‘Çocukluğumuz değişiyor, bu bizim insanımızı, insanlığımızı da değiştiriyor.’

 

Her kentin çevresinin hikayesi benzerdir, ama bir o kadar da kendine özgüdür gecekondu mahalleleri. Bağrına basar, ama orada yaşamayanlara yabancıdır bir yanıyla. Murat Şahin çocukluğunun geçtiği ve biraz da çocukluğuna dönüşen mahallesini, İzmir Gültepe’yi anlatıyor kitabında. Gültepe’nin hikayesini bir çocuğun gözüyle görebilmek için yazarı Murat Şahin ile Direnişin Adı Gültepe kitabı ile ilgili yazılı bir söyleşi gerçekleştirdik.


Gültepe’de oturduğunuzu söylediğinizde insanlardan farklı tepkiler aldığınızı söyleyerek başlamışsınız kitabınıza. Nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Kitabıma, “Gültepe Semti burası İzmir’e tepeden bakar. Ama İzmir uzakta en az masallar kadar” cümlesiyle başlıyorum. Bu söz çok sevdiğim, Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı” müzikalinde şöyle geçer. “Sineklidağ’dır burası/Şehre tepeden bakar/Ama şehir uzakta/Masallardaki kadar” Yaşadığım yeri en iyi anlatan cümle…   Gültepe İzmir’e tepeden bakan yoksul insanların yaşadığı bir semttir. İzmir’deki varoş semtlerin herhangi birinde yaşamayan insanlar sadece Gültepe değil Limontepe, Ballıkuyu gibi semtlerin de yalnızca adını duymuşlardır. Yerini bilmezler, daha doğrusu benim karşılaştığım insanların çoğu bilmiyordu. Gültepe de oturduğumu söylediğimde şaşırıp akıllarına ilk gelen yerini bile bilmedikleri başka semtleri sayıyorlardı. Bunun nedeni biraz da Şehir belleğimizin olmaması… Bırakın ilçeyi, şehri, insanlar semtlerini tanımıyor. Bence yazdığımız bu semt kitaplarıyla şehrin ve insanların belleğinde bir farkındalık yarattık. Bu Ülkenin buna ihtiyacı var. Toplumsal hafızamız yok. Cemil Koçak’ın yazdığı gibi “Geçmişiniz İtinayla Temizlenir” Herkes kötü geçmişini temizlemek için uğraşıyor. Kötüsüyle iyisiyle bir yerlerde olmalı ki aynı hataları yapmayalım.

image7-1

Peki sizin için Gültepe neresi?
Benim için Gültepe “ÇOCUKLUĞUM” Hayatımın en güzel dönemi sıkıntılar içinde de olsa orada geçti. İnsan her şeyini bir yerlerde bırakıyor. Toplumsal hafızamız kadar bireysel hafızamız da çok zayıf… Çocukluğum; Gültepe’nin duvarlarına, incir ve erik ağaçlarının dallarına, okul binalarının kırılan camlarına, sobanın yanmadığı günlerde sarıldığım battaniye, arkadaş uğruna girdiğimiz kavgalara ve en önemlisi şuan yerinde olmasa da benim belleğimde Görderen sinemasının tahta koltuklarına oturup bir elinde çiğdem diğer elinde cincibir gazozu olan hâlâ orada duruyor…

“Gültepe onurlu işçi sınıfının kalesiydi” diyorsunuz bir zamanlar, bu hafıza ne kadar canlı kalabildi?
Seksen darbesinden sonra Gültepe semti ve yaşayan insanları tu kaka ilan ediliyor. Orada oturanlara iş vermiyor kimse… Yoksul halk yalnızlığa ve çaresizliğe terk ediliyor. 2006 yılına kadar hâlâ en eski otobüsler oraya veriliyordu. Sol belediyeler bile unutmuştu Gültepe’yi… Sema Pekdaş tekrar Gültepeyi hatırlayan değer veren bir başkan sadece Gültepe değil birçok varoş semtine destek veriyor. Oysa orada Aydın Erten gibi devrimci, halkıyla birlikte çalışan örnek alınması gereken bir belediye başkanı vardı. Çok güzel bir söz vardır. “Hiçbir başarı cezasız kalmaz”

