‘Bu işte para var!’

 

“10 adımda mutluluk”, “25 kuralla başarıya ulaşın”, “Düşünme şeklinizi değiştirin, hayatta istediğiniz her şeye, hemen sahip olun!” Dünyada her gün onlarca kişisel gelişim kitabı yayımlanıyor, kendi başına bir sektör haline gelen bu kategorideki kitaplardan ilişki kurmayı, özgüvenli olmayı, başarıyı yakalamayı “öğreniyoruz”… Mustafa Gödeş, yapılmayanı yapıyor ve kişisel gelişim ile kişisel gelişim zırvalarını, keskin çizgilerle, birbirinden ayırıyor. Yıllardır ruh sağlığı ile ilgili çalışma ve araştırmalar yapan yazar, “Kişisel Gelişim Zırvaları” adlı kitabı kişisel gelişim sektörüne pek çok farklı açıdan ciddi eleştiriler getiriyor.

“Kişisel gelişim zırvaları” ile genel olarak anlatmaya çalıştığınız şey nedir?
Kitabımda kişisel gelişimin aslında çok önemli bir konu olduğunu, ancak son yıllarda ciddi anlamda istismara açık bir alan haline geldiğini, gerek günlük hayattan gerekse meslek hayatım boyunca karşılaştığım vakalardan çarpıcı örnekler vererek anlatmaya çalıştım. Bunu anlatırken iki önemli nokta üzerinde durdum. Biri kişisel gelişim kitapları, bir diğeri de kişisel gelişim uzmanları (yaşam koçları vb.)  meselesi.

“Kişisel gelişimin popülaritesinin bu kadar artmasındaki en büyük neden; insanlara kısa yoldan, hiç emek harcamadan zenginliği, başarıyı ve mutluluğu vaat etmesidir” cümleniz sanırım kitabınıza da giriş anahtarı… Popüler olmalarının nedeni bu mu?
Özellikle son yıllarda en önemli nedenlerden biri bu. Teknolojinin getirdiği kolaylıklar günümüz insanını tembelleştirdi. Mesela batıdan tüm dünyaya yayılan “kolay para” kavramı bunun bir göstergesidir. Bir şey sizi kolayca mutluluğa ve paraya ulaştıracağını vadediyorsa tabiî ki popüler olacaktır.

Şöyle de denebilir mi, edebiyatla, felsefeyle ilişki kurmayı reddeden, hazır reçetelerle yolunu bulma ideolojisi mi kışkırtılıyor?
Tabiî ki. Edebiyatla, felsefeyle uğraşmak, bunlara emek vermek zor iştir. Diğer taraftan baktığınızda 300 sayfalık bir kitap, hayatın bütün sırlarını içerisinde barındırdığını söylüyor. Bundan daha cazip ne olabilir ki?

Bu kitaplarda edebi başyapıtlarda, büyük filmlerde ya da psikolojinin temel düşüncelerinde olmayan ne var?
Bana göre pragmatik aldatmacadan başka pek de orijinal bir şey yok. En orijinal görünenleri, zaten sizin dediğiniz edebi başyapıtlardan ve psikolojinin temel düşüncelerinden alınmış şeyler.

Bu kitaplarla ilgili komik bir düşünce var, siz de anmışsınız; “Sadece yazarına para kazandıran kitaplar…” Hatta bu tip kitapların yazımını öğreten kurs ve sertifikalar bile var. Neler söyleyebilirsiniz?
Bugün bir kitapçıya gittiğinizde çok satanlar bölümündeki kitapların birçoğunun kişisel gelişim kitabı olduğunu görürsünüz. Yine kitap kategorilerini incelediğinizde en geniş rafların kişisel gelişim kitaplarına ayrıldığını hemen fark edersiniz.  Ve yine internette “kolay para kazanma yöntemleri” diye bir arama yaptığınız zaman birçok yerde “kişisel gelişim kitabı yazmak” seçeneğinin çıktığını dikkatinizi çeker. Bu da bize şunu gösterir ki: “Bu işte para var!”

