‘Dünyayı yalnızca masallar kurtaracak.’

 

Atlas dergisi yayın yönetmeni ve Doğa Derneği Yönetim Kurulu üyesi Özcan Yüksek’in yeni kitabı “Kayıp Deniz”, modern çağın Dede Korkut’u olarak tanımlayabileceğimiz Korkut Can ile tanıştırıyor okuru. Yaşadığı dönemde ki felaketlerin nedenini aramak üzere büyük bir maceraya çıkan Korkut Can’a eşlik ederken, kitabın dişi bilgesi Peri kızı Sodeva’dan yaşadığımız çağa dair çarpıcı dipnotlar ediniyoruz.  Masallar artık olmadığı için gezegenimizin de korunmasız olduğunu anlatan Özcan Yüksek, kahramanı Korkut Can ile birlikte bilgeliğin, varoluşun ve aşkın gizemini çözmek için kıtalar, denizler aşıyor, ifritlerin, beden değiştiren hortlakların, ürkütücü canavarların diyarlarından geçiyor ve bizi “yerkürenin gizli belleği” olan masalların özündeki hakikate ulaştırıyor. Kayıp Deniz’i okuyunca her masal bir laneti bozar diyerek sizde Sinbad’ın gemisine binmek isteyeceksiniz. “Belki de hepimiz kayıp bir denizin ortasındayız” diyen Özcan Yüksek, kitabına ait telif gelirinin yarısını, kurucularından olduğu, Seferihisar Orhanlı Köyü’ndeki Doğa Okulu’na bağışladığını belirtti. Özcan Yüksek ile dünyayı terk eden masalları ve Kayıp Deniz’i konuştuk…

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Kaçkarlar’ın gölgesinde doğdum, İstanbul’un tarihi yarımadasında, Bizans’a kadar uzanan mahallelerin dar sokaklarında, damlarında, saçak altlarında, surların üstünde, sarnıçların içlerinde büyüdüm. Henüz okula başlamamıştım bile. Çok erkenden başlamış oldum kendimi anlatmaya, ama Kayıp Deniz’in kendi tarihi daha çok buralarda başlıyor. Hukuk okudum, öğrenciyken gazeteciliğe girdim, babam gazete kitap satıcısı olduğu için, küçük yaşta mürekkep kokusu sinmişti odamıza. Evimizde koca bir kütüphane vardı, yabani hayvanları, başka ülkeleri, renkli resimleriyle orada gördüm. Daha televizyon yoktu henüz. Atlas dergisi, çocukluğumun kütüphanesini bana geri getirmiş oldu. Yirmi yıldır Atlas’ta çalışıyorum. Derginin editörüyüm. En kısa ve en uzun bu kadar anlatabildim kendimi.

Edebiyatla yolunuz nasıl kesişti?
Bir okur olarak kesişmesi herkes gibi. Bir yazar olarak kesişmesi ise masallarla, eski zaman bilgeliğini araştırmakla başladı. Gezegenin gözlerimizin önünde yok oluşunun nedenini anlamak ve bunun önüne geçebilmenin yolunu bulmak için masalların dünyasına girdim. Çünkü masalların yok olmasıyla gezegenin yok olma sürecine girmesi birbirine koşut.

 

Masalların büyülü dünyasını ne zaman fark ettiniz?
Masalların içine ağır ağır girmeye başladığımda ilk fark ettiğim şey şu oldu: Bu büyü masalların asıl sırrını ifade ediyordu. Biz insanları sıradan yapan şey, aslında yaşadığımız dünya ve kendimize benzettiğimiz o dünyayı algılama biçimimiz. Bizim bugünkü algılama biçimimiz, mantığımız, düşünce kalıplarımız, en büyük kayıbız. Kayıp Mantık, ilk büyük kaybımız da diyebilirim. İşte, o büyülü dünyasıyla, hatta büyüleriyle, sihirli aynası, uçan halısı, lambanın ciniyle, bize, duyularımızla algılanamayan bir başka boyut daha olduğunu ifade ediyor. Bu boyut  dördüncü boyut. Ve içine iyice girince masallardaki her rakamın, ismin, yerin, nerdeyse her sözcüğün bir şey demek istediğini anladım. Zamanı tam hatırlamıyorum, ama ilk kitabı yazmadan önce, Atlas’ta bir Atlasname yazarak bu keşfi yazıya döktüm. Aradan sekiz on yıl geçene kadar masalların dünyasının içinde yaşadım diyebilirim.

