‘Roman, Everest Tepesi’ne tırmanış; öykü Mariana Çukuru’na dalış.’ 

 

“Hayaletli BBG evleri; ruhunu satmaya çalışan huzurevi çalışanları; ameliyatla burç aldıranlar; ifritlerin ve devlerin gezindiği gece masalları; mutsuz kızıllıklar, çekmeceli Pazartesi; Birgün sineği ve Goya’nın güzelleri, 80 günde devr-i ölüm ve cadı avcısı Alamancı Demir usta… Murat Başekim, karanlık, cayırtılı, cin böğürten ve güldüren hikâyeler yazıyor. Şîr’in pençesini vurduğu Şark gotiğini resmediyor. Hayal Et Hikâyeleri, esrarlı, dumanlı, zifirî yerleri, çok uzakları ve çok yakını anlatıyor.” Fantastik dünyalara yakın edebiyatı ve özgün kitaplarıyla dikkat çeken Murat Başekim ile yeni kitabını konuştuk.

“Dünya altı milyar odalı koca bir ev. Her insan bir odadır. Kendi odalarımızın içinde kilitliyiz.” diyorsunuz, ‘Zodyak Estetiği’ öyküsünde. Dünya bu nedenli mi bu kadar ilginç, renkli ve –hadi söyleyelim- gerçeküstü?
O hikâyedeki anlatıcı kahramanın ergen bakış açısına göre kendisi, kendi mizacında kilitli. Ben de onun gözüyle, onun penceresinden bakıyorum. Dünya çoğunlukla bu seçeneklerden hiçbiri; sıkıcı, renksiz ve oldukça ‘gerçekaltı’. Ama bu satırlar, kahramanımızın kalkışacağı o çılgın teşebbüse giden yolda, ona uygun bir motivasyon ve gerekli bir içsel klostrofobi hissi vermemi sağladı.

Kitabınız farklı insanlık durumları üzerinden besleniyor, gerçeküstü hikâyeler… Ama böyle olması dünya ile bağlarını koparmaya yetmiyor insanlarınızın, durumların… Bu fantastik edebiyatın bir önermesi midir?
Aslında bu tür kesin reçeteler pek yakın gelmez bana. Sonuçta ‘Alis Harikalar Diyarında’ öyküsünde herhangi bir gerçek dünya unsuru yoktu. O yüzden şöyle diyeyim: eğer hikâyenin metabolizması öyle gerektiriyorsa, dünya ile sıkı sıkı bağları olan gerçeküstülüğe rastlarız; ama bunu talep etmeyen hikâye dokuları da gayet kendi içsel kozmoslarında var olabilirler.

IMG_8452

‘Hayal Et Hikâyeleri’ günümüz gerçekliklerini, güncel durumları fantastik edebiyatın imkânlarıyla ele alıyor. Hayaletli BBG evi, burç değiştirme ameliyatları ve daha birçok şey. Siz bu gerçeküstü buluşmayı yazarlığınız için nasıl bir imkân olarak gördünüz?
Bizim ve bugünün mitlerini ele almamı sağladı. Bazen hicvetmeme imkân verdi. Ama bu bir yan etki, çünkü önce hikâyeler oluşuyor. Kendileri yüzeye çıkıyor yani. Benim çekiştirip, buluşturmam minimal.

“Ölüm’den Sonraki Hayat’ın değil, Hayat’tan sonraki Ölüm’ün peşindeydi o.” ‘Hayattan Sonraki Ölüm’ bu kahraman için nasıl bir şey? Ve bu anlayış bu kitabın anahtarlarından biri mi?
Bir çeşit kâşif figürü bu karakter. Aradığı ise mutlak bilinmez bir coğrafya. Onun peşinde. Kaçma değil, meraklı bir yönelme söz konusu. Bir çeşit Kolomb yani. Kitabın anahtarlarından biri mi, değil mi… Bu sanırım okuyucunun takdiri. Kendi haritalarını çizme keyfinden mahrum etmemeliyim onları.