mustafa_godes_1 mustafa_godes_2

Siz bu tür kitaplara karşı mısınız? Size göre kişisel gelişim kitapları işe yaramıyor mu?
Hayatım boyunca pek çok kişisel gelişim kitabı okudum ve bu kitaplardan pek çok şey öğrendim. Beden dili nedir? Etkili iletişim kurmanın yolları nelerdir? Zaman yönetimi nasıl olur? Bu tarz kitapların birçoğu gerçekten, son derece faydalı ve gerekli. Özellikle de gençler için. Hatta bir dönem “adabı muaşeret kuralları”  gibi kişisel gelişimin alanına giren bazı konular okullarda ders olarak bile okutulmuştur. Ancak, son yıllarda yayımlanan kişisel gelişim kitaplarını incelediğimde gördüğüm şeyler beni rahatsız etmeye başladı.

Peki, her şey bir yana bu kitaplar insanlarda bir işaret fişeği ateşleyemez mi? Belki bu küçük çerçevenin dışına çıkmak için adım attırabilir, öyle değil mi?
Bu konuda özellikle bir noktanın altını çizmek istiyorum. Ben hiçbir zaman bu kitapların toptan boş şeyler olduğunu, hiçbirinin işe yaramadığını ve hepsinin gereksiz olduğunu iddia etmedim! Ne kişisel gelişime ne de kişisel gelişim kitaplarına karşı değilim. Hatta hala keyifle okuduğum kişisel gelişim kitapları var. Bu açıdan bakılırsa tabiî ki bu kitaplar içerisinde insanı ateşleyen ve kaliteli motivasyon sağlayanlar var. Benim anlatmaya çalıştığım şey de tam bu. Yani işe yarar olanlarla, zırvaların birbirinden ayırt edilmesi.  Yoksa benim derdim “üzüm yemek”, “bağcıyı dövmek” değil!

Kişisel gelişim teorileri, insanların potansiyellerini geliştirmek için elbette bir imkân olabilir. Ama hızlı yaşamın hızlı başarı formülleri birçok da yaralı insan yaratabilir mi?
Dediğim gibi bu formüller işe yaramaz gibi bir iddiam yok, olamaz da. Ancak bu formüllerin “hangisi tutarlı ve geçerli, hangisi kişiye özel, hangisi evrensel, hangisi kültürel?”  Bunların iyi değerlendirilmesi lazım. Aksi takdirde Kemal Sunal’ın bir filminde “on derste çapkınlık” kitabını okuyup kız tavlamaya çalışması sonucu düştüğü trajikomik durumlar ortaya çıkar.

Bu kitaplardan siz hangi nedenlerle rahatsız oluyorsunuz?
Bir kere her şeyden önce pek çoğu artık özgün ve tutarlı bilgiler içermiyor. Adeta bir kopyala yapıştır yazarlığı türedi…  Basmakalıp sözler, Amerikan kültüründen alınmış,  kendi toplumumuzun kültürel kodları ile taban tabana zıt öğretiler… Yine pek çoğu insanlara kısa yoldan nasıl zengin ve mutlu olunacağı konusunda çok iddialı vaatlerde bulunuyor. Mesela bakıyorsunuz kitabın ismine “10 Adımda Mutluluk”. Altında diyor ki “Bu kitabı okuduktan sonra hayatınız değişecek”. Sorun da tam bu noktada başlıyor. Şimdi bu tarz kitaplara ilgi duyan insanlar zaten çeşitli ruhsal sıkıntıları olan kimseler. Çünkü mutlu bir insan,  “mutlu olmanın yollarını” merak etmiyor zaten. Peki, sonra ne oluyor? Depresyondaki bir hanımefendi bu kitabı alıp bir günde bitiriyor ve o gece muhteşem bir motivasyonla uyuyor. Birkaç gün kendini iyi hissediyor ve kitabın işe yaradığını, hayatının değiştiğini düşünüyor. Hâlbuki değişen bir şey yok.

