“İstenildiği kadar halklara zulmedilsin, kırım, döküm, soy kırma yapılsın! Adalet bir gün tecelli ediyor ve zalimin suratına zulmünü çarpıyor.”

 

“Yervant Bostancı, udun büyük ustalarından biri. O, Diyarbakırlı bir Ermeni. Xançepek’te, Gâvur Mahallesi’nde doğmuş. Babası Kekê Yaqo’nun hüzünlü sesini dinleyerek, düğünlerde darbuka çalarak tanıştığı müziğin derinlerine dalmış. Bağlaması, cümbüşü, Celal Güzelses’i, Kürtçesi, Ermenicesi, Türkçesi ile Diyarbakır’ın müzik kültürünü hatmetmiş. 1976’da İstanbul’a, 1992’de ABD’ye göç eden Udi Yervant, bu kitabın çıktığı günlerde Diyarbakır’a geri dönüyor…” Böyle yazıyor kitabın arka kapağında. Şeyhmus Diken, Diyarbakır’ın kendine mahsus müzik kültürünün, Ermeni mahallesinin, hayatın bütün cepheleriyle 1950’lerden 1970’lere “eski” Diyarbakır’ın, Kürt-Ermeni gündelik ilişkilerinin, puşiciliğin, esnaf muhabbetinin hikâyesini, Udi Yervant’ın hüzünlü ve neşeli hayat hikâyesini eksen alarak anlatıyor. Udi Yervant yıllar sonra tekrar Diyarbakır’a döndüğünde, onu havaalanında “Ula fille hoş geldin!” diye karşılayan Şeyhmus Diken, hemşehri kaleminden dökülen sözcüklerle öpüyor Udi Yervant’ın yaralarını… Gittiler İşte kitabıyla gidenlerin acısını anlatan Şeyhmus Diken, Ula Fille Hoş Geldin’le Geldiler İşte kitabının önsözünü yazarak gidenlere “geri dönün” çağrısı da yapıyor…

“Ula Diyarbakır (Dikranagert) el sallıyor uzakta

Koşup da yanına varasım gelir

Hasret kokan o sevdalı kucaktan

Başımı yaslayıp yatasım gelir…”

Şeyhmus Diken.3.LÜ.SOLDAN.ÜÇÜNCÜ.RESİM.2.SEÇENEK.VE.İÇERİDE.1 Şeyhmus Diken2

Ula Fille Hoş Geldin kitabınızın girizgâhından öğreniyoruz ki, Udi Yervant’la bir bebek zıbını muhabbetiyle daha doğmadan kesişmiş yolunuz. Bize o tanışıklığı anlatır mısınız?
Trajik ve trajik olduğu kadar da coğrafyanın bütün serencamına ışık tutacak derinlikte iki ayrı etnisite ve iki ayrı dine ait olduğu halde kendilerini tümüyle insani, vicdani ve hemşeri aidiyetine bağlı hisseden kadim şehirli, mahalleli ve komşu iki kadının, yani iki annenin birbirlerine dair içtenliği ve hissiyatı üzerine yaşanmış dayanışmanın hikâyesi aslında bizim hikâyatımız. Biri Kürt Müslüman, diğeri Ermeni Hıristiyan iki kadın ve 1950’li yılların kadim Diyarbekir’i. Şehrin en eski mahallelerinden biri olan sur içindeki Ali Paşa Mahallesi. Asıl adı Surp Sarkis Ermeni Kilisesi olan, Cumhuriyet’in ilanından sonra Ermeni tebaanın şehrin sicilinden düşürülmesiyle birlikte pirinç işiyle uğraşanların mekânı kullanması nedeniyle adı Çeltik Kilisesi’ne dönüşmüş koca bir mekân. O mekânın karşısındaki mütevazı ve kiralık bir evde hayatlarını sürdüren babam ve anamın benden önce doğan beş çocuklarının beşinin de daha yaşlarını doldurmadan ölmeleri üzerine ana rahmine düşen ve adaklarla dünyaya getirilen benim yani Şeyhmus’un hikâyesi var bir tarafta. Diğer tarafta ise anasından ve tabii ki kimliğinden dolayı benim doğumum öncesinde, doğumumla birlikte ve doğumumdan sonra hayatı benimle kesişen ama o tarihlerde hiç tanışmadığım, uzun yıllar sonra benim yazar, Yervant’ın ise musikişinas olarak entelektüel ve sanatçı kimliklerin yol göstericiliğinde kadim bir şehrin buluşturuculuğunda kesişen bir hayat var Şeyhmus’a ve Yervant’a dair. Yervant’ın anası Hatun, anamla dosttur, arkadaştır. Anamın beş çocuğunun daha bir yaşlarını doldurmadan peş peşe ölümlerine yüreği yanmaktadır. Ve ben ana rahmine düşünce, göstergeler de anamın erkek çocuk doğuracağını fark ettirince Ermeni komşu Hatun Hanım’a anam tarafından verilmiş sözdür; doğacak çocuğa bir ritüelle sahiplenilecektir. İşte tam bu noktadan müdahaleyle doğumumdan bir gün sonra Hatun Ana, Ali Paşa Mahallesi’ndeki evimize gelir. Önce beni kundağımdan sıyırır ve iç gömleğinin içinden bedeninden üç kez geçirerek adeta kötü ruhlara, kem bakışlara karşı kutsar. Sonra da yanında getirdiği ve özel olarak kız kardeşine diktirdiği zıbını kendi elleriyle giydirerek “Artık Şeyhmus benim de evladımdır” der.

Udi Yervant’ın hikâyesini yazmaya ne zaman karar verdiniz?
2000 yılında İstanbul’daki Ermeni gençleri bir müzik CD’si hazırlamışlardı. Knar-Lir adını verdikleri müzik CD’sinin çıktığını hemşehrim Mıgırdiç Margosyan’ın önerisi üzerine rahmetli Hrant Dink tarafından protokolle abone yapıldığım Agos gazetesinde okumuştum. CD’yi Diyarbakır’daki müzik marketlere sormuş, bulamamıştım. Sonra da o yıllarda Aras Yayıncılık’ta editör olarak çalışan Rober Koptaş (şimdi Agos’un genel yayın yönetmeni) CD’yi bana armağan olarak yollamıştı. O CD’yi birkaç kez dinledikten sonra bir parça dikkatimi çekmişti. Parçanın adı “Eskişer Hampartsume”, Türkçesi “Bugün Bayram Günüdür” isimli bir Diyarbakır şarkısıydı. Yorumlayan ve çalan tam Diyarbakır usulüyle yorumlamıştı. CD’nin künyesine baktığımda Yervant Bostancı ismini görmüştüm. Araştırdığımda Diyarbakırlı bir müzisyen olduğunu, yıllar önce Diyarbakır’dan ayrıldığını ve Amerika’da yaşadığını, kendisine ulaşmanın da zor olduğunu öğrenmiştim. Ulaşabilmek için de elimde ne bir adres vardı ne de Yervant’ı tanıyan biri. O tespitin üzerinden yaklaşık dört yıl geçtikten sonra Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin her yıl düzenli olarak yılda bir kez düzenlenen Kültür Sanat Festivali’ne konuk olarak Yervant Bostancı’yı davet etme düşüncesi değerlendirilmiş ve kendisinin adresi bulunarak öneri götürülmesi kararlaştırılmıştı. İstanbul’da yaşayan bir dost, Sezar Avedikyan üzerinden Yervant’a ulaşılmış, epeyce de zorlanılarak kabul ettirilmişti. Sonra 2004’ün mayıs sonunda, Yervant’ın Diyarbakır’a geleceği gün, festival komitesindeki arkadaşlar “Abi sen bu fillelerin dilinden anlarsın” diyerek benim kendisini karşılamamı istemişlerdi. Ben de elimde bir demet çiçekle havaalanına gitmiştim. Yervant, aprondan kapıya çıktığında çiçeği uzatıp spontan bir şekilde “Ula fille hoş geldin” sözleri dudaklarımdan dökülmüştü. O gün akşama kadar eski mahallesini, evini, sokağını gezip dolaşmıştık. Daha önce de Sırrını Surlarına Fısıldayan Şehir, Diyarbakır ve diğer şehir kitaplarımı, sözlü yerel tarih çalışmalarımı yaptığımdan Yervant’ın üzerinden bir Ermeni hikâyesi de yapabilirim düşüncesi aklımdan geçivermişti. Sonra da yine kendime, henüz erken hele bu gidiş gelişler bir şekillensin bakalım nereye varacak demiştim. Ama ilk kitap yapma kıvılcımı o tarihte 2004 Mayıs’ında, yani sekiz yıl önce oluştu diyebilirim.

Şeyhmus Diken3

Peki, sonra hikâyenin kitaba dönüşme fikri nasıl gelişti?
Dedim ya! Yervant’ın 28 yıllık aradan sonra kenti Diyarbekir’e gelişi çok duygusal buluşmalara ve kentiyle adeta “küslüğünün” bitirilmesine vesile olmuştu. 2006 ve 2007’de yine iki festivale konuk edildi. Sonra da özel konserler ve davetler nedeniyle birkaç kez daha gidiş gelişleri oldu. 2007’de yazar kimliğimle Amerika Birleşik Devletleri’nin Uluslararası Ziyaretçi Programı kapsamında Amerika’ya davet edilmiştim. Program çerçevesinde gezdirildiğim şehirlerden biri olan San Francisco’da Yervant’la buluştuk. Kendisi Los Angeles’ta yaşıyordu ve karayoluyla 7-8 saat uzaklıktaydı; erinmemiş, beni görmeye gelmişti. Görüştüğümüz günün gecesi sabahın üçüne kadar otel odasında şarap içip dertleştik, muhabbet ettik. İşte o gece kesin olarak bu hayatın kitabı yapılmalı dedim. Tabii bütün bu görüşmelerde Yervant’ın anlattıklarını, konuştuklarını hafızama not ediyordum. 2011 yılında Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nin restorasyonu esnasında çatı örtüsünün kapatılması nedeniyle düzenlenen ara resepsiyona Yervant Amerika’dan geldiğinde artık kitabı yapmanın zamanı geldiğine kanaat getirdim. Zaten Aras Yayıncılık’tan Gittiler İşte kitabım da yeni çıkmış ve hayli ilgi görmüştü. Hem bu arada altı yıllık zaman dilimi içinde Yervant yaptığı kimi CD’lere de benim kitaplarımın ismini koymaya başlamıştı. Ve hatta şehir şiirlerinden oluşan ve Taşlar Şahit adını koyduğum şiir kitabım için 13 şiirimi de besteleyerek kitabın ekinde aynı ismi taşıyan müzik CD’siyle birlikte bir prestij yayını olarak çok harika bir baskıyla Lîs Yayınevi’nin yayını olarak okurlara sunmuştuk.

Yervant’a hikâyesini yazacağınızı söylediğinizde ne tepki verdi?
Eh tabii Yervant’a kitabını yapma fikrimi açıkladığımda çok heyecanlanmıştı. Akabinde bozulan mini kayıt cihazımın yerine yeni bir kayıt cihazı almaya da birlikte gitmiştik. Hatta ısrarla kayıt cihazının bedelini ödemek istemiş, bırakmamıştım. Sonra 25-30 saat dolayında tümüyle doğaçlama, zaman ve mekân boyutundan azade sorulu cevaplı muhabbetler yapıp kaydettim Yervant’la. Hüzünlü, neşeli söyleşiler oldu. Ve sonra Yervant tekrar Amerika’ya gitti. Birkaç ay içinde çalışmayı bitirdim. En az elli kez kendisiyle yazışarak, yeniden okumalar ve o okumalar esnasında hatırlamalar sonucu eklemeler yaparak, aile albümünden ve benim fotoğraf arşivimden ciddi fotoğraf desteği ve ekinde Yervant’ın Amerika’da hazırladığı bir müzik CD’siyle birlikte kitap görücüye çıkma aşamasına geldi. Ula Fille Hoş Geldin adıyla kitap Kasım 2012 başında da okuruyla buluştu. Kitabın yayımının üçüncü gününde kitap ikinci basımını gerçekleştirdi.

Udi Yervant’ın hikâyesi bir anlamda Diyarbakır’ın geçmişiyle yüzleşme kapısını da aralayacak diyebilir miyiz?
Tabii ki. Araladı bile diyebilirim. Çünkü kitabın birkaç aylık hazırlık dönemi söz konusu olsa da aslında evveliyatı var. Çünkü kitabın yapılmaya karar verilmesi ile kitabın çıkışı arasında sekiz yıllık zaman dilimi var. Ama tabii Ermenilerin “Medz Yeğern” (Büyük Felaket) adını koydukları 1915 soykırımından bu yana da neredeyse yüz yıllık trajedi tarihi var. Ve sonuçta etiyle, kemiğiyle, toprakları, sanatlarıyla, işleriyle ve hikâyeleriyle, çoluk çocuklarıyla, biz Kürtlerin ve tabii Türklerin şimdi yaşadıkları Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasında bir zamanlar Ermeniler yaşamıştı. İzleri, anıları istenildiği kadar tekçi ve ırkçılar tarafından silinmeye çalışılsın hâlâ belleklerdeydi. Hemen her ailenin yaşlılarının gençlerine anlattığı bir “Qefle” (Ermeni sürgünlüğü), “Fermana Fillan” (Ermenilerin Fermanı) anlatısı vardı. Pıtrak gibi Kürt ve Müslüman ailelerin içinden bir Ermeni nene, az da olsa dede ortaya çıkabiliyordu. İşte yüzleşme bunun örneğiydi diyebilirim. Çarpıcı bir örnektir, paylaşayım: 2011 Mayıs’ında Gittiler İşte kitabım TÜYAP Diyarbakır Kitap Fuarı’nda okurla buluştu. O fuarda “Gidenlerin Ardından” başlığıyla bir de söyleşi yaptık. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir moderatördü. Ben ve Mıgırdiç Margosyan da söyleşinin konuşmacılarıydık. Diyebilirim ki kitap fuarının en kalabalık söyleşisi oldu. Dört yüzün üzerinde izleyici-dinleyici vardı salonda. Soru-cevap kısmında bir soru sordum salona, dedim ki: “Ben bu salonda görebildiğim kadarıyla altı Ermeni olduğunu biliyorum, başka var mı?” Bir kişi el kaldırdı, o da Kürt’tü ve arkadaşımdı, espri olsun, gönül hoşluğu olsun diye el kaldırmıştı. Sorumu devam ettirerek bu kez, “Peki ailesinde dedesinin veya nenesinin Ermeni olduğunu bilen kaç kişi var?” diye sorduğumda koca salonun yarısı el kaldırmıştı. “İşte” demiştim, “bizim asıl yüzleşmemiz gereken gerçek galiba budur.” İstenildiği kadar halklara zulmedilsin, kırım, döküm, soy kırma yapılsın! Adalet bir gün tecelli ediyor ve zalimin suratına zulmünü çarpıyor…

Şeyhmus Diken4 Şeyhmus Diken5

Kitabın bir yerinde, Keke Yaqo, oğluna “Ben Yakub’um, sen de tıpkı çölde kaybolan Yusuf. Bir gün büyük bir sanatçı olacaksın, unutma” diyor. Bu sözler Udi Yervant’ın müzikal yolculuğunun başlangıç noktası diyebilir miyiz?
Elbette diyebiliriz de! Ama baba Yakub’un bu sözü aslında boşa, öylesine edilmiş bir söz değil. Puşici Yaqo o yılların (1950’li yıllar) Diyarbekir’inde puşi dokuma işiyle uğraşan bir zanaatkâr. Sesi de güzel mi güzel. Bir dengbêj yani. Yervant’ın anası Hatun Ana’yla Diyarbakır’da sohbetimizde “Yervant’ın uduna diyecek yok. Ama sesi rahmetli babası gibi olamaz. Hele bir de babasını dinleyeydin” demişti. Yani baba Yakub sağlam bir gırtlağa ve ona uygun bir kulağa, sese, nefese sahip. Bu sebeple oğlu Yervant’taki yeteneği daha küçücük yaşındayken fark ediyor. Ve oğlunun musikiye olan ilgisine hep hoşgörüyle yaklaşıyor. Mesela Yervant daha dört yaşında mahalle düğününde şehrin renkli simalarından ritim ustası Beşo’ya özenip “Kel Beşo olacağım” deyip darbuka çaldığında baba Yaqo belki de keyiflenip rakısından bir yudum alıyor. Tabii darbuka, cümbüş, düğünlerde, konserlerde muhabbet, hatta para kazanma Yervant’ın müzik tutkusundan asla vazgeçmemesini de beraberinde getirince baba Yakub kitapta özel yer tutan sorudaki kelamı adeta bir gelecek okuyucusu gibi söyleyiveriyor.

Yervant Bostancı’nın müziğine ve üretimlerine dair ne söylemek istersiniz? Nasıl tanımlarsınız?
Çok yetenekli bir udi olduğunu benim bir kez daha dillendirmem aslında hakkaniyet teslimiyetinden öte bir anlam taşımaz. Çünkü onu tanıyanların yüksek sesle dillendirdiği gibi Yervant çok iyi bir udi. Udunu, kelimenin gerçek anlamıyla konuşturan bir sanatçı. Sesi uduyla buluşan ahengini yakalamış bir ses. Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde uzun yıllar eğitim almış olması ciddi bir kazanım, sesi ve müziği açısından tabii. Ayrıca uzun yıllardır ayrı düştüğü şehri Diyarbakır’ın musiki kültürünü, ahengini çok iyi biliyor. Çünkü o ruhun içinden gelmiş olması sonraki yaşantısına yön vermiş. Şehirden ayrılmadan önce konuştuğu Kürtçe’yi de Diyarbekir’in kendine has Türkçe şivesini de unutmamış. Sanki dün ayrılmış gibi aynı ritimle konuşarak, çalıp söylüyor. Ermenice ve İngilizce’ye de hâkimiyeti var. E, sahne kültüründen kaynaklı daha başka dillerde müzik yapma becerisine bir de İstanbul ve Amerika’da taverna müziğiyle canlı seyirci performansına sahne hâkimiyetini de işin içine katınca ortaya çok cevval, kelimenin tam amiyane tabiriyle bir “şeytan” ortaya çıkıyor. Sahneye çıkar çıkmaz salonu avucuna alıp adeta bir şovmen gibi müzik yapan bir adam çıkıyor karşımıza. İtiraf edeyim ki, sadece dostluğundan, hemşehriliğinden, arkadaşlığından değil, müzik yeteneğinden dolayı da Yervant benim için pek kıymetli bir sanatçı. Aslında kitabını yapmamdaki istek bir miktar da bu çok renkli kişiliğinden kaynaklandı diyebilirim.

