‘Başarılı bir ilişki için sadece sevmek ve sevilmek yetmez.’

 

İlişkiler hakkında kitaplarıyla ve yazılarıyla tanıdığımız Seda Diker, yeni kitabında üç kadının cinsel hayatına odaklanıyor ve bu örnek kişiler üzerinden kadın cinselliği hakkında tartışılacak fikirler ortaya koyuyor. Yazar, 3 ayrı kadının cinselliğe bakış açılarının, hayatlarını nasıl etkilediğini incelediği bu kitabında, cinsel hayatlarındaki problemleri çözüp, ilişkilerinde başarıyı yakalayan gerçek kişilerin tanıklıklarından hareket etmiş. Cinsel hayatı sönük, orgazm olmayı tam olarak keşfedememiş, sıradan ama toplumun gözünde “harika” bir evlilik yapmış İpek… Adeta erkeklerin seks kölesi haline gelmiş, ama onlardan aradığı sevgiyi ve yakınlığı asla bulamamış, yetenekli, güzel, ama yapayalnız bir kadın, Arzu… Kızlık zarını her ne pahasına olursa olsun korumak isteyen, ailesinden ağır baskılar görerek büyütülmüş, ama modern çağın serbest düzeninde, sevdiği adamla yakınlaşma dürtüleri içinde kıvranan, aşkı bulamamış Nihan… Bu yaşanmış hikâyeler üzerinden bir cinsel hayatımıza farklı bir bakış açısı getirerek, heyecanı, arzuyu, aşkı yeniden alevlendirmek, ilişkilerimizi istediğimiz kıvama getirebilmenin yollarını tartışıyor.

Kitapta üç kadının hikâyesine yer veriyorsunuz; Arzu, Nihan ve İpek… Bu hikâyeler gerçek hikâyeler mi?
Evet, kitapta yer alan her 3 kadın da gerçek. Onlar benim danışanlarımdı ve geçirdikleri süreci, isimlerini ve mesleklerini değiştirerek yazmama izin verdiler.

Bu kadınları ortak noktada buluşturan nedir?
Aslında onları seçme sebebim, Türkiye’de yaşanan pek çok çarpık ilişki modelini ve geniş bir sessiz kalabalığı temsil etmeleri. Ortak noktaları ise, çalışmalarımı sonucunda, arzu ettikleri mutluluğa kavuşmaları.

slide

Arzu sevgilisinin kendisinden istediği zor bir durumla karşı karşıya kalıyor, sevgilisi ondan en yakın arkadaşını da yataklarına almasını istiyor. Bu günümüzde birçok kadının karşılaşabileceği bir durum. Sizce bu isteğin nedeni nedir? Böyle bir istek karşısında Arzu ne hissediyor, ne yapıyor?
Toplumumuzda çiftlerin yatağa farklı partnerleri davet etmeleri, oldukça yaygınlaştı. Yaklaşık 18bin hikâye dinlemiş biri olarak, Türk erkeklerinin cinsel fantezileri arasında iki kadının birbirine dokunması ve sonradan kendisinin de bu iki kadınla aynı anda birlikte olması en ön sıralarda yer aldığını fark ettim. Bu, genelde erkeğe gücünü kanıtlamak için bir deneyim. Sahip olma arzusu, güç, hırs ve bir değil iki kadını birden memnun edebildiğine inanmak.  Aslında erkeğin şu an cinselliği yaşama biçimi, yani klasik yatak odası maceraları, tek bir kadını tam olarak doyurmaktan bile uzak. Yani bedensel olarak doyurabildiği durumlarda bile ruhsal ve duygusal olarak mutlaka boşluk bırakıyor. İki kadını birden memnun etmek, kendini kandırmak veya güç gösterisinden öteye geçemiyor. Bu oyunda yer alan kadınlar ise, sadece bedensel bir oyunda olduklarını bilir de beklentilerini küçültürlerse, zevk alabilirler. Ama bu bir kadının uzun süre sürdürebileceği bir oyun değil. Çünkü ruhsal ve duygusal olarak parçalanmalar yaşamaya başlıyor. Bazen de kadın, sadece erkeğini elinde tutmak, başka bir kadına yönelmesini engellemek adına bu durumu kabul edebiliyor.