Değişen bir şey yoksa bu kişide daha da büyük bir sıkıntı doğuyor sanırım…
Sadece sorunlarını bastırıyor. Birkaç gün sonra bastırdığı sorunlar daha güçlü bir şekilde hortluyor. Değişen bir şeyin olmadığını gördüğünde iyileşmeye olan inancı azalıyor, öğrenilmiş çaresizlik yaşıyor ve depresyonu daha da derinleşiyor. Biz bunu en çok ‘Secret’ furyası sırasında gözlemledik. Depresyondaki pek çok insan ‘Secret’ı bir kutsal kitap gibi sahiplenerek çıkış yolu olarak gördü. Kendi iç dünyasındaki sorunları çözmeden sadece pozitif düşünceyle mutluğu ve başarıyı yakalayabileceğine inanan bu insanlar zaman içerisinde derin hezeyanlar yaşamaya başladılar ruh sağlıkları daha da bozuldu.

Değişim için karar vermek oysa ne kadar büyük bir adım… Ama bu kitapların ‘başarı’ vaadi herkes için gerçekleşemeyeceğine göre, bu değişim adımını atan insanların büyük bölümü daha da ağır bir psikolojiye kapılacak… Bu insanları nasıl bir hayal kırıklığı bekliyor?
“Öğrenilmiş çaresizlik” denilen durum oluşuyor.  Mesela ilk matematik sınavından zayıf alan bir çocuk için artık matematik dersi büyük bir sorun haline gelir. Asla o dersten geçemeyeceğini düşünür. Hele ki sonraki bir iki sınavdan da düşük alır ve bunun sonucu ailesi tarafından da eleştirilirse hayatı boyunca matematikten nefret eder. En basit matematik hesabını dahi yapamayan bir birey haline gelir.

Psikolojik anlamda ehil kişilerin yürüttüğü bir süreç yerine ne idüğü belirsiz kurumlardan alınan sertifikalarla insanlar danışmanlık yapabiliyor. Bu aradaki sınır nasıl belirtilebilir, herhangi bir yazarın ya da uzmanın semineri ya da sunumu ile psikolojik danışmanlık sürecinin farkları nasıl anlatılabilir? Bu konudaki bilgi kirliliği nasıl aşılabilir?
Danışmanlık ve psikolojik danışmanlık kavramları bilerek veya bilmeyerek birbirine karıştırılıyor. Sorun da tam bu noktada başlıyor. Sınırlar keskin hatlarla çizili olmadığından bazen çeşitli konularda danışmanlık yapan kimseler psikolojik danışmanlık alanına kayıyorlar.  Eğer çeşitli ruhsal problemleriniz nedeniyle hizmet alacaksanız öncelikle hizmet verecek olan kişinin üniversite eğitimine bakmalısınız. Psikoloji ile ilgili bir alandan mı mezun olmuş? Yoksa birkaç hafta sonu seminerine katılıp kendini ruhsal danışman veya yaşam koçu diye mi tanımlıyor? Bu çok önemli.

