‘Anatolya benim oluşturduğum ‘Ulu Dünya’da yer alan bir anakaradır.’

 

Fantastik edebiyat, gençlik romanları son yıllarda kitapçı raflarını dolduruyor, sayıca ve içerik olarak yoğunlaşıyor. Bu kitaplarla ilgili çok fazla bilgi ve değerlendirme ile karşılaşmıyoruz. Geçtiğimiz yıllarda bu alanın neredeyse bütün başyapıtları Türkçe’ye kazandırıldı, okundu, sevildi ve şimdi bu kitapları okumuş genç yazarlardan fantastik romanlar, gençlik romanları geliyor. Serhan Vural da bu yazarlardan biri. “Anatolya ölümcül bir hastalığın pençesi altına düşmüştür. Alacakaranlık kardeşliği isimli bir topluluk bu hastalığı iyileştirdiklerini söyleyerek kendilerine yandaş toplamaktadırlar, ancak gerçek arzuları görünenden daha karanlıktır.” diye tanıtılan Anatolya Efsaneleri serisinin ilk cildi hakkında konuştuk…

Anatolya nasıl bir diyardır? Anadolu ile ilgisi var mı?
Birçok kişi bu konuda yanılgıya düşüyor. İnsanlar kitabı ilk eline aldığında Anatolya deyince Anadolu ile ilgili olduğunu sanıyorlar oysaki değil. Anatolya benim oluşturduğum Ulu Dünya’da yer alan bir anakaradır. Anadolu ile tek bağlantısı isim benzerliğidir o kadar. Aslında bunu biraz da bilerek yaptım romanın Türklere özgü bir roman olduğunu vurgulamak için. Burada bir şeyi atlamayalım Anatolya Efsaneleri bir fantastik kurgudur. Fantastik kurgu bizim dünyamızın dışında bir dünya oluşturmak anlamına geliyor. İçinde sadece fantastik öğeler barındıran bir kitap değil. Kitaptaki Anatolya adlı anakara bir hayal dünyasında yer alıyor. Bizim Anadolumuz gibi değişik kültürleri olan ama çok daha büyük ve büyüyle yoğrulmuş bir kara parçası.

“Sevgili Merki Kasabası halkı! Bu akşam hepinize bir haber ulaştırmakla görevliyim. Kuzeyde, yaratıcılarımızın bütün Anatolya’ya önderlik etmesi için kurdurduğu Alacakaranlık Kardeşliği’nin naçizane bir üyesiyim” …  “Alacakaranlık Kardeşliği” nasıl bir grup? Amaçları nedir?
Alacakaranlık Kardeşliği’ne aşırı dinci bir grup demek yeterli olmaz herhalde. Amaçları, tanrıları olan Aziler’in inancını insanlığa yaymaktır. Bunun için cinayet, işkence, hastalık ve akla gelebilecek her türlü insanlık dışı yola başvurmaya hazırdırlar. Hilkat(Yaratılış) dedikleri kutsal kitaplarına göre Aziler’e inanmayan hiç kimse gerçek masumiyete kavuşamaz. İnanmak istemeyen herkes kâfirdir. Bu yüzden yok edilmelidirler. İnsanları Aziler’e köle etmek için bir ilaç biçiminde sundukları Ak Su isimli bir iksiri kullanırlar. İlacı içen insanlar Aziler’in kölesi olur.

serhanvural1 serhanvural2

“Ak Ana” nasıl bir karakter?
Ak Ana, aslında kitabın temelini oluşturan Tolya Ana’dır. Binlerce yıl önce insanlığı Kadimler veya Deli Tanrılar olarak bilinen tanrıların elinden kurtarmıştır. Kadimler ölüm, işkence, korku ve sefaletle insanlığı dizginlemişken Ak Ana, dostlarının da yardımıyla bu tanrıları yok etmiş ve özgürlük sağlamıştır.  İnsanlığın tekrar kör inançlara köle olmasını istemeyen Ak Ana, günlüklerinde temellerini oluşturduğu Yeni Töre’yi kurmuştur. Yeni Töre’ye göre bir insanın hayatı kadar önemli bir şey yoktur. İnsan, hayatını inanç ve umutlarla değil, mantık ve sağduyuyla yönetmelidir. Zaman içinde yüzlerce efsaneye konu olan Ak Ana, insanlık tarafından tanrılaştırılmıştır.

