidroksil iyonu derişimi, hidrojen iyonu derişiminin üzerindedir. pH değeri 7 nin altında ise bu tam tersidir. Yani çözeltide hidrojen iyonu derişimi hidroksil iyonu derişiminden yüksektir. Bu tanımdan da anlayacağımız gibi hidrojen iyonu asit düzeyini arttırırken hidroksil iyonu alkali düzeyi arttırır. Zira pH ölçüm skalasında 7 altı asidik, 7 üstü alkali değere işaret eder. Bu tablo üzerinden değerlendirdiğimizde hayat kaynağımız olan kanımızın doğuştan pH değeri 7.35 ile 7.45 arasında hafif alkalidir.  Hepimiz alkali doğarız.  Bu hafif alkali denge zararlı maddeleri dışarı atmak, kandaki oksijeni alıp karbondioksit vermek, gerekli besin değerlerini kanımızdan almak ve kullanmak, günlük aktiviteler yapmak açısından son derece önemlidir. Vücudunun asit-alkali dengesi pH 7,35 ile 7,45 arasında olan bir insanda, vücudun bütün hücreleri asit atık tamponlama işlevlerini kusursuz yerine getirir. Ancak eğer asit miktarı vücudun tamponlama sisteminin tamponlayabileceği miktardan fazla ise fazla vücuda vereceği hasarı engellemek için güvenli bir şekilde depolanır. Fazla asidi depolamak, vücudun fazla aside karşı uyguladığı bir savunma mekanizmasıdır. Savunma mekanizması, vücudun aşırı asidik olmaması için yağ üretir ve fazla asidi bu yaşla birlikte yaşamsal organlardan uzak yerlerde adeta paketleyerek depolar. Yağ ilk bakışta, yaşamsal organları fazla asit hasarından korumak için gerekli görünmektedir ancak, vücudun fazla asit atıklarıyla dolması sonucu oluşan aşırı yağ birikimi, uzun vadede hastalıklarla karşı karşıya kalınmasına yol açar. 21. yüzyılın en büyük baş belası ASİDOZ dur. Asidoza karşı en büyük önlem ise beslenmenin alkali yani vücudun doğal dengesini koruyacak şekilde yeniden ayarlanmasıdır.

Alkali beslenme bir diyet fikri midir?
Alkali beslenme bir diyet değildir. Diyetler genellikle bazı ürünleri yasak eden bu ürünleri kullanmaktan mahrum eden bir yapıdadır. Alkali beslenme yasaklar yoktur, vücudun doğal dengesine uygun beslenme formülü vardır ve bu formül herkesin yapısına göre değişir. Örneğin genel olarak sağlıklı bir kişi iseniz günlük beslenmenizde % 70-75 alkali besinlerle % 30-25 asidik besinlerle beslenerek kendi programınızı uygulayabilirsiniz. Eğer herhangi bir hastalığınız varsa bu oran %85 alkali % 15asidik besinler olarak değişim gösterir. Ayrıca yaşam biçiminizde bu orana etki eder. Daha fazla oksijen alabildiğiniz daha çok doğal besinlere ulaşma imkânı bulduğunuz yerlerde oran değişim gösterir. Zira vücuttaki aside temizlemede daha fazla oksijen alımı ve doğru ve doğal besinlerle beslenme biçimi etkendir. Alkali besleneme bir diyet değil bir yaşam biçimidir.

Zayıflamak için bu yöntem kullanılabilir mi?
Evet kullanılabilir. Zira alkali besin listesinde yer alan besinler uzmanların ve diyetisyenlerin sıklıkla kullanılmasını önerdiği besinlerdir. Sebzeler, tam tahıllar, keçi sütü, keçi peyniri, kuru baklagiller, rafine olmayan karbonhidratlar, işlenmemiş gıdalar, şeker oranı düşük taze meyveler bu beslenmenin temelini oluşturur. Günlük beslenmenizde % 75 oranında taze sebze tüketirseniz ideal kilonuzu korursunuz. Ancak her zayıflama programı gibi eksersiz yapmayı ihmal etmemeniz lazımdır. Spor yapmak ideal kiloyu korumanın vazgeçilmezidir. Eğer kilolarınızdan sorununuz varsa günlük beslenmenizde alkali atık bırakan besinler özellikle sebzeler % 75-80 bazında mümkün olduğunca çiğ yani pişirilmeden ya da doğru pişirme ile hazırlanmış biçimde yer almalıdır. Eğer ideal kilonuzu korumak istiyorsanız günlük beslenmenizde bu miktarı %65-70 değerinde tutabilirsiniz. Oran olarak verecek olursak ideal kilonuzu korumak için 100 gr hayvansal protein tükettiğinizde 350-400 gram çiğ sebze ya da yeşilliklerden oluşan salatayı beraberinizde yemeniz gerekir. Oran 1 e 3 ya da 4 dür.