mustafa_godes_4 mustafa_godes_5

“Ego, onaylanma ihtiyacının mutluluk ve iç huzura tercih edildiği sinsi bir zehirdir.” diyorsunuz. Aslında tüm bu konuştuklarımız insanın egosuyla kurduğu ilişkiyle mi ilgilidir?
Aynen öyle. Bütün bu uğraşlar, çabalar, sadece daha rahat bir hayat için değil, aynı zamanda birilerine daha iyi görünmek, toplum tarafından pohpohlanmak için yapılıyor. Bu zaman içerisinde insanı başkaları için yaşayan bir birey haline getiriyor ve mutsuzlaştırıyor. Mesela adamın 50 bin liralık arabası var ve gayet işini görüyor. Kendi kendine diyor ki “benim gibi adama bu araba yakışır mı?” Bankadan 200 bin lira kredi çekiyor. Kendi arabasını da satıp üzerine ekliyor ve 250 bin liraya daha lüks bir araç alıyor. Ancak o 200 bin liralık kredi yüzünden kendi yaşamındaki birçok şeyden feragat etmek zorunda kalıyor. Sonra bakıyorsunuz ya depresyona girmiş, ya da eşi ile arası bozulmuş. Emin olun bu çok uç bir örnek değil. Her gün o kadar çok karşılaşıyoruz ki bu tarz vakalarla.

Kitabınızda kişisel gelişim uzmanlarına ve yaşam koçlarına karşı da çok ciddi eleştiriler var.  Yaşam Koçları gerçekte ne iş yapar. Bu işlerle uğraşan kimselerden rahatsız mısınız?
Aslında yaşam koçlarının ne iş yaptığından ziyade ne iş yapmamaları gerektiği beni asıl ilgilendiren konu. Meslek hayatım boyunca çok sık karşılaştığım ve bende mesleki reaksiyon oluşturan bir durum var.  Kendisine yaşam koçu vb. unvanlar addeden pek çok kimse maalesef ofislerinde doktorculuk oynuyor.  Yaşam koçu gibi unvanların altında saklanarak ruhsal problemler yaşayan insanlara terapi ve danışmanlık yapmaya kalkıyorlar.  Hâlbuki terapi ve danışmanlık işi psikolog, psikiyatrist ve psikolojik danışmanların işidir. Bunlar dışındaki kimselerin meslek ve unvanları ne olursa olsun, ruhsal problemlerle çalışmaları kesinlikle yanlış ve tehlikedir. Tabi bunu söylediğiniz zaman hiçbiri kabullenmiyor terapi yaptığını. “Efendim biz sadece koçluk yapıyoruz” diyorlar.  Ama internet sitelerini incelediğinizde zaten her şey ortada.  Mesela telefon açıp “psikolojik problemler yaşadığınızı ve randevu almak istediğinizi” söylediğinizde birçoğu asla sizi reddetmiyor. Size bir psikoloğa gitmeniz gerektiğini söylemiyor, çünkü kimse müşterisini kaptırmak istemiyor! Velhasıl bu durum toplum sağlığını da ciddi anlamda tehdit ediyor.

Bizim görebildiğimiz kadarıyla, kişilere yaşam desteği vermek kadar, şirketlerin çalışanlarına motivasyon yüklemek için projelendirdiği ‘kurslar’ da var… Ne gibi alanlarda ‘kişisel gelişim’ hizmetleri (!) veriliyor?
Şirketler için çok farklı konularda kişisel gelişim seminerleri düzenleniyor. Takım çalışmasından, müşteri memnuniyeti sağlamaya, satış performansını geliştirme becerilerinden, liderlik becerileri kazandırılmasına kadar onlarca farklı alanda hizmetler veriliyor.

Bu tür etkinlikler uluslarası kalite değerlendirme kurumlarının da talep ettiği etkinlikler. Bu artık iş dünyasının olmazsa olmazı olmaya mı başlıyor?
Bu tür etkinlikler kimi kurumlar için gerçekten olmazsa olmaz. Mesela bir mağazada görev yapan satış temsilcisinin müşteriye nasıl davranması gerektiğini çok iyi bilmesi lazım.  Bu yüzden bu konuda bir eğitimden geçmesi şart.  Ama bazen bazı şirketler “sırf dostlar alışverişte görsün” misali  personeline gereksiz konularda kişisel gelişim eğitimleri verdirtiyorlar. Tabi bu da şirkete prestij kazandırtması için yapılan bir nevi reklam yöntemi.

