‘Bu haberleri yazanlar erkek ve çoğunlukla haber diye kendi fantezilerini yazmışlar.’

 

Murat Toklucu’nun geçmiş yılların gazete kupürleri arasında iz sürerek oluşturduğu kitap, popüler medyanın doğru bir mercekle bakıldığında toplumun bütün zihin haritasının görülebileceğinin bir belgesi… Bu açıdan bakıldığında, bu ülkenin ve insanlarının her türlü arızası görülebiliyor, bütün kusurlar kendini ele veriyor. Gazete sayfalarında unutulmuş haberler, olaylar ve insanlar… Ama en çok da o sayfaları yazdıran, meşru kılan, kışkırtılmış erkekliğin ve taşra milliyetçiliğinin kirli resmi konu ediliyor “Türk Erkeği ve Diğer Mucizeler” kitabında…

‘Türk Erkeği ve Diğer Mucizeler’ sizin deyiminizle ‘büyük resmi görmeye yardımcı olacak daha küçük vakalarla ilgili’ güzel bir kitap… Bu kadar küçük hikayelerin, sıradan ve eğlencelik gibi görünen haberlerin bir toplumun röntgenini çekebilmek için, bu kadar geniş bir imkan sunabileceğini göstermesi de çok ilginç. Bu kitap fikri nasıl doğdu, nasıl bir sürecin sonunda gerçekleşti?
Aslında her şey can sıkıntısıyla başlamıştı. Basın yayın birinci sınıfta okurken, derse girmek istemediğim bir gün okulun kütüphanesine gitmiştim. Açıkçası o güne kadar kütüphanelerde gazete arşivi olduğundan bile haberim yoktu.  Sonra bu iş yavaş yavaş bir çeşit hobi faaliyetine dönüştü. Her fırsatta arşive girip ilginç haberlerin kupürlerini tarıyordum. Okul bitip işe başlayınca da aynı alışkanlığı sürdürdüm. Zaman içinde elimde 10 binden fazla tuhaf haber birikti.

2009 yılında Milli Tarih isimli bir blog açıp bu haberleri paylaşmaya ve haberlerle ilgili irili ufaklı yazılar yazmaya başladım. Ama tam yapmak istediğim şey bu değildi. Zaten bloğu da bir yıl sonra kapattım.

Ben Gezi olaylarına kadar NTV’nin program müdürüydüm. Aynı medya grubuna ait GQ Türkiye çıkacağı zaman o zamanki genel yayın yönetmeni Mirgün Cabas benden de yazı istedi. Mirgün arkadaşım olduğu için elimdeki arşivi biliyordu, o yüzden kupürlerden uzun yazı çıkarıp çıkaramayacağımı sordu, ben de bir deneyeyim dedim, ilk yazı beğenilince de gerisi geldi. GQ’ya yazmak beni hem disipline etti hem de elimdeki malzemenin kıymetini anlamamı sağladı. Dergiye toplam 12 yazı yazdım. Aslında daha kitap fikri kafamda oluşmaya başlamıştı ama o kadar yoğun çalışıyordum ki böyle bir şeye zaman ayırmama imkan yoktu. NTV’den ayrılınca bol bol vaktim oldu. Oturup hem ilk kitabı yazdım, hem de serinin diğer kitaplarının omurgasını oluşturdum.

1A 1B

Eskilerin deyimiyle ‘bulvar basını’ gerçekten de bir hazine imiş… Toplumun kılcal damarlarına sızmış ideolojik rahatsızlıkların bu kadar görünür olduğu başka yer bulamayız galiba… Siz bu haberlerin böyle bir potansiyeli olduğunu nasıl keşfettiniz?
Benim daha küçük bir çocukken gazete ve dergilerle neredeyse hastalıklı diyebileceğim bir ilişkim vardı. Eve düzenli olarak Cumhuriyet gazetesiyle Nokta ve Gırgır dergileri alınır, hafta sonları listeye Hürriyet ve Milliyet eklenirdi. Ben hem bunları okur hem de kendi harçlıklarımla başka gazete ve dergiler alırdım. Babam defalarca şu gazeteyi bari alma, bu dergiyi bari okuma demiştir bana. Tahmin edersiniz ki bunların çoğu da bulvar basını kategorisine giren türdendi. Yani bulvar basını takip etme konusunda altyapıdan yetişme sayılırım. Gazeteci olduktan sonra bulvar basınının potansiyelini daha yakından fark ettim tabii. Hiç öyle bir gazetede çalışma fırsatım olmadı ama oralarda çalışan insanlar tanıdım, kafa yapılarını yakından gördüm.