FullSizeRender

Sağlıklı bir hayat ve beslenmeye öncelikle mutfaktan mı başlamamız gerekir? Mutfakta ne gibi değişikliklere gitmemiz gerekir?
Evet, öncelikle mutfak düzeninize bakmak gerekir. Herşeyden önce hazır gıdaları, konserveleri, meşrubatları sodalı ve kolalı içecekleri çöp kutusuna atmanız gerekir. Teflon tava, tencere yerine çelik tencere tavalar, lastik kaplar yerine cam kaplar, kimyasal temizleme malzemeleri yerine elma sirkesi, karbonat, doğal sabunlar gibi doğal ürünleri kullanmak asit alkali dengenize yardımcı olacak etkenlerdir. Ve elbette organik, doğal tarımla yetiştirilmiş ürünleri kullanmak şarttır. Sonra mutfak ekipmanlarınızda ufak değişimler ve pişirme tekniklerinde doğru pişirme tekniklerini kullanmak elbette bu mutfağın olmazsa olmazıdır. Örneğin buharlı pişirme tencereniz yoksa ya da iyi bir blendırı ya da sebze sıkacağına sahip değilseniz hemen edinmeniz gerekir.

Vücudun asitlenmesi nedir?
Vücudun asitlenmesi vücutta tamponlama görevini yerine getiren organ ve dokuların aside temizlemekte yetersiz kalması sonucu fazla asidin kana karışmasını önlemek vücut sistemlerinden alkali mineral çalmaları ve tuz haline dönüştürdükleri aside depolamaları sonucu vücutta oluşan aksamalar, rahatsızlıklar ve hastalıklardır. Vücutta tamponlanabileceğinden fazla asit yükü varsa vücut bu aside tamponlamak için önce iskelet dokusunda kalsiyum alkali mineralini alarak fazla aside tuza çevirir ve eklemlerde depolar. İskelet dokusundan kalsiyumun alınması eğer beslenme sistemi düzeltilmezse zaman içinde kemik kırılmaları, ağrıları, kemik erimesi gibi rahatsızlıklara neden olur.

Doğru ve dengeli beslendiğimizde vücut aside kendi sistemleri ile tamponlayacak kadar akıllıdır. Alkali mineral kullanmaya ihtiyaç duymadan böbrekler, akciğerler, karaciğer, pankreas ve derimiz kanalıyla bu aside dışarı atar. Ancak asit tamponlanabileceğinden fazla ise iskelet dokusundan kalsiyum, kas dokusunda magnezyum, kalp ve damar dokusundan potasyum alkali mineralini alarak bu aside temizlemeye çalışır ki bu vücut sistemlerini zayıflatıp hastalıklara açık hale getirir.

Hangi yiyecekler vücudumuzu asitlendirir?
Hazır, işlenmiş gıdalar, fastfood ürünler, şekerlemeler, cipsler, sodalı, kolalı içecekler, konserve gıdalar, alkol, sigara, çok içilen siyah çay ve kahve, maltlı ürünler, rafine karbonhidratlar ve bakliyatlar, süt ve süt ürünleri, hayvansal proteinler ve tabiki rafine şekerler, tatlandırıcılar.