Kadın kimi zaman istemese de erkeğin cinsel fantezilerine onu kaybetmemek için uyum sağlamaya çalışıyor. Bu durumda çiftlere ne tavsiye ediyorsunuz?
Bu durumda çiftlere genelde, bir süreliğine boşalma ve hedef odaklı olmadan birlikte olmalarını tavsiye ediyorum. Bu aslında, çok daha uzun ve daha yüksek bir hazza ve orgazma açılan bir kapı. Bunu iyice anlattıktan sonra, aslında tüm fantezilerdeki gerçek arayışın, o hazzı korumak ve artırmak olması sebebiyle, bunu denemeye başlıyorlar. 21 günlük bir sürede, kafanızdaki hedefe varmayacağınızı bildiğinizde, birbirinize dokunmakta çektiğiniz gerçek sıkıntılar, isteksizlikler, birbiriniz hakkındaki önyargılar, kendi keyfinizi bozan kendi düşünceleriniz, hepsi apaçık ortaya çıkıyor.  Ve sonra gerçek çalışmaya başlıyoruz. Yani, aslında kişiler daha büyük ve gerçek hazza ulaşmaya hazırsa, çalışma başarıya ulaşıyor.

IMG_8115

Arzu’nun en büyük problemi, birçok kadının da yaşadığı gibi sevdiği adamın kendisine bağlanamaması. Peki, bu sorun nasıl çözülebilir?
Günümüz ilişkilerinde bağlanma ve derinleşme problemine çok sık rastlıyoruz. Bunun bir sebebi, akıllı telefonlar, sosyal internet siteleri ile duygu üretmeye fırsat bulamadan ilişkileri başlamadan tüketmek ise, bir diğeri, cinsel enerjimizi doğru kullanamamak. Bir de çok materyalist olduk. Para, güç ve güzel bedene adeta tapar hale geldik. Bu bizi gerçek aşktan uzaklaştırır. Bağ kurabilmek için 3 şeye ihtiyacımız var. 1. Duygu üretebilmek için zamana. Öyleyse biraz ağırdan almak lazım her şeyi. 2. İnternet ortamı ya da kapalı mekânlar yerine gerçek hayatta görüşmek. 3. Cinsel enerjimizle flört edebilmek. Yatağa girmekten bahsetmiyorum, sadece hayat enerjimizi yüksek tutup, her iki tarafın da kendini iyi hissedeceği şekilde flört edebilmeyi kast ediyorum. Trip atmadan, duygusal karmaşamızı karşı tarafa bulaştırıp olduğu gibi anlatmaya çalışmadan, dırdır etmeden, karşı tarafın eksikleri yerine olumlu taraflarına odaklanmak.

İpek bu hikayede aldatılan kadın. Peki, kocasını sevdiği ve kocası tarafından sevildiği halde neden aldatılıyor? Kocasıyla arasındaki iletişimde eksik olan ne?
Başarılı bir ilişki için sadece sevmek ve sevilmek yetmez. Çiftler arasında hakiki bir yakınlık kurulması ve bunun özenle sürdürülmesi gerekir. Özellikle evlilikler çok uzun vadeli ilişkiler olduğu için, çiftlerin sadece sevgi ile arzu ve çekimi sürdürmeleri neredeyse imkânsız. Bunun yanı sıra, en mahrem düşüncelerini, en gizli duygularını da yeri geldiğinde paylaşmaları, bunlar birbirine zıt da olsa arada ortak alanlar ve köprüler kurmaları gerekir. İnsanlar, ortak duygular ve görüşler yakaladıkları kişilere çekilirler. Elbette, bu paylaşımlar sevişme kadar yakınlaştırıcı ve özenli olmalı. Eleştiri olmadan, birbirine kabul vererek, değiştirmeye ya da ikna etmeye çabalamadan, saygılı bir biçimde olmalı. Ve en önemlisi de birbirlerinin en derinindeki, kimsenin göremediği olumlu özellikleri görüp dillendirmeliler. Bunların pek çoğu İpek ve Mesut çiftinde eksikti. Doğal olarak sıradan ve birbirine maske takmış bir durumda yaşıyorlardı.

