“O hikâyeleri dinlerken kendi hikâyemin içinden geçtim, sordum, cevap buldum.”

 

Sevilay Acar ilk kitabı Babalardan Babalara’da, kendileri de baba olan üç psikiyatr ve bir pedagogla babalık ve bu duygu hakkında her şeyi konuşmuş… Prof. Dr. Özcan Köknel, Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Kemal Sayar ve Pedagog Ali Çankırılı, bize miras niteliğinde bilgiler veriyorlar. www.okuryazar.tv’de ağırlıkla ilişkiler hakkındaki kitapları değerlendiren söyleşilerini okuduğunuz Sevilay Acar’la ilk kitap heyecanını, bu farklı projeyi nasıl kurgulayıp gerçekleştirdiğini ve bu değerli uzmanlardan neler öğrendiğini konuştuk…

Kitabınızda farklı bir biyografi görüyoruz. Alışılmışın dışında. Bir nevi yaşam hikâyeniz gibi… Özellikle böyle bir biyografi yazmanızın sebebi nedir?
Bu kitap sadece babalara kılavuz bir kitap değil, aynı zamanda baba ve anne çocuklara da sesleniyor. Çünkü ne kadar ebeveyn olsak da, aslında hepimiz aynı zamanda çocuğuz. Hocalarımızla yaptığım röportaj süresinde, ben de kendi çocukluğumla karşılaştım. Bugün seçtiğim mesleğim, kariyer yaşamım, işe bakış açım hepsinin temeli çocukluğumda atılmış. Kendimi, o gün kurduğum hayallerimi bugün gerçekleştirirken buluyorum. Bu nedenle de bence en büyük kariyer adımı çocuklukta atılıyor. Biyografiler kim olduğumuzu ve hangi deneyimlere sahip olduğumuzu anlatır. Benim en büyük deneyimim çocukluğumda oynadığım oyunlar ve kurduğum hayaller. Dolayısıyla çocukluğumda attığım o oyunları biyografime almazsam olmazdı.

BABALARDAN.BABALARA 1 BABALARDAN.BABALARA 2

“Babalardan babalara” projesi nasıl oluştu?
İşsiz kaldığım bir dönemde oluştu. Yaptığımız televizyon programı yayından kaldırıldı ve geçen sezon işsiz kaldım. Bu sırada da boş durmuyorum, yazıyorum, plan yapıyorum, ne yapmalıyım diye düşünüyorum. O sırada, kafamda yıllardır yapmayı düşündüğüm ama ertelediğim için yapamadığım, zamansızlıktan rafa kaldırdığım hayallerimi gerçekleştirmek için iyi bir fırsat olduğunu düşündüm. Hep çocuklar ve aileler için bir şeyler yapmayı istiyordum. Beni bu konuda kitap yazmaya, hatta konunun uzmanlarıyla sohbet etmeye iten en önemli nedenlerden biri de yaptığımız televizyon programında özellikle psikiyatr, psikolog ve pedagoglara gelen sorular oldu.

Programı arayan seyirciler, hem eşleri hem de çocuklarıyla ilişkilerinde ciddi sorunlar yaşıyorlardı. Kadınlar, çocuklarına ya da kendisine yardımcı olabilmek için –belki de daha önce hiç denemediği bir şeyi deniyor– bir televizyon kanalını arıyordu. Yani, kadın, bilgi alabilmek ve çare bulabilmek için elinden ne geliyorsa yapıyordu. Özellikle evlilikler ve çocuğun ruhsal gelişimiyle ilgili bölümlerde, en önemli detaylardan birisi uzmanların sorduğu sorular doğrultusunda ortaya çıkan sonuçtu. Kadınlar, babalarına benzeyen erkekleri eş olarak seçebiliyor. Babasıyla halledemediği sorunların çözümünü ona benzeyen kocasıyla ilişkisinde çözmeye çalışıyor. Erkek çocukları ise baba figürünü, babalarını izleyerek modelliyor. Bu durum da, babaların, kız ve erkek çocuklarının hayatındaki öneminin altını çiziyor. Yani baba olmak, babalarımızdan gelen miras kalıplarımızı fark etmek, çocuklarımızın gelişimine katacağımız en büyük zenginlikti. Bunu babalara ve baba adaylarına anlatmak istedim. Baba da çocuk gelişimiyle ilgili bilgiye sahip olmalı diye düşünürken, neden babalara çocuk iletişimiyle ilgili bir kitap olmasın ki diyerek yola çıktım. Babalardan babalara miras bilgilerin yer aldığı kitap projemin ilk adımını, şimdiye dek kitaplarını okuduğum, bu konuda uzman yazarlarla atmak istedim. Postiga Yayınevi sahibi Nurettin Hacikurtiş ve editörü Ece Korkmaz’a fikrimden bahsettiğimde, çok hoşlarına gitti ve çalışmalara başladık.