Ölüme, ölümden sonraki hayata, dünya dışı varlıklara ilgi duyan bir tavrın yazarısınız, yazın türünüz itibariyle de bu böyle… Bu hikâyelere bakarsak güncelle bu kadar ilişkili hikâyelerin bile ‘iki dünya’ eksenli anlatılması çok ilginç. Ölüm ve öte dünyalar bu hayata bu kadar dâhil mi?
Ben bir tek serüven unsuru olarak ele almaya çalıştım; büyük bilinmez siluetler ve sır-coğrafyalar olarak ilgimi çekiyor. Egzotiklik ve esrar katıyor. Dahillik meselesi ise sanırım kişiden kişiye değişir. Ve hatta kişinin yaşından yaşına da… Kışı, Mayıs ayında daha az, Kasım ayında daha çok düşünür insan (diye tahmin ediyorum).

IMG_1165

Bu kitabınızda mizaha oldukça yakınsınız. Bu sizin için ve bu tür için yeni bir durum mu?
DG bazı bakımlardan fazla ciddi ve sert bir kitaptı. Bu kez biraz daha farklı bir ton olsun istedim. Benim için çok yeni değil, çünkü bu öykülerin çoğu DG öncesinde kaleme alınmıştı. Revizyondan geçtiler. Aynı üslupta kitaplar üretmek yerine, kendimce küçük akort çeşitlemeleri denemeye çalıştım.

Güncele bu kadar yakın öyküler kalem aldığınız ve bu günceli küçümsediğiniz için mi bu kadar mizah tonu hissediyoruz?
Sanırım ‘güncel’ zaten akıldışı ve komik bir grotesklik içeriyor. TV ve diğer medya tuhaf bir diyar. Yadırganması gereken nice garabetlik var. Ben bunlara işaret etmeye çalışıp, altını çiziyorum.

‘Biri Bizi Ghostluyor’ öyküsü çok ilginç. Bu tarz TV programları zaten kendisi yapay bir gerçeklik üzerine inşa edildiği için oldukça ilginç. Korku sinemasında da bu gerçekliğin heyecanlı içeriği kullanılmaya başlandı. Siz bu TV formatını bir hayalet hikâyesine dönüştürmüşsünüz. Neler söyleyebilirsiniz?
Bu tür yapay kapalı sistemlerin ne kadar korkunç yerler olduğunu düşünmemle başladı. Sürekli sizi izleyen görünmez gözler var. Asla kendiniz olamıyorsunuz. Bir de bu yetmezmiş gibi, insan doğasını sevimsiz motivasyonlara kışkırtan büyük bir yem var: para ödülü. Tüm bu bileşenler sonucu ortaya çıktı hikâye.

İzninizle biraz konunun dışına çıkayım. ‘Zodyak Estetiği’ öyküsündeki alayın farkındayım ama burçlar ve astroloji söylemleriyle ilgili ne düşündüğünüzü dinlemek isterim. “Karakter kaderdir. Burç karakterdir…” diyorsunuz, kafa yormuşsunuz gibi görünüyor. :)
Ben burçlara tabii ki inanmıyorum ve her inanmayan gibi, kendi burcuma (İkizler) dair bilgileri, o hiç değişmez bir avuç cümleyi her seferinde merakla, keyifle dinliyorum. İşin doğası biraz böyle galiba. Ama ben inanmasam da, bunlara fena kaptırmış bir ergenin gözünden anlatmak eğlenceliydi.

SOL1 SAĞ1

DG kitabınızı okuryazar.tv de konuşmuştuk. Bir karakterin çevresinde dönen, öyküler toplamı kurgu bir kitaptı. Ardından ‘İskit’ adında bir roman yazdınız. Bu romanınızdan biraz söz edebilir misiniz?
Kahramanımız, M.Ö. 5 yüzyılda, Avrasya bozkırındaki savaş ve yağmalarda gözden ve soydan düşmüş bir hikâyeci. Yuva, ev arıyor. Savaşçı kültürde yaşadığı için ayak uydurmaya, yay-kılıç kullanmaya, bu kültürle barışmaya çalışıyor. Ama ikilem burada: ‘savaş’çı kültür ile ‘barış’amazsınız. Derken olaylar gelişiyor.

Bu kitabın nasıl bir serüveni oldu?
Nicedir kafamdaydı. Zaten doğal ilgi alanım olan bir konu idi. Hikâye de kendiliğinden yüzeye çıktı ve yaklaşık altı ayda tamamlamış oldum. Zordu. Ve disiplin istiyor. Ama çok öğretici oldu benim için.