IMG_8117

İpek daha sonra başkalarıyla görüşmeye başlıyor. Bu aldatılma psikolojisinin verdiği bir cezalandırma yöntemi mi, yoksa eşinde yakalayamadığı mutluluğu mu başkalarında arıyor?
İpek, pek çok kadın gibi, var olan ilişkisinin içinde yalnızlık ve boşluk içindeydi. Varlık içinde yokluk hissetmek gibi bir deneyimdir bu. Ve eşine tüm çabalarına rağmen derdini anlatamıyordu. Çünkü eşinin de, her klasik koca gibi, sadece evdeki varlığının, eve para getirmesinin ve yatakta sıradan hareketleri peş peşe dizmesinin yeterli olduğunu var sayarak, ilgisinin bir kısmını başka kadına yöneltmesi sonucu, İpek çabalarına sonuç alamıyordu. Tüm suçluluk hissine rağmen, önüne çıkan deneyime hayır diyememişti.

Aşk olmadan yaşanan aldatılmalar affedilebilir mi? Erkek bedenini, yaradılışını öne sürerek bunun ardına mı sığınır hep?
Ne yazık ki, erkekler bu şekilde yaratılmaları yüzünden, duygusuzca seks yaşamayı kendilerine hak görüyorlar. Oysa bu sadece kendi eşlerine derinleşememelerine, hatta doyumsuz bırakmalarına mal olduğu gibi, diğer kadına da duygu vermeyerek onlara da çok büyük haksızlık ve zarar vermelerine sebep oluyor. Kolaya kaçmak gibi bir şey. Bir erkeğin en büyük hayat dersi, kendi kadınına odaklanarak, onu sadece fiziksel şartlarda doyurmak değil, duygusal, zihinsel ve ruhsal olarak da doyurabilmektir. Bu öyle sanıldığı kadar zor da değildir.

Aldatan bir erkek eşiyle yaşadığı cinsel hayatına bunu yansıtır mı?
Evet, bence yansıtır. Ama bu küçük değişiklikleri ancak kendi eşi anlayabilir. Sevilme ve ilgi sıklığının azalması, dokunuş ve sevişme biçiminin değişmesi vs. gibi farklar hemen göze çarpar. Giyim tarzı değişebilir, farklı koku sürebilir, daha bakımlı ve sportif olmaya çalışabilir.

IMG_8119

Fırsatını bulan herkes aldatır mı?
Zannetmiyorum. Aldatmayanlar da var. Ama burada hep erkeğe yüklenmeyelim. Biz kadınlar da, evli bile olsa, sevgilisi de olsa, beğendiğimiz erkeğin peşine düşmeğe, onun için rekabet etmeye başladık. Erkekler neredeyse bundan şikâyet etmeye başladılar. Bu tutum, gerçek bir hırsızlıktan farklı değil.

Nihan tutucu bir ailenin kızı, sevdiği adam tarafından istemediği bir ilişkiye zorlanıyor ve bunun sonucunda da bakire olmamakla suçlanıyor. Peki, neler hissediyor Nihan, bu olay yaşamında nasıl bir travma yaratıyor?
Öncelikle, bekâretini vereceği erkekle evlenmek zorunda olduğunu düşündüğü için, birlikte olmayı seçtiği adamda görmesi gereken kötü özelliklerin hiç birini fark edemiyordu. Bu onu, ilgisiz ve sevgisiz bir adama mahkûm etmiş gibiydi. Küçücük bir alana sıkışmaya çalışan biri gibi hissediyordu. Ve hep hatayı kendinde arıyordu. Sanki erkekte hata olmazmış gibi. Çünkü en derinde hep bir suçluluk hissi vardı. Cinsel enerjimizi kullanmak sadece yatak odasında olmaz. Bunu günlük hayatımızda hayat enerjisine çevirerek de yapıcı bir biçimde kullanabiliriz ki bu da iş başarısı getirir bize. Nihan, kendisine cinsel enerjisini yasak ettiği için, bilinçaltı yasaları gereği, korktuğu her deneyimi başına getiriyordu. Çünkü sürekli gerilim ve kontrol halindeydi. Bu da iş ve hayat başarısını engelliyordu.