Bu projeye hazırlanırken kendi babanızla ilişkinizin ne kadar etkisi oldu?
Benim babam, birçok çocuğun özenle bakabileceği bir baba oldu her zaman. Çocukluğumdan beri, birçok arkadaşım babamla ilişkimize, babamın çocuklara gösterdiği özene, ilgiye hayran kalmışlardır. Bir sabah uyandığında bahçeden koparılmış bir çiçekle karşılanan hangi kız çocuğu sevgiyle bakmaz ki babasının gözüne. En ufak sıkıntında seni çok büyük bir ciddiyetle dinleyen ve “yanındayım, ben varım” mesajını her şekilde veren bir baba figürünü kim sevmez ki. Babam bütün insanlara sevgiyle yaklaşan bir insandır. Bu her zaman hayran kaldığım yönlerinden biridir. Ama her baba benim babam gibi değildi, hatta benim babamın babası da. Kızını, oğlunu yok sayan, kendisiyle barışık olmayan, sevgiyi şımartmak gibi algılayıp, çocuklarından uzak kalan babalar benim örneğim oldu. Ancak, buna rağmen çocukluk yıllarımdan bugüne taşıdığım ve etkilendiğim başka birçok kaydım olmuş. Onları birden karşımda bulmak şaşırttı beni ama üzerine gittim ve çözdüğümü düşünüyorum.

Sevgi ve ilgiyle büyüyen kız çocukları, babalarından gördükleri ilgiyi ilişkilerinde de arıyorlar. Bu nedenle, ilişkide karşıdaki kişinin ruhunu okuyabilmek de çok önemli. Anneler ve babalar, ebeveynlerinden neleri bugüne taşıdıklarını bilseler, eşlerine ve çocuklarına yaklaşırken hangi davranış kalıplarının babalarına ait olduğunu fark etseler bile çok büyük bir adım atmış olacaklar. Baba ve oğul ilişkisi, baba ve kız ilişkisi ders gibi çalışılması gereken bir mevzu. Baban sana çok özenle davranıyor ama seçtiğin kişi sana babanın sevgisini gösteremeyebiliyor. Beklentilerinin ne olduğunu ve karşıdaki kişinin beklentisiyle örtüşüp örtüşmediğini analiz etmek gerekiyor. “İlişkilerde kişiliklerin değil, beklentilerin birbirine uyması gerekiyor” dedi mesela Nevzat Tarhan bu konuda yaptığımız sohbette. Küçük yaşta babası tarafından terk edilen, babası annesini aldatan kız çocuklarının da erkek çocuklarının da bu durumdan nasıl etkilendiğini bunu yaşamış insanlarda da gördüğümde, anladım ki anne kadar önemliymiş bir babanın çocuğuna dokunuşu. Tabii ki en bilimsel cevaplar, hocalarımızın anlattığı bilgilerin içinde.