‘İskit’ neden ilk ve şimdiki kitabınızın yayınlandığı İletişim Yayınlarından değil de Hyperion’dan çıktı?
Kitapta ‘yay’ kullanarak hikâyelerine ‘ev’ arayan bir kahraman var; ben ondan daha şanslıydım, hikâyelerim güzel ‘yay’ın ‘ev’leri bulmuş oldu.

‘İskit’ Türk mitolojilerinden mi ilham alıyor?
Mitolojik unsurlar çok da baskın ve mevcut değil kitapta. Yüzde 99 tarihsel serüven/drama diyebilirim. Yüzde 99 ama…

IMG_8451

Fantastik edebiyatın imkânları ve üslubu açısından soruyorum; sizin için roman ya da öykü yazmak arasında nasıl farklar var?
Roman, Everest Tepesi’ne tırmanış; öykü Mariana Çukuru’na dalış. Birinde ileriyi, o çok uzak zirveyi görüyorsun ama durursan donarsın, yanlış adım atarsan tepene çığ düşer. Diğeri ise karanlık, dipsiz bir iniş. Acele iner veya çabuk çıkarsan vurgun yersin.

Fantastik edebiyatın dünyadaki formatlarına bakıldığında siz kendi yazarlığınızı nerede görüyorsunuz? Beslendiğiniz temalar ve ilgilendiğiniz gerçeküstü dil ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Ben lisedeyken bayıldığımız Metallica’ya burun kıvıran ve ‘Siz bilmezsiniz, Black Sabbath daha iyiydi’ diyen büyükler vardı. Sanırım ben de şimdi onlardan biri oldum… Tüm bu modern, steril fantastik furyadan hoşlanmayan, daha eski hikâyelere öykünen biriyim. Paranormal unsurları sömüren ergen edebiyatını sevmiyorum. Vampirler liseye asla inmemeli… 1400 yaşında bir varlık ile onun 18 yaşındaki flörtü ne konuşabilir ki? -“Bugün Begümsu beni face’den sildi, ben de onu twitter’da unfollow ettim”- “İyi ettin.”- falan mı diyecekler? Kısacası ben sadece kendimin seveceği hikâyeleri yeniden kurmaya çabalıyorum. Kendi küçük bahçemde, kendi tüketimim için organik tarım yapmaya çalışıyorum.

Türk mitolojisi, Ortadoğu halklarının efsaneleri ve İslam inanışları fantastik edebiyat için imkânlar sunuyor mu? Sizi heyecanlandıran neler var?
Aslında tüm dünya mitleri benzersiz bir zenginlik ve bazen de hoş bir komşuluk içeriyor. Tepegöz efsanesinin hem Homeros’ta, hem Dede Korkut’ta olduğunu düşününce, zaten heyecanlanmamak elde değil. Doğu ile Batı’nın buluştuğu tuhaf, ilginç bir söylence Tepegöz.

Yeni çalışmalarınız neler?
Şu ara, kargacık burgacık karaladığım eski notlarımın yığınlarını düzenlemeye ve kendi el yazımı çözüp anlamaya çalışıyorum… Şimdilik yeni çalışmam bu. Ama kafamda var bir takım istikametler.

IMG_1157

İskit / Yazar: Murat Başekim / Fantastik Roman / Hyperion Kitap / Editör: İhsan Kara / Kapak Tasarımı: Vural Kınayman / Yayına Hazırlayan: Ali Bulut / 1. Baskı Şubat 2014 / 368 Sayfa

Hayal Et Hikayeleri / Yazar: Murat Başekim / Öykü / İletişim Yayınları / Editör: Levent Cantek / Kapak: Suat Aysu / Kapak İllüstrasyonu: M.Korkut Öztekin / Uygulama: Hüsnü Abbas / 1. Baskı 2014 / 192 Sayfa

Murat Başekim; Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Çevirmenlik, çizgi-roman senaristliği yaptı. İlk kitabı DG, 2012’de İletişim Yayınları’ndan çıktı. Türkiye Bilişim Derneği’nin Bilimkurgu Hikâye yarışmalarında 2011 ve 2012’de iki yıl üst üste, ayrı öykülerle birinci seçildi. Sonrasında ilk romanı İSKİT (2014, KRP Yayıncılık) ve Hayal Et Hikâyeleri (2014, İletişim Yayınları) yayımlandı. Soyadında ‘H’ harfi bulunmadığı ve tıp eğitimi almadığı konusunda, bir gün, dünyayı ikna edebileceğine inanıyor.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.