Masalların içine girmeyi nasıl başarıyorsunuz? Bu nasıl bir duygu?
Açıl susam açıl, diyerek! Hiç bir susam tanesinin içini açtınız mı? İçinden sayısız tohum çıkar. Susam tanesi, bir kapı gibi tam ortasından ikiye bölünmüştür. Masal bir varmış bir yokmuş diyerek, açıl susam diyerek bize kendi içine girmenin yolunu gösteriyor. Masal kapıyı açmaz. Neden, çünkü masal dünyası kapıyla girilen bir oda değildir. Masal bizi başka bir evrene davet eder, o evrene de duyularımızla, pabuçlarımızı giyerek, arabayla gidemeyiz. Mantığımızı bir kenara atmanın yolu, kayıp mantığı bulmaktır. Masalın dili, bizi kendi sihirli merdivenleriyle ya da uçan halısıyla, asla görmediğimiz, çoğu zaman hissetmediğimiz dördüncü kata çıkarır. Aslında kat demekle, bizim kendi cansız mantığımızda anlaşılsın istedim. Yoksa, dördüncü kat, bütün katları içerir. Bir bütündür. Kayıp Deniz, bir anlamda, insanlığın kaybettiği o mantıktır.

Kayıp Deniz’i yolculuklarınız sırasında yazmışsınız daha çok, üstelik adada yaşıyorsunuz. Gittiğiniz ülkeler kitabınıza nasıl etki etti. Dünya masallarının tadı kitabınıza bu yüzden mi bulaştı ?
Uzun yıllardır gittiğim yerlerde hem o yörenin İngiliz lisanında basılmış masal kitaplarını topluyor, orada okumaya başlıyor, tercüman aracılığıyla, bazen arada iki tercüman oluyordu, masalcılara masal anlattırıyordum. Son on yılda, Binbir Gece Masalları coğrafyasında dolaştım ağırlıklı olarak, özellikle de bozulmamış yerlerinde. Geleneksel toplulukların içine girdim, çöllerde, eski mahallelerde, tarihi kalıntıların bulunduğu yerlerde dolaştım. İşimin de bir parçasıydı bu. Binbir Gece’nin bol yolculuklu atmosferi, yazdıklarıma da yansıdı tabii. Adada oturuyor olmam, Sinbad’ın, içimizde keşfedilmeyi bekleyen ıssız adayı arama hissine yoğunlaşmamı sağladı. Bir ada olarak insanı anlattığım bölüm var Kayıp Deniz’de. Okyanus ortasında adalarda kaldım uzun haftalar. Bu adalar, masallarda gerçek değilmiş gibi geçen adalar üstelik.

IMG_4657

Uzak doğu  etkisi sanki daha fazla kitabınızda. Bunun seyahatlerinizle ilgisi var mı ? Yoksa oranın farklı bir büyüsü mü var?
Uzak etkisi, belki masalların kendi yolculuğunun ağırlıklı olarak oradan başlamış olmasıyla ilgili olabilir. Binbir Gece Masalları, Çin ve Hindistan’da doğum, batıya doğru çoğalarak azalarak, eksilerek artarak gelmiş. Bir diğer husus, özellikle Hindistan’da, geçmişin insanların günlük yaşamında binlerce yıl önceki gibi devam ediyor olması olabilir. Himalayalar’ın etekleri, cangıllar, anlatmak istediğim olaylar için uygun coğrafyalardı. Çölleri de daha çok Arap coğrafyasında buldum. İki coğrafyanın farkı şu ki, Hint coğrafyasında din ve masallar daha çok iç içe yaşanıyor hala. Arap coğrafyasında, masallarla din kültürü, eskisi kadar iç içe değil. Masallar, hiyerarşi karşıtı bir anlatı olduğu için, kendine soluk alacak alanlar yaratır. İran’da nakkalların masal anlatması yasaktır örneğin.