İş dünyasındaki kişisel gelişim ‘tüyo’ları rekabeti arttırmak, bireysel girişimleri kışkırtmak amacıyla mı geliştiriliyor?
Ben bir iş adamı olsaydım sektörümde rekabet ortamının olmasını asla istemezdim.  Ayrıca şirketimde çalışan personelin bireysel girişimi de bana bir fayda sağlamayacaksa ilgilendiğim bir konu olmazdı. Emrimde çalışan personelimin kişisel ve mesleki gelişimi bana bir kazanç sağlayacaksa bu hoşuma giden bir şey olur, gerisi teferruattır.

Kitabınızla ilgili olarak okuyucularınızdan ne tür yorumlar alıyorsunuz? Yine bu doğrultuda özellikle kişisel gelişimcilerden sert eleştiriler aldığınız oluyor mu?
Kitabımla ilgili her hafta onlarca okuyucumdan mail alıyorum. Gelen mailleri ve yorumları genel olarak üç kategoride değerlendirebilirim. Birinci olarak ruh sağlığı çalışanlarından (psikolog, psikiyatrist…) gelen mailler var. Aslında en çok onlar rahatsız bu kişisel gelişim alanındaki çarpıklıklardan. Pek çok uzmanın söylemeye cesaret edemeyeceği gerçekleri dile getirdiğimi belirterek tebrik ediyorlar. Çünkü sektörde büyük bir rant dönüyor ve bunu dillendirdiğiniz zaman birilerini rahatsız etmiş oluyorsunuz.

İkinci olarak kişisel gelişime ilgi duyan okuyuculardan gelen yorumlar var. Bunların içerisinde öyle sıra dışı insanlar var ki. Mesela en son bir okuyucum facebook üzerinden mesaj göndermiş. Mesajını okuduktan sonra profilini inceledim. Kişisel gelişim adına yapmadığı şey kalmamış. Hindistan’a gitmiş tapınakta kalmış, Afrika’ ya gitmiş ilkel kabilelerin içerisinde yaşamış, Jet sosyetenin gittiği yoga-meditasyon seanslarından geçmiş. Mesajında diyor ki: “keşke bu kitabınızı 10 yıl önce yazsaydınız, saçma sapan şeylere bu kadar para ve emek harcamazdım!”

Ve son olarak kişisel gelişimcilerden gelen mesajlar var. Genelde söyledikleri şu: “Evet yazdığınız şeylere yüzde yüz katılıyorum, ancak ben o bahsettiklerinizden değilim!” Yani her kes kendisini istisna olarak görüyor.  Tabi bu da çok ironik bir durum!

Siz ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? Müşteriniz olan kişiler ve kurumlarla nasıl projeler üstünde çalışıyorsunuz?
Ben son yıllarda özellikle bireysel psikoterapi üzerine odaklandım ve çalışmalarımı bu doğrultuda yürütüyorum. Son derece geniş bir alan. Halen çeşitli eğitimlere katılarak ve yazılı kaynaklardan faydalanarak kendimi bu alanda geliştirmeye çalışıyorum.  Onun dışında zaman zaman (özellikle kitabım yayımlandıktan sonra) çeşitli şirketlerden eğitim ve seminer istekleri geliyor. Ancak  “İki karpuz bir koltuğa sığmaz” düşüncesi ile ve zaman sorunundan dolayı şimdilik okullar dışında seminer ve eğitim çalışmaları yapmıyorum.

