Fetiş İkame

 

“Fetiş İkâme, fetişizmin etkisi altındaki kültürel ilişkileri tespit etmeye, sorgulamaya ve anlamaya çalışarak, fetişin adını kötüye çıkaran mesnetsiz ve olumsuz çağrışımların düşünceyi sekteye uğratmasını engellemeye çalışıyor. On iki ülkeden, on beş yazar Marksizm, psikanaliz, feminizm, kültürel araştırmalar, queer teori gibi farklı paradigmalardan, oyuncak bebekler, moda, güncel sanat, gezici sirk, müzik, Japon mangası, silikon maske, İtalyan sineması gibi onlarca farklı alanı mercek altına alıyor; fetişizmi önemsiz bir noktaya takılıp kalmak olarak özetleyen genelgeçer görüşün çizdiği sınırların dışındaki inanılmaz geniş ve renkli yelpazeyi sergiliyorlar.” Tuna Erdem ve  Seda Ergül’an derlediği Fetiş İkame’den bir bölüm yayımlıyoruz. 

Moda ve Fetişizm: Yıkıcı Anlamlar – Iva JestratIjevIc

 

Fetiş, adeta büyülü güçlere sahip dünyevi bir objedir, kişinin kendini adadığı, bağlandığı ve taptığı bir nesnedir. Fetişizme en geniş anlamıyla yaklaştığımızda, insanın bir nesneyle arasındaki ilişkiyi ele almış oluruz. Fetişizmi moda bağlamında ele aldığımızda ise, bir bireyin, moda objeleri olan giyim eşyalarıyla kurduğu ilişkiye atıf yapmış oluruz. Moda fetişizmi, insanoğlunun asırlardır süren evrim yolculuğu boyunca çeşitli şekillerde baştan çıkarıcılık işlevi yüklenmiş kimi giyim eşyalarının taşıdığı çağrışımlara, yan-anlamlara dayanır. Modanın “sözlü olmayan bir iletişim sistemi” olduğunu kabul edecek olursak, Jakobson’un metafor ve metonimi arasında yaptığı ayrım, çok sayıda moda objesi için de geçerlilik kazanabilir. Böylece, fetişizmi moda bağlamında ele aldığımızda önümüzde iki yol belirir: İlki, metaforik boyutları olan moda objeleriyle ilgili bir analize kapı açar ve bu analiz kapsamında, vücudun ziyadesiyle cinsel sayılan bazı bölümleriyle gözle görülür benzerlikler taşıyan tüm giyim eşyaları dikkate alınır. Moda tarihine bu gözle baktığımızda, fallik sayılan giyim eşyalarına verilebilecek birçok örnekle karşılaşırız: kravat, sivri uçlu ayakkabılar, yüksek topuklar… Diğer yandan, metonimik giyim eşyaları, bazı bedensel unsurlarla ve vücut hatlarıyla temas ederek onları ön plana çıkaran ve bu özellikleri bakımından vücudun ilgili uzvu veya bölümüyle ne kadar yakın durduklarını vurgulayan giyecekler olarak ele alınabilirler. Buna göre metonimik kıyafet, her iki cinsiyetin cinsel özelliklerini vurgulama, bunların görünürlüklerini artırma rolü oynar ve korse, sutyen, korsaj, mini etek, dar kot pantolon, vb. çeşitli örnekler içerir. Dahası, bu örneklerin yanı sıra, açık ve aşikâr cinsel semboller olarak kullanılagelmiş, ancak günümüzün ana akım popüler kültürü tarafından tamamen asimile edildikleri için asıl anlamlarını yitirmiş bir dizi başka giysi ve aksesuar da bulunmaktadır: jartiyerler, külotlu çoraplar, S&M eşyaları, deri ve lateks kostümler, rugan deri aksesuarlar… Dolayısıyla, bu çalışmada, erotikleştirilmiş moda objesinin işlev ve özelliklerini analiz ederek, modanın taşıdığı anlamlara getirilen geleneksel yorumlar ile fetişistik ikonografinin çağdaş etkilerinin yarattığı problemler arasında bir bağlantı kurmaya çalışacağım.

