‘İnsan her şeye alışıyor, ekmeği iki dilim eksik yemeye mi alışamayacak?’

 

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kilo vermeye çalışan pek çok insan önce diyet kitaplarına, pazarlanan yöntemlere, o da olmazsa bir diyetisyene başvuruyorlar. Bankacı Onur Gökşen de kilo verme uğruna pek çok yöntemi denemiş ancak başarılı olamamış. Sebzelerle, özellikle brokoli ile arası fena halde bozuk olan Onur Gökşen, bir gün oturduğu sandalye kırılınca “artık yeter” demeyi başarmış ve iradesini kontrol altına almış. Onur Gökşen’in kitabı alışılmış diyet ve kilo verme kitaplarından değil. Neşeli üslubu ve esprileriyle farklı bir dil kuran Onur Gökşen ile 6 ayda verdiği 32 kilonun hikâyesini anlattı.

Her şey sandalyeden düştüğünüz de başlamış. Bir gün sandalyeden düştünüz ve hayatınız değişti mi?
İşin aslı şu; Bir gün oturduğum sandalye kilolarımdan dolayı patladı ve ben o gün diyet yapmaya karar verdim ve altı ayda 32 kilo verdim. Siz karar verin değişip değişmediğine.

“İradesiz biriyim” diyorsunuz, kilo vermeye nasıl ikna ettiniz kendinizi?
Kendimle yüzleştim. Önümde iki yol vardı, ya hayatıma 118 kiloluk bir dev olarak devam edip istediğim her şeyi yiyebilecektim eskisi gibi, ya da güzel yemeklerden feragat edip vücudumu biçime sokacaktım. Ben ikinci yolu tercih ettim. Ama birinci yolu da tercih edebilirdim, bu keyifli yolu tercih edenleri de kınamıyorum asla.

Kilolu olduğunuz günlerde çevrenizin size olan tepkisi nasıldı? Kilolarınız nedeniyle sizinle dalga geçildi mi?
Çevremde öyle filmlerdeki gibi kötü insanlar yoktu, yani kimse beni parmağıyla gösterip etrafımda halka olup “şişko Onur, şişko Onur” diye dans etmiyordu ama siz kendinizi biliyorsunuz sonuçta. Ufak bir fazla kilo iması bile sizin kendinizi kötü hissetmenize yetiyor da artıyor.

onur_goksen_1 onur_goksen_2

Kendinizle bu kadar barışık olup, dalga geçmeyi nasıl başarıyorsunuz?
Bence bu yanlış bir soru, kendimle barışık olsaydım altı ayda bu kadar kilo veremezdim, tam aksine kendimden, kilolarımdan nefret ediyordum, sadece bununla yüzleştim, gerisi kendiliğinden geldi. Kendimle dalga geçme meselesine gelince, bence bu yaptığımın adı gerçekçilik. Eğer hayal âleminde yaşasaydım ben hala her pazartesi diyete başlamaya karar veren, ama hiçbir zaman başlayamayan birisi olurdum.

118 kilodan 86 kiloya düşerek, 180 günde 32 kilo vermişsiniz. Nasıl geçti bu süreç?
Oldukça ızdıraplıydı, böyle olacağını tahmin ediyordum ama yine de insanın başına gelince tüm tahminler de bir anda alt üst oluyor, zaten kitabın ana konusu da bu ızdıraplı süreç ve bununla başa çıkma yolları.

Sizin şişmanlığınızın temel nedeni bir sağlık sorunu mu yoksa genetik bir durum muydu?
Tamamen zevk düşkünü bir insan olmamla ilgili, sıfır hareket ve her öğün yenilen kızartmalar, pizzalar, pilavlar, börekler ve aklınıza gelen lezzetli her gıda…

Bir uzmana başvurmadan önce diyet kitaplarından yararlandınız mı?
Diyet kitabı yazan bir yazar olarak, diyet kitaplarının faydasına inanmıyorum desem ne dersiniz? Ama şöyle ki; o kitapların hepsi çok sıkıcı, daha ikinci sayfada ruhunuzu emiyorlar. Şişman bir insanın psikolojisinden bihaberler… Okumaya çalıştım o kitapları ama hiçbirinde yazan reçeteleri uygulayamadım.