Peki, asit yapan yiyecekleri tamamen hayatımızdan çıkarmamız mı lazım?
Bazıları için evet bazıları için hayır diyebiliriz. Örneğin bir bardak –diyet bile olsa- kolalı içeceğin vücutta bıraktığı aside temizlemek için 32 bardak pH değeri yüksek alkali su içmek gerekir ki bu mümkün değildir. Ayrıca pankreas 15 saat fazla mesai yapmak zorundadır. Bu durumda kolalı sodalı içecekleri içmeye devam etmek akıllıca değildir. Alkol vücutta şekere dönüşür, şekerde asittir. Bu sebeple alkolü mümkün olduğunca yaşamınızda çıkarmanız en doğru yoldur ya da hiç vazgeçemeyenler sosyal içiciler için içme dengenizi alkali ürünleri günlük beslenmenizde fazlalaştırarak bir bardak alkolü günlük tüketmek olabilir.


Sağlıklı bir beslenme için besin kombinasyonlarından bahsediyorsunuz. Bunlardan bahseder misiniz? Neleri birlikte tüketelim ya da tüketmeyelim?
Sindirim sisteminin rahatlığı ve sağlığı için günlük beslenmemizde mümkün olduğunca temel besin kombinasyonlarını göz önünde bulundurmak gerekir. Ne yediğimiz nasıl yediğimiz tükettiğimiz besinlerin kalitesi ne kadar iyi çiğneyebildiğiniz, yemek yenilen ortam, koşullar ve besin kombinasyonları sindirim sisteminin sağlık durumuna büyük oranda etkiler. Protein yağ ve karbonhidratların sindirimlerinin değişik sürede değişik organlarda ve değişik enzimlerle olması sonucu ortaya çıkmış olan besin kombinasyonları konusunda uzmanlarca yapılan araştırmalar henüz sonlandırılmamıştır.

Besin kombinasyonlarından bir kaç örnek vermek gerekirse,

  • Proteinler nişastalılarla birlikte tüketilmemelidir.
  • Proteinler şekerle meyvelerle bir arada tüketilmemelidir.
  • Tatlılar mutlaka tek başına ve aç karnına yenmelidir.
  • Sütü tek başına ve soğuk tüketmek gerekir.
  • Suyu yemeklerle değil yemek aralarında içmek lazımdır.

Vücudumuzun asitlendiğini anlayabilir miyiz?
Vücudumuz düşündüğünüzden daha zekidir. Fazla asit yükünün kanın pH değerini değiştirip kandaki asit miktarının artmasını engellemek için son derece güçlü dengeleme sistemlerine sahiptir. Ancak vücudumuzda asit fazlalığı olup olmadığının ipuçlarını verecek olan vücut sıvılarının pH değeridir.Bunlar idrar, tükürük, ter ve hücre içindeki, aralarında ki sıvı, dokularda bulunan sıvıdır. Gün içerisindebirçok şey idrar, tükürük ve ter pH nı etkiler. Uzmanlar tarafından yapılan ölçümlerde bu oran ortaya çıkar. Bununla birlikte kendinizde kendinizi test edebilirsiniz.İdrarınız koyu sarı, bulanık ve keskin kokulu ise teriniz kesin, ağır ve aşırı kokuyorsa,dışkınız parça parça çok sulu ya da çok katı keskin kokulu ise nefesiniz kokuyorsa uzmana başvurmanızı tavsiye ederim.Genel olarak sağlıklı kişilerde idrar parlak, bulantısız ve açık sarıdır, insan teni kendine has özel bir kokuya sahiptir. Kaldı ki parfüm insan tenin kokusunu baz alarak üretilmiştir. Dışkı olağan kokulu yumuşak ve şekilli olmalı zorlamadan çıkmalıdır.