Kitabınızda yol arkadaşınız olan yazarları hangi kriterlere göre belirlediniz?
Kitapta yer alan uzmanlar sizin de dediğiniz gibi yol arkadaşlarımdı. Onlar sadece kitabı yazarken değil, hayat yolculuğumda da yoluma fener tuttular. Çünkü onlar aynı zamanda kitaplarını takip ettiğim ve satır aralarında kendimi bulduğum, okumaktan çok keyif aldığım yazarlardı. Mesela bugün Özcan Köknel’le yaptığım röportaj, kitabımı yazarken bana verdiği fikirler benim için hayatta unutamayacağım bir anı, bir şans, bir zenginlik. Çünkü on sekiz yaşında ilk okuduğum psikoloji kitabı Kişilik adlı bir kitaptı ve Özcan Köknel’e aitti. Sonra diğer kitaplarını takip etmeye başladım. Hayranlıkla kitaplarını okuduğum bir profesörün kitabımı hazırlarken beni hem motive etmesi hem de yol göstermesi benim için çok önemli bir anı oldu. Kemal Sayar, yazılarında şifa bulduğum ve kitaplarını okuduğum her an ruhumun iyileştiğini hissettiğim bir yazar. Ders çalışır gibi kendimi çalışırım Kemal Sayar’ın kitaplarında. Hatta sadece ben değil, bütün arkadaşlarımla birlikte oturup “o”nun yazdıklarının altını çizer, birbirimize okuruz. Nevzat Tarhan özellikle ilişkiler konusunda yazdığı yazılarla, programda anlattığı bilgilerle hem beni hem de izleyicileri aydınlatan, sorunların tam kaynağına dokunup, “İşte burası, çözmeye buradan başlamalıyım” dedirten ayrı bir uzman. Ali Çankırılı, sadece kitaba röportaj vermedi, beni yazmaya da hazırladı. İçimdeki çocuğa seslendi, onun korkularını gördü ve “yapabilirsin” diyerek bana bizzat yaşam koçluğu yaptı. Çocukların sözcüsü, hem büyük çocukları –anne ve babalar– anlıyor hem de küçük çocukları. O çocuğa dokunmayı çok iyi biliyor, bu yüzden de herkes anlattıklarını dinlemekten çok büyük keyif alıyor.

Uzmanlar bu projeyi kendilerine anlattığınızda nasıl karşıladılar?
Biliyor musunuz, en mutlu olduğum anlardan biriydi. Fikrimi anlattığımda hepsi “çok güzel bir fikir” dediler ve bana bilgi dünyalarının kapılarını çok büyük bir içtenlikle açtılar. Kitap bittikten sonra da, beğenilerini söylediklerinde dünya benim oldu. Çünkü hepsi konusunda uzman ve onlarca kitabı olan yazarlar. Beğenileri benim için çok büyük bir anlam taşıyordu, şükür ki olumlu ve motive eden geri dönüşler aldım. Tüm hocalarıma minnettarım.

Kitabı hazırlarken nasıl bir yol izlediniz?
Bire bir röportaj yapıp, o atmosferi yaşamayı tercih ettim. Söyleşi, bir dost sohbeti gibi geçmeliydi ve de öyle oldu. Bu defa koltuğun diğer tarafında ben vardım, onlar anlattılar. Duygularını göstermekten kaçınmadılar, açık ve içtendi hepsi. Ve bu nedenle de gözyaşlarımızı, buğulanan gözlerimizi, tebessümlerimizi birbirimizden kaçırmadık. Anıların içinde gezinmek hem çok güzeldi hem de hüzünlü.

BABALARDAN.BABALARA 5 BABALARDAN.BABALARA 4

Kitabın ilk bölümünde babaların babalarıyla hikâyeleri ve çocukluk yılları yer aldı…
Kitabı iki bölüme ayırdım. Birinci bölümde babaların babaları ve çocukluk yıllarıyla ilgili hikâyeleri, anıları, yaraları, sevinçleri, bugüne taşıdıkları yer aldı. Sayelerinde yıllardır aklıma takılan bir sorunun da yanıtını, hikâyelerini bizzat anlatırlarken buldum. Yaşlı genç, kadın erkek, anne-baba-çocuk, birçok kişinin derdine derman olmaya çalışan, ruhlarına dokunan ve oralardaki söküğü diken, ailelere yön gösteren uzmanlar nasıl bir ebeveyn ve eş olmuşlardı? Onların babalarıyla ilişkileri nasıldı? Nasıl bir çocukluk geçirmişlerdi? Kendilerini yetersiz buldukları anlar olmuş muydu? Onların da özgüven sorunları var mıydı, bu sorunlarını aşabilmişler miydi? Peki, nasıl? Babalarına benziyorlar mıydı? Babalarından aldıkları davranış kalıplarını kendi çocuklarına yansıtmışlar mıydı? Yani, onlar baba figürlerine nasıl bakıyordu? Bu sorulara yanıt verdiler.

