Polis Destan Yazdı – Gezi’den Şiddet Tanıklıkları


“Gezi protestolarından polis şiddeti tanıklıkları… İstanbul, Ankara, Antakya, Eskişehir, Adana, Mersin ve Antalya’dan… Değişik yaşlardan, değişik toplumsal gruplardan, değişik saiklerle protestolara katılmış veya sadece “oradan geçerken” gazın içinde kalmış 56 mağdur ve tanık. İlk kez orada cop ve gaz yiyenden tecrübelilere, “hafif morluklar”dan gözünü kaybedene… Canlarını kaybedenlerin yakınlarına… Polis ve devlet şiddetiyle ilgili bir arşiv oluşturuyor bu tanıklıklar. Bu şiddetin fiziksel ve duygusal travmasına dair ama aynı zamanda yarattığı öfkeye ve bilince dair bir arşiv.” Kitaptan, Deniz Koloğlu, Didem Gençtürk, Gözde Kazaz, H. İlksen Mavituna, Saner Şen’in derlediği tanıklıklardan kısa bölümler sunuyoruz… 

 

İlk gün olması sebebiyle Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde -üniversite öğrencilerinin toplanıp eğlendiği barların olduğu sokaktır- olaydan bihaber insan çok fazlaydı. Sadece eğlenmeye gelmişlerdi ve polis şiddetine maruz kalıyorlardı. Müdahale olunca onlar öksüre öksüre dışarı çıkarken limon vereyim diye oradaki bir bara doğru yöneldim. O sırada oradaki kitle çıkıp kaçmaya başladı ve ben de kitlenin en arkasına düşmüş bulundum. Tam orayı geçerken ‘L’ çizen bir sokak vardı, o sokağın en uç köşesinde sivil bir polis beni yatırdı ve dövmeye başladı. Bir yandan da küfür ediyordu. Bu arada o da kaçan kitleden biriydi, hatta biraz önce bizimle beraber barikattaydı… Elinde bir sopa vardı, hem de çivili. Çok karanlıktı o yüzden olduğum yerin konumunu tam anlatamıyorum. Zaten her yerde inanılmaz gaz vardı ve benden ve ondan başka hiç kimse kalmamıştı. Hemen sonra bir adam daha geldi ve beraber beni dövmeye başladılar. Sırt çantam vardı. Sadece başımı koruyabiliyordum. Hâlâ kalçamda kadar çivi izleri var… Cehennemi yaşadım. Aklımdan geçen tek şey bir daha ailemi göremeyeceğimdi. Hayatımda kendimi hiç o kadar aciz hissetmemiştim.” – Ezgi Harbelioğlu sf.46

Eylemcilerin bulunduğu Büyükparmakkapı Sokak’a yöneldim. Orada LGBT’den birkaç arkadaşımı gördüm. Tam o sırada polis sokağa girdi. Biber gazı fişeği attılar. Bazı arkadaşlarım atılan fişeklere tekme attı. Diğer taraftan gazdan inanılmaz etkilenmiş durumdaydım ama video kaydından da çıkmıyordum. Video kaydı almak için sokağın başına döndüğümde polislerden birinin yüzüme nişan aldığını gördüm. Durumu anlayıp arkamı dönmemle enseme biber gazı fişeğinin isabet etmesi bir oldu. Makinem elimden uçtu. Yere düştüm ve yüzüm korkunç bir şekilde asfalta çarptı. Arkadaşlarımdan biri “makineyi alın! makinesine bir şey olmasın!” diye bağırdı. Makinem benden 8-10 metre uzağa nasıl uçtu bilmiyorum. Birkaç kişi koluma girdi. Kaldırmaya çalıştı ama tekrar düştüm. Tek hatırladığım polislerin üzerime doğru geldiği, ama o anı çok flu bir şekilde görüyordum. Polislerden biri saçımı önünden tuttu ve başımı kaldırdı. O andan sonra bilincim kapandı.” – F.G. sf.56

31 Mayıs’ı 1 Haziran’a bağlayan geceydi. 00.30’da Cumhuriyet Meydanı’nda toplandık. 05.30 gibi Çallı’ya doğru yürümeye başladık. Sigorta taraflarındaki kapalı pazar civarına geldiğimizde polisler TOMA’larla, panzerlerle saldırmaya başladı. Bizi geri püskürttüler. Murat Paşa Camii’nin yakınında kitlenin ikiye bölündü. Tüm polis araçları, koşan çevik kuvvet polisleri bizim kaçtığımız tarafa yöneldi. Bir kadın arkadaşı yakaladılar. Çok fena küfürler ederek, saçlarından tutup kafasını yere vurarak dövmeye başladılar. Arkadaş hiçbir şekilde direnmiyordu. Onun az ilerisinde de beni yakaladılar. Kadınlığım üzerinden ağıza alınmayacak cinsiyetçi küfürler ederek yere yatırdılar. Coplarla ve tekmelerle sırtıma, bacaklarıma vuruyorlardı. O sırada hiç acı hissetmedim. Bir ara polislerden biri saçlarımdan tutup başımı yere vurmaya başladı. Yanındaki diğer polis de arada tekme atıyordu. Bir süre sonra arkadaşı “yeter artık bırak, elinde kalacak” dedi. Bu cümleyi duydum. Ondan sonra beni zorla yerden kaldırıp ekip arabasına götürdü. Araçta çok sert bir şekilde ters kelepçe yaptılar. Bileklerim çok ağrımıştı. Sürekli küfrediliyordu.”Ceren Çoban sf.98