Kilo ile vücudumuzun asitlenmesi arasında nasıl bir ilişki var?
Evet, yakın ilişki bulunmaktadır. Kandaki şeker oranı yanlış ve asidik beslenmeyle artığında pankreastaki beta hücreleri tarafından salgılanan insülin hormonu kendisine verilen emre uyarak kandaki fazla şekerin bir kısmını yakıt olarak kullanılmak üzere hücrelere taşır. Hücre ihtiyacından fazla olan kısmını ise ilerde enerji olarak kaslar tarafından kullanılabilmesi için karaciğere götürür. İnsülinindiğer bir görevi ise karaciğere gönderilemeyen hücre içine sokulamayan kandaki fazla glikozu( şekeri) yağ asitlerine dönüştürerek daha sonra kullanılmak üzere yağ hücrelerine götürmektir. Bu işlemde tahmin edebileceğiniz gibi kilo fazlalığına, iç organların yağlanmasına yol açar. Bağırsakta emilen vücudun ihtiyacından fazla olan şeker (gliserin) yine karaciğere gider. Karaciğere gelen gliserin (fazla şeker ki şeker asitlenmenin en büyük sebebidir.) yağ depolama görevi formülünde olan insülin hormonunun emriyle kana karışan şilomikron adını alan yağ asitleri ile bileşerek 3 yağ aside 1 gliserinden meydana gelen trigliseritleri oluşturur. Oluşan bu trigiliseritler yağ hücrelerinde depolanır. Bu durumun yani sürekli asit oranı yüksek işlenmiş karbonhidratlar, hazır gıda ve rafine şekerle beslenme sonucu giderek vücudun yağ oran artar. Artan yağ oranı fazla kilo demektir.


Vücudun aşırı asitlenmesi ne gibi olumsuzluklara ya da hastalıklara yol açar?
Baş ağrısı, yorgunluk, mutsuz ruh hali, sinirlilik, nedeni belirsiz ağrılar, astım, migren ve tabi ki tip 2 şeker, kanser, kalp ve damar rahatsızlıkları, obezite, kolesterol gibi hastalıklar

Vücudumuzdaki asitlenmeyi nasıl önleriz? Bu konuda nelere dikkat etmemiz gerekir?
Vücudumuzdaki asitlenmeyi önlemek için beslenme başta olmak üzere yaşam biçimimizi gözden geçirmemiz gerekir. Fazla asit yükü bırakan besinlerle beslenme iç çevreyi kirleteceği gibi dış çevredeki kirlenmede iç çevreyi yani vücudumuzu kirletir. Aside temizlemede en önemli etkilerden biri beslenme biri oksijendir. Havada azalan oksijen asitlenmeyi arttırır. Bu yüzden açık havaya ve şehir dışına çıkmak, açık havada uzun yürüyüşler yapmak, doğru nefes( diyagram nefesi) almak, iyi uymak (en az 7 saat derin uyku), duyguları pozitif duygulara çevirmek, doğru uygulanan oruç( detox), meditasyon, yoga ve spor yapmak asitlenmeyi önleyen yaşam kriterleridir. Beslenmemizde ise alkali atık bırakan besinler olan sebzelere ve işlenmemiş, rafine olmayan gıdalara, sodalı, kolalı içecekleri sofralardan ve hayatımızdan çıkartarak vücudun alkali düzeyini arttırabiliriz.

Türkiye’de gün geçtikçe obezite, kanser ve şeker hastalığı giderek artıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Sadece Türkiye de değil tüm dünyada şeker kanser gibi hastalıklar ve obezite hızla artmaktadır. Bunun nedeni % 60 beslenme% 40 yaşam biçimlerimizdir. Doğadan ve doğal yaşamdan uzaklaşmak, hava, toprak ve çevre kirliliği, gıda sanayinin giderek yükselen kar güden ucuz ama sağlıksız hammadde kullanımı, kimyasal tarım bu hastalıkların artmasında etkendir. Hızlı şehir yaşamları zamansızlık insanları hazır besinlere fastfood’a yönlendirmiş, bu yönlenme ne yazık ki sağlığı olumsuz yönde etkilemiştir. Masa sandalyede geçen hareketsiz zamanlar, spor ve eksersiz yapma zorlukları ve tabi ki her geçen gün biraz daha yüklenen stres hastalıklardan sorunlu unsurlardır.Dış çevreyi temizlemekte yetersiz kalacağımız için beslenmemizi değiştirerek sağlığımızı korumamız mümkündür. Zira yanlış beslenme hastalıklarla doğru orantılıdır.Herkesin bildiği gibi kanser hücreleri asidiktir. Kanserli hücreler oksijensiz asidik ortamlarda gelişirler. Kanserli hücrelerden oluşan tümörlerameliyatla tamamen temizlense bile bölge asidik kalmaya devam eder ve asidik beslenme tarzı değişmedikçe aynı bölgede bir sure sonra yeni kanser tümörü oluşur. Kanser tümörü komşu hücreler ve dokulara saldırarak onlarında formlarının bozulmasına neden olurlar ve hastalık ilerler.