Diyarbakır Ermenileri ve Kürtlerini birbirine bağlayan ortak noktalar neler?
Diyarbakır Ermenilerinin çok travmatik ve trajik hikâyesi vardır. Bunu Ermeniler dahil çoğu kişi bilmez. 1915 soykırımından sonra bizzat şehrin valisinin devrin İçişleri Bakanlığı’na çektiği telgrafta da varlık bulduğu gibi şehirde sürgün kafilesiyle gelenler de dahil olmak üzere hiçbir şehirli Ermeni kalmamış, hepsi yok edilmiş. 1920’den sonra Diyarbekir ve çevre yerleşkelerin ilçe ve köylerinden tekil olarak kurtulanlar acaba başka kurtulan yakınlarımız var mı diye soluğu Diyarbekir’de alıyorlar. Xançepek’teki, namı diğer Gâvur Mahallesi’ndeki Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nin artık sahipsiz ve metruk evlerine yerleşiyorlar. Yaşlı genç demeden evlilikler yapıyorlar ve yeniden hayat kuruyorlar. Yani eskiden şehirli ve şehirde adı, sanı olan iş, ev, mekân sahibi tanınır bilinir büyük bir Ermeni topluluğu, yerini sessiz sedasız fakruzaruret içinde yoksul ama emekçi bir Ermeni azınlığa bırakıyor. Bu durum ister istemez onlardan daha çoğunluk olan ve artık baskın ve egemen bir kültürü şehrin gündemine getiriyor. Bir yandan 1925 Şêx Said İsyanı’ndan sonra devletin egemen kıldığı Türklük ve Türkçe’nin hegemonik tekçi dayatması, öte yandan sokak yârenliğinde ve mahalle, hemşehri kültüründeki Kürtlük dil ve kültürü; işte bu baskın aidiyetler ister istemez Diyarbakır Ermenilerinin Kürtlerle birlikte yeni bir hayat kurmalarını, belki de Ermenicelerinden daha iyi Kürtçe ve Diyarbakır şivesini konuşmalarını ve yaşamalarını beraberinde getiriyor. Üstat Mıgırdiç Margosyan da kitaplarında bunu ironik bir dille anlatırken, “İstanbul’a anadilimi öğrenmek üzere okumaya gittiğimde İstanbullu Ermeni çocuklar benimle birlikte Diyarbakır ve diğer şehirlerden gelen çocukların başına toplanmış ‘Koşun Kürtler gelmiş’ deyip bizlerle alay etmişlerdi” der. İşte Diyarbakır Ermenilerinin Kürtlerle bu denli ortak hayatlar kurup beraber yaşamaları ister istemez ortak kültürel bir altyapı da oluşturuyor elbette. Mesela Kürt coğrafyasının iki büyük sesi vardır. İkisi de ömürlerinin sonuna kadar baba vasiyetlerine sadık kalarak Kürtçe klam-stran (şarkı) söylemişlerdir. Biri Aramê Dîkran’dır, diğeri de Karabetê Xaço’dur. İkisi de Ermeni’dir. İkisinin de büyüklerini, ata dedelerini Kürtler ölümden kurtarmışlardır ve babaları da çocuklarına “Bu borcu ödemek için ölünceye kadar Kürtçe söyleyeceksiniz” diye vasiyet etmişlerdir. Ben bu ilişkiyi Gittiler İşte kitabımda o iki büyük şahsiyeti de anarak ayrıntılı olarak yazdım.

Şeyhmus Diken6

Bu iki halkı bir dönem birbirine düşüren, katliamlara sebep olan süreçlerden bugüne neler değişti?
Neler değişmedi ki! 1900’lü yılların başında koyu bir taassup vardı. Adeta halkları birbirlerine boğazlatmaya soyunan ceberut cellatlar hüküm sürüyordu. Birbirleriyle gayet uyumlu yaşayan halklar, fermanı uzaklarda, merkezde kesilen bir emrufermanla ölüme mahkûm ediliyordu. Uluslaşma sürecini henüz tamamlayamamış Kürtler kendileriyle birlikte aynı coğrafyanın kaderdaşları Ermenileri ayrı dinlere mensubiyet nedeniyle büyük bir kopuş dayatmasıyla ayrılığa zorlatılıyorlardı. Buna yöresel militer zorbalar, milisler, gözünü para, servet, çıkar bürümüş feodal mütegallibeler de katılınca o kopuş büyük bir Ermeni katliamına dönüşüyordu. Oysa bugün 21. yüzyılın aydınlanma çağında, çok dinli, çok dilli, çok kültürlü yapı içinde insanlar geçmişte yapılan kırımları, büyük haksızlıkları, zulümleri sorguluyor ve yüzleşme ihtiyacı duyuyorlar. Artık yapılan büyük haksızlıklardan özür dilemek ve özürle yetinmeyip telafi etmenin yüksek sesle sorgulanmasını dillendiriyor çağın insanları. Mesela Diyarbakır’daki Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nin harabe haliyle umudunun tükendiği bir anda yeniden restorasyonu ve ayağa kalkıp ibadete açılması, hem de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin ortaklığı ve Ermeni Patrikhanesi’nin marifetiyle yapılması büyük bir yeni yüzleşmenin, kadirbilirliğin muhteşem örneğidir. Yine Diyarbakır’daki yerel yönetimlerin Kürtçe’nin yanında Ermenice dahil diğer dillerde kitaplar, broşürler basmaları boşuna değil. Ben bu birbirini tanıma ve anlama güzelliğinin canlı örneklerini Yêrêvan (Erivan) ziyaretimde çok çarpıcı şekilde gördüm ve tanık oldum. Her gittiğim yerde Ortadoğu ve Ermeni dünyasının en büyük yedi horanlı kilisesi olarak kabul gören Diyarbakır’ın Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nin ibadete açılması memnuniyeti bizzat Hayasdan’daki (Ermenistan) şahsiyetler tarafından dile getiriliyordu.

Gittiler İşte’yle gidenleri anlattınız. Udi Yervant’ın hikâyesini Geldiler İşte kitabının önsözü gibi mi okumalıyız?
Elbette. Bunun ipuçlarını zaten Ula Fille Hoş Geldin kitabımda verdim. Fille’yi Geldiler İşte’ye bir girizgâh olsun diye yazdım dedim. Çünkü bir özlü söz der ki: “En uzun seyahat bir ilk adımla başlar.” İşte bir Ermeni geldi geliyor. Udi Yervant bu cesur kararı verdi. Üstelik sıradan biri değil. Amerika’nın Kaliforniya gibi Ermeni toplumu açısından büyük diyasporasında kendine göre yeri olan bir Diyarbekir Ermenisi geri dönmeye karar veriyor. Bu kanımca bir ilk şahsi adım olarak çok anlamlı. Tekçi, dayatmacı, ırkçı baskılara hep karşı durmuş bir entelektüel olarak, tam da bu noktadan müdahale edilmesine inanan biri olarak bu tavrı çok önemsiyorum. “Geldiler İşte” yazılmaya başlandı. Umuyorum ki tez zamanda okuru ve meraklısıyla buluşacak.

Bugünlerde kilisenin şaşaalı törenlerle açılması ve basında yer alması, gidenlere bir çağrı olabilir mi?
Aslında Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nin 150 kiloluk pirinç çanı ve soğan başlı en eski haliyle yeniden yaptırılan aynı soğan başlı kulesinin yakın günlerde açılışının gerçekleşmesini simgesel bir çağrı olarak okumak gerek. Elbette tek başına bir kilise restorasyonu çok da anlam ifade etmez. Mesela Van’da da Axtamar Kilisesi, Kültür Bakanlığı tarafından restore edilip açıldı. Ama ne oldu. Haçının takılması, ibadet yapılması bile sorun oldu. Ama Diyarbakır’daki Surp Giragos Ermeni Kilisesi öyle değil. İlk defa Ermeni Patrikhanesi marifetiyle ve yerel olarak da Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin ortaklığıyla bir kilise restorasyonu gerçekleşti ve tamamlanarak açıldı. Bunun anlam ve önemini kavramak gerek. Bu gerçekten sivil ve aşağıdan gelen bir iştir. “İş”i anlamlı kılan da asıl olarak budur. İşte, kilisenin avlusunda eski dostları ve hemşehrileriyle buluşan Diyarbakır Ermenilerinin gözyaşlarını tutamamaları, yapılanın bu neviden önemini gösterir. “Evlerimiz evlerinizdir, otelde kalmayın, kapımız açık” diyorlardı Diyarbakır’da kalan eski ve yeni hemşehriler. Fazla söze gerek var mı?

Udi Yervant için yazdığınız ve Diyarbakır festivalinde okuduğunuz akrostişi kendisi nasıl karşıladı?
Nasıl karşılaması beklenebilirdi ki! Benim Sırrını Surlarına Fısıldayan Şehir, Diyarbakır kitabımda kendisini görmeden sırf bir müzik CD’sinde okuduğu bir Diyarbekir parçası üzerine 2000 yılında yazdığım bir paragrafı sabaha kadar döne döne okuyup gözyaşı döken Yervant, o akrostiş için artık ne yapmaz onu siz düşünün. Vurgun yiyip dili damağı kurumuş, söyleyecek söz bulamaz haldeydi. Aslında bu sorunun cevabını belki de bir gün kendisi vermeli.

Şeyhmus Diken7

Udi Yervant’ın müziğini nasıl tanımlıyorsunuz? Utla Ermenice okuyan başka kimse var mı?
Kendi ifadesine göre Udi Hrant’tan sonra Utla Ermenice okuyan ikinci sanatçı olarak gururla kendisini gösteriyor. Bu elbette anlamlı ve kıymetli benim için. Udi Yervant Bostancı aslında ciddi bir kolaj. Diyarbekir musikisinin kendisine has yerel otantizmi ve Diyarbekir musiki ekolünden kendine yol açarak İstanbul’da taverna-müzikhol ve Üsküdar Musiki Cemiyeti gibi çok farklı mekânların harmanlanmasıyla ucu Amerikalarda ve dünyaca ünlü sanatçılar, Ara Dinkçiyan, Arto Tunçboyaciyan’larla buluşan bir kolaj. Hem bestekâr, hem yorumcu, hem de söyleyici.

Yervant ne zaman ve neden Diyarbakır’dan ayrılmak zorunda kaldı?
1978’de bir Kürt şeyhinin kızına âşık olup ailesinin böyle bir ilişkinin sonunun iyi olamayacağına, belki de sonunun oğullarının ölümüyle sonuçlanabileceğine kanaat getirmesi üzerine çok sevdikleri şehirlerini terk etme kararıyla birlikte, Yervant’ın şehrini ve aşkını kalbine gömerek şehrinden ayrılışının tarihi ve hikâyesi aslında. Yine bu trajik hikâyenin ayrıntısını kitaba bırakmak gerek metnin büyüsü bozulmasın diye.

Yervant, babasına çok bağlı bir evlat. Babasının kaybı onu nasıl etkiliyor?
Başlı başına dramatik ve trajik bir hikâye olduğunu vurgulamalıyım. Çünkü o bölümü konuştuğumuzda gözyaşlarını tutamadığının tanığıyım. Baba Yaqo, emekli olmuştur. O gün ilk maaşını almış ve kendi ev sahipliğiyle arkadaşlarıyla birlikte bir ocak başında felekten bir dem çalma hayalindedir. Kaldırımda yürürken bir araç yoldan çıkıp baba Yakub’a çarpar, onu öldürür. Hastane morgunda işlemleri yapan morg görevlisi ile Yervant’ın ilginç bir diyaloğu vardır. Yervant babasının yüzde yüz suçsuz olmasına karşın babasını katleden araç sahibinin suçsuz gösterildiği trafik tutanağı karşısında şaşkındır. Morg görevlisi ise “Hem Diyarbakırlı hem de Ermeni değil misiniz? Daha ne bekliyordun!” der. Baba Yakub defnedilir. Ve o gün Yedikule kırlarında Yakub’un mezarı başında babasına ithafen beş kıtalık bir şiir yazar. Tümü el yazısıyla kitapta var. Sonra da acısını kalbine gömerek İstanbul’dan Amerika’ya ver elini yaban eller der.

Şeyhmus Diken12

Sonra Yervant Bostancı’yı doğduğu topraklara dönmeye nasıl ikna ettiniz?
Ben ikna etmedim, aslında küstüğü şehri aşkıyla, sevdasıyla, yârenliğiyle onu yeniden şehriyle buluşmaya ikna etti diyebilirim. Çünkü büyük bir kopuşla ayrılmış şehrinden. Sonuç da benim açımdan, belki de bir dolu beniâdemin umurunda dahi olmayacak hatta dikkatlerini dahi çekmeyecek Ermeni gençlerinin yaptığı bir CD’deki bir şarkının izini sürerek ulaştığım bir sanatçıydı. Israr etmeseydim, onu bulmayı kendime dert etmeseydim belki Yervant şimdi yine bir taverna sanatçısı olarak rakı şişesinin dibine vurup alışageldiği hayatını sürdüreduracaktı. Ama benim şu an bu sözleri söylemem boşuna değil, Yervant’ın önünde, 2004’teki buluşmamızdan sonra yeni bir yaşam yolu açıldı diyebilirim. Memleketine geldi ve artık Diyarbekir’de onun bırakıp gittiğinden farklı yeni bir dünya kurulduğunun farkına vardı. Bu dünyada elbette Yervant gibi Ermeni hemşehrilere de yer vardı. Bunu gördü. Ona ne denli ilgi duyulduğunu kendi gözüyle gördü. Üstelik sadece kendisi de değil Hatun Ana’sı da gelip o ilgiye tanık olarak Diyarbakır’dan ayrıldıktan sonra aile fertlerine olanı biteni anlattı.

Diyarbakır’a geldiğinde neler yaşadı, neler hissetti? Diyarbakır halkı Yervant’ı bağrına basıyor belki bir iç burukluğuyla. En çarpıcı anlardan biri de Yervant’ın Hasanpaşa Hanı’nda kahvaltı ederken, mekân sahibi Mustafa’nın babasından ve kendisinden söz edip tanıyor musun diye sorması ve Yervant’ın gözyaşları… İnsan bu noktada ne diyeceğini bilemiyor…
Tabii ki! Kahvaltıcı Mustafa bildiğimiz, tanıdığımız bir esnaf kişi. Babadan kahvaltıcılık mesleğini yürüten bir hemşehri. Gayet masum ve içten bir hemşehri edasıyla soruyor Yervant’a: “Bizden peynir alan, turşu yaptıran bir Yakub Amca vardı. Oğlum sanatçıdır çok güzel ut çalıp söyler derdi. Onun öldüğünü duyduğumda çok üzülmüştüm. Çok dürüst bir adamdı o Yakub Usta” der. Bunun üzerine Yervant gözleri dolmuş bir vaziyette yerinden kalkıp Mustafa’ya sarılır ve o Yervant benim, Yakub da babamdı der. Aslında şehir biraz da böyle bir duruma delalet ediyor sanırım. Hiç ummadığınız ya da beklemediğiniz bir anda ya da mekânda, hayatınıza ve yaşadıklarınıza dair bir yaşanmışlık size değen bir ruh haliyle size geri dönüyor. İşte tam o esnada insan tekinin nutkunun tutulduğu andır. Sözün gırtlağa tıkandığı, tükendiği andır. Ne söylesem boş, dediğiniz andır. Mesela ben Ula Fille Hoş Geldin’in girizgâhında bana değen tesadüfi sürprizi de yazdım. Tümüyle anlık bir dikkati eşim yakaladı. Ve bana bebekken zıbın giydiren Hatun’un aslında Yervant’ın annesi olduğunu kitap tamamlanırken fark etmemi sağladı. Bu da adaletin garip tecellisi oldu diyebilirim benim için. Ve tek başına ne kadar kıymetli ve tabii filmografik bir hikâye yazdığımızın hatta yaşadığımızın tanığı olduk.

Diyarbakır surları Yervant’ın kulağına neler fısıldadı?
Diyarbakır surlarının Yervant’a neler fısıldadığını bence Ula Fille Hoş Geldin’le birlikte hazırlanan müzik CD’sinin tınısına bırakmak en doğrusu. Çünkü o CD’deki ahenk o sırlara vâkıf olmaya soyunan bir hemşehrinin, “fille”nin hançeresinden dökülen sestir.

Diyarbakır’ın Gâvur Mahallesi’ni, Hançepek’i biraz anlatır mısınız? Dünden bugüne o mahallede neler yaşandı? Hançepek-Gâvur Mahallesi geçmişin kötü izlerini silebildi mi?
Xançepek namı diğer Gâvur Mahallesi aslında çok dinli, çok dilli ve çok kültürlü bir mahalle. Geçmişte gerçek anlamda bir mahalle kültürü var Xançepek’te. Kürtler, Ermeniler, Yahudiler bir dolu dil, din bir arada yaşıyor. Cami, kilise, havra; birbirlerine bağırsalar duyulacak yakınlıkta. Paskalya ile Kurban-Ramazan bayramlarının yârenliği dillerde, belleklerde. İyi ve güzelliklerle yaşanmış hayatlar bir anda zulümle abat olan eziyetlere dönüşüyor. Evler, mekânlar viraneye, baykuş yuvasına, mezbeleliğe dönüşüyor. Elbette bu hüzün verici bir son. İnsan tekinin bütün dinlerden, dillerden azade olarak hazmedebileceği bir hal değil. İşte bütün bu azap verici hale, vicdan sahibi şahsiyetlerin ellerini vicdanlarına koyarak dur demesinin hali pür melalidir bugünkü yaşanılası Xançepek. Elbette zaman alacak bilincinde olmak gerek; zorunlu göç mağduru yeni Xançepek’in sakinleriyle eski kadim hemşehrileri buluşturmak…

Şeyhmus Diken8

1915’li yılların Diyarbakır’ı hazin hikâyelerle dolu. O dönem Diyarbakır valisi Çerkez Reşit’in İstanbul’a gönderdiği “Diyarbakır hudutları içinde hiçbir Ermeni kalmamış, halledilmiştir” telgrafı, Temo-Xaçadur Dede’nin unutamadığı katliam anıları, Ermenilerin o süreçte yaşadıkları kabul edilebilir bir durum değil. İnsanlığını yitirmeyenler sayesinde kurtulanları düşününce de, zulme karşı engel tanımayanların varlığına şükrediyor insan, ne dersiniz?
İnsan geriye dönüp baktığında bütün vicdansızlıklara, acımasızlıklara, paranın saltanatına ram eden zalimlere rağmen yüreğinde vicdan, merhamet ve şefkat olan, büyük insanlıktan nasiplenmiş insanların olmasını da insaniyet namına bir güzellik olarak hissetmek istiyor. Ne iyi olmuş ki, zalim, acımasız, merhametsiz valiye rağmen birileri de ölümü, öldürülmeyi göze alarak komşularını, ciranlarını kurtarmış. Onların o merhameti olmasaydı belki coğrafyanın o yarım kalan hikâyeleri kaldığı yerden yeni binyılın dünyasında yeniden yazılarak sahipleriyle zor buluşurdu.