İkinci bölümde ise baba adaylarına, babalara ve annelere kılavuz bilgiler verdiler…
Özcan Köknel kadın ile erkeğin rollerini anlattı ki, özellikle erkeğin ve kadının rol sıralamasını okumak bile Türk toplumunun erkeğe yüklediği sorumlulukları anlamak için önemli bir liste. Nevzat Tarhan’la konuya temelden girdik. Evlenmeden önce, evlendikten sonra ve çocuk sahibi olduğunuzda neler yapmanız gerektiğine dair çok etkileyici ipuçları verdi. Kadın ve erkek neden anlaşamıyor konusunu Nevzat Tarhan’ın verdiği “Kadın ve Erkeğin Psikolojik İhtiyaçları” tablosu çok güzel anlatıyor. Kadının psikolojik ihtiyaçlarının ilk sırasında şefkat ve ilgi gelirken, erkeğin psikolojik ihtiyaçlarının başında özerklik ve bağımsızlık gelmesi bence yıllarca kadın ve erkek neden birbirini anlamıyor sorusuna verilen en doyurucu bir yanıttı.

Kemal Sayar, babalık psikolojisini anlattı. Bugün çocukları için yarışan ebeveynlerin geleceğe nasıl bir proje çizerek ilerlediğini anlatan “Proje Çocuklar” yazısı okunmaya değer. Kemal Sayar’la yaptığımız röportajın ikinci kısmı modern dünya ebeveynlerine belki de bir kırmızı ışık yakacak bir bölüm oldu. “Babalar çocuklarına neden dokunmalı? Babanın dokunuşu bir çocuğun geleceğini nasıl etkiler?” sorularına da cevap verdi Kemal Bey. O cevaplardan da baba dokunuşunun, bir çocuğun kişilik gelişimini ne kadar ve nasıl etkilediğini görüyoruz. İlk üç ayı babalarıyla geçiren bebeklerin, daha mutlu ve sakin bir kişiliğe sahip olduğunu öğrendiğimde, aklıma ilk gelen, korkudan bebeklerini eşlerinin kucağına veremeyen anneler oldu. Erkeğe, babaya bu bilgiyi verip, bebeği onun kollarına vermeliler. Zaten o bilgileri okuduktan sonra, hem baba hem de anne çocuklarına birlikte bakmanın keyfini yaşayacaklar.

Ali Çankırılı, “Oyun çocuğun en ciddi işidir” diyerek, çocukların ruhsal dünyalarını anlattı. Çocuğun kişisel gelişiminde anne ve baba tutumlarının ne kadar önemli olduğunu vurguladı. Çocuklarına söz geçiremeyen ailelerin mutlaka okuması gereken bir bölüm oldu ki, özellikle babanın çocukla geçirdiği oyun zamanının çocuğun kişilik gelişiminde çok önemli detaylardan biri olduğunu çok güzel ve basit bir dille anlattı Ali Bey.

Şiirlerin ve şarkıların konuştuğunu düşünen bir insanım. Bazen ruhumuzun sesi hayatın sesine karışır, düşünce kalabalığının içinde kaybolur. İşte böyle zamanlarda şiirler ve şarkılar konuşur. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerde şiirlere bıraktım sözü. Ya da anlatılan hikâyeler bazı şiirleri çağırdı. İşte bu bölümlerde de sustum ve şiirler konuştu.

BABALARDAN.BABALARA 7 BABALARDAN.BABALARA 6

En çok hangi uzmanın hikâyesi etkiledi sizi?
Hepsinin hikâyesinden ayrı ayrı etkilendim. Çünkü hepsinde başka bir hikâye ve duygu yoğunluğu vardı… Babalarını kaybetmiş büyük çocukları ve yaşın ne olursa olsun, babanın kaybının ne anlama geldiğini o kadar içten anlattılar ki… Röportaj esnasında duygusal anlar yaşadığım zamanlar oldu. Etkilenmemek mümkün değil. Ama en çok etkilendiğim sahne, Nevzat Bey’in eşini anlattığı o sahne oldu. Eşini ve babasını bir ay arayla kaybetmiş. “Eşinizi özlüyor musunuz?” diye sorduğumda “Terlikleri hâlâ duruyor” dediği o an, kendimi çok zor tuttum. Çünkü benim gözyaşlarım, onu daha da duygulandırabilir, acıtabilir diye düşünmüştüm. Tüm hocalarımın ayrı bir sahnesi var ve etkilenmemek mümkün değil. Kemal Bey’in babasıyla anlattığı bir ayrılık hikâyesi, benim babamla yaşadığım bir hikâyeyi anıların arasından çağırdı resmen. O an hatırladığım hikâyeyi, röportajın o bölümüne koydum. Bazen karşındaki insanı hüzünlendirmemek için, hüznünü saklarsın ve gözyaşlarını içine akıtırsın. Yüzünde güneş açar ama ruhun sırılsıklam olur, yağmurdan. Kemal Sayar’ın “Biraz yağmur kimseyi incitmez” sözü beni hep etkilerdi ama anlamını çok daha yoğun yaşadığım anlarım olmuş.

