‘Kalem kullanmak, postaneye gitmek, pul yalamak, bütün o zahmetli süreç bitti ama beraberinde romantizmi de alıp götürdü.’

 

“Hayallere, umutlara ve insan sevgisine dair bir roman… İhtimal, aynı zamanda çelişkiler, düş kırıklıkları, unutulmalar, savrulmalar arasında bocalayan bir kuşağın sevgi arayışının romanı… Merkezinde ise en ince ayrıntılarına gözlemlenmiş sahici hayatlar var: Selma Sancı, bu ikinci romanında da umudu besliyor; küçük insanların büyük aşklarına, büyük özlemlerine ışık tutarken, daha güzel, daha anlamlı bir hayatın ihtimal dâhilinde olabileceğinin altını çiziyor.” Selma Sancı ile yeni romanı İhtimal’i konuştuk.

Kitabın isminden de yola çıkarak, karakterlerin her birinin hayatının bir başka kişiye bağlı olduğunu, bu biçimde bir tür ihtimaller ağına dönüştüğünü görüyoruz hayatlarının. Fakat roman sonunda bu ihtimal ağının parçalandığı, herkesin hayatını bir şekilde kendi kontrolüne de aldığını fark ediyoruz, yanılıyor muyum?
Her ne kadar hayatlarımızı hep bir başka olayın gerçekleşme ihtimali üzerinden yürütsek de kesin tanımlamalara eşlik etmeyen ve gözden kaçırdığımız şeyler üzerine düşünmeyi amaçlayan edebiyat, nasıl mutlu olabiliriz sorusuna yanıt ararken kendimizi irdelememiz için fırsatlar sunar bize. Elbette başka hayatlarla tanışarak ve anlamaya çalışarak sorunlarımızı çözmüş olmayız ama bu sayede en azından yaşananların temellerine inip, nedenlerini görebiliriz. Karakterlerim açısından baktığımızda acı çekilen durumlar, bir diğerinin tutumu ya da değerlendirmesinin birer sonucu. Böylece kendi hayatlarına yönelmek isteseler de hep başka bir şeyin değişme ihtimalini umuyor, bekliyorlar ne yazık ki. Dolayısıyla bahsettiğiniz sezgi, varsayımda bulunarak bir nevi iyimserlikle ve bulundukları koşullara göre değişen boyutlarda umutlardan oluşmuş bir insanlık durumu.

image10-1

“Gölgeli, tomurcuğuyla, incecik dalıyla kurşunkalemle çizilmiş çiçek desenine baktılar. Çiçek, bir su bardağının içindeydi, fakat dalı kısaydı, bardaktaki iki parmak suya değmiyordu.” Kitabın kapak görselini de oluşturan bu kısım, romanın çekirdeğini de oluşturuyor bir anlamda, bana kalırsa. Biraz bundan bahsedelim mi?
Doğrusu bu desenden yola çıktım. Çiçek boynunu bükmüş görünse de, yaşama ihtimali vardı. Ya da bence bu ihtimal olmalıydı. Her şeye rağmen sevgiyi, dostluğu ve bunların gerçekleşme ihtimalini hatırlatmak istedim. Romanın başlığını, insanın umutlu olmasının altında yatan, herhangi bir yıkımdan, düş kırıklığından sonra yola devam etmeye, belki de mücadele etmeye çalışma sebebi olarak da düşünebiliriz.

Yeri gelmişken mekân seçimlerimin de tesadüfî olmadığını söylemek isterim. Karakterlerim kitabın neredeyse tek sosyal ilişki olduğu dönemden geliyorlar. Bir taraftan geçmişteki dostluk ve güvene dayalı ilişkilerini sürdürme çabası içindeler, diğer yandan bulundukları koşullarla, karşılaştıkları sorunlarla nasıl baş edeceklerini bilmemekle birlikte, ayakta kalmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla birdenbire yalnız kalan, arkadaşlarından kopan, çevreleri boşalan insanlar için kitapevi, sokaklar bir tür soluk alabilecekleri yerler, hayata tutunmanın bir yolu. Okudukları kitaplar, yazarlar da bu çabalarıyla uyumlu. Örneğin Panait Istrati’nin biyografisi bir başarı hikâyesidir; zorluklara, her türlü sorununa karşın umudunu hep koruduğunu görürüz.