Modanın en büyük cazibesinin değişkenlik olduğu söylenir (Koda, 2005, s. 9). Ben daha da ileri giderek, vücudun en büyük cazibesinin değişkenlik olduğunu söyleyeceğim. Daha net ifade etmek gerekirse, giyim eşyalarının tabii bedenimizin bir uzantısı, daha doğrusu bizi tamamlayan ve bir bütün haline getiren eklentiler olduğunu varsayarsak, bu yazıdaki niyetimin, üzerindeki kıyafet ve aksesuarlarla birlikte vücudu, başka herhangi bir yapıda olduğu gibi ayrılmaz bir bütün olarak değerlendirmek olduğunu söyleyebilirim (Suvakovic, 2005, s. 592). Yukarıda dile getirdiğim önkabule göre, beden ve üzerindeki giyim eşyaları, belirli bir toplumsal bağlama (modern veya postmodern) oturan ve toplumsal çevrenin kuralları doğrultusunda değişen bağımsız bir bütünü oluştururlar. Meseleye bu gözle baktığımızda, geniş anlamıyla her moda akımı biyopolitik bir mekanizma olarak değerlendirilebilir ve bu mekanizmanın kuralları kamusal bedeni biçimlendiren moda örnekleri üzerinde sergilenir. Bedenin fetişistik bir öğe olarak biçimlenmesi de dahil olmak üzere fetişizm ve moda arasındaki postmodern ilişkinin sınırlarını belirleme hedefiyle kaleme alınan bu metinde, moda, beden ve fetişizm arasındaki geleneksel ilişki, güncel eğilimleri mercek altına almamıza yarayan bir model işlevi görecektir.

İnsanoğlu evrimi boyunca bedenini içinde bulunduğu zamanın idealleriyle uyumlu hale getirmek için çeşitli farklı pratiklere başvurmuştur. Mevcut ideallerden ayrı düştüğünde, bedenin belirli bir parçasını azaltma/artırma, alçaltma veya yukarı kaldırma hedefiyle şekillendirme işlevini, hemen her zaman giysinin/kılıfın yerine getirdiği görülmüştür. Böylece beden, giysilere/kılıfa uydurularak, çoğunluğu çok radikal ve dolayısıyla sağlığa zararlı olsa bile, bazı kültürel çevrelerde uzun süreler boyunca geçerliliklerini koruyabilmiş pek çok modifikasyona uğratılmıştır. Akla gelebilecek ilk örnekler arasında, kadın bedeninin erotik bir parçası sayılan ayakların büyümelerini engellemek ve ideal boyutlarda kalmalarını sağlamak için Çin’de kullanılagelen Altın Lotus (Koda, 2005, s. 72) ayak bağlama tekniği ya da servet ve otoriteyi temsil eden bir seçkinlik sembolü sayılan uzun boyun ölçülerine ulaşmak için bazı Afrika kabilelerinde (Dinkalar, Tuaregler…) geniş bir kullanım alanı bulan boyun halkaları sayılabilir.

Beden, moda alanındaki değişimlere göre dönüşür ve giysiler en önemli işlevlerinden birini mütemadiyen yerine getirerek baştan çıkarırlar. Her çağın giysi tasarımında bunun izleri sürülebilir: On altıncı yüzyılın başlarında İspanya ve İtalya’da moda olan ve çeşitli farklı malzemelerden (metal, tahta, kemik…) yapılmış korseler yardımıyla belin şekillendirildiği en eski örneklerden, 1860’lı yıllarda moda tasarımcısı Charles Frederick Worth’un büyük şemsiye-tipi eteklerden müteşekkil kreasyonlarıyla doruk noktasına ulaşan kabarık etek modasıyla kadın kalçasının aşırı vurgulanmasına, veyahut Venedik tipi apartman topuklular, Japon terlikleri veya Türk takunyaları gibi kadın ayakkabısı modellerinden, günümüzün yüksek topuklu ayakkabı çeşitlemelerine kadar birçok örnek verilebilir.