Kitabı okurken, Diyarbakır’da ipekçiliğin, puşiciliğin çok eskilere dayandığını görüyoruz. Hâlâ devam ediyor mu ipekçilik?
İpekçilik, puşicilik geçmişi çok eskilere dayanıyor. 1920’li yıllarda bile Diyarbekir ipekçiliğinin İstanbul’dan sonra ikinci sırada olduğu, o yıllarda yapılan sanayi envanterlerinde kayıtlı. Ki bunun rakamları, ayrıntılı dökümleri fotoğraflı olarak kitapta da anlatıldı. Ama acı olan şu ki; bu bir kültür işidir. O işi yapan, yürüten tebaayı şehrin sicilinden söküp atarsanız sonradan istediğiniz kadar yeniden o işi yapmaya kalkın, beceremiyorsunuz. Becermeyi bir yana bırakın, yapmacık da kaçıyor. Bugün elbette kentin kimi ilçelerinde müteşebbisler ve kurumlarca ipekböcekçiliği yapılmaya kalkışılsa da eskisi gibi olmuyor. Mesela şehirde eski iki kilisede ilçe kaymakamlıkları genç kızlara kurs öğreterek yaptırıyor ipek puşi ve telkâri işini. Ama bu sadece bir iş öğretmek, elin ekmek tutması olarak kalıyor, o kadar. Yani hikâyenin asli sahiplerinin yaptığı iş değil. Sadece geçmişte yaşanmış büyük kültürel ve sanatsal varoluşun bugüne değen nostaljik bir simgesel ısrarından öteye gitmiyor maalesef. Yani Puşici Kekê Yaqo’nun tezgâhının başında Cemilpaşa Konağı’nın selamlık bölümünün avlusunda puşi dokurken şarkı söylemesi yoksa neyi, nasıl ve kime anlatacaksınız ki!

Gâvur Mahallesi’nin önemli özelliklerinden biri de bazalt taşlardan yapılmış evler. O evler hâlâ varlığını koruyor mu? Bazalt evlerin özelliği nedir?
O evlerin, kiliselerin, camilerin bir kısmı evet bir miktar yıkık da olsa, virane de olsa hâlâ ayakta ve varlığını koruyor. Kimileri de eski ve yeni bazalt taşlarla restore edilip yeniden işlevlendiriliyor. Bunlar tabii ki güzel, takdire şayan işler. Karacadağ’ın püskürttüğü volkanik lavların ateş deresi şeklinde taşlaşmasının şehirde yarattığı mimari kimliğe denk düşüyor Diyarbekir bazalt taş mimarisi. Size bir sır söyleyeyim mi? Sıkı durun, dünyanın hiçbir yerinde taş sulanmaz. Diyarbakır’da bazalt taş avlular sulanır. Neden mi, şundan: O bazalt avluların zemin taşları gözenekli bazalt dişi taştan döşenir. Akşam serinliği çökeceği vakit yazın temmuz tabak ayında suyu döktünüz mü kovayla, o dişi taşların gözeneklerinde kendine yer bulan su bir süre sonra havayla buluşur ve hafiften bir sam yeli estiğinde bizim Diyarbekirlice dediğimiz “sümbül hava” serinliği sizi okşar. İşte o taşın, suyun insana değen halidir insan tekini var eden.

Belki de şimdi 93’ünde New Jersey’de vefat eden bir hemşehri Gırozgilin Diran’ın dillendirdiği bir şarkı sözüne gönderme yapmanın vakti olmalı.

“Neylerem köşki, neylerem sarayi

İçinde yaşayan yâr olmadıkça

Neylerem köşki, neylerem meskani

Çarxın kırılsın eman…”

Şeyhmus Diken13 Şeyhmus Diken10

Diyarbekirli Udi Yervant Bostancı – ”Ula Fille Hoş Geldin” / Yazar:  Şeyhmus Diken / İletişim Yayınları / Editör: Tanıl Bora – Burcu Balliktaş / Kapak: Suat Aysu/ 1. Baskı 2012 / 222 Sayfa

Şeyhmus Diken; 1954 yılında Diyarbakır’da doğdu. 1978 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset ve İdari Bilimler Bölümünden mezun oldu. Üç yıl süren mülki amirlik memuriyeti 12 Eylül ile son buldu. Şu an Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nda başkan danışmanı olarak görev yapmaktadır. Aktif bir sivil toplumcu olarak gönüllü olarak çeşitli sivil toplum örgütlerinde yönetici, üye ve danışma kurulu üyesi olarak görev almaya devam ediyor. Uluslarası PEN yazarlar örgütü Türkiye Merkezi’nin Diyarbakır temsilciliğini yürüten Şeyhmus Diken, Türkiye Yazarlar Sendikası ile Kürt Yazarlar Derneği üyesidir. Birgün gazetesi ve BİANET internet sitesinin yazarları arasındadır. Kürdilihicazkâr Metinler (1997), Güneydoğu’da Sivil Hayat (2001), Sırrını Surlarına Fısıldayan Şehir, Diyarbakır (2007), Diyarbekir Diyarım Yitirmişem Yanarım (2003, 3. Baskı 2009),Tango ve Diyarbakır (2004), İsyan Sürgünleri (2005), Türkiye’de Sivil Hayat ve Demokrasi (2006), Amidalılar, Sürgündeki Diyarbekirliler (2007), Taşlar Şahit (2008), Zevalsiz Ömrün Sürgünü Mehmed Uzun (2009), Diyarbekir El Sallıyor (2009), Bir Kürdün AKP Okumaları (2009), Gittiler İşte (2011), Ula Fille Hoş Geldin (2012)

SİTEDEN YORUMLAR

Yıldız Cemiloğlu

26 Aralık 2012 19:17

Hüzünlendim , duygulandım , gülümsedim , nefes alamadım , ağladım . Emeği olanlara teşekkürler , sevgiler …

January 09 2013 18:10 pm

yaman.rafet

hep ağlıyarak okudum,evdekiler ağladığımı görmesinler diye odanın ışığını yakmadım, masa lambasından faydalandım
çocuğuna beddua edersen,allah seni gurbette yaşatsın de,ben 45 senedir yaşıyorum gurbeti

Ben udi Yervant su an Hollandada ozel bir gece ve Yeni yil konseri icin buradayim.Biraz once okudum bu harika soylesiyi. Bin kez dahi okusam herhalde gozyaslarima mani olamayacagim…Tesekkurler ruh ikizim, Tesekkurler can Seyhmus abem,Tesekkurler sevgili

28 Aralık 2012 14:37

Dalginliklave heyecandan isim yerine mesaj yazdim affola…
Umarim okunabilecektir.
Udi Yervant.

December 29 2012 00:08 am

okuryazar.tv

Bu söyleşi yoluyla size ve hikayenize yer vermek, okuryazar.tv olarak bize gurur veriyor. Sevgiler, selamlar…

okuryazar.tv

naci sapan

28 Aralık 2012 15:15

Kitap zaten harika ve sürüklüyor. Röportajın seyri de kitaba müthiş bir anlam kazandırmış. Herkesin emeğine sağlık.

Nesrin Aksu

29 Aralık 2012 00:12

Benim (bizim) için de keyifli bir söyleşi oldu. Teşekkür ederim hepinize… Selamlar..

Şeyhmus Diken

29 Aralık 2012 01:07

Bugüne dek epeyce söyleşim / röportajım oldu.
Kimisi spontan, kimisi metin üzerinden.
Ama ifade etmeliyim ki;
Gerek soruların hazırlanışı gerekse “Ula fılle hoş geldin” ve diğer kitaplarımla, metinlerime hakimiyet açısından Nesrin Aksu’nun iyi hazırlanmış olması içimi dökmemi sağladı.
Yürekten teşekkür ediyorum…

ferit şur

29 Aralık 2012 06:19

kitabı internetten sipariş ettim bir kaç güne elimde olur ancak söyleşi o kadar güzel olmuş ki san ki kitabın tamamını okumuş gibiyim.şeyhmus beye çok teşşekkür ederim böyle güzel bir çalışmaya imza attığı için.udi yervant ve siz sizin için söylenecek söz bulamıyorum emrah kardeşim sizden o kadar bahseder ki sizi tanımış kadar neredeyse tanıyoruz başarılarınızın devamını dilerim

Nesrin Aksu

29 Aralık 2012 11:18

Güzel sözlerinizden onur duydum, mutlu oldum Şeyhmus abi, çok teşekkür ediyorum. Sevgilerimle…

Dengin

29 Aralık 2012 12:08

Çok güzel ve samimi bir söyleşi olmuş.Kutluyorum.

İbrahim Evirgen

29 Aralık 2012 15:03

Kitabı okudum ve Diyarbakır Sülüklü Han’daki söyleyişi de izledim. Yukarıdaki röpörtajı da okudum. Bizleri duygulandırıp ağlatan ve yarım asır önesine götüren usta kalem Şeyhmus Diken ve sanatçı Udi Yervant ile bu röpörtajı yapan okuryazar tv.ye en kalbi teşekkürlerimi sunuyorum.
Yüreğinize sağlık…

Şeyhmus DİKEN

29 Aralık 2012 16:10

Her zaman derim, bir kez daha vurgulamak bir şey kaybettirmez değerinden!
Profesyonellik başka bir şeydir.
Yapılan da bunun göstergesidir.
Profesyonelliğin göstergesi de işine azami değeri vermek ve severek yapmaktır.
Sadece kendi söyleşimde değil bu sitedeki diğer “iş”lerde de aynı özeni gördüğümü bir kez daha vurgulamalıyım.
Her gün girip bir başka metnin dünyasına dalıyorum…

Sevgili İbrahim Evirgen,
Ferit Şur,
Dengin ve
Yıldız Cemiloğlu
değerlendirmeleriniz için çok sağolun…

Bedros Dağlıyan

29 Aralık 2012 17:32

Yervant’ın kitabını hem mahalle arkadaşım,hem yatılı okuldan arkadaşım olması dolayısıyla diğer taraftan da akrabalık bağı nedeniyle ayrı bir gözle okudum.Kitap fuarında da hem yazarı hem kendisiyle görüşünce müthiş güzel duygulara gark oldum doğrusu…Yıllar sonra onu ve sevgili Şeyhmus Diken’i görünce memleketime gitmiş gibi oldum.Yıllar var ki Diyarbakır’dan uzakta konacak yer bulamayan göçer kuş gibi İstanbul denen iki yakalı bir şehirde sürgün hayatı yaşamaktayım.Nelki bu ayrılıktır Yervant’ı sesini,duygularını eskileri udnda benim de dizelerde şair olarak aramam.Bu sohbet inanılmaz derinlik kattı duygularıma.Diyarbakır üzerine çok şiirler okudum çok da yazdım.Bu şiirimi de Gittiler Kitabını okuduktan sonra yazmıştım.
GİTTİK

Mehtaplı gecelerde
yıldız olup ağdın düşlerime;
seni düşünüp uyandım
Sabah seheri yusufçuk kuşuyla;
Tenimde ürpertiler

Selâm olsun ey Diyarbekir!
Biliyorsun, gittik anılarından
Gittik; senin esirgeyen surlarından
Gittik; küçelerinden, bahçelerinden
Bir türkülerin kaldı dilimde
Bir de külhani yürüyüşüm yadigâr

Baktığım her suda Dicle yi gördüm
Maharetli ellerden usta işi,
Her ipekliyi sevgili sayıp okşadım…
Telkârîyle ağladım
Delilo’yla coştum katre katre

Boran kuşu oldum
Uçtum Karacadağ üzerinde
Bir koyaktan diğerine
Nerde bir dost görsem
Vay kekemın hewal dedim

Gittik… Gittik… Gittik

Gittik ama sanma ki kalmadı sözümüz
Kavlimiz böyle yazılmış kirvem
Toprağın kızılında, evimin taşlarında
Kapımın dibeğinde naçar kaldı gözlerim
Fısıltıyla söylenirse şayet bizim türkümüz
Halen gitmedik say
Her gülü biz diye koklasın bülbüller
O vakit gâvur mahallesinde
Eğlenir belki garip kuş olur gönlümüz

Yani kirvem demem o ki
Sen çal sazını, cümbüşünü
Vur davula, şişir zurnayla avurtlarını
Kur halayı usulünce,
Çeksin zılgıtı artık bacılarımız
Say ki toyumuz
Ben mendili kapıp gelirim
O vakit uzayıp gider ömrümüz
Ya da döneriz belki kim bilir?

İstanbul, 25 Mayıs 2011
Bedros Dağlıyan

Birsen İnal

29 Aralık 2012 21:32

“ULA FİLLE HOŞ GELDİN” adlı uzun yaşam öyküsünde, sürgün ve mazlum bir halkın yaşam öyküsünü okuduk hüzünlere gark olarak.
Sayın Şeyhmus Diken Udi Yervant’ı çok iyi tanıyor olmasına rağmen Yervant’ı kendisi anlatmıyor kitapta Yervant’ı Yervant’a analattırıyor ustaca.
Yervant’ın Diyarbekir’den (DİKRANAMED), İstanbul’a ve daha sonra Amerikaya gidiş macerası umutlarla, iniş ve çıkışlarla, acılarla, umutlarla, özlemlerle, başkaldırışlarla, oya gibi işlenmiş adeta Şeyhmus Diken’in akıcı üslubunda.
“ULA FİLLE HOŞ GELDİN” samimi, içten, yalın bir anlatımla kentten gidişin dile gelişidir…
Yaşam öykülerini akıcı ve çekici bir üslupla anlatmak zordur aslında. Şeyhmus Diken, kurgusu ve anlatım tekniğiyle kitabı öyle bir çekici hale getirmiş ki; ben kitabı elimden bırakmadan bitirdim…
Diyarbekir “FİLLE”leriyle güzeldi kısacası…

iğdiş şehir

bütün şehirler beni izliyor
izlesinler
önemi yok!
gözyaşlarımı görmeyecek kadar
karanlık ve dar
sokaklarım
şehir
sünnetli
deseler de
koca bir yalan
kirvesi yok,
iğdiş edilmiş…

Şeyhmus DİKEN

January 30 2013 17:59 pm

Cengiz Çetik -Edebiyat öğretmeni-Diyarbakır

Unutulmaya yüz tutmuş bir kültürün yeniden yaşatılması ne kadar da güzel.Emeği geçenlere selam olsun.Artık yokolmuşluğu insanlık kabul etmeyecektir.Gelecekte bizler hepimiz bunları sırtlayacak,çocuklarımıza,torunlarımıza güzel miraslar olarak bırakacağız.

January 30 2013 18:02 pm

Cengiz Çetik -Edebiyat öğretmeni-Diyarbakır

Selam,saygı ve başarılar.

Şeyhmus Diken

30 Aralık 2012 17:52

Sevgili Bedros
Sevgili Birsen Hoca.
Kıymetli iletileriniz ve “Gittiler İşte” kitabıma da göndermelerin(iz) için bir kez daha sağolun.
Şiirlerle kalın.

Sarkis HATSPANIAN

31 Aralık 2012 08:25

Yervant benim çocukluk yıllarından arkadaşım, Şeyhmus abemi bundan altı ay önce Ermenistan’ı ziyareti sırasında tanıma olanağım oldu. Ancak onu birlikte olduğumuz günlerdeki sohbetlerimizden değil, bana hediye ettiği kitaplarını okumakla tanıdım diyebilirim.
“Söz uçar, yazı kalır” doğrusundan hareketle, yazılarındaki dürüstlüğüne şaşıp kaldığım ve namuslu bir aydın olma özelliğiyle tanıştığım değerli Şeyhmus Diken’i Ermenilere pek tanıdık acılar dünyasına girebilmeyi başaran çok ender insanlardan biri olarak yakınen tanıyabilme şerefine nail oldum. Aydın bir insanın tam da yapması gerekeni yapan, yani GEÇMİŞİYLE YÜZLEŞ(EBİL)ME KÜLTÜRÜNÜN Kürtlerin dünyasında da yeri olmasının gerekliliğini görerek, TOPLUMSAL BELLEĞİN işlenmesinde belki de ilk el işçiliğini yapmayı gönüllü olarak üstlenen Şeyhmus Diken’in değerli çalışmaları önünde saygıyla eğiliyorum.
Şeyhmus Diken, dünyanın neresine savrulmuş olursa olsun, Ermeni insanının bir ömür boyu arayıp da bulamadığı ADAM GİBİ ADAM, İNSAN gibi bir İNSAN işte !…
Şeyhmus Diken’i örnek alması gerekenlerin çoğalması sayesinde birgün mutlaka ERMENİLER DİKRANAGERD’E GERİ GELDİLER İŞTE gerçeğini yaşamaya olan samimi özlem ve inancımla, Yervant kardeşimin öncülüğünü yaptığı bu idealin gerçekleşmesine olan tüm umudumla «Ula Fılle Hoşgeldin»’in tüm insanların yüreklerine aynı bizim ezik yüreklerimize ulaşan içeriğiyle ulaşmasını diliyorum.

Ahmet Hilmi Nas

31 Aralık 2012 13:18

çok sade bir dille kaleme alınmış zaman zaman insanı hüzünlendiren zaman zaman tebessüm oluşturan kardeşliğin sevginin umutun özlemin adaletsizliğe karşı direnişin varolmanın kavuşmanın anlatıldığı bir söyleşiden çok küçük bir roman tadında okuduğum ve okurken zevk aldığım bir yazı olmuş. Yüreklerinize sağlık.

Abdullah Kocçal

31 Aralık 2012 14:13

Abi, mamosta, keko, üstad… Bu söyleşiyi kâğıt üzerinde okumuş olsaydım, yarısının altını çizmiş olurdum. Emeğine, yüreğine sağlık olsun Şeyhmus Abi, hakikaten “iyi ki varsın!”

Mustafa İlhan

01 Ocak 2013 18:18

TÜYAP Kitap Fuarında yapmış olduğunuz hayli duygusal ve samimi söyleşide bahsettiğin o altı kişiden biri olarak “Gittiler İşte” derken bile aslında hala birlikte olduğumuza, bunu korumak adına elinden gelen ne varsa yapabilecek güçte olduğunu kelimelerine yükleyip “Çan’ı beşinci kez çalışına” teşekkürümü alkışlarıma, gözyaşlarımı yüreğime gizlemiş ve usulca sana göndermiştim. Şimdi aynı teşekkürü “Ula Fılle Hoş Geldin” için gönderiyorum, hem sana, hem de Yervant Ağpariğime… Yüreğinizin güzelliği için…

Wenda Warvîn

01 Ocak 2013 22:48

Di her rêzikek ku Şehmus DİKEN afirindiye de peyamek daxwaza aşitiya civakê yî di nav xwe de heye; wekî wan rojên berê… Şehmus DİKEN bi tena serê xwe bi berhêmên xwe dikeve dilqê pirekê ku ev pir jî destên kurd û “File’yan” digihînin hev. Bi pênûsa wî lêborîna zordayîna koçkirina birayên me yên Ermen (xwediyên Amedê; cîranên me) tê kirin ku ji wê pênûsê jî çilkên aşitiyê, biratiyê diniqute. Bi hostetiya xwe deriyên xaniyên wan li wan vedike û me jî bi xwe re derdixe geşt û guzarekê. Bihuner qala hunera wan î ji me re bû sermiyan dike û kaseta dîroka Amedê tîne serî û ji nû de bi me dide guhdarkirin. Bêjeyên ji dilê wî derdikevin mîna mirovan xwedî dest in ku her yek ji wan radihêjin kevirekî dîwarê cîranan yê ku me xerakiribû û qor bi qor lê dikê û bangî birayên xwe dike li ser navên me “cîranên gunehkar û şermok” û dibêje: “tu bi xêr hat File”. Hêvî dikim ku êwên di rêzikên “way çûn” de li trênan sarbûn û ji van deran derçûn, bi rêzikên “way hatin” re dîsa vegerin.
Şehmus DİKEN’in yaratığı her bir satır da toplumun kendi içbarışının talebi var; tıpkı eski gunler de olduğu gibi… Şehmus DİKEN bir başına eserleriyle bir bir köprüye dönüştürüyor birbirine uzanan elleri. Onun kalemiyle Ermeni kardeşlerimizden onları (Dıyarbakırın sahipleri; kapı komşularımız) göçe zorlamanın özrü dileniyor ki onun kaleminden barış ve kardeşlik mürekep olup damlıyor. Ustalıkla onlara kendi kapılarını açıyor ve bizi de onlarla birlikte bir seyahate çıkarıyor. Büyük bir sanatla onların bize onlardan miras kalan sanatından bahsediyor ve Diyarbakır tarihinin kasetini başa sarıp tekrar bize dinletiyor. Yüreğinden uçuşan kelimelerin her biri elleri olan bir insana dönüşüyor ve ellerine aldıkları taşları öncesinde yıktığımız duvarın üzerine indirip yeniden örüyor onları ve biz “gunahkar ve pişman komşular” adına kardeşlerini karşılıyor ve “ Xoş geldin ula fıle” diyor. Öyle umuyorum ki “gittiler işte” nin satırlarında hayattan gidiş trenine binenler “Geldiler işte” nin satılarında bir bir aynı trenle hayata – kendi memleketlerine- dönerler.

