‘İnsan ilişkileri tuhaf bir dengesizlik üzerinden kendini var eden gergin bir dengeye sahip.’

 

“Yetişkinler ve gençler için yazdığı kitaplar kadar, Uçan Salı ve Acayip Bir Deniz Yolculuğu adlı resimli kitaplarıyla da sevilen ödüllü yazar Müge İplikçi, bu kez çocuklara usta işi bir roman armağan ediyor. Kendini annesiyle birlikte Türkiye’de bir göçmen evinde bulan Salif’in öyküsü, müziğin iyileştirici gücünü̈, göçmenliği ve dayanışmayı çocuk gözünden, dilinden aktarıyor. Zor bir konuyu, çocukların duygu dünyasını zedelemeden, çocuğa göreliği gözeterek anlatmayı başaran yazarın, komik sahnelerle, ilginç karakterlerle ve klasik müziğin önemli bestecilerinden birinin metne yayılan varlığıyla kurguladığı öykü, keyifli bir okuma vaat ediyor. Sanatçı Huban Korman’ın desenleriyle canlanan kitap, her yaştan okuru, görmezden gelinen yaşamlar üzerine düşünmeye davet ediyor.” Müge İplikçi ile Kömür Karası Çocuk’u konuştuk.

Kömür Karası Çocuk’un ithafı da en az roman kadar derin, içsel: “Berkin Elvan’a…” Bu konuda nasıl soru sormalıyım bilemiyorum, tutulup kalıyorum ama yine de Berkin Elvan’dan ve bu romanın ona ithaf edilmesinden konuşarak başlayalım mı söyleşiye?
Bu kitabı yazdığım sırada Berkin Elvan’ın ailesiyle tanıştım. O sırada Berkin Elvan yoğun bakımdaydı. Ve çoğumuz gibi ben de onun iyileşmesini ve aramıza dönmesini dileyenlerdendim. Kitabı ona ithaf etmeyi istedim; iyileşince ona elden teslim etmeyi ummak istiyordum. Olmadı. O zaman şöyle bir başka dilek geçti içimden: Bu kitabı okuyan arkadaşları, kitabın genel havasıyla birlikte ona bir selam göndersin. ‘Buradayız’ desinler. ‘Merak etme biz buradayız!’. Öyle de oldu. Bana, İstanbul Kitap Fuarı’nda, kitabın ilk sayfasında yer alan ithafı pırıltılı kalemlerle kalp içine alarak gelen genç okurlarım vardı.


Göçmenlerin kaldıkları ev, otel fikri ortaya atılana kadar onlara ait fakat otel fikrinden sonra her şey bir anda değişiyor. “Yerliler -ya da göçmen olmayanlar diyelim-” sadece kendi çıkarları için mi varlıklarını kabul edebiliyor onların?
İnsan ilişkileri tuhaf bir dengesizlik üzerinden kendini var eden gergin bir ‘dengeye’ sahip. Kitaptaki yerliler dediğimiz insanlar, aslında onlar da o bölgeye göçmüş insanlar. Sadece yeni değiller! Bir yere teyellendikten sonra, o yeri içselleştirmelerini anlayabiliyoruz. Kafamızın karıştığı yer, ait olmak nedir sorusu, sanırım. Aidiyet, mülkiyet vs… Aslında çok benzer duyguların insanları. Ancak araya bir şey girmiş. Zamanın aidiyetle kurduğu ilişki. En azından kitaptaki duygu bu. Yoksa, çok benziyorlar birbirlerine. Belki de bu yüzden arada çok net bir gerilim oluşuyor. Konuşsalar çözebilirler mi? O gergin denge bunu kaldırmaz. Belki tümden bozulması gerekiyor ki her şey yeniden yapılanabilsin. Umut nerede? Sinan’la Salif’in ilişkisi bu gerginliğin ötesinde bir umut bizler için…

Salif kendi içinde ülke sınırlarını, toprak sınırlarını sorgularken, bir anda işittiği müzik sesiyle çocukluğuna dönüyor yeniden. Bu derin sorgudan kendine dönüş bir çocuk işin ne kadar zor olabilir?
Çocuklar bu işi yapabilir! Böylesi yüzleşmeleri, fazla travmatik boyutta yaşamayarak bir tek onlar yapabilir. Salif’in dünyasını bir yetişkin olarak düşündüğümde aklım şaşıyor. Ve bakıyoruz: Bir yetişkinin kaldıramayacağı yükleri neşesiyle kaldıraç gibi kaldırıveriyor! Elbette müzik ona çok kıymetli bir yol gösteriyor. Ancak müziğin yolunu keşfeden de o!