Dahası, herhangi bir dönemde vücudun revaçta olan bir bölgesi başka bir dönemde mevcut moda anlayışının ilgisi dışında kalıp daha az vurgulanabilir. Buna örnek olarak, on altıncı yüzyılda Rönesans dönemi korseleriyle memelerin tamamen baskılanmasına karşın, 1930’ların sonlarına gelindiğinde, yeni bulunmuş elastik malzemelerden yapılan ve memeleri daha fazla ön plana çıkarmaya ve vurgulamaya yarayan korseler yardımıyla geniş göğüs dekolteleri oluşturulması gösterilebilir. Tarihin belli dönemlerinde erotize edilmiş belirli vücut bölümlerini ön plana çıkaran bu ve bunlar gibi, daha az veya çok aşırılık ihtiva eden akımlar, fetişizmin moda alanında geçirdiği uzun soluklu evrimin birer parçası olarak incelenebilir. Bu bağlamda ve verilen örnekler temelinde, tarihin farklı dönemlerinde bedenin farklı bölümlerinin fetişleştirilmesinin, giyim eşyalarının biçim ve görünüşlerine nasıl yansıdığını tanımlamaya (metaforik seviye) ve daha sonra, temel işlevleri vücut hatlarını vurgulamak ve belirginleştirmek olan bu giyim eşyalarının taşıdığı kuvvetli erotik yan anlamları göstermeye çalışacağım (metonimik seviye).

IMG_0230

Modanın evrimi bağlamında fetişizmin yorumlanması: metaforik ve metonimik giysiler

 

Hangi fetişizm biçiminden bahsedecek olursak olalım, temelde özne ve onun arzuladığı nesne arasındaki ilişkiye işaret etmiş oluruz. Fetişizmi modayla bağlantısı üzerinden değerlendirirken, asıl olan moda objesiyle beden arasındaki ilişki ve bunların karşılıklı etkileşimidir. Dini, büyülü ve mistik yan anlamlarda fetişizm, cinsel fetişizm, meta fetişizmi ve kitle kültüründe fetişizm (Suvakovic, 2005, s. 206) gibi çeşitli fetişizm anlayışlarının bulunduğu bilinmekle beraber, bu farklı fetişizm anlayışlarının her biri, bir şekilde moda objeleriyle ilişkilendirilebilir.

Buna göre, bir giyim eşyasını, ilk durumda bir kutsal nesne, totem veya tılsım, ikinci durumda cinsel arzu nesnesi, üçüncü durumda ticari mal ve son durumda ise medya olarak gözlemleriz. Gelgelelim, ben burada, fetişizmin modayla ilişkisini yorumlayacak özel bir bakış açısına odaklanarak, bu kalıplaşmış fetişizm anlayışları arasında dolanacağım. Bu bakış açısı kapsamında, belirli giyim eşyalarıyla bedenin fetişistik yönden nasıl şekillendirildiğini ve bir yanda modernin avangart ve alt kültürel stillerinde, diğer yanda ise postmodern ana akım modada fetişistik ikonografinin kullanımının taşıdığı anlamları analiz edeceğim. Bu analiz sayesinde, zamanın estetik anlayışı doğrultusunda ve giysilerin/kılıfın baskısı altında bedenin geçirdiği dönüşümler ve her seferinde tekrar tekrar oluşturulan beden tanımları açısından, fetişizmin bedenle ilişkisinin ve akabinde, yeni trendlerin yaratım sürecinde faydalanılan ebedi ilham kaynağı erotik kodların kullanımı üzerinden, modaya cevaben gelişen bir olgu olarak fetişizmin nasıl okunabileceğine bakacağız.

Beden ve moda arasındaki ilişkiye bakarak, zamanının erotik sembollerini temsil eden vücut bölümlerinin moda objeleri kullanılarak nasıl vurgulandıklarını ya da moda objelerinin, kimi durumlarda vücudun son derece cinsel addedilen bölümlerini imleyen birer dolaysız/görsel anıştırma olarak nasıl tasarlandıklarını analiz edebiliriz. Kültürel çalışmalarda genel kabul gören bir yoruma göre, modanın kendine has bir dil sistemi vardır ve bu sistemi oluşturan unsurlar (yani, moda objeleri) birer semiyotik metin vasfı görürler ki bazı toplumsal bağlamlarda son derece belirgin anlamlar taşırlar. Jakobson’un (1966) retorik figürleri metafor ve metonimi adı altında iki gruba ayırması buna örnek gösterilebilir. Buna göre, metafor, bir nesnenin başka bir nesne üzerinden tanımlandığı bir retorik figürdür. Dilde metafor, bir kelimenin anlamsal ya da analojik benzerlikler taşıdığı başka bir kelimeyle yer değiştirmesidir. Buna mukabil, bir terimin/nesnenin uzamsal, zamansal, görsel veya nedensel bakımdan ilintili olduğu başka bir terim/nesne tarafından ifade edilmesi metonimidir. Metafor ve metonimi semantik mekanizmalar olduğu için, resim, fotoğraf, sinema ve dolayısıyla moda gibi edebiyat dışındaki anlam sistemlerine de uyarlanabilirler.