Şeyhmus DİKEN

02 Ocak 2013 13:59

Sarkis HATSPANİAN Dostum, Yerêvan seyahatimdeki rehberliğin çok kıymetliydi. Evet “söz uçar yazı kalır” ama yaşanmışlıklar, acılar, hüzünler, kederler, sevinçler de hafızada bakî kalır.

Ahmet Hilmi Nas kardeşim; Evet kitap sinematografik bir yüzleşme denemesi oldu. Editörüm dahil (Tanıl Bora) kitabı okuyan dostlar bu kitaptan harika bir sinema filmi çıkar diyorlar. Bakalım…

Mustafa İlhan; “Yasak Serenad”ın hüzünkâr sesi. Umuyor ve diliyorum ki; çanlar sadece insan tekinin dini ritüelleri için çalar.

Wenda Warvîn; Gellek spas dikim ji bo, bi qiymet u hêja nivîsa te. Peyv u gotina te raste, em “cîranên gunehkâr”in…Ji bo wî dibêjim; Fille yê me, tu bi xêr hatî…
(Teşekkür ediyorum Wenda Warvîn, pek değerli yazı ve yorumun için. Sözlerin çok doğru. Bizler günahkâr komşularız. Bu nedenle diyorum ki; Fılle’m hoş geldin…)

Pervin çakar

02 Ocak 2013 16:47

Sevgili Seyhmus Abicigim,
Gercekten cok etkilendim sozlerinizden. Samimiyet gercekten de her seydir. Buyuk bir samimiyetle yazmis oldugunuz bu kitabi okumak isterim.. Mutlaka ama mutlaka bu kitabin en kisa zamanda elime gecmesi gerekiyor. Soylesi de harika olmus dogrusu… Italya’dan siz degerli kisiye selam olsun.
Pervin

uğur ildan

03 Ocak 2013 04:16

Geçmiş kimilerinin hatırlamak istemedikleri,kimilerininde unutamadığı zamandır.Biz ne geçmişte beraber yaşadığımız insanları unuttuk nede onlara yaşatılan acılarını unuttuk.birileri bize unutturmak için ellerinden geleni yapsada biz ne gavur mahlemizi unuttuk nede gavur mahlesinde yaşan gavurlarımızı unuttuk.hani diyor ya üstad diken gittiler işte….
evet gittiler ama hep bir zamanlar burda gavurlar vardı dedik.
arkamızı dönüp baktığımızda sadece acı ve göz yaşı var.ileriye baktıgımızda yerlerinden yurtlarından koparılmış başka dıyarları kendılerıne yurt edınmeye calısan ınsanlar var.

yervant ve şeyhmus ustad bana göre iki deli yürek bu insanların sesi olmaya çalışan iki koca cınar.
ama bu ülkede bir yervant ve bir diken tekmi var hepimiz birer yervant ve birer diken değilmiyiz .biz de elimizi taşın altına koymalıyız değerlerimizi korumalıyız yitirdiklerimizi tekrar kazanmalıyız
üstadın sözüne karşılık geldiler işteee getirdik onları burdalar işte demeliyizz.

Necmettin SALAZ

03 Ocak 2013 10:10

Ne güzeldir mazlum halkların birbirini anması… Ne hoş bir görüntüdür bir ünlü Kürt yazarın bir ünlü Ermeni Udi’yi bir kitaba sığdırmaya çalışması…
Ellerine sağlık sevgili Şeyhmus Diken…
Ellerine sağlık gerçekten…

Yaşar Seyman

03 Ocak 2013 10:19

Onu BirGün’de bir kaç kez yazdım. Diyarbakır’ın Diken’i yazımda şöyle dedim: Sevgili Diken’in kitaplarında sözlü tarihin izleri görülür. O bazen annesiyle çıktığı yolculuğu, Diyarbakır’da yaşayan insanların, kent tarihine tanıklıkları ile sürdürür. İnsanların bireysel tarihleriyle, kent tarihini bir kuyumcu titizliğiyle işler ve gün ışığına çıkarır…
” ULA FILLE HOŞ GELDİN”
Dicle’nin sakinliğinde sessiz ve sitemsiz akan bir nehir gibi… Okuyun bu ülkenin güzelliklerine nasıl kıyıldığını görün. Kültürel zenginliğimiz olması gereken güzel insanları nasıl yaralamışız usta kalemde tanık olun.
Şeyhmus Diken yaraları sözcükleriyle sarıp,
insan zenginliğimizi ölümsüzleştiriyor…
Okuyun, çoğalın, güzelleşin…
Dicle’nin Sesi, aklına, yüreğine, ‘kalem parmaklarına’ sağlık…

Gonul Kaya Aktan

03 Ocak 2013 11:13

Bir solukta okuduğum,Fille yi,geçmişini,özlemlerini…. birçok şeyi yüreğimde hissettiğim bir kitap. Kitaptan öte sanki Udi anlatıp siz yazarlen,ben de daha doğmadan o küçelerde dolaşıyordum. İç içe yaşanırken silinip yok olan bir kültürü yeniden bizlere yaşatarak hatırlattınız. Kaleminiz yüreğiniz çok yaşasın….. Bu arada sizleri kıskanacak kadar bütünleştiren,doğarlen giydirdikleri gömleğe teşekkür etmeli:)) Hatun anneyi ve sizin annenizi de rahmetle anıyorum

Tarık Günersel, PEN Başkanı

03 Ocak 2013 11:21

PEN Diyarbakır Temsilcisi dostum Şeyhmus Diken bu eseriyle de birlikte insanca yaşabilme yönünde önemli bir katkıda bulunmuş oluyor. Zihnine, gönlüne, kalemine sağlık, sevgili Şeyhmus. Kitaplarından çok şey öğreniyorum. Spas.

Nazan Devletli

03 Ocak 2013 16:15

HEM HÜZÜN , HEM GÜLÜMSEME DOLARAK ,
BAZEN GÖZYAŞINA BOĞULARAK OKUNAN HARİKA BİR KİTAP…
….KEŞKE DAHA UZUN OLSAYDI DİYESİ GELİYOR İNSANIN…….
ESERE KONU OLAN VE HAYATINI BİZLE BÖYLESİNE DOĞALLIĞI VE GERÇEKLİĞİ İLE PAYLAŞAN
SEVGİLİ Udi Yervant sanatçıma
hem bu eseri böylesi sürükleyici, anlaşılır ve güzel bir lisanla bizlere kalemi ile paylaşan
değerli yazarımız sn.Şeyhmus Diken’e sonsuz teşekkürler.
YÜREKLERİNE ,EMEKLERİNE SAĞLIK.

SEVGİLER,SAYGILAR………….

Lezgin Yalçın

04 Ocak 2013 23:34

Soğuk bir kılıç gibi yüreğimi parçaladı acı gerçekler. Dikrani gerd sedalısı Şeyhmus abimin boğazına söz nasıl takılıp kaldıysa benim de bağazımda takıldı kaldı cümlelerim, gözlerim doldu. Ahhh olmasaydı keşke. Kardeşi kardeşe vurduran kin ve nefretler. Yüreğine, diline, ellerine sağlık. Sana ve Ermeni dostlarıma yürekten selam ve saygılarımı sunuyorum.

Füsun Çiçekoğlu

04 Ocak 2013 23:43

Diyarbakır surlarının sırdaşı Şeyhmus Diken’in şiiri Taşlar Şahit’i Udi Yervant’ın sesinden, bestesinden dinleyerek okudum bu güzel söyleşiyi.

Her sözünde dostluk var Şeyhmus Diken’in, hemşeriliğin sıcaklığı sinmiş söyleşinin her satırına…

Şehrinin engin bilgisini taşıyan geniş gönlüyle “Gittiler İşte” de bir sitem yollamıştı cîranolarından onu ayrı düşüren hoyratlara Şeyhmus Diken; “nilüfer çiçeği gibi çamurda yetişse de yaprakları çamurlanmayan, bulunduğu yere kök sal(a)mayan”lar demişti gidenler için… Gidenlerden biri de Udi Yervant’tı.

Kadim şehirde analarının arkadaşlığıyla kesişen hayatlarının yıllar sonra, Şeyhmus Diyarbakır Havalanında Yervant’ı karşılarken bir selamla yeniden buluştuğunu, bu söyleşinin konusu “Ula Fille Hoş Geldin” kitabında okumuştum. Şeyhmus Diken’in selamı, “Ula Fille Hoş Geldin”, kitapta olduğu gibi söyleşide de dostluğun sevincini ışıldatmış.

Yervant’a, “Sankime dünegin Diyarbekir’den ayrılmışsan lo, hêç merak etmeyesen, bağ da yerinde bağca da.” diye seslenen Şeyhmus Diken o kadar yürekten çağırmasaydı, belki de geri gelmezdi Udi Yervant Bostancı. Diyarbakır’ın dar küçelerine geride bıraktığı cîranolarına, kirîvlerine geri dönmezdi belki…

Şeyhmus Diken, şimdiden merakla beklemeye başladığım “Geldiler İşte”yi yazsın gecikmeden ki, gidenler hep dönsünler küçelerine. Cîranolarına, kirîvlerine kavuşsunlar… Gidenler dönsün ki, kalanların kaydı da köksüzler hanesinden düşsün. Her gidiş, gidenler için olduğu kadar, hatta daha da fazla, kalanlar için de yitiştir, kökünü kaybediştir çünkü.

Gidenler dönsün ki, kalanlarla beraber, Şeyhmus Diken’in “Daha Çok İşimiz Var” şiirinde dediğince, eski zaman imbikleriyle gül rakısı damıtmaya koyulsunlar kadim şehir Diyarbakır’da…

Yusuf Kenan Beysülen

05 Ocak 2013 14:57

Şeyhmus Diken, ”Gittiler İşte” kitabıyla yerlerinden, yurtlarından edilenleri, gidenleri anlatmıştı. ”Ula Fille Hoş Geldin” ile ise gönderilenleri ya da gidenleri hayatımıza, memleketlerine geri getiriyor… Kitap tadındaki bu röportajda Şeyhmus Diken, ”Kürtçeyi de Diyarbekir’in kendine has Türkçe şivesini de unutmamış. Sanki dün ayrılmış gibi aynı ritmle konuşarak, çalıp söylüyor” diyor, Yervant Bostancı için. Bu sözler, dilleri, dinleri farklı olan iki insanın, Diken’in ‘ritm’ dediği şivede, ortaklaşmış ya da aynılaşmış heyecan, özlem ve tutkuları ile yaşayan Diyarbekirliler’i hemen getirdi aklıma. Diken, kitaplarında Diyarbakır’ın geçmişte kalan ve özlenen etnik, kültürel hayatını bize aktarırken, tam da ”Gittiler İşte” derken, kendisi ile Yervant’ın günümüze umut veren, hayat veren öyküsünü çıkarıyor karşımıza… Yazının müzikle, müziğin yazıyla buluştuğu bu kitabı herkesin okumasını öneririm…

Şener Özmen

06 Ocak 2013 00:41

Diyarbekir’in meşhur kahvaltı salonlarından biri olan Kahvaltıcı Alaaddin’de çorbamı bekliyorum, dışarıdayım, güz güneşinin altında, yalnız ve düşünceli… İçeride, kadınlı-erkekli bir grup var, bitiştirilmiş masaların etrafına sıralanmış, şen, şakrak, yüzleri tanıdık gibi bazılarının, açık tenli, bakımlı ve asaletli kadınlar… sonra bir adam var, kel kafalı, neredeyse dazlak, herkes aslında onu dinliyor, birlikte gülüyorlar, birlikte susuyorlar, “Kim?” diyorum içimden, “Selam versem, belki o tanır beni, söyler kim olduğumu, nereli olduğumu ve bu şehre nereden geldiğimi, nelerden kaçtığımı… belki o söyler bana…”, limonu biraz fazla sıkıyorum çorbaya, tadı kaçıyor, ağzıma attığım capsicum annuum ben daha onu çiğnemeden, kafamı ısıtıyor, gözlerim yaşarıyor, dilim sürçüyor, garsona soracağım kim olduğunu o adamın, soramıyorum. Birden Şeyhmus Diken düşüyor aklıma, “Şeyhmus Abê”, böyle kaydetmişim telefonuma, arıyorum, ilk çağrımda açıyor hep olduğu üzere, “Abê diyorum, Kahvaltıcı Alaaddin’deyim, bir adam var, yelekli, içeride bir grupla birlikte kahvaltıya oturmuşlar, Yervant’a benzettim, emin olamayınca da seni aradım…”, “Kel mi?” diye soruyor Şeyhmus Abê, “Evet, evet, kel, baya kel…”, “O’dur Şenerciğim…” diyor Şeyhmus Abê, “Çekinmeden git yanına, benim de selamlarımı ilet…”, bırakıyorum çorbayı, içeri geçiyorum ve dikiliyorum başlarına, ilkin kadınlar bakıyor, ardından Yervant, “Bir Fılle gördüm sanki…” diyorum, “Ta kendisi!” diyor Yervant, böylece oturuyorum, laflıyoruz, Yervant tanıştırıyor beni dostlarıyla, neden böyle iki dirhem bir çekirdek giyindiğimi soruyor, “Öğretmenim” diyorum, “efendiliğimden değil yani…”, sohbet koyulaştıkça, ben uzaklaşıyorum, Hezex’e, çocukluğumun geçtiği yarı aydınlık zamanlara gidiyorum boynumda ortası delik DMO silgisiyle, neyi, neleri silebilirim o çocukluktan? Silenler olmuş mudur acaba? Ben bir Süryani evinde doğdum, bir Süryani kızı baktı bana, ben de ona baktım aşkla, küçüktüm ama, tankerlerin asfalta bıraktığı renkli yağ birikintilerinin üzerine kâğıtlar koyar, resim denemeleri yapardım, Izo Koro’nun toprak damlı evindeydik, yoksulduk, hem de nasıl! Babam yıllarca Basibrîn’de (Haberli) çalıştı, dillerini öğrendi en sonunda Süryanilerin, sonra, sonra askerler geldi, çok geldi, çok, çok geldi, bizi Basibrîn’e götürdü babam bir gece yarısı, kaldık, uzun süre kaldık, Lahdo’nun evine götürürdü beni, Muhtar Melkê’nin evine, haçları vardı, kireç duvarlarda aziz resimleri vardı, şarkıları, ağıtları, nasıl da anımsıyorum! Bana bu Süryanilik babamdan geçti, ağzımda şeker tadı, bellek benekli bir Paskalya Yumurtası gibi, güzeldi güzel olmasına, bozuldu saatler, dehlizler taşlarla doldu, haçlar savruldu, asmalar kırıldı, yalnız kaldık, bir başına ve yalnız bir halkın mensubu olarak, ta bugünlere geldik, getirdik yalnızlığımızı da… Şimdi Şeyhmus Diken’i okuyorum, Yervant’ı okuyorum, bir daha okumayacağım, başkaları okusun artık, ben değil, başkaları duysun Temo Dede’nin çığlığını… Gavur’un yarası, benim yarama nasıl da benziyor!!! Şeyhmus Abê, iyi ki varsın… Muhabbetle…

Suat Tokat

06 Ocak 2013 12:37

Şeyhmus Ağabey’in kitapları bana, hep onun yıllar önce Vitrin Giyim isimli dükkanındaki sıcak içten sohbetleri hatırlatır. 1980 yılların ortasında Diyarbakır’da sanat, tarih ve politika sohbetlerinin yapıldığı çayların ve sigaranın dibine vurulduğu buluşma noktası. Gittiler İşte ve Ula Fılle Hoşgeldin 1915 katliamının ete kemiğe büründüğü sadece kuru tarih değil insan üzerindeki etkileri bakımından önemli. ” Benden Selam Söyle Anadolu’ya” Dido Sotiriyu’nun kitabında dediği gibi ” Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmedin damadı. Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin. Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların Allah bin belasını versin.” Daha nice güzel kitaplarını paylaşmak dileğiyle.