Kahramanınız Serkis ile annesi arasında nasıl bir ilişki var?
Serkis çocukluğundan beri annesinin öldüğünü sanıyordur. Ergenliğe eriştiği zaman dostu ve akıl hocası olarak tanıdığı Bilge Hatun unvanlı Melis Cadı ona annesi olduğu söyler. Bilge Hatun hem korkulan hem de saygı duyulan bir kadındır. Kitapta pek belirtilmese bile Serkis’in kendisini tam anlamıyla güvende hissettiği tek yer annesinin yanıdır. Annesi onun yol göstereni olmuştur her zaman. Serkis onu Ak Ana ile özdeşleştirmiştir. Bilge Hatun ise oğlunu korumakla, gelen Alacakaranlık tehdidi arasında kalmıştır çünkü oğlunun bu tehdidi durdurabilecek tek kişi olduğunu biliyordur.

Romandaki en sevdiğiniz karakter kimdir?
En sevdiğim karakter İlayda yani Hünkârkatili unvanlı Araf Cadısı’dır. Çok karmaşık bir yapısı var. Açıkçası her fantastik seride olması gerekiyor böyle birinin. İlayda’nın karmaşası insanı yazmaya da teşvik ediyor. Zaten kitabı okuyan insanlar İlayda’yı biraz daha iyi bilirler.

“Kara’han gökten bembeyaz bir ışıkla Kara Kaya’nın önüne inmişti.” Kara’han karakterine bu kitabın kahramanı diyebilir miyiz?
Kitabın kötü adamı diyebilirsiniz. Kara’Han Aziler’e inanmayı ilk seçen kişidir. Diğer insanların birçoğu gibi zorla Ak Su içip köle olmamıştır. Gerçek aydınlanmanın, gerçek huzura erişmenin sadece Aziler’e iman yoluyla olduğuna gerçekten inanmaktadır. Kendisi gibi inanmak istemeyen insanların ise iblis tohumları olduğunu ve yok edilmesi gerektiğini düşünmektedir.

“Yazgı Tacı”nın önemi nedir?
Yazgı Tacı kitabın ana konusunu oluşturan efsanevi bir nesnedir. Ak Ana’nın bu tac ile Deli Tanrıları durdurduğuna inanılır. Serkis ve Peri onu bulmaya çalışırlar.

Aziler, neden kendi inançlarını yaymak ve kabul ettirmek için bir hastalığı kullanmayı tercih ediyorlar?
Çünkü bu şekilde hastalığa çare diye sundukları Ak Su’yu insanlara daha kolay içirebiliyorlar. Ateş Vebası denilen ölümcül hastalığın başka bir ilacı veya tedavisi yok. Ak Su’yu içen insanlar Aziler’e köle oluyorlar. Yalnız burada köle deyip geçmemek lazım. Öyle basit bir anlamı yok. Ak Su içen bu insanlar gerçek kimliklerini, insanlıklarını yitiriyorlar. Yalnızca Aziler için yaşamaya başlıyorlar. Daha önceki hayatları, sevgileri, aşkları ve diğer her şeyleri yok oluyor. Aziler için yapmayacakları, öldürmeyecekleri insan yoktur. Kendi annelerini, babalarını, çocuklarını dahi acımasızca doğrayabiliyorlar.

serhanvural3 ANASAYFA.serhanvural

Bu romanın ana teması insanların inançlarının doğru kullanılmadığı zaman bir hayatı yok edebileceği midir?
Genel olarak öyle. Kitapta bir söz var, Yeni Töre’nin ikinci yasası: Umutlar, inançlar ve dilekler içlerinde bir parça mantık barındırmıyorlarsa kolayca hayatları mahveden boş yalanlara dönüşürler. Yani inançların, yobaz adamların elinde birer cinayet, katliam ve soykırım silahına dönüşmesini konu alıyor ve bu hikâye her ne kadar fantastik bir dünyada geçse de kimse kimseyi kandırmasın. Gerçek dünyada bunun benzerlerini ortaçağdan beri görüyoruz. Yirmi birinci yüzyılda dahi hâlâ devam ediyor inanç uğruna ölümler ve cinayetler.