Babamla, ailemle vedalaştığım her an. Uzaklıklara alışamıyor insan. Kariyerim için ailemden ayrıldım. Onlar Ankara’da yaşıyor, ben İstanbul’da. Şehirlerarası mekik dokuyanlar bilir; aradan yıllar da geçse, bir aylığına ya da bir günlüğüne hiç fark etmiyor, her seferinde ayrılırken hepimizin gözleri yaşarıyor. Anneler çocuklarını düşünüp, hissettirmezler ama babalar ayrılıkları hep bir başka zor yaşar gibi gelir bana. Bu yüzden ne zaman vedalaşan baba oğul, baba kız görsem etkilenirim. Babalara takılır gözüm. Çünkü “erkekler ağlamaz” sözüyle büyüyen erkeklerin onlara verdiği bir ağırlıktır, ağlamamak. Neden ağlamasın erkekler, insanlar ağlar. Onlar insan değil mi? Biz, toplum olarak erkeklere bir rol belirlemişiz ve o rolden dışarı çıkmamalarını istiyoruz. Sonra da o erkeklerden bize duygularını açmalarını bekliyoruz. Öğrenmedi ki onu. Bilmiyor ki, bilse bile aşikâr yaşayamıyor ki, yasak… Bunu aşabilen erkekleri görünce çok mutlu oluyorum. Çünkü o baba olduğunda belki de çocuğuyla birlikte izlediği bir çizgi filmde birlikte ağlayacaklar. Bu yüzden, profesör ve toplumun rol modeli olmuş, herkesin yaptığına güvenle baktığı büyük isimlerin, gözyaşlarını, duygularını saklamaması önemli geliyor bana. Kemal Bey’in babasıyla yaşadığı vedaların hep gözü yaşlı vedalar olduğunu söylediği ve hikâyesini anlattığı o bölümde kendi babamı düşündüm. Bizim vedalarımızda da yağmur içimize yağardı. Çünkü babam da, gözyaşını içine akıtan babalardan. Annesinden, babasından, çocuğundan ayrı kalan herkesi kendi dünyasında bir yolculuğa çıkaracak önemli ayrıntılar var Babalardan Babalara kitabında.

Siz bu özel çalışmadan nasıl sonuçlar elde ettiniz?
Çok kolay olmadı. Dört baba, dört çocuk, dört hikâye ve dört ayrı dönem… Beni kendi çocukluğuma, anılarımda yer alan detaylara götüren ve en derinde yüzmeme neden olan hikâyelerdi… Ben de babamla ve annemle yaşadıklarımı, ilişkilerimi, bildiğimi sandıklarımı gerek rüyalarımda, gerekse yaşamımın içinde tekrar gözden geçirdim. Kitabımın önsözünde de bahsettim. Sokrates’in, “Bir şeyi çok iyi biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir” sözüyle burun buruna geldim çoğu zaman. Bilmek, ilişkiye de, çocuğun gelişimine de, insanın iç dünyasına da atılan en büyük adım bence. Bilmediğimiz için yanlış yapabiliyor, yaptığımız her şeyin doğru olduğuna inanıyoruz. “Ben babamdan böyle gördüm” de diyebiliriz, “Babamdan böyle gördüm ama…” da diyebiliriz. Yani insan değişime açık olmalı ve bilinçlenmeli. Bu yüzden ana baba okulları olmalı. Şimdi kızını okula göndermeyen bir babaya şunu düşündürmemiz gerekiyor: Annen de okula gitmedi. Annen minibüsün üzerinde yazan yazıyı okuyabiliyor mu? Hastaneye kendisi gidebiliyor mu? İlaç kutusunun üzerindeki bilgilere imza atabiliyor mu? İmza attığı yazıyı okuyabiliyor mu?.. Bir gün sen ölürsen, annen nasıl yaşayacak?.. Ya kızın, bir gün tek başına kalmak zorunda olursa?..