Gazetelerin toplumda iki yönlü etkisi var. Birincisi, o klişe ifadeyle söylersek, gazeteler toplumun aynası. İkincisi, toplumdaki zihniyet kalıplarının oluşmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri de gazeteler. Ben zihniyet denince toplumun büyük çoğunluğunda ortaklaşmış değer yargıları ve değişmesi hiç de kolay olmayan kalıplaşmış düşünceleri anlıyorum. Ve siz istediğiniz kadar kaliteli ve düzgün gazete çıkarın, geniş kitlelere ulaşamadıkça zihniyet kalıplarının oluşmasında sözgelimi bir milyondan fazla satan Günaydın gazetesi kadar etkili olamazsınız.

Bu kitap, ağırlıklı olarak toplumsal erkekliğin milliyetçi ve cinsiyetçi yanı üstüne dosyalardan oluşuyor. Bu gazeteler okurlarının çoğunluğunun erkek olduğu bilgisiyle mi bu geri yanı köpürtmeyi tercih etmişler?
Evet haklısınız, okurun çoğunun erkek olması bu tür gazetelerin “erkeklik” konusundaki tavrının en önemli mazereti. İşin bir de diğer tarafı var, gazetelerde çalışanlar da ağırlıklı olarak erkek. Örneğin, 1965 yılında yedi kez evlenip boşanan bir çiftin sekizinci kez evlendiği haberi var. Üç gazete birden bu haberi kullanmış ve “Aynı kadınla sekizinci kez evlenen adam” başlığı atmış. Dikkat edin, “Aynı adamla sekizinci kez evlenen kadın” ya da “Sekizinci kez evlenen çift” demiyorlar.  Çünkü yazanlar da erkek. O taraftan bakıyor adam.

Yabancı kadınların Türk erkeğine meftun olması ve erkeklerimizin cinsel kudreti meselesi ise 30 yıl boyunca yoğun bir şekilde haber konusu olmuş. Bu haberleri yazanlar da erkekler ve sanırım çoğunlukla haber diye kendi fantezilerini yazmışlar. Zaten bu haberler, sahadaki muhabirlerin çektiği ya da yabancı dergilerden kesilen güzel kadın fotoğraflarının altına birkaç paragraflık bir metin uydurmaktan ibaret. Muhtemelen adam fotoğraftaki çok güzel kadına bakıp önce iç geçiriyor, hayatı boyunca öyle bir kadınla birlikte olmasının mümkün olmadığını biliyor. Ama hayal kurmak serbest tabii, oturup haberi döşeniyor, ortaya da “Helga Abdullah’ı otele kapattı” türü haberler çıkıyor.

2A 2B

Toplumsal erkeklik hakkında gazetecilik üzerine bir tartışma yapsak Tan gazetesi ağırlıkla gündeme gelir. Bu çok satan gazete, 80’lerin diktatörlük ortamında yoğun bir cinsellik sömürüsü ve homofobi, kadın düşmanlığı ve ırkçılıkla bezeli tuhaf bir erkek magazini yapıyordu. Belki kimi kupürler kullanmış olabilirsiniz ama  öne çıkan bir vurgu ve dosya yok. Tan gazetesi ile bu anlamda ilgilenmeyi düşünmediniz mi?
Tan gazetesi asparagas haber tarihimizin en önemli köşe taşıdır ve bugün hepimizin severek takip ettiği Zaytung’un da öncülerinden biridir bence. Önemli bir fark da var tabii, Zaytung yalan haberleri mizah amaçlı yapıyor, Tan ciddiymiş gibi yapıyordu. Cinsellik sömürüsü ya da ırkçılık içermeyen çok sayıda asparagas haber de yapmışlardır. Bu haberleri Zaytung’u okur gibi okursanız eğlenceli olabilir. Bu işin bir yanı, ama maalesef çok küçük bir yanı.