Bu durum beslenmede alkali olmanın önemini açıkça ortaya koymaktadır.

FullSizeRender-1

Alkali yiyecekler nelerdir?
Alkali yiyecekler ve asidik yiyecekleri gösteren listeler gerek internette gerekse kitabımda geniş yer almaktadır. Ancak kısaca açıklamak gerekirse genel olarak yüksek miktarda kalsiyum, magnezyum, potasyum ve sodyum gibi alkali mineralleri taşıyan lifli posalı ve glisemik indeksi düşük besinler alkali, sülfür, fosfor, çinko, iyot, brom, silisyum, florür,  gibi mineralleri yüksek oranda içeren besinler ve tabiki şeker, vücutta şekere dönüşen her besin( börek, ekmek, simit, poğaça, pasta ve bunun gibi işlenmiş karbonhidratlardan yüksek ısıda pişirilerek yapılan besinler) asidik formdadır.

Genel olarak sebzeleri, kuru yemişler, çekirdekler, kökler, taze sıkılmış sebze suları, yeşil çay, bitki çayları bazı meyveler( şeker oranı düşük), besinler alkali değeri yüksek besinlerdir.

İnek sütüne nazaran keçi sütü, beyaz peynire karşın lor peyniri, kırmıza ete nazaran omega 3 içeren deniz balığı daha alkali değeri yüksek gıdadır.

Sadece ne yediğimiz değil nasıl yediğimiz, besinleri nasıl pişirdiğimiz de önemli sanırım. Bu konuda ne tür yanlışlar yapılıyor?
Güneş ısısının yani 45-48 derecenin üstünde ısıya tabi tutulan her besin maddesi sahip olduğu değerleri kaybeder. Sindirim için gerekli enzimlerin tamamı, vitaminlerin %80’i ve minerallerin % 60’ı yüksek ısıda uzun sure pişirilen yiyeceklerde yok olur. Vitamin C, B1 vitamini,B2 vitamini, B12, Folik asit, Kuarcetin yüksek ısıda pişirme ile kaybolan vitaminlerin bir kaçına örnektir. Yüksek ısıda pişirilmiş besinler form değiştirerek asidik forma dönüşürler. Antioksidan değerini kaybederler ve vücudumuzdaki serbest radikal sayısını arttırırlar. Serbest radikaller hastalıkların nedenidir.

Yüksek ısıda pişirilmiş besinlerin yapılarındaki omega 3 bozulur ki sağlığımız için son derece önemlidir.Yüksek ısıda gıdaların doğal lif yapısı bozulacağından besinlerin ince bağırsaktan kalın bağırsağa geçme süresi kısalır, kalın bağırsakta bakterilerin yol açacağı fermantasyon sonucu kanserojen olabilecek toksinler emilir. Kolon kanseri riski artar.Yüksek ısıda karbonhidratların besin içerinde yer alan şeker yanar besinler renk değiştirir kahverengiye döner yani karamelize olur ki asit unsurudur.Ve proteinlerin vücudun ihtiyaç duyduğu temel yapısı bozulur.Ayrıca yüksek ısıda pişirme süresince sağlığımız için tehdit unsuru olan PAH-Polisik aromatic hidrokarbon, HA- Heteroksiklik amino asit, NİTROZAMİN, AKRİLAMİD gibi kimyasallar oluşur.İşte bu yüzden alkali beslenmede doğru pişirme tekniklerini bilmek şarttır. Besinlerin sahip olduğu vücudumuzun ihtiyaç duyduğu enzim, vitamin ve minerallerin kaybını en aza indirmek ve olduğu gibi saklı tutmak bu beslenme biçiminin esaslarındandır.