Sait ARSLANLAR

06 Ocak 2013 17:53

Sevgili Şeyhmus sen benim kadim dostum, Yervant kardeşim kardeşten öte kardeşim Suat ın kankası ,ben Diyarbekir den

ayrılalı 30 yılı geçmiş halen Diyarbekir i yaşayan ve her yerde yaşatan bir FİLLE.Yazdıkların için röportajın için güzel düşüncelerin için cesaretin için gerçeklere yaklaşımın için ne diyebilirim ki ne yazabilirim ki…..ancak kendi adıma teşekkür eder seni alkışlarım.Yüreğine sağlık…Kalemine kuvvet….Bizi en az bizim kadar tanıyan vede bildiğini esrgemeden yazan bir ŞEHO muz iyi ki var, iyiki varsın.Duygularımı yazmaya kalksam bende bir kitap kadar yazmak zorunda kalırdım,sen bütün duygularıma tercüman olmuşsun ve oluyorsun da…Hem ağlatıyor hem tebessüm ettiriyor hemde gerçekleri cesurca ortaya koyuyorsun…ben bir FİLLE olarak SÜRYANİ KADİM olarak Diyarbekir yaşamımın ilk yarısı LALE BEG,ALO PAŞA da , ikinci yarısı HANÇEPEK te geçen biri,BUĞDA PAZARI nda çocukluğu geçen biri olarak anılarımı seninle tazeliyorum sağol, var ol, nur ol……daha ne diyeyim.Bizler Diyarbekir in gerçek sahipleri idik şimdi yokuz ama sen ve senin gibiler oldukça kalbimiz müsterih,çünkü sen ve senin gibiler iyi komşu iyi kiracılarsınız….bizleri anan ve yaşatanlarsınız……Sevgilerle,

Mustafa Sütlaş

06 Ocak 2013 21:56

Sevgili Şeyhmus,
Seni tanıyalı epey oldu… tek başına bir kültür elçisi olarak, sürekli kayıtlar tutan, eskinin vakanüvislerinden birisisin. üstelik de bunu yüreğin gibi güzel kaleminin büyüsüyle yapıyorsun…
Dolayısıyla yazdıkların hem tarih, hem de “sanat eseri”
o yüzden seni hem kutluyor, hem de gıpta ediyorum…
Ne çare ki bunları sana yaptıran, güzellikler değil..
Hâlâ gerçek anlamda hiç birimizin yüzleş(e)mediği acı gerçeklikler.
Kötüsü şu ki o acılar hâlâ sürmekte, çeşit çeşit biçimlerde…
Ben bu gerçekle karşılaştığımda bir soru sormuştum, o sorunun yanıtını bugüne kadar kendim dahil veremedim, alamadım…
Bütün bunlar olur biterken, bugün “iyi” saydığımız insanlar neredeydiler?
Ben neredeydim? babam, dedem neredeydi?
Devletin özrü yetmez, bireyler gerçekten ve yürekten özür dilediğinde belki (gerçekten “belki”) bir başlangıç noktası olacak.
Sen bir zıbın borçlusun sevgili keko Yervant’a…
onu ödemek kolay…
Peki ya bizler?
Nasıl ödeyeceğiz, yapmadıklarımızın, yapamadıklarımızın karşılığını..
Sevgili Yervant belki bizden o ödemeyi beklemiyor, ama suçunu bilen insanların yüzlerinin kızarması nasıl bitecek, o borç ödenmedikçe…
Bu çok ağır bir yük…
Bu yük kalkana kadar da bu iş sürer gider…
O yüzden “ula fille hoş gelmeyecek”…
İyi ki de öyle olacak…
Çünkü değişim için yüzlerin kızarması, herkesin yüzünün kızarması gerek…
Gerçek anlamda yüzleşmenin yüzyıllar süreceğini eskiden bilmiyordum…
Bir çok şey, ama özellikle de Diyarbakır cezaeviyle ilgili çalışma bunu bana öğretti…
Onun için yaptığın, yazdığın çok önemli.
En az onun kadar içinde taşıdığın ve dile getirdiğin umut da çok önemli…
Yüreğine sağlık…
Sevgi ve dostlukla.

Kemal SİYAHHAN

06 Ocak 2013 23:56

Bazen yazacağınız metinin konusuyla alakalı o kadar çok ayrıntı olduğu halde donup kalırsınız, dakikalarca neresinden başlayacağım diye düşünür durursunuz. İşte parmaklarım klavyenin tuşlarına dokunmak istediğinde aynı haleti ruhiye içinde sayılırım. 1970-75 yılları ve ben aynı coğrafyanın dahilinde bulunan Siverek (ki yaşayanlar Vilayet olarak kabul eder) ilçesinde yakın tanıdıklardan bir kadının gizliden gözyaşlarına tanık olmuştum. Bu yaşlı kadın, samimi olduğu bir iki kadının yanında niye ağlıyor diye düşünürken, sonrasından işin rengi ortaya çıkmış ve ben derin bir hüzne kapılmıştım o yıllarda. Çocuklarına her bayramda kendi tarafından ziyaret edilecek kimsesinin olmadığını anlatmakta zorluk çektiğini ağlayarak anlatmasına tanıklık etmiştim. Evet bu kadının anne, baba, amca, dayı, yenge, kardeş ve daha sayılabilecek hiç bir yakının olmadığını sadece bir aile tarafından hizmetçi ya da besleme gibi büyütüldüğünü sonra da evlendirildiğini öğrenmiştim. Bu kadın muhtemelen bir ermeni ailenin kızı ve benzer yaşantı içinde olan daha nicelerinin varlığını o zamanlar öğreniyorum. Bu çocukların yaşadıkları ailenin dinini yaşadıklarına da ayrıca tanıklık ediyorum. Bölgeye dair yazılacak, çizilecek çok meselenin olduğunu bilmek, ve sürecin düşünce aşaması bile insanı yorulabiliyor, biz düşünce aşamasında kıvranıp dururken, değerli hemşerim Şehmus DİKEN, kollarını sıvamış o günlerden günümüze akan acıların, sevdaların yaşanmışların aynası olmuş desem yeridir. Kaleminden akan sözcüklerin ne denli duygu yüklü olduğunu, yakın dönemin insani dramını yine aynı şekilde insani boyutlarıyla sevgiye barışa katkı sunacak şekilde tasvir etmesi bende hayranlık uyandırmıştır. Anlamak sözcüğünün anahtar kelime olduğunu adeta haykırmaktadır Şeymus Diken. Okumuş olduğum metnin her satırı, paragrafı, hatta bütünü o dönemden günümüze akan bölgenin dinsel gerçeğinin yaşamsal boyutlarını etkilerini de ortaya koyuyor. Yalnız onunla da kalınmamış, Amerika’ya uzanan gönül adamı Udi Yarvent’in şahsında yaşanmışları o denli güzel ortaya koymuş ki kitabın roman öykü biyografi ya da başka bir adda olmasının önemini de ortadan kaldırmış. Masamın üzerinde her an karşımda bulundurmakla kendime iyilik ediyorum; çünkü ondan aldığım enerjinin büyüklüğünü sözcüklerle anlatamam.
Siverek’te çocukluğumun geçtiği kuvars taşlı duvarların ustasının da ermeni olduğunu daha çocukken öğrenmiştim. En son imza için Diyarbakır’a gelişim restore edilen Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nin restorasyon çalışmasına denk gelmişti kendime; ‘Ne çok zenginmişiz, keşke bağnazlık yerine sevgi-anlayış-anlamak temel felsefemiz olsaymış diye söylenmiştim.
Değerli usta kalem, Diyarbakır’dan yerelden evrensele uzanan sevgili Şeymus Diken üstad, iyiki varsınız, bu gayretlerinizin boşuna olmadığını bilin…

Şeyhmus DİKEN

07 Ocak 2013 11:49

Pervin Çakar; Dîyarbekir’in İtalya’daki Divası. Sesine nefesine kuvvet…
Uğur İldan; yurtsuzların yurt hasretine…
Necmettin Salaz; hayatları kitaplara sığmayanlar için…
Yaşar Seyman; “Kalem parmakları”nın Dicle ve Munzur sevdası aşkına…
Gönül Kaya Aktan; Hafıza tazelerken yeniden dolaşılan mekânların dile gelmesine…
Tarık Günersel; Öğrenmenin ve öğretmenin erdeminin buluşturuculuğuna…
Nazan Devletli; boyaları kahraman tabloların renkleri için…

Şeyhmus DİKEN

07 Ocak 2013 11:57

Lezgin Yalçın; sözlerin ve kelamın tükenmemesi için…
Füsun Çiçekoğlu; Kalanlar gidip de dönenlerin “Daha Çok işimiz var bu şehirde” demeleri sözünün yüzü suyu hürmetine…
Yusuf Kenan Beysülen; yazı ve musiki birlikteliğine…
Şener Özmen; Bir paskalya yumurtasından acaba neler çıkabilir çocuk merakıyla…
Suat Tokat; kanla sulanmayacak / sulanmaması gereken toprakların hakkına…
Sait Arslanlar; “Çarşîya Şewitî” (Yanık Çarşı) günlerinin aziz hatırası için…
Mustafa Sütlaş; hikâyat içten bir yüzleşme olsun diye…
Kemal Siyahhan; Karacadağın iki yanı; Siverek şehri ile Dîyarbekir şehrine püsküren bazalt taşların kimliğine…

ibrahim Zoklu

07 Ocak 2013 14:04

Sevgili Seyhmus her kitabini okurken aklim hep cocukluguma o guzel gunlere gider.Ozlem yine kendini gosterir gozlerim dolar eski Diyarbekir kuceleri Lalebey,Fatihpasa mahallesi basta olmak uzere anilar yine su yuzune cikar ve beni derinden uzer.Bizleri oradan gonderen zihniyet hem Diyarbekire hemde bizlere cok buyuk bir kotuluk etmis.Eger bizler hala orda olsaydik bugun Diyarbekir cok baska yerlerde olacakti.Diyarbekire hasret olenler her gun Diyarbekirden ozlemle bahsedenler dunyanin her tarafinda bu buyuk ask ile yaniyorlar ve derinden uzuluyorlar.Kitapta emegi gecen herkese cok tesekkur ederim.Aradan gecen yillar bizdeki sevgiyi sadece buyutuyor.Yurt disinda yasayan biz Diyarbekirlier yasadigimiz yerlerde kendimize ufak bir Diyarbekir yaratmisiz ve onunla yasiyoruz.Ustelik o guzelim kulturumuzude asla unutmadan.Gittiler istenin birgun Geldiler iste olmasini umit ediyorum.Saygi ve sevgilerimle.I.Zoklu

FILLENİZ UDİ YERVANT

07 Ocak 2013 15:17

SÖZÜME BASTA SEVGİLİ NESRİN AKSU DOSTA TEŞEKKÜRLE BAŞLAMAK İSTİYORUM. BUNDAN ÖNCE SEVGİLİ NESRİN İCİNDE COK UZUN YAZMIŞTIM AMA MAALESEF MESAJIMI HEYECANDAN VEDE GÖZYASLARIMDAN OLSA GEREK ISIM YAZILI YERE YAZDIGIM İÇİN SADECE BİRKAC SATIRINI OKUYABİMİŞTİNİZ…
CAN NESRİN İNANILMAZ DERECEDE GÜZEL SORULAR VE ELBETTEKİ RUH İKİZİM CANIM SEYHMUS AGABEYİMDE HARİKA CEVAPLAMIS, AMA BUNLARI OKUDUKTAN SONRA KİTAP ALMAYANIN BİZİM DİYARBEKİR TABİRİYLE KAYNANASI ÖLSÜN.
BAKIN BENİM BEDDUM TUTAR HAAA SONRA KEKE YERVANT SÖLEMEDİ DEMEYİN.
ÖYLESİNE İCLİ VE ÖYLESİNE VEFA YÜKLÜ YÜREKLE YAZMIŞSINIZKİ OKURKEN GÖZYAŞLARIMI TUTAMAZ OLDUM. XILAFIM WARSA SİZLERE KAVUŞMAK NASİP OLMASIN, CÜNKÜ BENİM SİZLERDEN BAŞKA KİMSELERİM YOKTUR…
BİRDE YÜREGİ EZİK CANIM ANAM VAR AYNI ZAMANDADA ŞEYHMUS ABEMINDE ANASI OLUR HA…
AMA BU DAHA BAŞLANGICTIR DOSTLARIM.
DAHA ÇOK İŞİMİZ VAR BU ŞEHİRDE, DAHA COK ŞEYLER YAPACAGIZ EL ELE KOL KOLA CAN ÜLKEMİZDE….
YÜREGİM ERMENİYİZ MESKANIMIZ TOYDADIR ŞARQISINDA KALMIŞ HALA. YÜREGİM O DOGDUGUM TOPRAKLARDA, SOKAKLARDA YÜRÜRKEN BENİ HER GÖRENIN BİNBİR TÜRLU SEVDALI AŞIKLARA TAŞ CIKARTIRCASINA BOYNUMA SARILAN SEVGİLERİNİ ADETA NASIL GÖSTERECEKLERİNİ BİLEMEYEN İNSANLARIN AYAK ALTLARINA SERİLMİŞTİR ADETA.
ERMENİSİYLE, SÜRYANİSİYLE, TÜRKÜYLE, KÜRDÜYLE, SİYAHIYLA BEYAZIYLA, YESİLİYLE ALIYLA EL ELE ÖZLENİLEN BİR ÜLKENİN HASRETİNDEYİM.
21 YILDIR YAŞADIGIM AMERİCADAN ARTIK DONME ZAMANIMIN GELDİGİNE KESİNLİKLE İNANMIŞIMDIR…
BENİ SİZLERDEN BAŞKA HİC KİMSELER BU KADAR COK SEVMEMİŞTİR, BEN İSE YÜREGİMİ, SEVGİMİ TEMELLİ DÖNÜŞÜMİE YAPACAGIM, UMARIM BU YETERLİ BİR CEVAPTIR.
TÜM YAZDIKLARINIZI OKUDUM, SAYFALARCA YAZSAM KAFİ GELMEZ. SİZLERİ DİYARBEKİRİMİN SARSILMAZ SURLARI GİBİ SARIYOR, KUCAKLİYORUM.
KİTABIN YAZARI SEVGİLİ RUH İKİZİME VE RÖPORTAJI YAPAN SEVGİLİ DOST YÜREKLİ NESRİN AKSUYA TEKRARDAN TESEKKÜRÜ BORC BİLİYORUM.
U KİTABIDA ALMİYANIN QAYNANASİ ÖLSIN SÖZÜNİDE TEKRARDAN XATIRLATİYAM…
FILLENİZ UDİ YERVANT.

Şeyhmus DİKEN

07 Ocak 2013 15:31

Sevgili İbrahim.
Ta Amerikalardan Dîyarbekir sevdanı yazmışsın.
Yüreğine ve yarattığın dünyana asli şehrinden selam ve muhabbetlerimi yolluyorum.

Şeyhmus DİKEN

07 Ocak 2013 17:03

Sevgili Yervant Kardeşim.
Hiç kimse ölmesin.
Hele kaynanalar hiç ölmesin.
Kitap / kitaplar içinse herkes yaşasın ve okusun.
Sen sağol iyi ki sesinle ve udunla varsın…

January 07 2013 18:19 pm

Murat Nisan

SEYMUS ABIMIZ Bu kitabinda YERVANT’in kisiliginde Diyaebekirli ERMENILERI akici uslubu ile anlatiyor,ben ozum butun tanidik ve arkadaslarima soyluyorum, bu kitapla beraber ISTE GITTILER KITABINIDA ALIP OKUYUN ,Arkadaslariniza hediye edin, ben hediye ettigim insanlari ariyorum okudunuzmu? diye benimle paylasin neler hissetiginizi diye, cok sansliyiz SEYHMUS DIKEN Abimiz gibi bir yazarimiz var.

Lal Laleş

07 Ocak 2013 18:33

Amed’in Mucevher kutularını bulup insanla mucizevi bir şekilde buluşturduğu için harikulade bir yazar Şeyhmus Diken.

Şeyhmus Diken

07 Ocak 2013 22:53

Sevgili Murat Nişan,
Xale Nişo’nun, değerli Nişan ustamızın hünerli elleriyle Diyarbekir marangozlar çarşısında Karacadağ Kürtlerine koyunlarına üflesinler diye yaptığı harikulade bilurların sesi hala şehrin göğünde ve küçelerinde.
Kanada’dan yazmışsınız.
Yüreğine sağlık benim Aziz kardaşım…

Sevgili Lal laleş.
Bir cümleyle kapalı kutuyu açan Kürtçe’nin şairi.
Ne kadar şanslıyım ki dilin kemiğini kıran senin gibi iyi şairlerle dostum…

Mehmet Oğuz

08 Ocak 2013 10:29

Sevgili Nesrin Aksu, yine çok güzel bir iş çıkarmışsın… Şahsen okumaktan inanılmaz tat aldığım bir yazı olmuş. Eline emeğine sağlık güzel dost, güzel insan…

Elbette yazıya asıl demini veren bu yazının konuğu olan ve şahsen tanışma ve tanıma şerefine nail olduğum değerli hocam Şeyhmus Diken ile yazının konusu olan Yervant Ağabeyimin aynı kavşakta kesişen hayat hikâyeleridir.

Kitabı henüz okuma şansım olmadı ama bu yazının altındaki yorumların birinde denildiği gibi o kadar güzel ve kapsamlı bir söyleşi olmuş ki sanki kitabı baştan sona okumuş gibi oldum.
Satırlar gözümün önünden birer birer kayarken değerli hocam Şeyhmus Diken’in daha önceki kitaplarını okurken yaşadığım ve bana artık çok tanıdık gelen o tarifi imkansız his gene gelip boğazıma düğümleniverdi.

Ne yalan söyleyeyim bir ara yazının bir yerinde durmak zorunda kaldım. Çünkü boğulduğumu hissediyordum. Yazıyı okumayı bırakıp kalkıp dışarı çıktım. Bu hisse yabancı değildim. Samimi olarak söylüyorum özellikle Şeyhmus Diken hocamın kitapları başta olmak üzere ne zaman Diyarbekir’e ve Diyarbekir’in geçmişine dair bir şeyler okusam, izlesem veya dinlesem; hele de o yazının, söyleşinin vs. içinde Diyarbekir’in Ermenisi, Kürdü, Süryanisi, Ezidisi varsa; Diyarbekir’de doğmuş ancak aidiyetinde bu saydıklarımın dışında “Türklük” kavramını taşıyan biri olarak mutlaka ağır bir suçluluk ve utanç duymuşumdur. Çünkü bir türlü akıl sır erdiremediğim şu “üst kimlik”, “alt kimlik” gibi zırva kavramların ortak objesi olan insanın “öteki”leştirdiği bir diğer insana bu kavramların ardına sığınarak neler yaptığını gördükçe, duydukça, okudukça; kendimden ve insanlığımdan her zaman utanç duydum ve duymaya da devam ediyorum…

Değerli hocam Şeyhmus Diken’in Sevgili Yervant Axparig’e dair kaleme aldığı “Ule Fılle Hoş geldin” adlı kitabını henüz okumamış olmama rağmen (ki sizler bu yorumu okurken, ben büyük ihtimalle sıcak bir çay eşliğinde değerli hocama bu güzel kitabı imzalatıyor olacağım) Sevgili Nesrin Aksu’nun bu kapsamlı ve oldukça doyurucu içeriğe sahip röportajı sayesinde kitap hakkında genel bir kanı edinmiş oldum. Gerek bu röportaj vesilesiyle sevgili Nesrin’e, gerekse yoğun bir emek vererek böyle bir kitabı bizlere kazandıran değerli hocam Şeyhmus Diken’e ve hayat hikayesiyle, müziğiyle ve sesiyle bizlere dünyaya bambaşka bir pencereden bakma imkanı sağlayan Sevgili Yervant Bostancı Axparigim’e gönül dolusu teşekkür ediyorum.

Tarihin en kadim, en aziz, en kutsal ve en güzel kentlerinden biri olan Diyarbekir’in aynı şekilde aynı güzelliğe sahip siz değerli insanları: Ermeniler, Süryaniler, Ezidiler ve dahi bütün ötekiler… Bir gün, bir gece ansızın bırakıp gitmek zorunda kaldığınız bu topraklara bu kez döneceğiniz günü haber vererek gelin ki; sizleri yerinizden yurdunuzdan sürgün eden bir neslin pişmanlık duyan çocukları olan bizler, yüreklerimizi önünüze serip sizlerden af dileyelim… Ve lütfen çabuk dönün ki çocuklarımıza kirve olun, gençlerimiz Hıristiyan Müslüman diye ayrı düşmesin birbirinden, camilerimiz ve kiliselerimiz birlikte seslensinler yüce tanrıya ve çok daha önemlisi komşum deyip kapısını çalacağımız bir kapımız fazla olsun artık. Lütfen dönün…

Mehmet OĞUZ

Kirkor YETEROĞLU

08 Ocak 2013 11:57

Bütün bu yazılanlara ve yaşananlara ancak bir şiirimle,
Şeyhmus Diken’e ithaf edilmiş bir şiirimle yanıt olabilirim.
Not: Şiir Evrensel Kültür Dergisinin Kasım 2012 sayısında yayınlanmıştır.