Diğer yandan Tan gazetesinin ve 1985-1989 arası Sabah gazetesinin bu topluma yaptığı türden kötülüğü yapan başka iki gazete yoktur sanıyorum. Hem erkek toplumunun en ilkel duygularına hitap ederler hem de çok satarlar. Entelektüel camiada nedense bu gazeteler yokmuş gibi davranılır. Ama bu gazetelerin birer milyon tirajı vardır, her gazeteyi ortalama dört kişi okur ve bu da demektir ki sadece bu iki gazete 8 milyon civarında insana ulaşır.

Ben de elbette Tan gazetesiyle çok yakından ilgiliyim. Benim arşivim tek tek haberlerden oluşuyor, ama haftalarca uğraşarak Tan gazetesinin bütün nüshalarını tek tek tarayıp arşivime de koymuştum. Bu gazeteyle ilgili mutlaka bir şey yapmayı düşünüyorum. Ama bunu yaparken normalden çok daha dikkatli olmak ve işi fazla “sulandırmamak” gerekiyor. 2009’da turist cinayetleri gündemdeyken bloğumda Tan’ın 80‘li yıllarda turistlerle ilgili yaptığı birkaç haberini koymuştum. Altına da uzunca bir yazı yazdım ve bu haberlerin tecavüzü nasıl meşrulaştırdığını anlatmaya çalıştım. Ama bu gazete kupürlerinin görüntüleri benim yazımın bağlamından koparılıp bir “komiklik” unsuru olarak sosyal medyada binlerce kez paylaşınca da yapmak istediğimin tam tersi bir durum çıktı ortaya. O yüzden bu gazete ve benzerlerinin haberlerini kullanırken çok daha dikkatli olmak lazım.

Siz kitapta anlattığınız kişilerden en çok hangilerinin hayatlarına ilgi duydunuz?
İnci Baba benim için sadece kitabımın değil, Türkiye yakın tarihinin en acayip insanlarından biridir. Hatta elimde o kadar çok malzeme vardı ki, ayrı bir kitap mı yapsam diye bile düşündüm.

3A 3B

Bülent Ersoy ile ilgili bölüm, gerçekten de ‘bir milletin homofobi ile imtihanı’nın belgesi… Bülent Ersoy’un hikayesinde Türkiye’nin ve bu ülkedeki erkeklik kültürünün hangi problemleri simgeleşiyor?
Erkeklerin en büyük derdi hemcinsleri tarafından yeterince erkek olarak değerlendirilmektir.  Böyle olduğu için birçok erkek abartılı ve saçma sapan cinsel “başarı” öykülerini erkek arkadaşlarına anlatıp hava atar ve onaylanmayı bekler. Yeterince erkek olduğunu kanıtlamanın bir yolu da homofobinin ipine sarılmaktır. Homofobi sadece eşcinsellere yönelik nefrete değil, aynı zamanda ne kadar çok erkek olduğunu ispatlamak isteyen erkeğin kadınlara karşı daha fazla abartılı erkeksi davranışa girmesine ve cinsiyetçiliğe de sebep olur.

Bülent Ersoy’un hikayesi başta homofobi olmak üzere erkeklik problemlerinin birçok unsurunu içinde barındırıyor. Ama daha ilginç olan şudur; Ersoy da belli bir yaşa kadar en azından kültür olarak erkeklikten geldiği için cinsiyet değiştirdikten sonra kendisi de homofobik davranışlar sergilemiştir. Eşcinsel şarkıcıların sahneye çıkması yasaklandığı zaman çıkıp “Ben eşcinsel değilim, kadınım. Bu yasakla sahnedeki pisliğin temizlenecek olmasına ben de sevindim” diyebilmiştir örneğin.

Bülent Ersoy 2010’ları yaşadığımız günlerde bile pembe nüfus kağıdını kameralara dayamak suretiyle kadın olduğunu ispatlamak durumunda kalabiliyor. Bu ülke Bülent Ersoy örneğinde sizce neden bu kadar ısrarla onun değişimini onaylamıyor?
Eskiden Zeki Müren’in durumu toplumun ikiyüzlülüğüne örnek verilirdi ve doğruydu. Bülent Ersoy vakası da öyledir. Bir insan özgür iradesiyle cinsiyet değiştirmiş, kadın olmuş ve kadın olarak yaşamak istiyor. Bundan bize ne? Zaten şu anda kendisi ülkenin en ünlü ve en çok kazanan sanatçılarından birisi. Toplum değişimi onaylamasa böyle bir şey olamaz. Ama yine dönüp dolaşıp homofobiye ve erkeklerin erkeklere kendi erkekliklerini ispat etme meselesine dayanıyor. İşi bu hale getiren, Bülent Ersoy’un durumu üzerinden kendi erkekliğini ispatlamaya çalışan dönemin bazı gazetecileri ve devlet erkanıdır.