Yukarıda da bahsettiğim gibi modanın “sözlü olmayan bir iletişim sistemi” olduğunu kabul ettiğimizde, giysilerle metaforik ve metonimik anlamlar yaratıldığını görebiliriz. Metaforik ve metonimik giyim eşyalarının gücü, bunların kuvvetli birer cinsel sembolizm unsuru olmalarında yatar. Metaforik kıyafet söz konusu olduğunda, giyim eşyası ile kadın/erkek cinselliklerine isnat edilen özelliklerin görsel benzerliklerine gönderme yapılır. Metonimik durum ise, giyim eşyalarının genel bir meziyeti olan bedeni kavrayıp vurgulama özellikleriyle ilgilidir. Uzun moda tarihi boyunca giyim eşyalarının biçimlendirilmesi hemen hemen her zaman erotikleştirilmelerinden sonra gelir, her ne kadar bu erotikleştirme zamanın kabul edilebilirlik sınırları içinde kalsa da. Bu bakımdan, her moda akımı içinde, ziyadesiyle erotik ve dolayısıyla muhtemelen fetişistik sayılabilecek çeşitli moda objeleri (topuklular, külotlu çoraplar, mini etekler, sutyenler…) bulabiliriz. Gelgelelim bu tip objelerin ana akım modadaki kullanımları sınırlandırılmıştır ya da, aslen punklar, gotlar gibi bazı alt-kültürlere ait semboller olarak kullanılagelmişlerdir.

Bu gibi alternatif işaretlerin modernist moda eğilimlerinde taşıdıkları saklı anlamları psikanaliz yoluyla çözümlemek istersek, beden (ruh/bilinçdışı) ve giyim eşyalarının karşılıklı ilişkilerine odaklanmalıyız. Psikanalizde giyinme, kişinin cinselliğini yansıtabildiği hal, tavır, konuşma, düş kurma gibi gündelik yaşam pratiklerinden biri sayılır. Bu açıdan bireysel giyim tarzının, bilincin ve üst benliğin bastırılmış katmanlarının derinliklerini açık ettiği düşünülür. Bu sebeple, psikanalistlere göre, bedenin kılıfı işlevi gören giysiler, insan libidosunun “gizlerini” su yüzüne çıkaran bir dışavurum biçimidir. Her ne kadar Freud, modanın psikanalitik olarak yorumlanmasının temellerini atan kişi olsa da, 1927 tarihli “Fetishism” (“Fetişizm”) makalesinde bazı çarpık moda akımlarına örnek vermesinin dışında modaya doğrudan atıfta bulunan bir kuram geliştirmez. Bunun dışında, Freud, Interpretation of Dreams (Rüyaların Yorumu) kitabında, çeşitli giyim eşyalarının sembolizmini deşer ve bu giyim objeleri ile cinsel organların görsel benzerliklerinin ardında gizlenen sembolik bağlantıyı vurgular (2006, s. 127). Bu yolla, erkek ve kadın cinsel organlarını sembolize eden bir dizi giyim eşyası sıralayabiliriz: aşağı doğru dikine sarkan ve kadınlar tarafından takılmayan kravat, açıkça erkekliğe özgü bir sembolken, beyaz iç çamaşırı kadın çıplaklığının, ayakkabı ve terlikler kadın cinsel organının sembolüdür. Bunun da ötesinde, diğerleri kadar belirgin olmayan ve ayrıntılı tanımlanamayan üçüncü bir sembol grubu da vardır. Freud’a göre, bu muğlak sembollerin tipik bir temsilcisi şapkadır: Şapka, bir başlık çeşidi olarak erkeksi bir anlam taşır, ancak görsel özelliklerinden dolayı kadınsı bir anlam da yüklenebilmektedir (s. 129).