SÜRGÜN NAR

Şeyhmus Diken’e

Usulca geçerken sokaklarından
Dolanır ayaklarıma gidenlerin izi
Savrulmuş dört yanına dünyanın
Yuvası kanatılmış kuşlar

Surp Giragos’un çanı
Yankılanmıyor Hançepek’ten*
Pencere pervazında
Öksüz ikon çığlıkları

Duvarda zembereği kırık saat
Rengi eksik gökkuşağı
Kilitlenmiş ağzı
Ses vermiyor küçeleri

Dost çığlığı “Gittiler İşte”
Virane evler kayıp güvercin sesleri
Sütü çekilmiş anne Dîyarbekir
Emziremiyor çocuklarını

Yitirmiş kimliğini çoktan
Sökülmüş tuğlaları
Çiçekleri sünmüş kent
Bir daha açar mı
Kirkor Yeteroğlu
*Hançepek: Diyarbakır’da Ermeni Mahallesi

January 08 2013 14:32 pm

Mehmet Oğuz

Sevgili Kirkor Yeteroğlu Evrensel Kültür Dergisinde yayınlanan şiirinizi Şeyhmus Hocamla birlikte okuduk… Yürekten tebrik ediyorum. Kaleminizi selamlıyorum dostça kardeşçe…

Şeyhmus DİKEN

08 Ocak 2013 16:33

Mehmet Oğuz,
Sevgili şair kardeşim.
Senin dizelerinle;
“küçük bir taş parçasına dokununca duydum
dünyanın yorgun soluğunu”
çok sağol olanca hissiyatınla yazdığın düşüncelerinle.

Kirkor Yeteroğlu;
Bir şair mısra haysiyetine inanan şair.
Bilesin ki çan sesi ile ezan sesi şimdilerde yeniden yankılanıyor Xançepek’te…
Ya da namı diğer Gavur Mahlesinde…
Çok sağol değerli ve ithaflı şiirin için…
Selam ile bakî kal…

Ceyhun Ran Arslan

08 Ocak 2013 17:24

Değerli araştırmacı yazar Şeyhmus Diken ve sanatçı udi Yervant Bostancı’nın “Ulla Fılle Hoş Geldin” kitabının tanıtımı geçtiğimiz Kasım ayında İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı’nda yapılmıştı.

Kelimelerin ve müziğin harmonisi içinde tanıtımı yapılan programa ben de katılmıştım. İzleyenleri kitap fuarının modern salonundan bir çırpıda alıp Diyarbekir’in mistik oryantal küçelerine, Gavur Mahhalesi’ne, Cemil Paşa Konağı’na oradan da Los Angels’e götüren müzikli, şaraplı bir yolcukla “Ulla Fılle Hoş Geldin” tanıtıldı.

“Ulla Fılle Hoş Geldin” kitabı Diken’in 2011 yılında yayınladığı “Gittiler İşte” kitabının bir devamıdır. Her iki kitap geçmişle barışmanın değil, yüzleşmenin belgesidir. Diken, bu coğrafyada hikayelerini bilmeden onlara düşmanlık yapılan kadim hakların, sayıları onlarla yüzlerle kalmış evlatlarının hikayesini, iğneyle kuyu kazarcasına gün ışığına çıkarmaya çalışmaktadır. Bu yapıtıyla Diken sözlü tarihi yazılı tarihe aktarmada bir kez daha kaleminin ustalığını teyit ettirmiştir.

“Ulla Fılle Hoş Geldin” Da Vinci’nin Kodu misali denklem çözümlemesi bir yapıttır. Elli sekiz yıl zarfında Diken ile Yervant’ın bilmedikleri kardeşlik sırrının bir zıbın ile çözüldüğü eserdir. Diken’in başkalarının hikayesini yazarken farkında olmadan kendi hikayesini de yazdığı, ayrı anadan, ayrı babadan, ayrı milletten olan kardeşi Yervant Bostancı’yı anlattığı tarihle yüzleşmenin eserdir “Ulla Fılle Hoş Geldin”.

Her ikinizin de ellerine ve zihnine sağlık.

Ceyhun Ran Arslan

udiyervant@yahoo.com UDİ YERVANT Musician/Band

08 Ocak 2013 18:06

SEVGİ DOLU YÜREKLERİNİZE YİNE KLAVYESİNİ TANIMADIGIM BİR ALETLE (mışqılezle) yazıyorum, yalnışlardan dolayı şimdiden af diliyorum…
CAN MEHMET OGUZ KARDAŞIM, DİLENEN HER ÖZÜR YÜREGİME BİR HANCERDİR ADETA… BEN ŞAHSEN ÖZÜR DİLENMESİNE KARŞIYIM….CAGIRMANIZ, DAVET ETMENİZ, BİRLİKTE GÜZEL GÜNLERE DAVETTİR ASLOLAN..TEKRARDAN KİRVELİKLERİN KURULMASI, RAKIDA ŞARAP ERMENİYE FAYDADIR ŞARQISININ SÖYLENMESİ, BERABERCE XATUN ANAMIN TURŞUSUYLA GECE YARISINDA KOMŞULARA İKRAMIN TEKRAR BAŞLAMGICININ RÜYALARININ GERCEKLEŞMESİDİR ASLOLAN…
EN BÜYÜK ÖZÜRDE BU DAVETLERİN İCİNDE GİZLİ KALİP BOGULMASIDIR ASLOLAN…
BÖYLESİ YÜREKLERE İNANDIGIM İCİNDİRKİ 21 YILDIR YASADIGIN ABD,DEN BIRAKIPTA GERİ DÖNÜYORUM…
ÇAN SESLERİNİN EZAN SESLERİNE KARIŞMASINDADIR YÜREGİMİN HER ATIŞI.
DİNLERİ, DİLLERİ, İBADETLERİ NE OLURSA OLSUN İNSANIN İNSANCA YAŞAYABİLECEGİ ŞEHRİ KADİMİME GÜVENİM EN AZ BABAM KEKE YAQOYA İNANCIM KADARDIR…
SEVGİLİ NESRİN AKSUNUN İÇLİ SORULARINA MERHABA,
CEMİL PAŞA KÖŞKÜNDE YILLARCA BABAMLA PUŞİ İŞİNDE CALISTIGIM VE HER CEMİLOGLU SOYADI GÖRDÜGÜMDR SONSUZ SAYGI DUYDUGUM İNSANLARDAN BİRİ YIDIZ CEMİLOGLUNA,
BİZE BU İMKANI TANIYAN OKUR YAZAR.TV,YE CAN HEYRAN.
ABELERİN ABESİ GEDE BAJAR, DEGERLİ KARDASIM NACİ SAPAN,A….AYIN 26,SINDA ABEMİ SARQILARIMLA AYRI Bİ DÜNYAYA UCURACAGIM. ABE CAN SENİ SEWİYEM HA CAN GEDE BAJARIM BENİM.
SAHAN ÖMÜM FEDAR RUH İKİZİM CAN SEYHMUS ABEM.
KALEM TUTAN ELLERİNDEN ÖPİYEM.
FERİT ŞUR, DENGİN CANLARIM RUHUM SİZLERLE.
GAZETECİ AGABEYİM İBRAHİM EVİRGENİN HER BİR KAHVESİ KIRK YILA DEGİL, KİRKBİN YILA BEDELDİR, SENİ SEVİYEM İBRAHİM ABEM.
COCUKLUK VE GENCLİK ARKADŞIM, TIBREVANKTAN SINIF ARKADAŞIM, DİKRANAGERDİMİN GÜZEL ŞAİRİ SEVGLİ BEDROS DAGLIYANI SEVGİYLE ÖPÜYORUM.
ARKADAŞI, DOSTU OLMAKTAN ONUR DUYDUGUM DEGERLİ HOCAMIZ, SEVGİLİ EGİTMENİMİZ BİRSEN İNALCAN, YENİ ŞİİR KİTABINIZI DÖRT GÖZLE BEKLİYORUZ HABERİN OLSUN….
HAYASTANDA(ERMENİSTANDA) UZUN YILLAR SONRA KUCAKLAŞABİLDİGİM, ELE AVUCA SIGMAZ YÜREGİ FERYATLARDA CAN YEHPAYRIM, CANIM DOSTUM SARKİS HATSPANİYAN. YOLLADIGIN ARMENİAN KONYAGINA DAHA KIYAMADIM, SENSİZ BOGAZIMDA KALIR İKİ GÖZÜM, GELDE BERABER VURALIM KADEHLERİ….YÜREGİM HERDEM İSYANKAR YÜREGİNLE BİRLİKTE.
AHMET HİMİ HAS, SENİ TANIMAK, MEŞKİNDE OLMAK İNANILMAZ GÜZELDİ, KUCAK DOLUSU SEVGİLER….
ABDULLAH KOCÇAL MERHABALAR OLSUN GÜZEL İNSANIM…
MUSTAFA İLHANIM, DEDEM XAÇADURUN TORUNU DİYE BELLEDİGİM, DEGERLİ MÜZİSYENİM, İNCE MIÇEM SESİNE HASRET KALDIM CİGERAMIN…
WERDA WARVİN, GELEK SPAS DIKIM ROHNİYA CAVE FILLEYE DİKRANAMED…EZ PIR DILXWIŞ BUM….
SEVGİLİ PERVİN ÇAKAR CAN, BAŞ GÖZ ÜSTÜNE GELMİŞSEN…
UGUR İLDAN İÇLİ COMMENTİN İCİN BİNLERCE TEŞEKKÜRLER CANEMIN. SANADA İKİ KELAM BORCUM OLSUN…
SEVGİLİ NECMETTİN SALAZ VE CAN YAŞAR SEYMAN DOSTLUKLARIMIZ HEP BAKİ KALSIN, BİZLERE DAHA COOOK LAZIMSINIZ GÜZEL İNSANLARIM…
SEVGİLİ DOSTUM GÖNÜL KAYA AKTAN, EN KISA ZAMANDA GÖRÜŞMEK UMUDUYLA, SEVGİMDESİNİZ.
PEN BAŞKANIMIZ SEVGİLİ TARIK GÜNERSELİN SAYFAMA GELMESİ BENİM İCİN BİR ONURDUR. ŞEREFLER VERMİŞSİN CANIM ABEM…
CAN NAZAN DEVLETLİM, SEVGİLİ NAZOŞUM, BURADADA GÜZEL DUYGULARINLA MERHABA DEMENE ŞAŞIRMADIM, SENİ SEVİYORUM YÜREGİMİN DEGERLİ RESSAMI….
CANE LEZGİN YALCIN, FÜSUN CİCEKCİOGLU, YUSUF KENAN BEYSÜLEN, NE GÜZEL ONUR SİZLERLE DOST OLMAK, YÜREKLERİNİZİ YÜREKLERİMİZLE BİR BİLMEK…AH BİRDE SEVGİYLE SARILABİLECEGİMİZ GÜNLER GELSE….
ŞENER ÖZMEN KARDAŞIM, VALLAHİDE BİLLAHİDE BU KELOGLAN SİZLERE MEFTUNDUR…YİNE SEVGİLİ ALAADDİN KARDAŞIMIN KAHVALTI SOFRASINDA BULUNMAK DİLEKLERİMLE SEVGİYLE ÖPÜYORUM…
SUAT TOKAT ABEM, TÜYAPTA TANIŞMAK, SOHBET ETMEK HARİKAYDI. BİRDE BERABER AYNI SOFRADA İKİDE TOKUŞTURSAK MA KIYAMETMİ KOPARDI…
SÜRYANİ SAİT ARSLANLAR ABEM, SENDE SANKİ DİYARBEKİRİMİZDEN DÜN CIKMIŞ GİBİSEN…TAKSİMDEKİ GECENİN TEKRARINI İSTİYEM AMA ŞEYHMUS ABEM VE MIGIRDİÇ MARGOSYAN AHPARİKLERİMİN OLMASI KAYDIYLA…ABEMİ SEVGİYLE KUCAKLIYORUM…..
MUSTAFA SÜTLAŞ ABEM, İKİ GÖZÜM, KAYMAGIN OLIM SENİN GÜZEL ABEM… ŞİR U ŞEKERSİN SEN. SEVGİYLE ÖPÜYORUM CİGER ABEMİ…
SEVGİLİ KEMAL SİYAHHAN KARDAŞIM ANLATTIGIN YAŞANMIŞ OLAYI HALA YAŞAR GİBİYİM… ÖYLESİ OLAYLARIN, KAYBOLUŞLARIN BİR DAHA OLMAMASI DİLEKLERİMLE….
CAN İBRAHİM ZOKLU AHPARİGİM,
HOLLANDADA TEKRARDAN GÖRÜŞMEK COK GÜZELDİ, GÖZYAŞLARIN MEKANI MEZARLIKTA DAHİ OLSA…
SEVGİLİ KUYRİGİMEDE SEVGİ VE SAYGILARIMI SUNUYORUM….
SEVGİLİ MURAT NIŞAN AHPARİGİM, BI GETTİN PİR GETTİN HA. NE ARİSAN U NE SORİSAN…BENLE SEYHMUS ABEM KUŞANMIŞ SENİ TORONTOLULARI BEKLİYORUZ…ABEMİ COK ÖZLEDİM. BANA VERDİGİN EMEKLERİ ASLA UNUTMADIM…TORONTOYA BİZİM FILLELERE KUCAK DOLUSU SELAMLAR…
DİLİNE KURBAN OLDUGUMU, KARDAŞIM DEMEKTEN DUYDUGUM GURURU ANLATAMAYACAGIM KADAR BÜYÜK DEGERLİ KÜRT ŞAİRİMİZ LAL LALEŞİM BENİM.SENİ SEVGİYLE KUCAKLAYACAGIM GÜNLERİ SAYIYORUM.
EZ TE PIR HEZDIKIM ROHNİYA ÇAVEMIN…
Jİ XWIŞKAMIRA Jİ GELEK SLAV U REZ…
VAN DEPREMİ İCİN VERDİGİM KONSERDE TANIMA ŞEREFİNE NAİL OLDUGUM DOSTUM, KARDAŞIM DEMEKTEN GURUR DUYDUGUM SEVGİLİ MEHMET OGUZUMA SELAM OLSUN….EN YAKIN ZAMANDA GÖRÜŞMEK UMUDUYLA….
SELAMLAR SEVGİLİ KİRKOR YETEROGLU AHPARİGİM….

JI XWIŞKAMIRA Jİ GEKEK SLAV U REZ…

Sabahattin Eser

08 Ocak 2013 18:51

İnsanların yaşadıkları memleketlerinden zor kullanılarak sürülmeleri dininiz ayrıdır siz bizden değilsiniz diyerek ve islamiyeti kullanarak zulme uğratılmaları çok acı bir durum. Bana göre hem camiden hem kiliseden olduk.Ellerinize sağlık değerli ağabeyim Şehmus Diken bu acı hikayeyi yüreğinde hissederek yazmış arkadaşlığı dostluğu en önemlisi kardeşliği hissettiriyor kendisini ve Yervant kardeşimizi kutlarım. Ayrıca Nesrin Aksu hanıma duyarlı olmasından dolayı çok teşekkürler.

Nesrin Aksu

08 Ocak 2013 22:15

Dost ellerin dost sıcaklığıyla merhaba,
Öncelikle sevgili ahberdjan Udi Yervant, kaderimiz olan coğrafyamızın bize miras bıraktığı acılara rağmen yine yeniden şükrediyorum ki; “zulme karşı engel tanımayan insanlar” dün de vardı, bugün de, yarın da var olacak! Yoksa yollarımız nasıl kesişirdi ? Bende hemşinliyim, köklerime uzandığımda benimde anayurdum cehennem deresi kanyonuna dek uzanıyor. Ararat ağıt yakıyor atalarımın ardından. İyi ki varsınız, iyi ki varız… Özlem ve sevgiyle kucaklıyorum. Selamlar…
Ve sevgili Mehmet Oğuz dostum, sana ne desem azdır. O güzel dost yüreğinden öpüyorum…
Sebahattin Eser arkadaş, yorumların ve desteğin için sonsuz teşekkürlerimle.. sevgiler, selamlar…
Canım Şeyhmus abim, bak gördün mü baharı beklemeden açtı bahçemizde güller… Mezopotamya’nın kadim halkları savaş tamtamlarına inat gülümsüyor el ele, sevgiyle…

Seyfettin Özgezer

08 Ocak 2013 22:47

Hem kitabi hem de söylesiyi okurken empati (Baskasinin duygularini anlamaya calismak) kelimesini animsamadan gecemedim. Empati hisini, Sehmus Diken’in Ula Fille ve diger kitaplariyla öz yasam izlerinde de görmek mümkün.
Müslümanlar, dini iliskilerinde ici ve disi bir olmayanlara “Münafik „derler. Örnegin tembellikten, sabah ve Yatsi namazini kilmayan, isine geldiginde dini inanclarini yerine getiren, ama inanclarinin gereklerini yeerine getirmeyenler münafik olarak nitelendirilirler.
Münafik deyiminden yola cikanlar, aslinda Islam dininin ne kadar hosgürülü ve hak ile hukuka uygun oldugunu dile getirirler. Bunu tartismassiz her Müslümandan duyariz.
Seyhmus Diken’i okudugumda, icinde büyüdügüm toplumda ne kadar da cok Münafik varmis diye düsündüm. Cünkü bu Kadim Halkin Katliamina onay veren Devlet yönetimi, buna göz yuman kapi komsulari, okul aradaslari, hemsehrileri de Müslüman olduklarini iddia ederler. Hosgörü, Hak ve Hukuk bunun neresinde?

Seyhmus Diken’de Müslüman bir Aile’nin cocugu olarak geliyor Dünya’ya. Dini inanclarini yerine getiriyor mu bilmiyorum ama oda Müslüman geleneklerine göre büyümüs. Müslüman ama baska bir Müslüman. Seyhmus Diken Hoca’da Yervant’i tanimadan önceki Kitaplarinda ve yasaminda da bu Empatiyi görebiliyoruz. Haksizliga, hosgörüsüzlüge, Hukuksuzluga karsi dolambacli yollarin tersine direk ve dürüst bir kisilik. Buna bel ki de Namuslu olmanin olmazsa olmaz kosolu demek gerekir.