Diyetisyeninize yalan söylediğinizi yazmışsınız. Peki, yine de kilo vermeye devam ediyor muydunuz?
Çok büyük yalanlar değildi, ama yine de yalandı. İki lahmacun ye derdi, üç tane yerdim, köftenin yanında pilav yeme, yersen de bulgur pilavı ye derdi, ben gider bir kaşık beyaz pilav yerdim. İnsanım sonuçta, pilavdan öyle zırt diye vazgeçebilmek mümkün mü?

Sonradan söylediğiniz yalanları diyetisyeninize itiraf ettiniz mi?
Ben zaten bu kitabı sevgili diyetisyenim Şengül Sangu Talak ile beraber yazdım desem yeridir, o gün yazdıklarımı benden bir gün sonra kendisi kontrol eder, yanlış bir yer varsa düzeltirdi, o yüzden her yalanım maalesef bir gün içerisinde deşifre olurdu.

Diyet yaparken psikolojiniz nasıldı, gerginlik yaşadınız mı çevrenizle?
Çok sinirli bir insana dönüştüm, açlıkla baş etmek gerçekten çok zor, ama zamanla alışıyorsunuz. İnsan bu, her şeye alışıyor, ekmeği iki dilim eksik yemeye mi alışamayacak?

Şişman günlerinizde aynada çıplak halinize baktığınızı yazmışsınız. Ne hissediyordunuz, bunu motive olmak için mi yapıyordunuz?
Kötü hissediyordum, zaten kötü hissetmek için yapıyordum bunu. Evet, o aynada gördüklerim motivasyonumu hep canlı tuttu. Bence yaptığınız diyetten çok, motivasyonunuz önemli. Binlerce diyet programı var, ama insanın kaybetmemesi gereken motivasyonu sadece bir tane, o kayboldu mu, hiçbir şey düzgün gitmiyor diyette.

onur_goksen_4 onur_goksen_3

Pazartesi sendromundan söz etmişsiniz kitapta. Diyete başlamak için neden hep pazartesi günü seçilir?
Pazartesi seçilir, aybaşı seçilir, yılbaşı seçilir. Bir başlangıç yapmak istiyor insanlar herhalde, belki de biraz zaman kazanmak, nasıl olsa önümde iki üç gün var, istediğimi yiyebilirim diye düşünüyorlar. Tabi pazartesi başlanılan diyet, Salı günü yalan olunca, önündeki pazartesi ye bakıyor bu sefer.

Kitabınızın ismi “Allah Belanı Versin Brokoli”  Brokoliden gerçekten nefret mi ediyorsunuz?
Brokoli ve diğer sebzelerle aram hiçbir zaman iyi olmadı, 41 yaşındayım, bu yaştan sonra da bunun düzeleceğini sanmam.

Peki diğer sebzelerle aranız nasıl? Hiç sevdiğiniz bir sebze yok mu?
En iyi sebze kızartılmış sebzedir, patlıcan kızartmasına bayılırım, kabak ve havuç kızartmasına da, ama maalesef lezzetli olan tüm gıdalar gibi, bu sebzelerin de kızartmaları tavsiye edilmiyor.

Kilo verdikten sonra çevrenizdekilerin tepkisi nasıl oldu?
Altı ayda verdiğim için bu kadar kiloyu, beni yolda gören biri, en son altı ay önceki halimi hatırlıyorsa tanımıyor mesela beni, bu gerçekten çok ama çok hoş bir duygu, herkesin yaşamasını isterim.

Kilonuzu korumak için diyete devam ediyor musunuz, yoksa nasılsa zayıfladım diye rahatladınız mı?
Açık konuşayım biraz rahatlık oldu ama yine de akşamları yediğime dikkat ediyorum, öğlen kaçıyor arada. Bir de mevcut kilomu korumak için spor salonuna yazıldım, sporun da çok faydasını görüyorum diyebilirim.

Kendinize kendi ağzınızdan mektup yazmışsınız. Neden böyle bir şeye ihtiyaç duydunuz?
Valla açık konuşayım ben yine, o altı ay boyunca benim psikolojim pek de yerinde değildi, bazı şeyleri niye yaptığımı bilmiyorum, ama en akla yatkın açıklama bir kişilik bölünmesi yaşamamdı sanırım, eski şişko onur ile yeni zayıf onur zaman zaman kafamda kavga ederlerdi, onu yazıya döktüm.