FullSizeRender

Ne tür pişirme teknikleri kullanmalarını öneriyorsunuz?
Öncelikle tüketebilecekleri her sebzeyi ve meyveyi kuruyemişi, çekirdekleri çiğ olarak işlem görmeden tüketmelerini öneriyorum. Pişirme tekniklerinden ise;

  • Buharda pişirme
  • Poşe etme
  • Kısa sure kaynar suda haşlama
  • Kısa sure az yağda sote etme
  • Önceden ısıtılmış fırında kısa sure pişirme
  • Masaj yaparak yumuşatma
  • Marinera etme
  • Suda bekletme
  • Ve tabiki filizlendirerek tüketme öneriyorum…

Evet, filizlendirerek tüketme önerisi ilgimizi çekti. Bazı besinlerin filizlendirilerek (nohut, mercimek, kuruyemişler, tahıllarvs.) tüketilmesini öneriyorsunuz. Nedir filizlendirilmiş besinlerin önemi?
Kuruyemişleri, çekirdekleri, tahılları ve tohumları filizlendirmek,
onlara yüksek besin değeri kazandırmanın en etkili yoludur. Ayrıca bu besinlerin sindirime yardımcı enzimleri yeniden kazanmalarını sağlar. Besinlerin yağ ve kalorisini azaltır, protein ve karbonhidratını arttırır, asidik formlarını azaltıp alkali formlarını yükseltir. Filizlendirmek, kuru gıdaları yeniden canlandırarak yaşayan gıdalar konumuna getirir. Filizlendirilmiş gıdaların toprakta yetişen gıdalardan hiçbir farkı yoktur. Ancak bu güvence için filizlendirme işleminde organik tohumların, organik toprağın kullanılması şarttır. Zira organik gıdalar, kimyasallarla bozulmamış, sahip oldukları besin değerleri açısından yüksek gıdalardır.Filizlendirilmiş gıdalar vücudumuza, tüm yükü çeken organlarımıza, hücrelerimize, sindirim sistemimize sunabileceğimiz en güzel hediyedir. Filizlendirme, besinlerdeki B, C, E ve A vitamini değerlerini paketlenmiş hallerine oranla en az 10 kat kadar arttırır.Filizlendirilmiş tahıllar ve baklagiller, paketlenmiş kuru hallerinden daha kolay sindirilir. Bu besinler, daha lifli ve enzim yüklü olur. İçlerindeki önemli besin değerleri doğrudan kana karışır.

Hangi besinleri nasıl filizlendirebiliriz?
Yeni başlayanlar için en kolay filizlendirme buğday, ay çekirdeği, badem, yeşil mercimektir. Filizlendirilecek gıdaların kimyasal kullanılmadan üretilmiş olması, fazla sıcağa, soğuğa maruz kalmaması, uygun koşullarda paketlenmiş olması, filizlendirilmeden önce ufak taşlar ve yabancı maddelerden ayıklanarak yıkanıp çalkalanması ve bir süre pH değeri 8-8,5 olan alkali suda bekletilmesi şarttır.Suda bekletilmiş ve çalkalanarak yıkanmış organik tohumlar, ister cam kavanozda, ister tepside, ister bez torbada filizlendirilebilir. Filizlendirme işlemi boyunca doğrudan ışık almayan, fazla sıcak olmayan ve nemli bir ortamda bulunmaları şarttır. 13 ile 21 derece arasında olan oda sıcaklığı filizlendirme için idealdir.Cam kavanozda filizlendirme işlemi yapıyorsanız, kavanoz belli saat aralıklarıyla günde 3-4 kez alkali suyla çalkalandıktan sonra yatay bırakılarak; bez veya bez torbalarda yapıyorsanız her 8-12 saatte bir bez veya torba ıslatılarak; tepside yapıyorsanız bezin ya da toprağın kuruluk oranı, nemi kontrol edilerek, filizlenecek tohumların kurumaması sağlanır. Tohumların patlaması cam kavanozda 1-2 gün, tepside 3-4 gün sürebilir. Patlayıp beyaz beyaz filizlendiğinde filizler suda bekletilen tohumun boyuna eriştiğinde yenmeye hazır olur. Salatalarda, meyve ve sebze sularında, ana yemeklerde ya da tek başına soslarla tüketilebilir. Eğer hemen tüketilmeyecekse buzdolabında saklanması ve her 24 saatte bir dışarı çıkarılıp alkali, yani pH değeri 8-8,5 olan suyla çalkalanması gerekir.Toprakta yapılan filizlendirme ya da köklendirme işleminde toprağın üstünde yeşeren kısım 3-4 santime ulaştığında dikkatlice, köklere zarar vermeden bu yeşil kısım kesilerek alınır. Köklere zarar vermeden yeşil kısmı almak, aynı tohumdan birden fazla hasat elde etmeye imkân verir.