Freud’un yoğun nüfuzu altında kalan diğer psikolog ve psikanalistler, moda ve cinsellik arasındaki ilişkiyi kuramsallaştırmaya devam ettiler. Örneğin J. C. Flügel, 1930’da yayımlanan The Psychology of Clothes (Giysilerin Psikolojisi) kitabında, bilinçdışının giyinme pratiklerinde kendini nasıl dışa vurduğunu incelemiştir. Baştan çıkarmayı modanın temel amacı olarak gören Flügel, moda objelerinin temel işlevinin de cinsel nitelikleri vurgulamak olduğunu söyler. Tarih boyunca giyim eşyalarının erotikleştirici gücünün izini süren Flügel, on sekizinci yüzyıla kadar kadın ve erkek giysilerinin aslen karşı cinsi etkileme ihtiyacını karşılamak üzere tasarlandıklarını, ancak Fransız Devrimi’nin getirdiği eşitlik vurgusuyla birlikte, büyük erkek inkârı adını verdiği bir anlayışın ortaya çıktığını ve erkeklerin “faydalı” olmak adına güzel gözükmekten vazgeçerek şatafatlı giysiler yerine sadece koyu renk iş kıyafetleri giymeye başladıklarını söyler. Bu değişim sonucunda, güzel ve süslü olma hak ve vazifesi sadece kadınlara kalır. Dolayısıyla, Flügel’in modada erojen bölgelerin yer değiştirmesi tezi, sadece kadın giysilerine odaklanır ki bunlar da vücudun göğüs, bacak, bel gibi kısımlarını vurgulamak için tasarlanmışlardır (Bartlett, Černelić & Vladislavić, 2002, s. 25).

Psikanalistler beden ve moda ilişkisi bakımından fetişizmi mahrem erotik hislerin, bedenin genital olmayan bir kısmına, bedenin bir bölümünü çağrıştıran giysilere ya da giysilerin beden üzerindeki etkilerine kayması olarak görürler (Entwistle, 2000, s. 192). Bu bağlamda, bir fetiş, bedenin belirli bir kısmı (örneğin bacaklar, göğüs veya ayaklar) veya bedenin belirli bir kısmıyla ilişkili bir giyim eşyası (örneğin ayakkabılar, jartiyer veya sutyen) olabileceği gibi, bir giyim eşyasının vücut üzerinde oluşturduğu etki de olabilir (örneğin korse veya lateks kıyafet giyildiğinde vücutta oluşan baskı hissi). Vücudu bezeyip süsleyen herhangi bir giyim eşyası fetiş nesnesi sayılabilir: korseler, sutyenler ve yüksek topukların yanı sıra koku, sıkma hissi veya parlaklık gibi özellikleri sayesinde fetişistler arasında popülerleşen lateks, deri veya PVC malzemelerinden yapılmış giyim eşyaları.

Psikoloji alanında, normal ve kabul edilebilirden tamamen aşırı ve patolojik olana doğru kademelendirilmiş bir fetişizm sınıflandırmasıyla karşılaşabiliriz. Örneğin Valerie Steel, bir vaka olarak fetişizmin özünü en iyi şekilde anlayıp kavramak istiyorsak, hepsi fetişistik sıfatıyla nitelendirilemeyecek dört farklı cinsel tercih seviyesinin birbirlerinden ayırt edilmesi gerektiğinin üzerinde durur. Buna göre, belirli cinsel partner, cinsel uyarıcı veya cinsel faaliyete eğilim hafifse, fetiş terimi kullanılmamalıdır. Kuvvetli bir şekilde, belirli bir cinsel partner, cinsel uyarıcı veya cinsel faaliyete yönelmek, fetişizmin en düşük yoğunluklu seviyesidir. Cinsel yönden uyarılmak ve cinsel performansı ortaya koymak için belirli cinsel uyarıcıların şart olduğu durumlar, orta seviye yoğunlukta fetişizme işaret ederler. Cinsel partnerin yerini tamamen belirli cinsel uyarıcılara bırakmış olduğu durumlarda ise, yüksek seviye fetişizmden bahsedilebilir (Steel, 1996, s. 1).