Ben bu çalışmadan, hocalarımızın anlattığı bilgilerden yola çıkarak bu ülkede öncelikle ana baba okullarının olması gerektiğini hatta anne ve baba olmak isteyen çiftlere sertifika verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Mesela “Ben çocuğumla arkadaş gibiyim” diyen ebeveynler Babalardan Babalara kitabını okumalılar. Çünkü çocuğa arkadaştan daha ziyade, ayakları üzerinde durabilen bir ebeveyn olabilmek gerekiyor. Başına en ufak bir şey geldiğinde “annem, babam benim limanım” diyebilmesini sağlayabiliyor muyuz, bu da çok önemli. Önemliymiş, hocalarımızdan bunları öğrendim. Başta da söylediğim gibi, ezberlerimiz yanlış bildiklerimiz olabilir. Ben çocuğumla çok iyi arkadaşım diyen baba için özellikle Özcan Bey’in söylediği sözün altını çizmeliyiz: “Babanın anahtar rollerinden birisi, oğlan çocuğunu erkeklik rolüne hazırlamaktır…”

Babasına kırgın olan babalar için ise Ali Bey’in hikâyesini anlattıktan sonra söylediği o sözün altını çizmeliyim. “Babanıza kırgın mısınız?” diye sorduğumda söylediği o söz kırgınlıkları düşünmeye değer bir söz doğrusu: “Bugün kırgın mısınız sorusuna gelince, kolay bağışlıyorum. Niye biliyor musunuz? Empati yapmayı öğrendim” dedi söyleşimizde. O an onunla birlikte empati yapmamız gerektiğini, affetmenin, bağışlamanın aslında insanın ruhunu da özgürleştiren bir erdem olduğunu düşünüyorsunuz.

BABALARDAN.BABALARA 8 BABALARDAN.BABALARA 9

“Erkekler ne ister, kadınlar ne bekler?” sorusu yerine, birbirimize belki de şu soruyu sormamız gerekiyor: “Bana babanı anlatır mısın?”
Yaptığım söyleşilerden öğrendiğim başka önemli bir konu daha vardı ki, o da bir ezberi bozar gibiydi. Sosyal medyada, basında, arkadaş toplantılarında hep tartışılan bir konu, birbirimizi ne kadar tanımadığımızın hatta tanımak istemediğimizin bir göstergesiydi sanki. Kadın ve erkek yapısını, psikolojik ihtiyaçlarını, bir çocuğa sevgi de, nefret de verebilecek ailelerin varlığını pek de düşünmeden, ezber bilgilerle yaşamaya devam ediyoruz. “Kadınlar ne ister, erkekler ne ister?” sorusunu anlamına uygun sorduk mu gerçekten? Bunun altındaki sebepleri gerçekten öğrenmek istedik mi? Bir soru kalıbının etrafında, aynı bildik cevaplarla, sonu gelmeyen tartışmalara kapılarımızı açtık. Biz bu konuyu çözmeyi değil, tartışmayı sevdik belki de. Röportajlar kafamda bu tartışmalara yeni bir boyut katacak başka bir soruyla uyanmamı sağladı; “Erkekler ne ister, kadınlar ne bekler?” sorusu yerine, birbirimize belki de şu soruyu sormamız gerekiyor: “Bana babanı anlatır mısın?”

Kitapta uzmanların anlattığı hikâyelerin yanı sıra siz de babanız ve ailenizle ilgili anılarınıza yer vermişsiniz. Bu anlamda da değişik bir çalışma olmuş. Babalara kılavuz bilgiler hikâyelerle birleşiyor…
Burada en önemli detaylardan biri de bu. Biz ruhumuzdaki buzları çözmeye çalışan otoritelerin şifalı dokunuşlarıyla kendimize geliyoruz. Kendimizi buluyor ve onlar hiç sorun yaşamamış, onların hiç korkuları olmamış gibi düşünebiliyoruz. Aslında için için merak ettiğimiz sorulardan birisi de bu oluyor. Acaba onlar ne yaşıyorlar ya da yaşadılar?.. Uzmanların hikâyelerini dinlerken şunu fark ettim: Evet onların da kaygıları, hüzünleri, dertleri olmuş ve soruları önce kendilerine sormuşlar. Yanıtları okuyarak, araştırarak, değişime açık durarak bulmuşlar. Kendileri yaşadıkları için belki de nereye dokunacaklarını çok iyi bilmişler.