Sevdiği adam tarafından ilişkiye zorlanıp her şey bittikten sonra terk edilen ya da eskisi gibi sevgi dolu bir iletişimi olmayan kadınlara da çok rastlıyoruz günümüzde. Bu kadınlar bu durumun üstesinden nasıl gelebilirler?
Öncelikle bu tarz adamları ayırt edip, onlara hayır demeyi öğrenmeleri gerekiyor. Genelde kaybetme korkusuyla razı olunan cinsellik, asla aşk bağı getirmez. Bağ kurmaya yanaşmayan sürekli uzaklaşan erkek modeline sırt çevirmeli ve boşluk duygusuyla hareket etmemelidir. Eğer bir kadın böyle bir duruma düşmüş ise, çok sıkı topraklanmalı, o adamdan beklenti ve umudunu kesmelidir. O tam bu adamı düşünmeyi kestiğinde, yeniden gelecektir. Lütfen bu gelişleri, bir aşk beklentisiyle kabul etmesin.

IMG_8116

Nihan âşık olduğu adamdan hamile kalıyor ve adam kendisiyle evleneceğini ancak bebeği aldırması gerektiğini söylüyor. Bu nasıl bir psikoloji sizce? Nihan bu durum karşısında ne hissediyor? Bunu nasıl atlatıyor?
Öncelikle, burada adamın Nihan’a yalan söylediğinin daha o zaman anlaşılması gerektiğini hatırlatayım. Adamın evlenmeye niyeti yoktu. Ama Nihan, ailesinin ve toplumun verdiği baskıyla, cezalandırılma korkusuyla, kendisini sevmeyen ve evlenmek istemeyen bir adamın isteklerine boyun eğdi. Sonuçta elbette ki çok mutsuz oldu ve erkeklere olan güvenini kaybetti. Ne yazık ki toplumsal ceza ve baskı korkusu, genç kızlarımıza çok büyük hatalar yaptırıyor.

“Kime âşık olacağımıza bilinçaltımız mı karar verir” diyorsunuz. Bu ne demek?
Evet, âşık olacağım kişiye bilinçaltım karar veriyor. Hem de saniyenin çok küçük bir parçasında ve daha zihnimiz devreye girmeden… Neden mi? Çünkü tüm üstü örtülü ya da açık duygularım, korkularım, inanç kalıplarım orada duruyor da ondan. Binlerce olumsuz inanç cümleniz olduğunu düşünün. Örneğin ” Bütün iyi erkekler kapılmış, bana kalmamış” gibi… Ya da ” Herkes aldatır” gibi… Bunların her biri için pek çok duygu var. Hem kökünde hem de türev duyguları. Yani değersizlik korkusu kaybetme korkusu ya da suçluluk güvensizlik gibi…  Her bir duygu için bir pil olduğunu hayal edin. Artı ve eksi kutbu olan. Çünkü duygular pil gibidir. Artı eksi kutupta sizin egonuzun yarattığı sahte davranış modelleri vardır. İşte o pillerin tamamı, her insanı yürüyen bir mıknatısa dönüştürür. Manyetik bir çekişme alanı yaratır. Kime çekileceğiniz, ya da kimin hangi özelliklerini ve hangi davranış biçimini kendinize yönlendireceğinize işte bu güçlü manyetik alan karar verir.

Genellikle erkeklerin kadınlardan beklediği masumiyet mi yoksa şehvet ve ten uyumu mu?
Bu ikisinin bir arada olabileceğini söylesem… Masumiyetle şehvet birlikte düşünülmelidir.