Çiğ beslenme anlayışı hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz?Çiğ beslenme de alkali beslenmenin bir parçası mıdır?
Rawfood yani canlı ve çiğ beslenmede ‘Raw’ kelime anlamı olarak pişirilmemiş, ısıtılmamış çiğ, doğal gıda demektir. Çiğ gıda, yiyeceklerin doğal haliyle işlem görmeden, pişirilmeden, ısıtılmadan tüketimidir. 3 ana çiğ gıda grubu bulunmaktadır. Bunları meyveler, sebzeler ve doğal yağlar (avacodo, kuru yemişler, çekirdekler,  yetiştirilmiş kökler, baharatlar, kurutulmuş gıdalar) olarak gruplandırabiliriz.Raw food beslenme modelinde; bolca taze ve doğal sebze, meyve aynı zamanda doğal yağlar tüketilmektedir. Bu şekilde bir beslenmede tüketilen birçok gıdanın besin değeri kaybolmadan vücuda alınmaktadır.


Canlı beslenmenin tarihi Amerika’da çok uzun yıllar öncesine dayanıyor. Graham unlarının yaratıcısı Sylvester Graham 1820’li yıllarda vejetaryen ve canlı beslenmenin ilk savunucularındandır. Ancak o yıllarda bu durum doktorları, kasapları ve hayvan yetiştiricilerini tehdit ettiği için çalışmaları durdurulmuştur O öldükten sonra takipçileri kendilerine Grahamites adı vererek bu konuda birçok kitap yazmıştı. Bu konuda en iyi bilinen isimlerden biri olan Ann Wigmore buğday çimi suyu içerek kanseri yenmesinin ardından 1963 yılında Boston’da Hippocrates Healty Institute adlı merkezi kurmuştur.Geçmişte Sokrat, Aristo, Plato ve Hipokrat bu şekilde beslenen kişiler arasındadır. Bu beslenme biçimi günlük yaşamda % 50 yeşillik, %25 meyve, %25 kuruyemiş öneriyor. Besinlerin kaç kalori olduğu değil neyin neyle yendiği önem kazanıyor. Tohumları ve kuruyemişleri yemeden önce en az 6 -12 saat suda bekletmek enzimleri hareket temelli tutmaya yetiyor.. Burada sakınılması gereken sağlıklı bir insanın %70-75 oranında canlı beslenmesi, bu tür beslenmenin ortoreksiya (sağlıklı beslenme takıntısı) haline dönmemesi ve yetersiz beslenmemek. Doktorlar tarafından aksine bir şey söylenmedikçe sağlıklı herkes bu beslenme biçimini benimseyebilir. Yutma problemi olanlar öğütme yoluyla tüketebilir. Alerji durumları bile vücudun böyle beslenmeye alışması ile ortadan kalkar. Bağırsak iltihabı olan hastaların tedavisinde bu beslenme yöntemi kullanılıyor. Bugünün beslenme şeklinde yüksek asitli, şekeri kızartılmış, katkı maddesi çok, raf süresi 5 yıla uzayan yiyeceklerin arasında en masum ve zararsızı canlı beslenme.