Bu otopark eski bir otogar aynı zamanda, kullanılmayan eski bürolar var; üst kata çıkıp onlardan birine sığındım. Arkadaşlarımı arayıp ‘bana yardım edin, gelin beni alın’ dedim. Ama gelemediler, çünkü polis bütün yolları kapatmıştı. Otogarın etrafını da polis çevirmişti, insan arıyorlardı. Bu şekilde yaklaşık 1 saat geçti. Bir yandan arkadaşlarımla telefonda konuşuyorum . Sonra birçok araba sesi duydum ama gidecek yer yok, ayağım da sakat. Beni orada iki polis buldu. Birinin ismi Ahmet Kızıl, ilk o gördü. Vurmaya başladılar. ‘Kimliğini çıkart’ diye de bağırıyorlar. Tam çıkartıyordum cüzdanımı elimden alıp kimliğe baktılar ‘ha bu oymuş’ dediler. Terörle mücadele polisiydi bunlar, örgütlü olan herkesi tanıyorlar. Beni sürükleyerek, döverek aşağı indirmeye başladılar. Aşağıda 10-15 tane terörle mücadele polisi gördüm, Ellerinde Filistin copu diye tabir edilen sopalar vardı. Onları görünce durum vahim diye düşündüm. Çünkü bu zaman kadar okuduğumuz hikayeler ya kaybolma hikayeleri ya dövülüp bir yere atılma hikayeleri. Kaybedileceğimi düşündüm. Ortalarına alıp dövmeye başladılar, zaten bacağıma birkaç kere vurunca acıyla yere yıkıldım. Bir tanesi biber gazı kutusunu suratıma boşalttı. Kafama da vuruyorlardı. Ama dikkatli vuruyorlardı. İşkence deneyimleri vardı. Belime çok vurdular. Özellikle enseme çok tekme yedim. Bu yaklaşık 20 dakika kadar sürdü.” – Tevfik Caner Ertay sf.128

Pazartesi akşamı yine protestoya gitti. Biz de “herkes gidiyor, biz de katılalım, hem Abdullah’ın yanında oluruz” dedik. O akşam biz de gittik. Çok kalabalıktı. O gün kalabalığın içinde Suriyeliler yakalanmıştı. Provokatörlük yapıyorlardı. “Acaba aramızda sivil polis, provokatör var mı?” diye herkes birbirine bakıyordu. “Polis bu akşam gerçek mermi kullanacak” söylentileri dolaşıyordu. Abdullahla konuştum. “Dün, bütün gece yatamadık, on dakika sonra eve geliyorsun” dedim. “Burada müdahale yok” dedi. Onun olduğu yeri göremiyordum. Protestoda belki 15 bin insan vardı. Ama hiç kimsenin de suç teşkil edecek bir şeyi yoktu. Biz eve döndük ama içimde bir sıkıntı vardı. Abdullah’ı aradım cevap vermedi. Tekrar aradım yine cevap vermedi. Arkadaşını aradım, “Abdullah niye cevap vermiyor” diye sordum. “Abi Abdullah vuruldu, hastaneye gel” dedi. ” – Adnan Cömert sf.152

15 Haziran günü yani o son gün, dağıtıldığımız gün, biz o gün bir polis şiddetinin olacağını biliyorduk zaten. Bu yüzden daha fazla arkadaşımız da geldi bundan kaçmak değil bununla daha fazla yüzleşmek gibi bir niyetimiz vardı. Çantalarımızı, sırt çantalarımızı öncesinde hazırlayıp çadırlarımıza koyduk. Hatta bir aile geldi bizim yanımıza. Kadın “Kızımın doğum gününü sizinle birlikte kutlayabilir miyiz?” dedi. Doğum günü pastasını kestim ben kızın. On üç yaşına giriyordu. Yanımızda oturdular bir süre. Sonrasında “Hadi artık gidin bence, çünkü kötü olacak sonu…” dedik. Onlar kalktıktan yaklaşık on beş dakika sonra polis şiddetiyle beraber geldi zaten. İleri doğru itildik. Arkadaşlarımızla anlaşmıştık zaten, on beş kişi kadardık ve mutlaka Divan Oteli’nin önüne gideceğiz. Ben ve iki arkadaşım Divan Oteli’nin önüne gittik, ama diğer arkadaşlarımız farklı farklı yönlere savrulmuşlardı. Sürekli onları arıyorduk, bir yandan da dışarıdaki insanlara yardımcı olalım diye otelin çok fazla içinde durmuyorduk, bir arkadaşımla beraber. Sonra polisler biraz geri çekilmişlerdi ve hani ileriye doğru bakalım diye gittik. Tam biz ileriye doğru gittiğimizde bize doğru koşmaya başladılar. Onlar koşmaya başlayınca ben de koştum ama arkadaşımı göremedim ve arkamı döndüm. Sadece birkaç saniyelik bir olay… Arkamı döndüm, baktım yok. Tekrar geri döndüğümde polislerle karşı karşıyaydım. Kendimi hemen Divan Oteli’nin giriş kapısının sol tarafında duran büyük saksıların arkasına attım. Bir grup polis burada dönen kapıyı her iki tarafından bastırarak açmaya çalışırken, bu tarafta da iki tane polis beni coplamaya başladılar.” – ‘Öteki’ sf.200

(…) 

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.