Peki, kadınlar erkeklerden genellikle ne bekliyor? Erkeğin kendisini iyi hissettirmesini mi yoksa kendisine güven vermesini mi?
Kadınlar önce kendini iyi hissettirene âşık oluyor. Sonra güven aramaya başlıyor. Güveni bulduğunda ise, yetinmemeye başlıyor. Bence kız çocuklarımızı yetiştirirken, özellikle yeni nesilde, az ve öz ile yetinip mutlu olmayı, var olana eksikleri bile olsa saygı duyabilmeyi, bir insanı değiştirmeden sevebilmeyi öğretmeliyiz. Bu, her kötü davranışa boyun eğmek anlamına gelmemeli elbette. Eğer memnun olmadığı bir şey varsa, kadının sınır çizmeyi bilmesi gerekiyor. Bence kadınlar son dönem ilişkilerinde biraz imkânsızı arıyorlar. Sadece güven ve iyi hissettirilmek yetmiyor. Çünkü iyi hissettirilmenin sınırı yok. O, kadının duygusal boşluğu ile alakalı.

fotoğraf

Beden ile ruhu aynı anda mutlu etmek mümkün mü? Bunun için kadın ve erkeğe ne tavsiye edersiniz?
Bu çok çok uzun cevabı olan bir soru. Elbette, beden ile ruhu aynı anda memnun etmek mümkün. Bunun için kadınların para ve güç, erkeklerin mükemmel vücut arayışı bitmeli. Yatakta ise, hedef odaklı olmaksızın birbirlerine dokunabilmeli ve gerçek uzun hazzı keşfetme yolculuğuna çıkabilmeliler.

“Korkularımız ilişkilerimizi olumsuz etkiliyor” demişsiniz kitabınızda. Nedir bu korkular?
İlişkileri etkileyen 5 önemli derin korkumuz var. Değersizlik, kaybetme korkusu, (yalnızlık, aldatılma, reddedilme, terk edilme, tercih edilmeme, aynı aileden gelir), yetersizlik/başarısızlık, yüzleşme korkusu ve son olarak ölüm/yaşam korkusu. Bu, aleni bir biçimde ölmekten korkmak değil, hayatta her şey güzel giderken bir anda kötüye dönebileceğine dair olan korkumuzdur. Ne yazık ki bu hepimizde var ve çare olarak karşımızdakini kontrol etmeye, manipülasyona başvuruyoruz. Bu da ilişkileri önemli ölçüde zedeliyor ve hata yapmamıza sebep oluyor.

Cinsellik piramidinden biraz bahseder misiniz? Cinsellik piramidinde en üst seviyeye ulaşmanın yolu nedir?
Cinsellik Piramidi, aslında bizim karşı cins karşısındaki davranış modelimizi belirliyor. Her insanın içinde eril ve dişil davranış modeli vardır. Her ikisinin de dengede ve kendi içinde güvenli olması, korkulardan arınmış olması gerekir. Hayat içinde hepsini kullanabiliriz! Ama ilişkimiz içinde, karşı cins karşısında, kadınlar dişil, erkekler ise eril özelliklerini ön plana çıkartmalılar. Bu ne işe yarar derseniz, zıt kutuplaşma yaratır ve çiftin cinsel arzusunun hep yüksek olmasını sağlar. Ne kadar korkumuz varsa, o kadar zıt kutba kayarız, yani erkeksek dişil, kadınsak eril davranmaya başlarız. Bu da ilişkiyi zedeler, sıradanlaştırır, cinsel arzuyu küçültür. Yaşanan cinsel birleşmeleri mekanik ve bedensel hale getirir. Derinleşmek için çaba harcanmamaya başlanır. En önemli hedefimiz, içimizdeki eril ve dişil davranış modellerini korkularımızdan arındırmak ve piramitte üst seviyelere çıkabilmek olmalı. Bu her zaman ya var olan ilişkimizi canlandırır, ya da daha mutlu olacağımı bir partneri, bize çeker.

IMG_8120

Toplumumuzda cinsel sorunların çok fazla yaşandığını düşünüyor musunuz? Sizce bunun nedenleri nelerdir?
Evet, elbette yaşanıyor. Maalesef, erkek ile kadının hem cinsellikten hem de birbirlerinden korkutularak büyütüldüğü bir toplumda yaşıyoruz. Yanlış tanıdığımız birinden korktukça hatalar yapıyoruz. Her şey gizli yaşandığı için, ne acıdır ki, aile içi ensest ilişkiler, tacizler, tecavüzler zannettiğimizden de daha sık yaşanıyor. Üstelik bu konular utanç verici gibi algılandığı için konuşulamıyor. Kurbanlar maalesef tedavi bile göremeden kalabiliyor. Biz cinsel hayatımızı konuşamıyoruz. O yüzden bu işin doğrusunu yanlış kaynaklardan öğreniyoruz. Erkeklerin pornografiye yöneldiğini, kadınların deneyimli ablalardan ya da yanlış seçilen erkeklerden ve kötü deneyimlerden bir şeyler öğrenmeye çalıştıklarını bilelim.