Aziler kendilerini ve inançlarını benimsemeyenleri öldürüyorlar. Nasıl bir bakış açısıdır bu? Yobazlık denebilir mi buna?
Bu yobazlıktan daha ilerisidir. Haçlı Seferleri sırasında batıdan gelen askerler Müslümanları kâfir olarak görüyordu. Onları kadın, çocuk demeden öldürdükleri zaman kilise onlara cennetin anahtarını vaat ediyordu. Bunun ondan çok büyük bir farkı var mı?

“Anatolya Efsaneleri”in bilindik fantastik kitaplarından farklı bir tarzı var. Neden karakterlerinizi Türk ve Doğu kültüründen olmasını tercih ettiniz?
Çünkü bu bir Türk Fantastik kitabı. Neden yabancı isimler, Yunan Mitolojisi, İskandinav Mitolojisi kullanılsın ki? Bu bir Türk’ün yazdığı roman. Açıkçası ben Türklerin yazdığı romanlarda yabancı isimler gördüğüm zaman o romana dudak büküyorum tabii bu hepsi için geçerli değil. Açıkçası bu romanla fantastik okurlarına biraz daha kendimizden bir şeyler sunmak istedim. Batılı fantastik kurgu romanları zaten var, neden doğulusu da olmasın?

“Anatolya Efsaneleri” kitabınızı ne kadar süre de yazdınız? Yazarken nasıl bir süreç geçirdiniz, bize biraz anlatır mısınız?
Anatolya Efsaneleri ismi veya cismi belli olmadan önce Roya ismi aklımda yer edinmişti. Romana başlamadan önce bir düşünme sürecim oldu. Kurgusunu kafamda yavaş yavaş kurdum. Yazmaya başladıktan sonra 7-8 ay sürdü, düzeltme ve redaksiyonlar da 2 ay. Ana karakterleri ve genel öykünün başlangıcını belirledikten sonra kitabın sonunu düşündüm, nasıl olacağını, nasıl biteceğini… Kitabın sonunu bulduğumda o sona doğru bir çizgide yol aldım. Genelde sürecim böyle işliyor.

Serhan Vural’u tanımak istiyoruz. Hangi kitapları okur, hangi yazarlar ona ilham verir?
Ben bir mühendisim. Edebiyata ilgim Stephen King ve Yaşar Kemal ile başladı. Daha sonraları Yüzüklerin Efendisi ile tanıştım, o zamanlar daha filmi yoktu. Harry Potter ile devam ettim. Tabii aralarda daha bir çok yazar okudum, Grange, Dan Brown… Türk fantastik roman yazarlarından M. İhsan Tatari, İhsan Oktay Anar… Daha birçok türde kitap okuyorum. Son zamanlarda on iki kitaplık bir seri bitirdim. Türkçesi yoktu, bu yüzden İngilizce okudum: Terry Goodkind’ın Sword of Truth serisi.

Serhan Vural, gelecekte hangi noktada olmayı hedefliyor?
Türk fantastik kurgusu olarak bir ilk yaptığımı düşünüyorum. Umarım başka yazarlara da örnek olur bu. Kitabımın devamını getirerek Türk fantastik kurgusu olgusunu Türkiye’ye yaymak istiyorum.

Anatolya Efsaneleri / Serhan Vural / Cinius Yayınları / 1.Basım / Ocak 2012 / 411 Sayfa

Serhan Vural; 1981 İstanbul doğumlu. Fantastik Edebiyat’a olan ilgisi çocuklukta başladı. Xasiork Yayınevi’nin roman yarışmasında mansiyon ödülü aldı. Bilimkurgu ve fantastik kurgulu bu romanının adı Kıyamet Kristalleri idi. Ayrıca yine kendisine ait olan “Sınav 19” isimli polisiye, gerilim ve korku romanı da yine internet üzerinden yayınlandı. Harry Potter hakkında Harry Potter’ın altıncı kitabı yayınlanmadan evvel, altıncı yıl olarak Düşler Kuyusu ve Cadı Avcısı adlı iki kitaptan oluşan bir hayran kurgusu yazdı. Bu iki roman internette yayınlandı ve büyük ilgi gördü. Kısa hikâyeleri ve romanları yıllardır internet üzerinde yayınlanıyor. “Anatolya Efsaneleri” resmi olarak yayınlanan ilk kitabıdır.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.