Korkut Can’a modern çağın Dede Korkut’u diyebilir miyiz ?
Diyebiliriz tabii ki, Alaeddin de diyebiliriz, Sinbad da. Dede Korkut’taki Korkut benim için masalları en iyi ifade eden bir masal isim, efsane kahramanı. Çünkü masallarda, insanın kendi karanlık dünyasıyla, korkularıyla karşı karşıya gelebilmesinin yolları ve sırları da anlatılır. Diğer yanıyla, korkulan, korkulu, korkunç bir zamandan geçiyoruz. Korkut, sözcüğü masalların gücünü de ifade ediyor olabilir, yumuşak gücünü. Kötüleri ancak masallar korkutabilir.

Masalların artık nerdeyse adının bile unutulduğu günümüzde, inatla Masalistan ülkesine gitmenizin nedeni bir başkaldırı mı ?
Dünyayı yalnızca masallar kurtaracak görüşünü savunuyorum. Masallar, ateşli silahtan daha güçlüdür. Yazarı bile olmayan, hiyerarşi karşıtı, yumuşak güçtür. Kayıp Deniz’de yazıldığı gibi, anlatılan her masal bir laneti bozar. Yarım bırakılan masal da lanet yaratır. Gerçeği yalnızca masallar bilir.

Sizce masallarını unutmuş bir toplumun kaybı nedir ?
Masalları unutmuş toplumda kötüler kazanır. Kötülerin kazandığı bir toplumun yaşaması uzun sürmez. İnsan, toplumun yarattığı bir hayvandır. Toplum yoksa, insan geri döner ya da bugün olduğu gibi gezegeni yok ettiği halde, gidişatı durdurmaya gücü yetmez. Çünkü bunun için toplum gerekir. Masallarını yok etmiş bir toplumsuz toplumun bunu anlaması güç.

“Dünyayı masallar kurtaracak” çünkü… .. Boşluğu siz doldurur musunuz ?
… yalnızca iyiler kazanır ve bunu da masallar bilir.

Kitabınızın ismi neden  “Kayıp Deniz” ?
Denizlerimizdeki balıkların yüzde doksanını kaybettik. Bundan daha büyük bir kayıp olabilir mi? Evet olabilir, denizleri kaybetme dehşetini de kaybettik, bu dehşet hissimiz de kayıp. Kayıp Deniz, insanının gezegeni, doğayı, masalları, toplumu, insanlığı, canlı mantığı yitirmesini anlatıyor.

Kitabınız  “Kayıp Deniz” ve “Masalperest” adlı iki ana bölümden oluşuyor. Kendi içinde de ayrı bölümler halinde… İki ayrı kitap olarak yayınlanabilirmiş sanki…
Kitabı yazmaktayken, kitap doğurdu. Masalların içinden masal çıkması gibi, kitabın içinden kitap çıktı. İki ayrı kitap olarak çıkabilir ileride belki. Kitabın birden fazla sona ihtiyacı vardı, kendini çoğaltarak birden fazla sona yer açtı.

