‘Sadık Bey de bir Küçük Oyuncu aslında.’ 

 

“Sadık Bey, ellili yaşların sonlarında, büyük bir şirketin küçük hissedarı, boşanmış, bir kız çocuk ve bir torun sahibi… Sadık Bey ertelediklerinin yerine koyduklarıyla yaşıyor ve özellikle anılması gereken bir sorunu da yok. Enikonu yolunda bir yaşam. Ama Sadık Bey bir gün, değişirken farkına bile varmadığı şeyleri kurcalamaya kalkıyor… Usta yazar Pınar Kür son kitabı Sadık Bey’le okurlarına sadece bir roman değil, her gün çeşitli benzerleriyle karşılaştıkları orta halli, orta sınıflı ve orta yaşlı efendi insanların karanlık dünyalarını da sunuyor.” Pınar Kür ile çok yoğun bir döneminde nefes molası kadar kısa bir sürede Sadık Bey’i konuştuk, neticede ortaya kısa öykü gibi kısa bir söyleşi çıktı.

Sadık Bey isminden mütevellit sırtına yüklenmiş sadakat duygusunun altında eziliyor çoğu zaman. Bir isim, insanın tüm hayatına etki edebilir mi?
İnsanların isimleri konusunda numeroloji, tarih düşürme, vb. bazı sözde bilimsel, kimi kez batıl inançlar varsa da ben bunları pek anlamlı bulmuyorum.  Öte yandan, bir edebiyat eserinde kullanılan isimlerin anlamlı olabileceğini düşünüyorum.

Romanda soyadı geçmiyor Sadık Bey’in, o yalnızca Sadık Bey. Bu kullanımı kitabın arka kapağında da sözü edilen “orta halli, orta sınıflı ve orta yaşlı efendi” benzerleriyle ortaklığını mı işaret etmek için tercih ettiniz?
Böyle bir bağlantı kurmadım ama siz kurdunuzsa itirazım yok.

IMG_5052

Sadık Bey’in tamamı saatlerle ilişkili olan rüyası aslında bilinçaltına dair önemli bilgilerin altını çiziyor. Sadık Bey zamanı yakalayamamaktan, zamanın onun çok önünde gitmesinden mi korkuyor? Zamanla nasıl bir ilişkisi var Sadık Bey’in?
Sadık Beyin zamanla ilişkisi hayatla ilişkisiyle bağlantılı ve biraz karışık: hem bir geç kalmışlık, treni kaçırmışlık duygusu var, hem de geçmişin gelecekten daha güzel olduğunu hatırlatan bir nostalji içinde.

Sadık ve Ertuğrul lise yıllarında tiyatro kulübüne katılıyor, Sadık Pirendello’nun oyununu sahneye koyuyor. Bu yazarın romana dair bir anlamı olduğu için seçildiğini düşünüyorum, yanılıyor muyum? Pirendello ve Altı Şahıs Yazarını Arıyor bu romanın hangi omurgasında yerini alıyor?
Pirandello’nun felsefesini en iyi özetleyen eseridir Altı Şahıs Yazarını Arıyor…  Gerçeklikle yanılsama arasındaki sürekli çatışma, sürekli gidip gelme…  Kesin bir gerçek var mıdır? Hayal hayattan daha mı gerçektir? Sanat hayattan daha mı gerçektir…  Bütün bu sorular Sadık Bey’in de yaşam boyu cebelleştiği sorular.

Semiramis başlıklı bölümde Sadık ve Semiramis arasındaki ilişkinin Ertuğrul tarafından yorumlanışı kitabın sonuna ilişkin önemli ipuçları veriyor aslında. Sadık Bey’in hayatındaki kırılmaların neredeyse tümü Semiramis nedeniyle mi gerçekleşiyor?
Sadık Bey için Semiramis bir yerde her şeyin sembolü oluyor, tabii onu kaybettikten sonra.  O hem hep ulaşmak istediği hayal,  hem de ulaşmaktan korktuğu gerçek…

IMG_5051

“İnsan ister istemez çevresine uyum sağlıyor. Bayağlaştın…” Sadık Bey’e yöneltilen bu alıntı romanın çıkış noktasını düşündürüyor okura. Sadık Bey’in hayat hikâyesiyle bu bayağılaşmanın tarihsel bir kesitini de mi okuyoruz?
Doğru söylüyorsunuz.  Toplumumuzun dayanılmaz bayağılaştığı bir dönemde yaşıyor Sadık Bey.

Hayatının başrolü olmak ya da başkasının hayatında figüran olmayı kabullenmek… Romanın iskeletinde yer alan meselelerden biri de bu. Küçük Oyuncu ile Sadık Bey arasında kılcal bir bağ veya yakınlıktan söz edebilir miyiz bu anlamda?
Çok ilginç bir tespit! Yazarken aklımda böyle bir benzerlik yoktu ama, çok haklısınız.  Sadık Bey de bir Küçük Oyuncu aslında.

Sadık Bey / Yazar: Pınar Kür / Can Yayınları / Roman / Editör: Sırma Köksal / Düzelti: Aylin Samancı Elmasdağ, Ebru Aydın / Mizanpaj: Bahar Kuru Yerek / Kapak Tasarımı: Utku Lomlu / 1. Basım: Eylül 2016 / 168 Sayfa

Pınar Kür, Bursa’da doğdu ama hiç orada oturmadı. Çocukluğu Anadolu’nun çeşitli kentlerinde ve Londra’da geçti. On üç yaşında gittiği ABD’de beş yıl kaldı. Ortaöğrenimini New York’ta tamamladı, yükseköğrenimine yine orada başladı. İstanbul’da Robert Kolej Yüksek Okulu’nu bitirdikten sonra beş yıl Paris’te yaşadı. Sorbonne Üniversitesi’nde, Karşılaştırmalı Edebiyat Kürsüsü’nde doktora yaptı. Yurda döndükten sonra Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başladı. Çeşitli gazete ve dergilerde tiyatro eleştirileri yazdı. 1984’de Akışı Olmayan Sular adlı öykü kitabıyla Sait Faik Öykü Ödülü’nü kazandı. İstanbul Bilgi Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.