Yazdıklarınızdan Tariş direnişlerinin izlerini okumak da mümkün. Siz o yıllarda çocuk yaşta olmalısınız. Bütün bu direnişler bir çocuk için neyi ifade ediyordu?
Ben çok küçüktüm babam beni ve annemi Tariş olayları zamanında evden uzaklaştırmış. Evde ne kadar örgüte ait döküman varsa yakmış. Kitabımda o dönem on, onbir yaşında olup direnişe tanık edenlerle sohbet etme fırsatım oldu. Çocukluk anıları polis, asker, evlere girilip talan edilmeler, tartaklanmalar, kötü davranışlar ve en önemlisi “Baba seni de götürecekler mi?” korkusuyla dolu…

image6-1

Bu kitap biraz sizin biraz Gültepe’nin, hem sizin, hem Gültepe’nin hikayesi. Yine çocukluktan yola çıkarsak, şimdi Gültepe’de çocuk olmak sizin yaşadıklarınızdan çok farklı mıdır?
Çok farklı olduğunu düşünmüyorum. Hatta birçok semte göre çocuklar hâlâ sokakta oynuyor. Sokak kültürü ve arkadaşlığı devam ediyor. Mesela ağaçtan düşüp kolunu kırabiliyor bir çocuk. Mahallede yakan top, saklambaç, körebe gibi oyunlar oynanmaya devam ediyor. Benim en çok sevdiğim şey, biz sokakta arkadaşlarla oyun oynarken annelerimiz çiğdem alıp muhabbet ederler, bazen de bizim oyunlarımıza katılırlardı. Bu sokak ve mahalle kültürü halen devam ediyor.

Bir de “Burası mı Gültepe?” diye sordurtan durumlar da yaşıyorsunuz sanırım. Ne oldu, ne değişti orada?
Şundan çok eminim artık solun kalesi değil doksanlardan sonra örgüt çalışmaları ve toplantıları yerini Perşembe akşamları dini toplantılarına döndü. Yaşadığım için biliyorum. Bizi zaman gazetesine abone yapmaya çalışıyorlardı. Birde dergi vardı. Sızıntı sanırım. Benim en çok üzüldüğüm şey çocukluğumuz değişiyor. Bu bizim insanımızı, insanlığımızı da değiştiriyor.

Kitabınızın önemli bir bölümünü zamanın belediye başkanı Aydın Erten’e ayırmışsınız…
Evet, kırk beşe yakın semt yazıldı. Kimisinin çeşmesi, kalesi, ötekinin çarşısı, tarihi evleri, meşhur. Gültepe’nin Aydın Erten’i var. Kale kadar sağlam, su gibi aziz, eski evler kadar değerli ve bir ağaç gibi dimdik ayakta durmayı başarmış, halkını sırtına almış, onlar için onlarla beraber tek vücut olmuş bir LİDER… Tansaş mağazalarını Tanzim Satış yeri olarak ilk kuran kişi… Neden? Halkı ucuz ve taze gıdalara ulaşsın diye… İlk “Halk Ekmek Fabrikası” fikrini ortaya atan bunun için çalışmalar yapan, yer tutan fakat darbe olunca bu düşüncesi yarım kalan bir SİYASETÇİ… Gültepe’ye elektrik gelmesi için direkleri alıp halkla birlikte diken bir DEVRİMCİ… Her yerde söylüyorum tüm siyasetçilerin Aydın Erten’i örnek almaları gerekir. Ordu Fatsa’da Terzi Fikri Sönmez ne ise İzmir Gültepe’de de Aydın Erten odur…


Kitabınızda ismi geçenler yazdıklarınızı okuma fırsatı bulabildiler mi? Tepkileri nasıldı?

İlk tepkileri şu oluyor. Nasıl bu kadar şeyi hatırlıyorsun? Hiç unutmam bir arkadaşım şunu söylemişti. “Gültepe semtinde ayrı mahallelerde aynı kaderi paylaşmışız” kitabımın özeti budur. Ben kendi çocukluk tarihimi ve ailemi yazarken aslında Gültepe de yaşan herhangi bir ailenin portresini çizdim. Bana en büyük eleştiri bu yönde geldi “Kendi çocukluğunu anlatmışsın” Evet yayınevi benden bunu istedi. Tarihini isteseydi bir dolu tarihçi var onlara yazdırırlardı. Ben tarihçi değilim, yaşadığı dönemin zorluklarını kendi çocukluğu üzerinden yazan bir anlatıcıyım…

Direnişin Adı Gültepe / Yazar: Murat Şahin / Heyamola Yayınları / İstanbul / 2011 / 109s.

Murat Şahin; 1977 yılında İzmir Gültepe’de doğdu. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü’n bitirdi. İzmir’de Itır, Kötü Çocuk ve Algı isimli fanzin dergileri çıkarttı. Notos Öykü ve Kum Edebiyat dergilerinde yazıları yayımlandı. Pupa Yayınları’ndan Kasım 2008’de Amtafarak ismli kitabı çıktı. Ege Sanat dergisinde kitap bölümünü hazırlıyor. www.izmirizmir.net sitesinde kitaplarla ilgili tanıtımlar yapıyor. Kendisine ait www.yazarmuratsahin.com sitesinde yazdıklarını paylaşıyor.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.