4

Kitabınız bu ilginç insan hikayelerine yeniden bakmamızı sağlıyor. Ama unuttuğumuz, ya da hiç fark etmediğimiz kimi olgulara da dikkatimizi çekiyor. Örneğin kasabalardaki belediye hoparlörlerinin küçük ölçekli bir medya faaliyeti yürüttüğünü, hippilerin Türkiye macerasındaki acayiplikleri, İstanbul’un metro ile yaşadığı garip ilişkiyi yeniden hatırlattınız. Bu kitapta anlatılanlar bir anlamda Türkiye toplumunun ‘büyüme hikâyesi’ mi? Medyadaki ‘ergen’ dili bunu mu açıklar?
Evet, sizin örneğini verdiğiniz konular “büyüme hikâyesi”nin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Ama bazıları da “büyümeme hikâyesidir. Hala devam eden, senelerdir değişmeyen meselelerdir bunlar. Ve bizim medyanın büyükçe bir bölümü o ergen dilini aşamamıştır, epey zaman da aşacak gibi görünmüyor. Sözgelimi Suriye’yle gerilimin arttığı son dönem haberlerine bakın. İktidar yandaşı gazeteler, hemen bir asarız keseriz söylemine girdiler. Sanırsınız ki savaşa değil, bitişikteki fakülte kantinine baskına gidiliyor. Sanmayın ki bunu sadece yandaş gazeteler yapıyor. Kendine muhalif diyen bazı gazetelerde de aynı marazı görüyoruz. Başbakanın 1915 açıklamasının ardından yazılıp çizilenlere bakın ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Kitapta mizahi bir yaklaşım var, ama kendinizi biraz fazla tutmuşsunuz gibi… Bunlar enikonu komik hikayeler… Ama zaman zaman mizah kendini gösterse de ağırbaşlı bir dil tutturmuşsunuz. Bu seçiminiz hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Kitap çıkmadan önce en yakın arkadaşlarımdan biri “Sen bu hikayeleri bana anlattığında daha fazla gülmüştüm. Kitap çok daha komik olabilirdi” demişti. Ama ben bunu bilerek ve isteyerek yaptım. O yüzden yazıları her yeniden okuduğumda bazı bölümleri çıkardım, çünkü bu kitapta benim söyleyeceklerim ya da yapacağım espriler değil olayların kendisi ön planda olmalıydı.

Mizah benim hayatımın çok önemli bir parçası. Üniversite yıllarından beri bir taraftan da mizah hikayeleri yazıyorum. Ama bunları bir gün değerlendirirsem, bir kurgu eserde değerlendireceğim. Elinizdeki kitap ise bir gazetecinin yazdığı bir araştırma kitabı ve bence biraz ağırbaşlı yazılması gerekiyordu.

Bu çalışma sizin adınıza eğlenceli miydi?
Hayatımda eğlendiğim çok iş yaptım ama bu kitabı yazma sürecim hiçbiriyle karşılaştırılamayacak kadar eğlenceliydi.

Yazar Fotoğrafları: Nilgün Kara

Türk Erkeği ve Diğer Mucizeler – Zihinler Altında 20.000 Fersah / Yazar: Murat Toklucu / Yayına Hazırlayan: Koray Löker / Editör: Tanıl Bora / Kapak: Suat Aysu / Sayfa Tasarımı: Suat Aysu / 1. Baskı Ocak 2014 / 244 Sayfa

Murat Toklucu: Türk Erkeği ve Diğer Mucizeler, yıllardır süren bir arşiv ve bağlam çalışmasının ürünü olan Zihinler Altında 20.000 Fersah serisinin ilk kitabı. Toklucu, yıllara yayılmış silik bağlantıların izini sürerek nev-i şahsına münhasır memleket hallerini birbirine bağlayan bir “Zihniyet Haritası” çiziyor.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.