Bu beslenme anlayışın faydalarını anlatabilir misiniz?
Raw food beslenme modelinde; gözle görülür bir şekilde enerji artışı hissedilir ve kişinin enerjisi gün boyu sürer.Kişilerin ciltlerinde berrak bir görünüm sağlandığı gibi, parlak ve yumuşaklık dikkat çeker.Her zaman ideal kiloya sahip olunduğu gibi, bu kilo da korunur.Kolay uykuya dalınıp, kaliteli ve derin bir uyku uyunabilir. Ancak bu şekilde beslenen kişilerde çok nadir de olsa uykusuzluktan şikayet edenler de görülebilir.Daha genç görünüme kavuşulur.Gözlerin görüş kalitesi ve parlaklığı artar.Kişi kendini daha mutlu hisseder.Uzun süreli dikkat sağlanabilir, konsantrasyon problemi yaşanmaz. Kişinin sezgileri kuvvetlenir.Bağırsak ve sindirim sistemiyle ilgili çok nadir de olsa sıkıntılar görülebilir.Kişi kendini daha sağlıklı hisseder. Şeker, kalp, yüksek tansiyon, obezite, kolesterol ve kanser gibi hastalıklardan uzak olunur.

Alkali Yaşam Alkali Mutfak / Yazar: Miyase Bülbül / Alfa Yayınları / Sağlık – Yemek / 1. Baskı Eylül 2013 / 445 sayfa

Miyase Bülbül; 26 Haziran 1959 yılında doğumlu. 1976 yılında Gazi Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandı. 1980 yılında lisans eğitimini tamamlayan Miyase Bülbül, 1981 yılında Türk hava yolları bilet satış memuru olarak başladığı iş yaşamını 1987 yılında I.T.T. Yellow Pages’de Tele Marketing Müdürü olarak devam ettirmiş, 1991 yılına kadar I.T.T. Yellow Pages’de batı Karadeniz, iç Anadolu ve güney Anadolu tele marketing satış müdürü görevlerinde bulunmuştur. 1991 yılında  Sabah Medya Grubu’nda Reklam Yöneticisi olarak çalışmaya başlayan Bülbül 1997 yılına kadar Sabah Medya Grubu’nda sabah gazetesi reklam müdürlüğü, ATV televizyonu genel müdürlüğü, Medi Grup genel müdürlüğü gibi çeşitli üst düzey yönetici pozisyonlarında görev aldıktan sonra Türkiye’de ilk yerel medya ajansı olarak anılan ve bir sektör yaratan YEPAS yerel medya pazarlama şirketini kurarak dokuz yıl boyunca yönetim kurulu başkanlığını üstlenmiştir.Yepaş çalışmalarına devam ederken Ulusal Radyo planlama ve satın alma ajansı olan Radyo Evi’ni kuruş ve Yönetim Kurulu başkanlığını yapmıştır. 2005 yılında ise KAGİDER’e üye olan Bülbül iletişim, halkla ilişkiler, dış ilişkiler komisyonlarında görev almış bu görevler sırasında bölge ekonomisini canlandırmak için AB fonları ile desteklenen ve kadın girişimciler yetiştirmeyi amaçlayan projenin takibine katılmıştır.Miyase Bülbül aynı zamanda, Avrupa Birliği projelerini yürüten KAGİDER’in 12 üyesinden biridir.2005 yılında Açık radyoda “Dördüncü Boyut” adlı radyo programının yapımcılığı ve sunuculuğu üstlenerek kısa bir süre radyo dünyasında yer almıştır.Miyase Bülbül 2008 yılı başlarında reklam sektöründeki deneyimlerinden sonra kariyerinde yepyeni bir dönem başlatma kararı alarak, kurmuş olduğu Depar A.Ş’yi kapatarak 2009 – 2010 Mutfak Sanatları Akademisi  Executive Chef eğitimlerine katılmış ve gerek Milli Eğitim Bakanlığından gerekse City & Guied Academia’dan Executive Chef diploması alarak Les Ottamans otelin mutfağında İtalyan şef Givanni ile staj ve çalışma dönemi geçirmiş ve 2010 yılında 6 aya yakın bir süre Kaliforniya’daki “Living Light Academia”da raw food konusunda uygulamalı ve geniş kapsamlı, sertifikalı eğitim almıştır.Bugün Miyase Bülbül raw food gurme şef, raw food eğitmeni, raw food beslenme uzmanı eğitmeni sertifika ve raw food tatlı şefi sertifikalarına sahiptir.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.