Behçet Öğretmen, Salif’te kendi hayatının travmalarını tedavi ediyor. Onun için mi Salif’e bu kadar sahip çıkıyor dersiniz?
Sanırım… Ancak bunu bir ‘faydalanma’ olarak düşünmüyorum. İnsan ilişkileri böyle yol alır. Birbirimizin yaralarını, şu ya da bu şekilde sarabiliriz. Ve bu güzel bir şeydir. Üstelik zaman içerisinde karşılıklı bir hal de alması mümkündür. Behçet Öğretmen’in Salif’e yardım etmediğini söyleyebilir miyiz? Sanmıyorum.

Huben Korman

“…bir seferinde şunu da söylemişti Salif’e: ‘Fransa yeni yurdunuz olduğunda, Fransızca’yı anadilin kadar iyi konuşmalısın Salif.’ Nedenini de şöyle açıklamıştı: ‘Yoksa seni hep ikinci sınıf vatandaş sayarlar.’” Koca Reis’in Salif’e söylediklerinin altında bu toprakların, Kürtlerin, Ermenilerin de izleri görülmüyor mu?
Evet. Elbette. Bu evrensel bir tanım. Ve dünyanın bütün coğrafyaları için geçerli. Kendini medeniyet beşiğinde sallanıyor diye gören bütün kültürler için de geçerli. Her yer için geçerli. Türkiye için de.

Geçtiğimiz günlerde, Suriye’deki savaştan kaçıp Bursa’ya sığınan 16 yaşındaki Tambi Cimuk isimli gencin müzik dehası olduğunun keşfedilmesi ve sonrasında T. C. vatandaşı olması haber yapıldı. Kömür Karası Çocuk Salif’le kıyaslandığında yaşanan bu olay, kurgunun-edebiyatın kötü bir kopyası gibi okunmuyor mu? Ya da tam tersini söylemek mi doğru olur?
O haberi okuduğumda şaşırdım. Demek oluyormuş dedim! O çocuk için de çok sevindim. Hayatı kurtuldu. Bu noktada ne kopyadır ne değildir ona bakmıyorum. Salif’in de hayatı kurtulmuştu. Sevinelim. Ve yardım bekleyen diğer çocukların hayatlarını da kurtarmaya çalışalım.

Kitap resimleriyle de bir oyun oluşturulmuş. Salif yalnızca ten rengi siyah bir çocuk değil, baştan aşağı kömür karası bir çocuk olarak çizilmiş. Bunun özel bir nedeni, bir oyunu olduğunu düşünüyorum, yanılıyor muyum?
Kitaba Kömür Karası Çocuk adını verirken, kesinlikle böyle bir oyunun içine çekmek istedik genç okuru. Siyah beyaz ayrımını vurgulamak değildi niyetimiz; kesinlikle hayır! Farklı olabiliriz ve bu bizim için bir zenginliktir mesajını vermek istedik. Farklılık iyidir mesajı…

image3-1

Kömür Karası Çocuk / Yazan: Müge İplikçi / Günışığı Kitaplığı / Roman / Resimleyen: Huban Korman / Editör: Müren Beykan / Yayın Koordinatörü: Canan Topaloğlu / Son Okuma: Hande Demirtaş / 1. Basım Eylül 2014 / 108 Sayfa

Müge İplikçi, 1966’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede Kadın Sorunları ve Araştırmaları Bölümü’nde ve ABD’nin Ohio Eyalet Üniversitesi’nde uzmanlık eğitimi aldı. Kadınların çağımızdaki konum ve ilişkilerini ele aldığı öykü ve romanlarıyla tanınan, eserleri çeşitli dillere çevrilen İplikçi’nin son öykü kitabı Tezcanlı Hayalet Avcıları’nı (2013), bir ON8 kitabı olan Saklambaç (2013) adlı romanı ve Gezi direnişçisi gençlerle söyleşilerini derlediği Biz Orada Mutluyduk (2013) izledi. Yazarın, Günışığı Kitaplığı’nın “Köprü Kitaplar” dizisi için yazdığı ilk gençlik romanı Yalancı Şahit (2010) yayımlandığı yıl Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından Yılın En İyi Gençlik Romanı Jüri Özel Ödülü’ne değer görüldü. İlk çocuk kitabı Uçan Salı’dan (2010) sonra Acayip Bir Deniz Yolculuğu’nu (2012), Antik Çağ teknolojisiyle inşa edilen Kibele adlı kürekli, yelkenli teknenin Akdeniz’deki gerçek yolculuğundan esinlenerek yazan İplikçi’nin son çocuk kitabı, göçmenliğe çocuk gözünden selam yollayan Kömür Karası Çocuk (2014). İplikçi, eşi ve oğluyla birlikte İstanbul’da yaşıyor.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.