Ne yazık ki bu kaçgöç, erkeklerin yirmili yaşlarda bedensel seviyedeki sığ deneyimleri yaşayıp geride bırakması gerekirken, erken yaşta evlendirilerek, 40 yaşından sonra kaybettiği gençliği aramasına sebep oluyor. Kadınlar ise kendilerini 35 yaş civarında sorgulamaya başlıyorlar. Cinsellik doğru öğretilemediği için, cinsel enerjinin, İlahi Sevgi’ye ulaşabilmenin en kolay ve hızlı yolu olduğunu da kimse bilmiyor. Bu yüzden, cinsel enerjiyi hayat enerjisine çevirmek, boşalmadan çok uzun ve yüksek orgazmı yaşayarak sağlığı ve genç kalmayı başarmak gibi kavramlar hiç bilinmiyor. Bu da, tek eşlilikten ziyade, toplumu aldatmalara ve çok eşliliğe götürüyor. Yani aslında bastırıp yasaklayarak elde etmeye çalıştığımız disiplinden çok daha uzaklaşmamıza ve yozlaşmamıza sebep oluyor.

Eşler arasında ten uyumunun önemi nedir? Ten uyumu olmayan çiftlerin mutlu bir yuva kurmaları mümkün mü?
Ten uyumunun kimyasal açılımını bilmiyorum. Ama kişi bunu karşı koyamadığı bir cinsel arzu olarak ve sevişirken kokusuyla, tüm duyularıyla beğeni olarak algılar. Eğer ten uyumu ve iyi bir cinsel birliktelik inşa edilemezse, aşk kaybolur gider. Bu da uzun vadeli ilişkileri sadece maddesel dünyanın gerekleri için yapılmış sıradan bir akde dönüştürür.

Sağlıklı bir cinsel hayatın temel şartı nedir? Evlilikte cinselliği canlı tutmanın yolları nelerdir?
Sağlıklı bir cinsel hayat için öncelikle sadece bedene ve kendi zevkimize değil, partnerimizin bedenine de odaklanabilmeliyiz. Göz temasını asla kaybetmemeliyiz. Boşalma ve hedef odaklı değil, daha çok bütünleşmek, tüm duyularımızla birbirimizi hissedip aldığımız zevki partnerimize iletmek önemlidir. Partnerimizin istediği ama bizim kabul veremeyeceğimiz davranışlara evet demekten kaçınmalı, bu konuda bir uzmandan yardım almalıyız. Sevgi ve kalp bağı kurmaya özen göstermeliyiz.

SEDA.SOL SEDA.SAĞ

Haz / Yazar: Seda Diker / Kişisel Gelişim – Cinsellik / Destek Yayınları

Seda Diker; Yönlendirmeli meditasyon ve hipnozla ilgili çalışmalarına on yıl önce,kendisine tıp doktorları tarafından kısırlık tanısı konulması üzerine başladı. Bir yıl boyunca hipnoz ve bilinçaltı temizliğine katılarak dişilikle ve annelikle ilgili korkularının tamamını temizlemeyi başardı. Yeniden tıbbi yardıma başvurduğunda hemen hamile kaldı. Hipnozun kendi hayatındaki etkisini gören Diker, New York’ta hipnoz okuluna gitti. ABD’de kanser ve tüp bebek tedavisi gören hastalarla çalıştı. Geçmiş yaşam terapisi öğrendi. Bilinçaltı, duygusal değişim ve dişilik bilgileri üzerine uzmanlaştı. National Guild of Hypnotists (Ulusal Hipnoz Uzmanları Derneği) üyesi oldu. 2006 ağustos ayında Türkiye’ye yerleşti. Kitapları ‘Beni Ararken’ Doğan Kitap’tan, ‘Aslında Giden Erkek Yoktur’ ve ‘Aslında Aşk da Yoktur’ Destek Yayınları’ndan yayınlandı.

 

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.