Bizler, Ermeni Katliamini direk yasamamis olsak , bircok seyi bizden saklamalarini düsünsek bile, Katliami, Dedelerimizden, Babalarimizdan Nine ve Annelerimizden, Komsularimizdan cok degisik versiyonlariylala bircok sohbette duymusuzdur. Bunlari duydugumuzda kendi büyüklerimizin veya komsularimizin bu katliamin yasandigi sirada nasil tavir aldigiklarini sorgulamamiz gerekmezmiydi.
Bizlerin de Namuslu olmasi icin illah Seyhmus Hoca’nin Ula Fille Kitabini okumus olmamiz mi gerekir. Seyhmus Hoca’ya bize bu olguyu tekrar tekrar hatirlattigi icin cok tesekür ediyorum. Seyhmus Hoca, Aydin ve Entellektüel olma görevini Namuslu bir kisilikle apacik sergiliyor. Bizim gibi yazmayan insanlarin da yüzlerimizin kizarmamasi icin sesli bir sekilde Empati yaparak Namuslu olmanin olmazsa olmaz kosulunu korkusuzca yasamasi gerekmez mi?
Udi Yervant Diyarbakir’a yerlesmeye karar vermis. Xosgeldin Safalar getirdin benim kaybettigim, degerim, büyügüm, bastacim. Seninle renklenecek DikranAmed. Temenim senin baslattigin adim devam eder ve daha da Renklenir bu Kadim sehir Diyarbekir veya DikranAmed. Senden ricam. Yerlesince Dedelerimizin, Babalarimizin korkudan, bagnazliktan veya fukaraliktan anlatamadigi Ciroklari, Ciroklarimizi anlat. Anlat ki yine Sevberklerimiz canlansin. Hüzün de dolsa icimiz, yüzümüz kizarsa da anlat.

udiyervant@yahoo.com UDİ YERVANT Musician/Band

09 Ocak 2013 15:56

CANLARIM YA ÖYLESİNE BU SICAK SAYFAYA VE YORUMLARA ALIŞTIMKİ PC,Mİ ACAR ACMAZ DİREK BU SAYFAYA YÖNELİYORUM….VE SATIRI AYRI BİR ALEME CEKİYOR BENİ….
SİZLERLE YENİDEN SEVDALANIYORUM CAN DİKRANAMEDİME VE TÜM GÜZELLİKLERE…
TEŞEKKÜRLER SEVGİLİ SABAHATTİN ESER KARDAŞIM, HOŞ GELDİN MECLİS-İ ALAYA…
YÜREGİNE SAGLIK HEMŞİNİMİZİN DÜNYALAR GÜZELİ CAN BIZDİK KUYRİGİMİZ SİRELİ NESRİN AKSU….
VE CAN HEMŞEHRİM, YÜREGİMİN VAZGECİLMEZ GÜZEL KARDAŞI SEVGİLİ SEYFETTİN ÖZGEZER, ROHNİYA DILEMINİ CIGERAMIN….
DEDELERİMİZİN, FUKARALIKTAN VE KORKUDAN ANLATAMADIKLARI CIROKLARI MÜZİK KANALIYLA YÜREKLİCE ANLATMATA AND İCMİŞİM BIRAKO….
ARTIK DÖNÜŞÜ OLMAYAN BİR YOLDA BARIŞ VE KARDEŞLİK ADINA NE GEREKİRSE ONLAR YAPILACAKTIR….
YAZA KÜRDİLİHİCAZKAR METİNLERLE YİNE BİRLİKTE OLACAGIZ. TADINA DOYAMAYACAGINIZ BIR CALIŞMAYLA VE SÜRPRİZLE KARSİNIZA
CIKACAGIM(CIKACAGIZ)…..
GÜZEL VE İBRET ALICI YÜREKLİ YAZINIZ İCİNDE TEŞEKKÜRLER CAN SEYFETTİNİM…
SEVGİYLE KUCAKLIYOR VEDE OPÜYORUM.
BU AYIN 26,SINDA DİKRANAMEDE BEKLİYORUM ELBETTEKİ KARLI DAGLARI AŞABİLİRİSEN…..

March 05 2013 12:51 pm

MEHMET EMİN TURGUT

Sayın Diken,
İzmir’de Sevgili Yervant’la birlikte imzaladığınız kitabı bir solukta okudum.Zaman zaman üzüldüm,zaman zaman gülümsedim,yer yer isyan ettim.Yaşadığımız kentte yapılanlardan habersiz uyuyup gittiğimizi gördüm.Tüm kitapların olduğu gibi bu kitapta tarihe ayna tutmuş.Eline yüreğine sağlık.Kalemin hiç susmasın daim Amed’lilerle olsun..
En derin sevgilerimi sunuyorum.Kentimin yüz akı sevgili yazarımıza…

yaman.rafet

09 Ocak 2013 18:26

gözlerim yaşararak okudum gurbet acıdır,inşallah dönerler
şehmus beye teşekkürler

Hunermend ÇİYAGER

09 Ocak 2013 18:50

Geçmişimizin üzerinde fazla durmadan..güzel bir gelecek yaratmak için tüm farklı dinler diller ve kültürleri biraraya getirip birlikte yaşamak toplumumuzu geliştirecektir.İşte sanatçı ruhu ne güzel işleri ortaya çıkardığı görülüyor.güzel dostum şehrimin şair ve yazarı Şehmus Diken yeni kitabndan dolayı kutlarken Bende bir sanatçı olarak Meslektaşım Udi Yervant’ı selamlıyorum ..

Mahmut Koray KORU

09 Ocak 2013 21:22

Ben inaniyorumki her ne kadar dinler irklar mezhepler var olsada asil realite ezen ve ezilen vardir.Sadece fakir fukaranin sikica baglandigi dini imani irki vardir ama emperyalizmin kapitalizmin irki, dini ulkesi ve sinirlari yoktur.Emperyalistler bazen siyahi beyazin ustune , bazende beyazi siyahin ustune surerler.Ne yaziktirki kendileri asil dusman olduklari halde masumane bir sekilde kenara cekilip ezileni yine ezilenle vururlar. Bu nedenler ki ezilen halklar bir turlu kenetlenipte haksizliga bas kaldirmak yerine bu gavurdur , bu muslumandir su kurtdur bu turktur gibi her zaman bolunmeye musait toplumlar olarak yasayip giderler.Emperyalizmde fanatizmi, rasizmi vs, hatta agerekirse fasist gucunude kullanarak somurusune devam eder. Hatta benim koyumde ermeni ve turkler bir arada gayet sorunsuz yasarken 1915 kiyimi buyuk goc sirasinda Turk aileler ermeni komsularinin arabalarini aglayarak yukluyorlar,erzak hazirliyorlar.ermenilerde bir takim agir esyalarini turk komsularina emanet ediyorlar ve diyorlarki komsu donup gelirsek verirsin yok donemezsek helal olsun diyorlar.Bu nedenlerdendirki asagi yukari bu gun her evde Dikranin kazani,Somenin kilimi vs gibi emanetler saklanir ve isimleriyle anilarak bir nevi emanete ihanet edilmez.Egitimden yoksun, yokluk ve seberberlikle bogusmakta olan iki milletden birinin digerinin kiyimi esnasinda ona arka cikmasi ve protesto yapmasi icin sokaklara dokulmesini beklemek biraz hayal olurdu.Bu nedenle ezilmis halklarin ayni cografya uzerindeki diger ezilen halklarina bir nevi kusmesi suclamasi dogru deildir.Diyarbekirde ermeni komsusunun evine goz diken haci anayla, fasist duygulari kabarmis olan ermenice sarki soyleyemezsin diyen albayin ne farki fardir bunlar duzenin islenmis doldurulmus piyonlaridir.Demekki asil dusman bizim kanimizi somurmek icin pusuya yatmis emperyalistler, bunu gormememiz icin gozlerimizi kor eden cehalet asil dusman bunlar.Biz bunlari ermeni toplumundan Udi Yervant gibi Hrant Dik gibi. Kurt toplumunda degerli Seyhmus Diken gibi,Turk toplumundan benim gibi dusunenler gibi kimselerin kenetlenmesiyle, el ele tutmasiylaUdi Yervant agziyla soylersek kardas olmasiyla guzel gunler gorecegiz, gunesi zaptedecegiz, bilye gibi uzumlerden sarapta yapacagiz, gul rakisi damitacagiz.Her sey cok yakin.Hosca kalin

Kazım Akkoç

09 Ocak 2013 21:35

Geçmişle yüzleşmeden güzel bir gelecek yaratmak mümkün değildir.Başta Ermeni soykırımı olmak üzere bütün soykırımlar iyice araştırılmalı ve bilinmeyen herşey ortaya çıkarılmalıdır. Sayın Diken’i bütün eserlerinden dolayı kutluyorum. Evet gittiler ama arkalarında büyük bir boşluk bırakarak gittiler.Ermeniler yaşadıkları yerlerin kültürel ,sanatsal ve ekonomik yaşantılarına çok büyük katkılarda bulunuyorlardı.Onlar gidince büyük bir boşluk doğdu. Keşke o vahşet yaşanmasaydı.Sınıf arkadaşım Sayın Dikeni ve ruh ikizi Sayın yervant Bostancıyı saygıyla selamlıyorum.

ferda cemiloglu

10 Ocak 2013 00:49

Sevgili dost ve Diyarbakir sevdalisi can hemsehrim eline diline saglik bu kadar yorumlara ve guzelliklere yorum katmak abesle istigal olur . Seninle ilgili gordugum her satir beni duygulandirir bazen aglatir huzunlendirir bazende neselendirip gururlandirir . bana hep mehmet dedemi hatirlatirsin nur icinde yatsin O hep Diyarbakiri anlatirdi Bizde hep hayranlikla dinlerdik Tam 16 yasimda Suriyeden Diyarbakira geldigimde dedemin anllatiklari Kuceler Serbetciler Bezeciler Kuslar Sarkilar ve nice nice yasanmisliklari aradim durdum anlatilan ve onun gencligindeki Diyarbakiri hep aradim durdum . bulamamistim .!!! Sayende buldum yasadim Dedemin diyarbakirini bana yasattigin ve hisettirdigin icin coooooook tesekkur ederim Sayende Ailemin o huzunlu ve derin bakan gozlerini belki unutabilirim . Bahar gibi yesil ve Diyarbakir kulturu gibi hep zengin kal coook opuldun

Şeyhmus DİKEN

10 Ocak 2013 12:37

Sevgili Ferda (Cemiloğlu);
Kürt Aristokrat kültüründen gelen ve sürgünlerde büyüyen aziz kardeşim.
Sürgünlüğün, yıkımın, talanın, elinde avucundaki her bir şeyi yitirmeye rağmen dimdik ayakta ve onuruyla durmanın erdemini sen bilmeyeceksin de kim bilecek.
Cemilpaşazadelerin bütün rahmetlilerinin ruhu şad olsun. Kalemine, yüreğine sağlık Ferda.
Hewlêr / Erbil’den yazıyorsun, selamlarımla kal…

Sevgili Kazım Akkoç; Gidenlere, kalanlara ve dönemeyenlere dairdir bütün hikâyatımız. Sağolasın.

Sevgili Mahmut Koray Koru; evet çok haklısın, bütün mesele mazlumların, mazlumiyet ve mağduriyet meselesine takılmadan haklılıkları üzerinden muhalefet geliştirmesiyle ilgili …

Sevgili Hunermend Çîyager; Sanatın olanca sesi, soluğu ve ahengi adına selam ediyorum sana.

Rafet Yaman kardeşim; gözlerin rengi ayrı olsa da gözyaşlarımız birdir ve aynı pınara akar, selamlarımla.

Seyfettin Özgezer kardeşim; Şimdi uzaklardasın, taa Hamburg’da. Ama coğrafyaya ait acıları birlikte yaşadık, gazeteci kimliğinle haberler yaptın. Şimdi de birlikte okuyup, yaşayıp yazacak ve çözümler üreteceğiz. Çünkü daha çok işimiz var…

Nesrin Aksu, arkadaşım; Haberdar etmeseydin; Cem Karaca’nın şarkısında söylediği gibi “Ben bir ceviz ağacıy(d)ım Gülhane Parkında / Ne sen bunun farkındasın / Ne de polis farkında”
Sen farkındaydın da biz değil.
İyi ki bu siteyi bize söyleşi önerin üzerine haberdar edip tanıttın ve müptelası olduk, varolasın…

Sabahattin Eser kardeşim; İnançlar insanları yaşatmak için var olmalı, sevgiyle kalın.

Ceyhun Ran Arslan kardeşim;
Yorulmayıp TÜYAP İstanbul Kitap Fuarındaki söyleşi-dinletimize Avrupa’dan gelmiştin hem de kıymetli Kürt Entelektüeli Baban Ruşen Ağabeyle birlikte.
Çok sağol. Senin ilgin kıymetli röportajlar yapan biri olarak benim için sahiden önemli ve anlamlıydı. Muhabbetle…

vural tantekin

10 Ocak 2013 15:30

sevgili abim,bana göre yakın tarihin en iyi kalemlerinden sevgili Şehmus DİKEN abim…Sen olmasan acaba kim bize unutmuş olduğumuz unutturulmak zorunda bırakıldığımız ermeni dostlarımızın tarihini bu kadar güzel ve içten aktarabilirdi… Allah seni yazın dünyasından eksik etmesin…

Bahar

10 Ocak 2013 18:07

Merhaba Ape Seyhmus,

Son kitabin “ula fille xos geldin” i az once bitirdim. Söyleşiyi de şimdi okudum büyük bir keyifle. Kitabi 24 saat icinde bitiriverdim. Ne diyem beni gezdirdiniz guldurup huzunlendirdiniz amedimin sokaklarinda. İyi ki tanismissiniz iyi ki yazmissin, benimle konusuyor gibi dinledim ape Yervant’i..

Ben Los Angeles’ta bir universitede matematik doktorasi yapan muzige cok ilgili, daha Amerikaya gitmeden bir sekilde Yervant axparigin hayrani olmus Amedli bir kürt kiziyim. Hasretim benim de buyuk elbet ama Yervant abenin hasretinin yaninda benimki kum tanesi kalmis. Ankara’ya iner inmez aldim kitabi. Heyecani ustumdeyken de yazayim istedim. Ağzan dilen sağlik Ape Seyhmus.

Geri los angeles a donecegim tatilimiz kisadir malum, hep gonlumde tanisayim isterim cok Yervant Axparigle ama kismet de zamanini beklermis, ben 2 yildir ordayim o da 2 yildir yogun bi sekilde Turkiyeye gelip gidiyor, seni de onu da guzel yureginizle kucaklarim..

Yervant abimi gördüğümde Los Angeles günlerim güzelleşecektir kuşkusuz.

Abelerimlen tanismak kismet olsun,

Saygiyla sevgiyle

Tahir ŞİLKAN

10 Ocak 2013 23:50

” Ancak maalesef biz bu değerlerimizi, farklılaklarımızı tükettik. Kaybedenler sadece gidenler olmadı. Kaybedenler yalnızca gitmek zorunda kalanlar ve acı çekenler değil, bizler kaybettik. Onlar bolluğu da bereketi de götürdü. Bir daha bu coğrafyanın tek bir farklılığını, tek bir değerini yitirmeyeceğiz. Lütfen sizlerden ricam toprağınıza geri dönün.” Osman BAYDEMİR Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı-
Sevgili Şeyhmus Diken’in “Gittiler İşte” Kitabının ilk sayfasında yer verilen “Yasak Seranat” konserindeki konuşması ve Kitabın önsözündeki; “… Siz, siz olun; halklara ve insanlığa karşı işlenmiş suçlara tavır alın. Ve adalet isteyin. Şehri ve içinde yaşamış/yaşayan insanları, o şehri gözünden bile sakınarak yazan, anlatan birinden dinleyin. Böyle birinden dinler ve okursanız eğer şehri , çıplak “hakikatı” dinlemiş ve okumuş olursunuz…”
Kendimi mutlu sayıyorum: Diyarbekir, Amed , Dikranagerd ya da DikranAmed , yedibin yıldan bu yana yaşamın kesintisiz sürdüğü bu şehri,” Diyarbekir’in kendisi” olarak nitelendirdiğim, Şeyhmus Diken’in sesinden ve yazdığı birbirinden değerli ( Çok uzun bir değerlendirme yazısını haketmiş) kitaplarından dinledim ve okudum. O kadim şehrin sokaklarında, “Sırrını Fısıldadığı Surlarında”, çağlar geçse de yaşayacak mekanlarında, binalarında, Dicle kıyılarında, tarihi yerlerinde dolaştım. Gidenlerin ardından hüzünlendim. Başkan’ın içten çağrısına uyarak dönme kararı verenlerden birinin Udi Yervant Bostancı’nın hayat hikayesini, ‘şiirsel bir metne’, ‘merakla okunan bir romana’ dönüştüren Şeyhmus Diken’in bu başarısına gıpta ettiğimi söylemeliyim. Şeyhmus Diken’in yazacağı onlarca belki yüzlerce insanın hikayesini merakla ve heyecanla bekleyeceğimi söylemek isterim. ” Şükür ki; Kürt(ler) sadece kendisi için değil, kendini kişiliksizleştirip, kimliksizleştirmeye yeltenen muktedirlere inat, Ermeni’sine de, Süryani’sini de, bütün Kürt coğrafyasındaki halklara özgürlük ve demokrasi istiyor…” Bu sözlerin somut kanıtlarının başında Şeyhmus Diken’in yazdığı kitapların geldiğini söylemek abartı değil, gerçeği söylemektir. ‘Ula Fille Hoş Geldin’ bu gerçeğin, şimdilik son belgesidir. Emeğine sağlık Şeyhmus Diken.

Gülseren Karaçizmeli

11 Ocak 2013 12:45

Sevgili Şeyhmus,
Kitabının ne kadar kıymetli olduğu konusunda yazmıştım daha önce sana. Söyleşi de çok güzel olmuş. Beni yorumlar da çok etkiledi. Üstü örtülmeye çalışılan ne çok “derdimiz”, ne çok “yaralı” insanımız var. Bunu bilmek başka, birebir tanıklarından dinlemek, okumak başka. O yüzden yaptığın şey çok kıymetli. Buradaki yorumlarda da okuduklarımız gibi Yervant’ınki gibi herkesin acılı bir hikayesi var. Daha çok yazmalı, daha çok okunmalı.
Bu vesile ile tekrar ellerine sağlık. Sana, Yervant’a, tüm yorumculara İstanbul’dan selam ve sevgiyle.

Mîran Janbar

11 Ocak 2013 18:54

Söz ustası, kalemini Diyarbekir’e adamış üstat Şeyhmus Diken’in Udi Yervant ile buluştuğu bu kitap Diyarbekir’in yakın tarihine bir ışık olmasının yanı sıra barışı, kardeşliği, muhabbeti yitirmenin nasıl bir ızdıraba ve hüzne yol açacağının belgesi adeta. Eline, yüreğine sağlık Şeyhmus ağabey. Sen, Udi Yervant ve Diyarbekir’in tüm kardeşlik, barış, kültür insanları… İyi ki varsınız.

Rojin / Sanatçı

13 Ocak 2013 16:53

Şeyhmus Abi,

“Ula Fılle Hoş Geldin”le birlikte kitabın sürprizi Udi Yervant cd’sini dinlemeden bu güzel söyleşiyi yorumlamak istemedim.

Udi Yervant’ı hayatımıza yeniden kazandıran o güzel sesini ve udunu dinlememizi sağladığın için sana teşekkür borçluyuz.