Diyet süresince en çok ne öğrendiniz kendiniz ve hayatla ilgili?
Şişman insan toplumda görünmez insandır. Ve kendisine acımaktan ziyade kendisinden iğrenmezse asla zayıflayamaz.

onur_goksen_7 onur_goksen_6

Vapurda bir kız size göz ucuyla baktığı için çok mutlu olduğunuzu yazmışsınız kitapta. Şişman insanların aşk ve seks hayatları çok mu vahim, neden bir bakış sizi bu kadar mutlu etti?
Aslında o kız bana ben şişmanken de bakabilirdi ve bu beni yine aynı şekilde etkilerdi, sonuçta erkeğim ama tam zayıflama sürecindeyken o bakış gelince normalde etkileneceğimden daha fazla etkilendim.

Bu kitapla iddianız nedir? Bu kitabı okuyanlar kilo vermek için motive mi olacak?
Bu kitabı ilk defa diyet yapacaklar okumasın bir işlerine yaramaz, bu kitabı belki de hayatında elli sefer diyet yapıp başarısız olan insanlar okusun, ben bu kitabı onlara yazdım, çünkü kendimi yazdım.

Şişman insanlara ne önerirsiniz?
Hayattan bu halleriyle keyif alabiliyorlarsa, hiç diyete falan girip kendilerini bozmasınlar, sonunda herkes ölecek zaten. Ama mutsuzlarsa, ben bir denesinler derim, sonu güzel biten bir masal gibi şu anda yaşadıklarım.

Şişman günlerinizde sizi en çok ne rahatsız ediyordu?
Üzerime yeni bir şeyler almak istediğimde hiçbir şey bulamayacağımı bilmek beni en çok rahatsız eden şeydi.

Şimdi hayata nasıl bakıyorsunuz, verdiğiniz kilolardan sonra ne hissediyorsunuz?
Enerjim yerine geldi sanki 118 kiloyken, oturduğum yerden kalkamazdım, devamlı yorgun olurdum, şimdi ise o üşengeçliğimden eser kalmadı, sadece bu bile kilo vermenin ne kadar doğru bir karar olduğunu ispat ediyor bana.

Sosyal medyada fenomen haline geldiniz. Neler söylüyorsunuz da bu kadar seviliyorsunuz?
Fenomenliği kabul etmiyorum ben her ne kadar iltifat gibi bir sıfat olsa da, benim bu kitaptan önce yazdığım iki kitap vardı. Esas olarak onlarla tanındım aslında, ondan önce ekşi sözlük’te  stevemcqueen niki ile yazıyordum, orada da tanınan bir yazardım, şöyle diyelim, güzel yazıyorsanız, muhakkak sizi okuyan birileri çıkıyor.

onur_goksen_11 onur_goksen_12

Önceden yazdığınız iki kitabınız daha var. Bankacılıktan yazarlığa uzanan serüveniniz nasıl başladı?
Cem Mumcu ve onun yeni yazarlara inanan vizyonu sayesinde, bu serüvenin en önemli durağıdır Cem Mumcu benim için.

Oldukça esprili ve neşeli birisiniz. Bankacılık gibi asık yüzlü bir meslek sizi zorlamıyor mu?
Teşekkür ederim ama bankacılık hiç de asık yüzlü bir meslek değildir, ciddi bir meslektir ancak bu ciddiyet bankacıların asık yüzlü olması demek değildir. Size acilen bankanızı değiştirmenizi ve beni bir de bankada ziyaret etmenizi öneriyorum.

Allah Belanı Versin Brokoli / Yazar:  Onur Gökşen / Okuyan Us Yayınevi / Editör: Kemal Kırar / Kapak Fotoğrafı: Mehmet Aşık / Grafik Uygulama: Zeynep Erim / 1.Baskı Nisan 2013 / 301 Sayfa

Onur Gökşen; İstanbul’da yaşıyor ve Bankacı. “Bizim de Renkli Televizyonumuz Vardı” ve “Yedi Kere Sekiz” adlı iki kitabı var. Bütün kitapları Okuyan Us Yayınevinin ‘Twitter fenomenleri’nin kitaplarının basıldığı ‘Dizüstü Edebiyat’ serisinden yayınlandı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.