Freud’un teorisinde kastrasyon korkusunu telafi etmeyle ilişkilendirilen patolojik fetişizm, esasen erkeklere özgü bir olgudur ve bu açıdan bakan Valerie Steel, erkeğin penis ikâmesi arayışının, kadın bedeninin ve/veya kadına yönelik moda objelerinin fetişleştirilmesiyle sonlandığını söyler (1996, s. 12). Diğer yandan, fetişizmin köklerinin nerede aranması gerektiğiyle ilgili alternatif görüşler de vardır: Fetişizm, anneden ayrılmanın travmatik anılarının etkisinde kalan erkek veya kadınların anneyle ilişkilendirdikleri bazı giyim eşyalarına (topuklu ayakkabılar, külotlu çoraplar, elbiseler…) karşı aşırı düşkünlükleriyle başlar (Entwistle, s. 194). Bu yönüyle fetişizm, moda objelerine tapınma hissiyle şekillenip, daha sonra bu objelere sahip olma ve onları giyme ihtiyacıyla yükselişe geçen, özellikle kadınlara has bir eğilimdir (Gamman & Makinen, 1994). Yukarıda bahsedilen bakış açıları dışında, buradaki kuramsal ikilemleri basitleştiren görüşler de bulmak mümkündür: Erkeklerin çoğunlukla kadın giyim eşyalarını fetişleştirmeleri büyük oranda kadına yönelik moda objelerinin erotikleştirilmesine, buna mukabil, kadınların erkeklere yönelik moda objelerine cinsel yönden odaklanamamaları, bunların aslında erotikleştirilmiş objeler olmamalarına bağlıdır (Entwistle, s. 201).

Her ne kadar fetişizm ve moda arasındaki ilişki konusunda literatürde büyük fikir ayrılıkları göze çarpsa da, sayısız patoloji ve psikanaliz çalışmasında tanımlanmış cinsel fetişizm biçimleri ile kültürel çalışmalar alanında tanımlanmış cinsel fetişizm biçimleri arasındaki farkların vurgulanması önemlidir. Bunu açmak gerekirse, örneğin batı modası, evrimi boyunca, fetişistik ikonografi unsurlarını periyodik olarak ödünç almıştır. Aynı şekilde, Vivienne Westwood, Versace ve Thierry Mugler gibi tasarımcılar, fetişistik imgelerle besledikleri koleksiyonları ile ünlüdürler. Ayrıca daha önceden değinmiş olduğum gibi, fetişizm, belirli alt kültür imgelerinin yaratılmasında çok önemli bir role sahiptir. 1970’lerde yaygınlaşan kadın punk modası, deri giysiler, diz üstü çoraplar ve büyük zincirler gibi erotik ve S&M ikonografi unsurlarını benimsediyse bu, alt kültürün yıkıcı semboller üzerinden ana akım kadın modasının kadınsılık adetlerini kırma girişimi yüzündendir. Bunlar dışında, dış görünüşlerini kasten erotikleştirmiş Madonna gibi bazı popstarlar, bu erotikleştirmeyi fetiş yoluyla yaparak, cinsiyet ve kadın cinselliğine dair geleneksel algıları provoke etmeye çalışmışlardır.

Modern kostümün evrimine bu açıdan yaklaştığımızda, kadın ve erkek kostümleri farklı yollar izleyerek şekillenmiş olsa bile, giyim eşyalarının bedeni dönüştürmesinin, hem kadın hem de erkek modasının karakteristik bir unsuru olduğunu anlıyoruz. Her ne kadar burada kadın kostümlerini erotikleştirme eğiliminin ve kadın bedeninin nasıl modellendiğinin üzerinde duracak olsam da, yine de hatırlatmalıyım ki, erkek modasının evrimine bakıldığında, erkek bedenini radikal sayılabilecek tarzda şekillendiren (patlet, kemerler, omuz askıları, gövde kısmını olduğundan daha geniş gösteren iri takım elbiseler…) ve yanı sıra erkek modasındaki erotikleşmeyi yansıtan örnekler (erkekler için düşük belli dar kot pantolonların, dar tişört ve gömlekler, bel kısmı dar kesim olan ceketler, vb. giysilerle birlikte piyasaya sürüldüğü üniseks moda) bulmak ve bu örneklerin günümüzde giderek daha fazla belirginleştiklerini söylemek mümkündür.

* Queer Düşün Serisinden yayınlanan, Fetiş İkame kitabının 206-214 sayfaları arasındaki bu bölümün yayını için Sel Yayıncılık’a teşekkür ederiz.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.