Başlangıçta Nihan ve Ali için şöyle bir durum söz konusu: Nihan kitapçının, Ali’yse başkalarının kendilerini görüp görmediğinden tedirgin oluyor. Bu görülme korkusu, ikisi için de insanlara güvensizliğin tezahürü diyebilir miyiz?
İhtimal’de karakterlerin yaşadığı dönem belirsiz ve muğlak, her ikisi de önlerini göremedikleri gibi, geleceklerinin ne olacağını, başlarına neler gelebileceğini de bilmiyorlar. Bütün bunlar, bu durum doğal olarak onlarda yoğun bir huzursuzluk ve tedirginlik duygusu uyandırmaktadır. Güvensizlik ise daha önceki kitabım Espas’ta olduğu gibi yaşanan toplumsal sıkıntıların ağırlığının sıradan insanlara, gündelik hayata etkilerinin bir sonucu.

Nihan’ın annesiyle iletişiminde bazı problemleri var görünüyor. Sanıyorum bu iletişim probleminin nedeni yalnızca Nihan’ın çalışmak zorunda oluşu ya da annesinin yaklaşımı da değil?
Bunun sebeplerinden biri sözünü ettiğim sosyal kırılmalardan sonraki dönemlerde, ailelerin de yıpranması, çocukları için her zamankinden daha çok endişeye düşmeleri. Tehlikeler ortadan kalkmadıkça, anlaşmazlıklar kaçınılmaz olur. Diğeri aralarında var olan kuşak farkı, her ikisinin de doğruları ve yanlışları analiz edildiğinde annenin tutumu can sıkıcı gelmeyecektir. Kısaca, ona biçilen kumaştan nasıl bir elbise giyeceğini anlayabiliriz. Belki de öyle davranmaması şaşırtırdı okuru.

Nihan, Güzin’le ilişkisini diri tutmaya çalıştığı mektuplarında onun yerinde olabilmeyi istediğini de yansıtıyor bana kalırsa. Onun gibi çekip gidebilmeyi… Kitabın sonunda bunu biraz başarıyor da, peki o zamana kadar onu gitmekten alıkoyan şey ne?
Hayallerinin gerçekleşmesi konusunda ya da her şeyin düzeleceği, her şeyin eskisi gibi olacağı beklentisi, böyle bir ihtimalin kapısının aralanması diyebilirim. Sabırsızlık gösterse de zaman zaman bıksa da arayışını sürdürmektedir bu yüzden. Onun amacına nasıl yoğunlaştığını, neler yapabildiğini, duyarlıklarını mektuplarında ve gündelik yaşamında görürüz. Bunu daha önce yapmadıysa, bunun sebebi ihtimalin beklenti olduğunu göstermemin gerekliliğiydi. Öte yandan Nihan’ın canının istediğini yapmakta özgür olmadığını da ekleyebiliriz buna.