IMG_4656

Korkut Can ile masallar diyarına yolculuk yaparken, Sodeva ile gerçek hayata dair çarpıcı dipnotlar elde ediyoruz… Sodeva’yı anlatır mısınız ?
Sodeva, bilgeliğin dişil gücü. Bütün masal anlatıcıların temsilcisi, Şehrazad, belki de Dünyazad, aşkın sırrını bilen kadın, tek pabucunu yitirmiş Sinderella, peri kızının ismi cismi olanı, masallar ülkesinin temsilcisi, daha pek çok şey…

Liman’dan ayrılırken “her ayrılık bir kavuşmadır” diyorsunuz.  Bilginin sırrı da bu ayrılıklarda mı gizli? Her acı öğretir mi demeli ya da?
Peri kızının öğrettiği tek yüz felsefesinin örneklerinden biri. Ayrılık ve kavuşma birdir, acı ve sevinç de. Baht, bizim için, acıların ardına sevinçleri, ayrılığın ucuna kavuşmayı koymuştur. İnsan şöyle bir düşündüğünde yaşamını, bunu kendisi de söyleyecektir.

“Bir kere yola çıktıktan sonra, o gemi artık içindeki herkes için bir tufan gemisiydi.”  Yani öğrenmenin sancılı yolculuğu mu? Peki ya tufana direnemeyenler?
Her gemi bir tufan gemisidir şöyle ya da böyle, limana yanaşması gereken. Yaşamımızın kendisini küçümsüyoruz, büyük yaşamları dışarıda arıyoruz, aslında bütün büyük öyküler, büyük efsaneler, tufanlar bizim içindir, bizim için olmuştur, bize anlatılmak için, bizi anlatır zaten. Herkes kendi tufanında tutunacak bir gemi, sal yapar, yapması gerekir. Bazen o gemi, Sinbad’ın gemisi olur, batması gerekir. Batınca, ıssız adamızı keşfederiz.

“Zaman dediğin, daha sonra ki olaylara tutunan, gözle görülmez o değişimleri biriktirmektir.”  Belki de kayıp zamanların peşine düşmüşüzdür, ne dersiniz?
Kayıp zamanlar ya da parçalar yoktur aslında. Onu aramamak gerekir diye düşünüyorum. İnsan o kayıp tek parçanın peşine düşüp yaşamını, tek ve bütün zamanını heba etmemeli. Kimseye akıl vermek istemem, masalların ve peri kızının zaman anlayışını ifade etmeye çalışıyorum.

 

Korkut Can sürekli yolculuk yapıyor. Yolculukların gizemi nedir ?
Kendini keşfetmek. Dışarıdakinde içeridekini bulmak.

“Kendini dişleriyle ağaca tutunmuş bir adam gibi düşün. Ne ellerin bir dala tutunmuş, ne ayakların bir dala basıyor! Ağacın altına biri geliyor ve sana şunu soruyor: ‘Düş mü gerçeği görüyor , gerçek mi düşü görüyor ?’ Ağaca dişiyle asılı olan sen, yanıt vermezsen öleceksin. Yanıt verirsen de, bu defa düşerek öleceksin. Bu durumda ne yapabilirsin ?” Çok çarpıcı bir anekdot kitaptan. Kitapta sorduğunuz soruyu sormak istiyorum. Doğru yanıtı bilmemiz mi önemli, yoksa yanıtı söylememiz mi ?
Kitaba tek bir cümle eklemek, ona haksızlık olur doğrusu. Peri kızının, tekyüz felsefesiyle bakıldığında belki yanıt verilebilir, o yanıt, çiftlerle düşünen bizim mantığımız için anlaşılmaz gelebilir tabii ki.

Varoluşa dair pek çok önemli cümle var kitapta. Belki de çoğumuzun aklına takılan sorulara yanıt olabiliyor. Siz varoluşumuzun sırrını çözebildiniz mi?
Varoluş ile yok oluş arasında bir mesafe koymamak. Bir varmış bir yokmuş gibi yaşamak. Böyle tarif edebilirim. Kayıp Deniz de böyle tarif etmeye çalışmıştır.