Kişisel gelişim ile ilgili olarak insanlara ne tür tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Çağımızın en önemli sorunlarından biri bilgiye ulaşmak değil, veri çöplüğü içerisinden doğru bilgiyi seçip kullanabilmektir. Bunu bir örnekle açıklamak isterim: Bazen bazı kimseler için “çok okumaktan kafası bulanmış” tabirinin kullanıldığını duyarız. Aslında burada kafanın bulanmasının sebebi çok okumak değil, temel olmadan binayı zeminin üzerine inşa etmektir. Bana göre kişisel gelişime ilgi duyan bir insanın öncelikle en temel psikoloji bilgilerine vakıf olması gerekir. İnsan nedir? İnsanın biyopsikososyal gelişim evreleri nelerdir? Dürtü, içgüdü, engellenme, çatışma, haz kavramları ne ifade eder? Bu konular hakkında en ufak fikri olmayan bir insan, “kuantum düşünce” ile ilgili bir kitap alıp okuduğu zaman doğal olarak kafası karışmaya başlar. Çünkü zihninde temel veriler olmadığı için sonradan gelen kompleks bilgilerin doğruluğunu, tutarlılığını, rölatif veya dogmatik olup olmadığını sorgulayamaz. Olduğu gibi kabul etmek zorunda kalır.  Bu durum bireyin zihnindeki açmazı daha da derinleştirir. Aslında sadece kişisel gelişime ilgi duyanların değil, her insanın kendini tanıması ve daha sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için hayatı boyunca birkaç temel psikolojiye giriş kitabı okuması elzemdir.

mustafa_godes_8 mustafa_godes_6

Bu yol, çıkmaz bir yol mu? İnsanı başarı ve mutluluğa götürebilecek bilgi ve formüller yok mudur?
Tabiî ki insanı başarı ve mutluluğa götürecek bilgi ve formüller olabilir. Ancak bu formüller hiçbir zaman 2×2=4 şeklinde genel geçer formüller olamaz. Birini başarıya ulaştıran bir formül bir başkasının başarısızlığına neden olabilir. Birini mutlu eden bir yaşam hikâyesini bir başkası aynen hayatına uygulamaya çalışırsa ortaya tam bir fiyasko çıkabilir. Bu açıdan öncelikle her bireyin özel olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.

Günümüzün başarı odaklı insanının psikolojik panoraması hakkında neler söyleyebilirsiniz?
En derine baktığınız zaman ruhsal anlamda acı çekiyor. Başarı, aşk, mutluluk bunlar insani duygulardır ve herkes bunları yaşamak, tatmak ister. Bunda bir problem yok.  Ancak bir insan, tüm hayatını bunlardan birine odaklı olarak yaşıyorsa ruh dünyasını derinliklerinde başka bir problem vardır ve muhtemelen odaklandığı şeyle bunu bastırmaya çalışıyordur. İşkolik olmak;  aşk, mutluluk, cinsellik konularına aşırı odaklanmak, kişisel hobilerin yaşamın çok önemli bir alanını kaplıyor olması:  bunların hepsi bireyin ruhsal sorununa yönelik geliştirildiği savunma mekanizmalarıdır.

Kişisel Gelişim Zırvaları / Yazarı: Mustafa Gödeş / Editör: Özlem Özdemir / Mayıs 2013 / 1.Basım / Esenkitap Yayınevi / 216 Sayfa

Mustafa Gödeş; 1983 yılında Konya’nın Akşehir ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini burada tamamladıktan sonra 2004’te Selçuk Üniversitesi, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nden ikincilikle mezun oldu. 2005’te askerlik görevini Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda Yedek Subay Psikolojik Danışman olarak yaptı. Askerlik görevi süresince Hava Kuvvetleri bünyesinde Psikolojik Danışma servislerinin kurulmasında önemli katkılar sağladığı için Takdir ile ödüllendirildi. Askerlik görevi sonrasında katıldığı psikoterapi eğitimlerini başarı ile tamamladı.  Kamuda ve özel sektördeki farklı alanlarda çalışmış olan yazar, psikoterapi ve psikolojik danışmanlık alanında çalışmalarını sürdürmektedir.

1 Yorum

  1. mert

    Yazıyı okuyunca kitabı merak ettim. En kısa zamanda satın alıp okuyacağım.

    Cevapla

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.