image8-1

Mektupların bir başka özelliği de, Nihan’ın samimiyetle yazamıyor oluşu. Fakat bu da sona doğru kırılıyor ve o mektuplar daha samimi ve daha uzun bir hâl alıyor. Bu durumda Nihan’ın kendini daha iyi anlamaya başlamasını, kendini dinlemesini de görüyorum ben, siz ne dersiniz?
Kalem kullanmak, postaneye gitmek, pul yalamak, bütün o zahmetli süreç bitti ama beraberinde romantizmi de alıp götürdü. Belki hala mektup yazmak mümkün, fakat günümüzde iletişimin bu kadar çok alanda çeşitlenmesinden sonra tercih edilmiyor pek. Bir dönem mektubun pabucunun dama atılmasına ihtimal bile verilmiyordu, oysa günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçasıydı. Kitaptaki mektuplarda da bize sırlarını açan Nihan’la ilişkimiz hayattaki dostluklar kadar eksiksizdir. Her biri hazin havadisler, zorluklar, yorumlar barındırmasının yanı sıra bazıları size çekinceli göründüyse -söylediğiniz payı olmakla birlikte- Nihan, başlangıçta karşılaştığı durumun üstesinden gelebileceğini düşünür. Hatırlarsanız elinden gelse, en azından başlangıçta kuzenine yansıtmamak niyetindedir. İçten içe hiç hoşuna gitmese onun arkadaşlarıyla görüş ayrılığı olduğunu tahmin etmektedir.

“…bunca zamandan sonra üstünde durduğu şeylere bak, burada oturmuş kimin hangi görüşte olduğuyla uğraşıyor.” Nihan bu düşüncesiyle kendini kötü hissediyor, fakat şimdilerde iktidar bu hastalıklı düşünceyle herkesi ayrı köşelere mahkûm etmeye çalışmıyor mu?
Kutuplaşmalar, görüş ayrılıkları, adaletsizlikler, şu ya da bu şekilde her dönemde var olmuştur maalesef. Yazar toplumuyla nedensel bir bağa, eserinin herkesin rahatsızlıklarını yükten ziyade ders çıkarmak haline getirdiği duygusuna ihtiyaç duyar. Bu bakımdan romanımın bir halkası da çekilen sıkıntılar hakkında.

İhtimal’de Nihan’a, roman yazmaya çalışan Güzin için şunu yazdırıyorsunuz: “…karakterlerin hepsi telef olsun, iflah olmasınlar. Çünkü umut sadece eski romanlarda var.” Oysa İhtimal de iskeletinin büyük çoğunluğu umut üzerine kurulu bir roman. Nihan’ı bunu yazmaya iten sebep ne olabilir?
Söylediğiniz gibi, bungun havasına rağmen İhtimal, umutları, hayattan beklentileri, bekledikleri olanların romanı. Nihan’ın bu feveranı, çabalarının boşuna olduğunu hissettiği, kitapçıyla konuşmayı isteyip istemediğini bile bilmediği, hatta bunun işe yarayacağından emin olmadığı anda, koyu bir umutsuzluğa kapılmasından. Öte yandan her iki karakterin de beslendikleri, kişiliklerinin oluştuğu dönemde edebiyatımız umut doluydu, mutlu sonla biten filmler daha doyurucuydu. Bir anda bunalan Nihan’ın bu çıkışı keskin olabilir ama günümüzde edebiyatın çehresinin değiştiğini söylemek yanlış olmaz.

Karmaşık dünyamızı yeniden tasarlayıp yansıtırken, yani yazarken klasik tanımlamaların dışına çıkıp, değişen hayata ayak uydurmaya çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu açıdan bakıldığında ister hayatın bir dönemini ele alsın, ister kısa bir zaman dilimini aydınlatsın, anlatımızın sürekli olarak kendini yenilemeye ihtiyacı var. Bu yaklaşım her tür için geçerli olsa da, demek istediğim, yazınımızın yapısını yenileyerek gitgide daha geliştiği, geliştikçe dar kalıplarını zorladığı. Nitekim geleneksel kuralların, uzun uzadıya yer verilen mekân tasvirlerinin atmosfer yaratmak için gerekli olmadığı benimsenmiş, bu durum yeni anlatım biçimleri getirmiş, esneklik kaçınılmaz olarak kendini göstermiştir.