“İnsanın düşüncesi de öyle, yere sağlam basmaya dayalı. Tuğla gibi, duvar gibi örüyor aklını. Sonra da o duvarların arkasında kalıyor, mahkum ediyor kendini…” İnsanların kalıplaşmış düşünce biçimlerinden kurtulmaları mümkün mü, hayatlarına ördükleri duvarları yıkabilecekler mi?
Cansız mantık, insanlık tarihinin çok az bir dönemini kapsıyor aslında, dolayısıyla bundan kurtulabilir. En başta doğayla yeniden bağ kurarak bunu başarabilir. Bu bağı kuramazsa, cansız mantığı, tüm canlıları cansızlaştıracak bu gidişle.

“Hiçbir zaman eskimeyen ve değişmeyen şeyi arıyorum, bütün değişenlerin değişmeyenini.” Mümkün mü bulabilmek?
Kayıp Deniz, bunun bir denemesi. Okuru bunu keşfetmeye davet ediyor.

IMG_4658

Kimileri masallara sınıfsal bir anlam yüklemek istiyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Masallar her türlü hiyerarşiye, hatta öğreten adama bile karşıdır, sınıflara ise en temelinden karşıdır. Masallarda tilkiler nasıl ki tilki demek değilse, üvey anne üvey anne değilse, sihirli ayna da sihirli ayna değilse, kral da kral değildir.  Şunu çok rahatlıkla  söyleyebilirsin, masal hem dinsel hem de siyasi hegemonyaya bir başkaldırıdır. Hakikatçi adlı kitabımın önsözlerinde bu konu ele alınıyordu. Masallarda zenciler hep kötü adamdır, alçakça işleri zenciler yapar. Masallar ırkçı da değildir, çünkü zenci, zenci demek değildir. Zenci, ışık almayan iç dünyamız, iç gölgemiz, kendi karanlığımız, ihtiraslarımız, korkularımız ve ifritlerimizdir. Şimdiki zaman masalların sırlar anahtarını kendi çöplüğünde yitirmiştir. Asıl kayıp olan bu anahtardır.

“Her masal bir laneti bozar!” mı, nasıl ?
Tıpkı psikanalistin masasında yatan hasta gibi, anlattıkça hastalığımızı keşfederiz. Hep doktor iyileşir hem hasta, bütün hastalar iyileşir. Anlatmak bireyin ruhuna da toplumun ruhuna da iyi gelir, çünkü hastalığın gizli nedenini, sırlar yumağı içinde verir. Masallar dışında iyileştirici de yoktur.

Kayıp Deniz’e ait telif gelirinin yarısını, kurucularından olduğunuz Seferihisar Orhanlı Köyü Doğa Okulu’na bağışlamışsınız….
Bu okul, alternatif bir okul. Her türlü hiyerarşiye karşı eğitim veren ve alan bir okul. Masallar ve masalların öğretisi, doğanın sırları, dönüşüm felsefesi ve daha pek çok şey öğrenilecek. Seferihisar Belediyesi’nin katkılarıyla kuruluyor, başka katkıda bulunanlar da var, onlar da zaman içinde öğrenilecektir. Dünyayı masallar kurtaracak sözünün gerçekliği vardır ve Doğa Okulu onlardan biridir.

Kayıp Deniz / Özcan Yüksek / Doğan Kitap / Anlatı / 1. Baskı Ocak 2013 / 576 Sayfa

Özcan Yüksek; Kaçkar’ın eteklerinde doğdu, yıl 1963. İstanbul sokaklarında büyüdü. Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Atlas dergisinin yayın yönetmeni, yazarı, fotoğrafçısı. Son on beş yılını, dünyanın enlem ve boylamlarını arşınlamakla geçirdi. Ama her zaman, çok yere gitmek yerine, bir yere çok defa gitmeyi tercih etti. Ve her sefere bir rihlet gibi gitti. (Yayınevinin sitesinden…)

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.