O hikâyeleri dinlerken kendi hikâyemin içinden geçtim, sordum, yanıt buldum. Hikâyeler bu yüzden önemli. Okurken, “Yanlış yolda değilim, bak zamanında onlar da böyle hissetmiş, robot değiliz, insanız; önemli olan bu sorunu aşabilmek, inanmak, istemek ve yılmamak” diyorsunuz. Röportaj sırasında aklımdan geçen anıları yazdım. Çocukken yedi katlı bir evin yedinci katında oturduğumuz aklıma geldi. Annemin kömürlükten aldığı kömürleri yedi kat taşıması, kardeşimle bana ekmek arası patates kızartması yaptığı öğle saatleri, babamla geçirdiğimiz pazar kahvaltıları… Bu ve buna benzer birçok anıyla karşılaştım. Korkularımın kaynaklarını buldum. Hem ağırdı hem de yüzleşince hafifledim. Okuyucular da hikâyelerin içinde kendi anne babalarını ya da çocukluk yıllarını bulacaklar. Belki de orada gördükleri küçük bir cümle, aslında nasıl bir baba olduklarını anlatan bir ışık gibi olacak. Hocalarımızın anlattığı kılavuz bilgilerin, cümlelerin içinde minik spot lambaları var. Okuduğunuz an, hayatınızda ya da iç dünyanızda yer alan karanlık bir sokağı aydınlatıyorlar sanki.

BABALARDAN.BABALARA 12

Baba ve oğul hikâyeleri bize ne öğretiyor? Uzmanlarla söyleşileriniz bittiğinde babalar ve babalık hakkında edindiğiniz bilgileri özetleyin desem neler söylersiniz?
Baba, sevgisinin, desteğinin, onayının, otoritesinin, varlığının öneminin altını çiziyor. Hem de büyük punto harflerle. Mutlu ve kendine özgüvenli çocuklar yetiştirmek için, önce kendi geçmişimize, babamızla ilişkimize bakmalıyız. Oradaki yarayı bulup sarmalı, kendimize dokunmalıyız. Kendimize dokunduğumuzda, çocuğumuza dokunmak daha kolay oluyor. İnsan bilmediği bir duyguyu, bir başkasına nasıl verebilir ki? Sevginin, temasın ve bunları paylaşmanın nasıl bir his olduğunu çocuklarımıza öğretebiliriz. Bizzat onlara candan dokunarak, anlayarak ve eleştirmeyerek. Mesela bütün hocalarımız aynı şeyi söyledi. Bir ergenin en büyük problemi anlaşılmamak. Anlamak için çabalamalıyız. Bunun için geçmiş kırgınlıklarımızı soyunmalı, gelecek nesil için yeni bilgileri giyinmeliyiz. Yapabiliriz. Unutmamız ve hep hatırlamamız gereken bir konu var, o da babanın her yönden motivasyona ihtiyacı olduğu. Kitapta Kemal Sayar’ın babalar ve oğulları için anlattığı bölüm bu soruya çok güzel yanıt veriyor. Çocuklarını yarış atı gibi koşturan, ben yaşayamadım o yaşasın diyerek, kendi hayallerini çocuğunun hayali olmadığı halde, ona yaptırmaya çalışan ebeveynlerden bahsediyoruz. Proje çocuklar yetişiyor ve gelecekte çok başka anne baba modelleri olabilir. Mutsuz, “keşke”yle başlayan cümleler kuran birçok genç, aile, anne baba olabilir. Kemal Bey, “Ruhunu ve yönünü yitirmiş bir genç kuşakta ümitsizliğin yaygınlaştığını anlatıyor ve baba yara aldıkça çocukları kandırmak kolaylaşıyor” diyor. Bence bu söz birçok şeyi anlatıyor.

Kitabı en çok kim okuyacak sizce? Anneler mi, babalar mı?
Özcan Hoca’yla iddiaya girdik bu konuda. O, Babalardan Babalara kitabını annelerin okuyacağını söyledi, ben de babalar da okuyacak, görün dedim. Özcan Hocam bu konunun uzmanı ama niye yalan söyleyeyim, yanılmasını çok istiyorum. Gönlüm annelerin de babaların da okumasından yana. Babalardan “ben okudum” mesajı almak istiyorum. Kendilerini buldukları, beğendikleri satırları çizsinler ve bana göndersinler. O zaman çok mutlu olacağım.

Babalardan Babalara / Yazar: Sevilay Acar / Postiga Yayınları / 1. Baskı – Şubat 2013 / 373 Sayfa / Editör: Ece Özbaş Korkmaz / Kapak Tasarım: Aşkın Güngör 

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.