“…polisin akrabalar üzerinden iz sürdüğü günler henüz gelmemişti ama öyle semtlerde komşuların gözü eve gelip giden yabancılarda olurdu.” İktidar, Gezi Olayları sırasında, geçmişin bu sarsıcı biçimini hortlatmaya çalışıp komşuları birbirini ihbar etmeye kışkırttı. Değişen ya da değişmeyen neydi de, bu biçim tekrar canlandırılmaya çalışıldı sizce?
Bahsettiğiniz mekanizmayı seçmem, dönemi yansıtması bakımından. Ancak dostluğun vazgeçilmezliğine bel bağlayan roman kişileriyle okurun duygusal bağ kurmasına yol açması bakımından önemli olduğunu ekleyebilirim. Romandaki karakterler duruşları ve samimiyetleriyle birbirlerini etkilerken bizim de güvenimizi kazanırlar. Değişmeyen ise devletin refleksi.

image9-1

Roman, geçmişin sancılı bir dönemini anlatırken, aynı zamanda bu dönemle benzerliklerini de gözler önüne seriyor aslında. Bu konuda bir alıntı daha yapmak isterim: “İnsanları bir kalıba sokma gayreti, başka bir şey değil yaptıkları.” Bu düşünceyi hayata geçirmede, şimdiki iktidar başarılı oldu mu dersiniz? Nasıl yorumlarsınız?
İhtimal’de zor günlerin etkisi azalmış, hayat olağan seyrinde geçmektedir. Ancak büyük sosyal kırılmalar aynı zamanda ayrılıklar, sürgünler, özlemler getirmiştir. İzlenmenin, kapı çalındığında korkmanın, işsizliğin, tanıdıkları tanımazdan gelmenin üzerine kavuşamamalar, acılar, pişmanlıklar eklenir, tabi ki gündelik hayat sürprizler de sunar. Bu noktadan sonra, bildiğiniz gibi 90’lı yıllarda ekonomik, kültürel değişim yaşanmış, küreselleşmenin etkisiyle deyim yerindeyse taşlar yerinden oynamıştı. Çocukluğu doksanlı yılların karanlık döneminde geçen kuşak, bir ihtimal, Gezi’yi gerçekleştirmiştir.

Romanın anlatıldığı günlerin aşina olduğumuz ruhu kadar, hepimize dokunan yanı yaşadıklarımızla benzerlikleri. Çaresizliği değil, aksine sevgiyi yeniden vaat etmesi, hatırlatması.

İhtimal / Yazar: Selma Sancı / Sel Yayıncılık / Roman / Genel Yayın Yönetmeni: İrfan Sancı / Editör: Öykü Özçinik / Kapak Tasarım ve Teknik Hazırlık: Gülay Tunç / 1. Baskı Aralık 2014 / 143 Sayfa

Selma Sancı; öğrencilik yıllarından itibaren içinde bulunduğu basın sektörü Selma Sancı’nın yaşamı ve yazarlığı üzerinde derin izler bıraktı. Dergi bürolarından kapak tasarımına, editörlükten yayıncılığa uzanan mesleki çizgisinde birikimleri, öykücülüğüyle birbirine paralel gelişti. Antoloji ve edebiyat dergilerinde öyküleri yayınlandı. İlk kitabı Espas’ta (2012), Babıâli çalışanlarına ışık tutarken, Türkiye’nin yakın bir dönemini farklı bir bakış açısıyla anlattı.

1 Yorum

  1. Münevver Soylu

    Selma Sancı’nın daha önceki kitabı “Espas”ı, samimiyetiyle, sıradan insanlar üzerinden dönemin sıkıntılarını ve Babıâli çalışanlarını yansıtmasıyla sevmiştim.
    İhtimal başlığıyla dikkatimi çekti. Karakterler çok canlı; demliğinin sapını yaptırmak için pazara giden Kıymet hanım, komşusuna darılan Melahat abla, belleğini kaybetmek üzere olan teyze, sanki çocukken yaşadığımız sokağın sakinleri gibi. Yalnızlıktan bunalan sahaf ve konuştuğu kedisi Fahri de…

    Cevapla

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.