Kalemin hiç durmasın.

Fılle abi sesin, udun hiç susmasın…

Rojin.

aysel akşahin ildan

13 Ocak 2013 21:24

Sayın şeyhmus dikene kitap için burdan çok teşekkür ediyorum kaleminize sağlık.

kitaba yeni başladım o kadar etkileyici bir şekilde yazılmış ki duygulanmamak mumkun degıl.Geçmişte bu topraklarda ermeniler ve kürtler cok acılar cektı cok goz yası döküldü temmenim odur ki çoçuklarımızın bu topraklarda barış ve kardeşlik içerisinde bir hayat sürmeleridir.
sevgili yervant kardeşim gurbetlik yeter artık diye düşünüyorum ve artık seni amedde görmek istiyoruz temelli olarak… iyi varsın emrahımın fılle abisi

January 14 2013 17:55 pm

Necat Orhan

Sevgili sınıf arkadaşım, Şeyhmus Dikenin bu ölümsüz eseri bununla halkların kardeşliği ve ortam yaşam mozaiğine duyarlı davranışını kutlıyor, beraberinde emeği geçen dostlara ve can dostum Udi Yerwant’a ayrıyeten selam sevgi ve başarılarının devamıyla birlikte güzel yapıtları önünde tekrar eğilerek şükranlarımı da siz okuyuculara ve değerli yorumlarınıza ve beğenilerinize yolluyorum,Ne acılar, ne kurşunlar bir halkın özgürlük mücadelesine engeldir, biz ölüme alışalı çok oldu,Fidan, Sakine ve Leyla’lar bu hesaba çoktan adlarını milyonlarca insanla birlikte ilk sıralarına kaydetmiş,”Hoş geldin ölüm” demişlerdi…Böylesi cinayetleri tetikleyenlerin suratına da onlarca kez tükürmüş ve bugün cansız bedenleri tükürmektedir…
bununla birlikte barışa geçen Çarşamba sıkılan kurşunlar için yazdığım şiiri seslendiren arkadaş ve dostuma nezdinizde teşekkür ediyor iyi okumalar, ve dinlemeler diliyorum…eşk ile

İffet Diler

14 Ocak 2013 14:02

Sözün yai komşusu yazıdır. Duvarlara iş bırakan bedenlerin anlatısı Amed’den geliyor. Nerede kaldınız? Özledik demeye yetişmek için okumaya, ısrarla yazmaya, konuşmaya devam etmeli. Ucu bucağı olmayan yolculuklara çıkmalı. Nasıl karşılaşır buluşuruz hep aynı türküde kalırsak. Hep aynı düğme değil derdimiz. Işığın prizmadan geçen kalemine sevgiyle…

Duygu Amed

15 Ocak 2013 07:37

Dicle’den Losangeles’a kadar hissedilen sıcaklık Pasifik soğuğunda yüreğimi ısıttı..Diyarbekir oyle bir şehirdir ki icinde yetişen yazarları ve sanatçıları da onun gibi asil ve değerlidir..iyi ki varsınız keke’ler,nice güzel başarılara…

Şabo Boyacı

15 Ocak 2013 12:06

Dağların, taşların bile tek tipleştirildiği bir coğrafyada Şeyhmus Diken’in kitabı okyanusun dibinde bulunan çok değerli bir hazineye benziyor. Bu coğrafyada buna benzer o kadar hikaye var ki dile ve yazıya dökülse zaman yetmez. Şeyhmus Diken, onurlu ve namuslu birkaç yazı emekçisinden biri olarak bu görevi layıkıyla gerçekleştirmeye çalışıyor ve kocaman bir alkışı hak ediyor.

Türkiye’de yaşayan bir Süryani olarak burada anlatılan hikaye bana hiç mi hiç yabancı gelmedi. Kitabı okurken yaşadığım duygular senelerdir bizim hisssetiklerimizle hemen hemen aynı. Bu yönüyle de kitap kocaman bir alkışı hak ediyor.

Bu tür kitaplar yıllardır bu coğrafyada ağır bir trawma altında yaşayan biz ötekilere o kadar iyi geliyor ki bu tarif edilemez bir duygu. Ne yazık ki yüzyılın başında bu coğrafyada oynanan kirli oyunlar bitmedi ve bitmeyecek gibi gözüküyor. Hayata tutunabilmek için üzüm tanesi gibi komşu topraklara dağılarak giden bu ötekilere aynı oyun Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerde tekrar oynanmaya çalışıyor. Umarım sadece kimliklerinden dolayı bu kadar zülme uğrayan bu halkların çilesi bir gün bu coğrafyada biter. Hepimizin buna o kadar ihtiyacı var ki işte bu kitap bu ihtiyacın bir bakıma dile ve yazıya gelmesi bence. Çabaların ve emekleleri için Tawdi hawro Şeyhmus Diken.

Yusuf Beğtaş

16 Ocak 2013 00:09

Üstad, Değerli Dostum,

Şlomo Malfono Naum Faik’in Mümtaz Hemşehrisi.

Teşekkürler. Tawdi sagi.

Karmaşık duygularla okudum. Düşünsel gelgitler yaşadım. Sevinç ve hüzün bir arada.

Geçmişe gidince hüzünlendim. O her zaman hüzünlendiriyor. Ama geleceğin ışığını görünce sevindim, bazen eleştiriye maruz kalan iyimserliğim daha çok arttı. Umutlandım.

Engin düşüncelerinden coğrafyamızın ve bölgemizin vicdan sesini duymak -her zaman olduğu gibi- gelecek adına umuttur, heyecandır. Bu sesi duyurmak sana ve insani duruşuna çok yakışıyor. İyi ki varsın. Bin yaşa.

Anlayışına sığınarak, yüreği coğrafyamızın, Sosyo-kültürel-ruhsal derinliğinde atan birçok Süryani insanın bir başka bir sesini Kürtçe olarak duyurmak isterim:

Denilir ki, ”hatta ma ğwa naz kir, ma umre ğa halaskir=kendimizi tanıyana kadar ömrümüzü tükettik”.

Evet, kendimizi tanıyana kadar nice bedeller ödedik. Ama geliştik, büyüdük, farklılıklarımızı keşfettik. Aynı coğrfayanın, aynı ülkenin farklı kimlikleri ve inançları olsak da, farklı işlevlerimize koşut olarak birbirimizi tamamlamaya doğru evrilmemiz, elbette sevindiricidir. Farklılıklar birbirini tamamlamak için vardır. Ama hayat bir bütündür. O bütünden kopmamak asıl gaye olmalıdır.

Etno-kültürel benlikler, inançsal benlikler elbette konuşacaktır. Ama insani benliğimiz daha çok, daha gür bir sesle konuşabilmelidir. Burada esas olan içsel dayanışma ruhudur. Yani içsel varlığımızda birbirimizi düşünmek ve saygı duymaktır.

İnsana Hizmeti Şiar edinen Rahibe Teresa der ki,

”Büyük eylem diye bir şey yoktur. Büyük sevgiyle yapılan küçük eylemler vardır”.

Sevgisiyle, eylemleriyle daha iyi bir insanlık için, daha iyi bir gelecek için yapıcı ve bağdaştırıcı yaklaşımlar sergileyen yürekli ruhlara ve gönül dostlarına değerli şahsında saygılar..teşekkürler.

Sevginin üstünlüğünde -gür sesisinle- esen kal.

yusuf beğtaş

Şeyhmus DİKEN

16 Ocak 2013 11:29

Yusuf Beğtaş kardeşim;
Mardin şehrinin incisi Deyr ul Zahfaran Manastırı ve Metropolitliğinin kadim kardeşi Yusuf Begtaş her zaman düşüncelerini sevgi üzerine kurarsın bilirim.
Yazmışsın: “heta me wwe nas kir, êmrê xwe xelas kir” (kendimizi tanıdığımızda ömrümüz tükenmişti).
Çok sağolasın.
Sözler bereketimizdir.
Sözlerle zenginleşiyoruz…

Şabo Boyacı dost;
Evet her şeye rağmen “hayata tutunmak” gerek…

Duygu Amed;
Los Angeles-Diyarbekir hattı için çok selam, varolasın…

İffet Diler; çevre, doğa, sivil hayat; özcesi insaniyet halleri. Bizi var eden değerler.

Necat Orhan, lise arkadaşım; Almanya’da kırk yıl sonra, Dom’da, Büyük Katedralin önünde bana ısmarladığın kahvenin kırk yıllık hasretliğin ve buluşamamanın hatırına sözlerini ve şiirini öptüm kardeşim…

Aysel Akşahin İldan;
Acılar bir daha yaşanmasın ama unutulmasın diye bütün yazdıklarımız…

Rojin;
Sesin ve ahengin tılsımını ve rengini yitirmesin.
Çok çok varol…

Miran Janbar; Kürt dilinin kurgu romancısı. varol…

Gülseren Karaçizmeli; Mülkiyeden arkadaşım;
Evet “üstü örtülmeye çalışılan” ne kadar “çok derdimiz var”, üzülerek.
Çare olacağız / olmaya gayret edeceğiz…

Tahir Şilkan; Dilin ruhunu edebiyat eleştirileriyle var eden kardeşim. Edebiyat tarihine yazdıklarınla kayıt düşüyorsun…

Bahar; Kum tanesi nedir ki!
Ama ya kum tanelerinden oluşmuş koca birliktelikler.
Asıl odur hayatları yaşanılası kılan…

Vural Tantekin;
Kürt Hamlet’in eski zamanların anlatıcısı kardeşim.
Sahnede oyun gücünü kullandığın gibi kelimelerle de dans ediyorsun. Sağolasın….

Naum MELO

16 Ocak 2013 11:55

Ben çok mutlu olduğum anlar yaşadığımda, kendimi kıskanırcasına bir havaya giriyorum.
Bugün Şeyhmus Diken ustayla tanışma şerefine nail olduğum için de aynı havalara girdim.
Özellikle ismimin Naum olduğunu öğrenip ve hemen Süryani halkımın büyük düşünür ve yazarı olan Diyarbekirli Naum Fayık ile ilgili bir kitabı bana uzatması beni çok sevindirmişti.
Hele sohbetimizin devamında “Ula Fille hoş geldin” yapıtı ile ilgili konuşmalardan sonraki duygularım anlatılmaz bir güzellik yaşattı bana.
Bir kaç saat sonra eve gelip Şehymus ustanın “Ula Fille hoş geldin” kitabı ile ilgili bana linkini gönderdiği yukarıdaki söyleşiyi okuyunca, cevaben yazacak çok şey var dedim. Ancak bu çok şeyi geleceğe bırakarak şöyle özetlemeye uygun gördüm: “Bizi katledenler değil, bizim gerçeğimizi bilip susanlardır asıl düşmanımız.
Öyleyse aynı anadan doğup susanlar değil, başka analardan doğup gerçeğimize susmayanlardır bizim gerçek kardeşlerimiz! Sağol, varol adil ve güzel ruhlu Şeyhmus Kardaşımız!!!”
Naum Melo.

mürsel acay

16 Ocak 2013 12:37

kalemi güçlü, yüreği sağlam Şeyhmus Diken…Yürek sözünle yazıyorsun yazılarını..keyif veriyorsun, keyif katıyorsun yazılarına, kitaplarına. Tüm gerçeklikleri yansıtıyorsun her dem. Geçmişi, tarihi, geleceğe yansıtan, ışık tutan kalemine sağlık…

Sennur Sezer

16 Ocak 2013 12:52

Sevgili Şeyhmus,

Adını tam bilemediğim bir ezgi türü vardır.
Çığlık mı, şarkı mı, ağıt mı anlaşılmaz ilk anda, bilinmez.
Tilililer gibi hep alkıştır, hem ağıt. Yüreğimde öyle bir ses birikti.
Az sonra bir okulun konferans salonunda çocuklarla masal konuşacağız, kuşkusuz, bu ezgiden bir şeyler karışacak sesime.
Sennur Sezer…

Mühim Hadiseler Enstitüsü

16 Ocak 2013 16:19

Şeyhmus Diken’in kültür dünyamıza kazandırdığı çalışmalara bir yenisi eklendi. Mutlaka alınıp okunmalı. Sürekli üreten ve yazan bir aydın olarak Şeyhmus Diken’e gereken özenin ve hassasiyetin gösterilmesini isteriz. Yervant üstadımıza da selamlar, saygılar. Mühim Hadiseler Enstitüsü

Erkan ÇAPRAZ – yuksekovahaber.com

16 Ocak 2013 16:47

Söyleşi ve hikaye çok etkileyici ama biz Kürtler ne yazık ki Ermeni kardeşlerimizin bu topraklardan söküp atılışının hikayeleri ile büyüdük.

Ben Ermeni kardeşlerimiz için ilk gözyaşımı babamın amcalarından öğrenip bana aktardığı hikayeleri dinlerken dökmüş ve uygulanan zulme lanet etmiştim.

Bu coğrafyada yaşayan insanlar yıllardır dini duyguları suistimar edilerek bugüne kadar kandırılagelmiş insanlardır. Yervant Bostancı’lar gelsin lütfen. Onları Amed’de, Hakkari’de, Van’da bağrımıza basmaya hazırız. Onların kulaklarına fısıldayacağımız çok şeyler var elbet.

Üstad Şeyhmus Diken’e bu tür hikayeleri bizlerle buluşturduğu için minnettarım. Yüksekova’nın -30′lara varan bu dondurucu soğuğunda yürek ısıtan söyleşi benliğimi ısıttı.

Selamlar, saygılar…

Emin yalçınkaya

16 Ocak 2013 17:23

Eğer Diyarbakırlı edebiyatçılardan oluşan bir bahçede dolaşsaydım, herhalde en fazla bu farklı üslubu, akıcı dilli ve unutulmaya yüz tutmuş tarihsel gerçekleri sunan cesur yürekli gülü koklarım. Yüreğine sağlık Şeyhmus Abê…

İLHAMİ CEYLAN

16 Ocak 2013 17:45

bilirim kardeşim içindeki sızıyı
aradan yıllar geçsede gidişlerinde yaşadığın hüznü ve acıyı yıllar sonrada olsa karşında bulduğun udiyi tanıdığın yılmaz ismiyle değilde yervant olarak gördüğünde ilk aklına gelen o görüşme anının sevinciyle olacakki tüm içtenliğinle içinden geldiği gibi demek neyin belirtisidir eminim bilirsin, fılle oluşlarından kaynaklanan gidişleri ve sonunda aradan geçen yılların ardından yılmazmı, yervantmı diye adını söyleme yerine kullandığın ula fılle hoş geldin demen senin o insanlara ve o an onlardan biri olan ve üstelik ilk dünyaya geldiğin anlarda anasının elleri arasında zıbın giydirilen bir olduğunu ( daha önceleri bilmiyordun, hayatını araştırırken öğrendin, hatun teyzenin sana zıbın giydiren kişi olduğunu ) ve o sevgiyle biribirinize sarılışınızın anını ben bile bu satırları yazarken hayal ediyorum, sizin ordaki duygulu anlarınız şu an gözümün önüne gekiyor ve bende burda aynı duyguyu yaşıyorum kardeşim, aslında bilinmesi gereken bir gerçeğide burda itiraf edeyim,
yıllardır diyarbekir tarihi ile ilgili yazılan hiç bir kitapta bu kadar konu detayına indirilmemiş ve neden gittikleri dile getirilmemişti, hele birde geri dönüşleri için bu çırpınışların ve bu kitapları yazarken geçirdiğin uykusuz gecelerini düşünüyorum ve diyorumki ”””’

iyiki yazmışsın
iyiki yazmışsın

kalemine yüreğine sağlık kardeşim.

January 16 2013 17:59 pm

İLHAMİ CEYLAN

içimden o kadar çok yazacak şeyler varki
kitabı okuduktan sonra dedimki zeten yazılması gerekeni can kuzenim söylemiş, mahle çocuğum, kardeşim şeyhmus dikende kalemle yazıya dökmüş, bu yazılanların karşısında daha söylenebilir.

kalemine yüreğine sağlık, bu kadim şehirin sevdalısı kardeşim.
her daim var ol, afiyet ve sıhatte ol.

Emin Yalçınkaya

16 Ocak 2013 17:54

Edebiyat bahçesinin, cesur yürekli adamı bizi haksızlık ettiğimiz kardeşlerimiz tekrar buluşturduğunuz için teşekkürler ederiz. Kalemin daim olsun

Dezz Deniz/ Kürt Rap Sanatcisi

16 Ocak 2013 19:27

Cok etkilendim! kendimi bir anda gecmisle yüzlesen bir tarihin icinde buldum. Bir söylesiden öte roman tadinda olmus. Ve de degiminizle Sinematografik bir calisma olmus. Umarim yapimci ve yönetmenlerinde dikkatini ceker kitabiniz. Yervant´i daha önce hic tanimayan, dinlemeyen biri olarak, simdi onun hayat hikayesiyle bütünleslesmis biri gibi hissediyorum kendimi. O denli etkilendim ve kendimi söylesinize kaptirdim. Anlatimlarin derinligiyle onun gecmisinden günümüze yasadigi sevdayi, trajedik hayat hikayesini, sürgünde sanatci kimligi ve Diyarbekir´in geriya kalan Ermenilerinden ud´uyla sözüyle, bestesi ve yorumuyla ender üstadlardan biri oldugunu sizin kaleminizden, yüreginizden, birikiminiz, deger ve anlayis kriterlerinizden yola cikarak tanima sansina erisenlerden olmak beni sevindirdi. Dün´üne ve bugününe sahip ciktigi gibi kültürüne, müzigine sahip cikan bir hazine´nin “Ula Fille Hos Geldin” le Memleketini ziyaretinde yollarinin sizinle kesismesi bir tesadüf olmasa gerek. Cünkü hayatimizda hic bir sey tesadüf olarak karsimiza cikmaz. Annelerinizin dostlugunun seneler sonrar sizlerle ve dostlugunuzla bütünlesmesi cok ilginc! Kürtlerle kardes Ermeniler´i gecmis tarih bir birine kirdirmaya calistiysada ve 1915´te ki Ermeni soykirimin lanet izlerini türklerin disinda kürtlerde utancla tasisada, Bizler gecmisimizle yüzlesebildik. Gecmisle yüzlesen kürtlerden biri olarak bende atalarim adina siz Ermeni kardeslerimden özür diliyorum! Yarvent, Hrant, Aram D., Karapetê Xaco… Gelmis gecmis en degerli Ermeni dostlarimiz ve belkide adini henüz duymadigimiz diger kardeslerimiz… Diyarbekir hepimize kucak aciyor… yüzünüzü ve yüreginizi oraya dönün! Memleketinize, Topraklariniza geri dönün… Degerli ve Sevgili Dost Seyhmus Diken, varliginiz onur verici! Kaleminiz elinizden hic düsmesin! Sizi okumaya devam edecegiz… Yarvent Udi Sana da selam olsun! Saygilarimla. Dezz Deniz

Pervin Mısırlıoğlu

17 Ocak 2013 11:30

Sevgili Şeyhmus,
Uzun uzun ve öylesine “içli” duygularımı yazmıştım:( baktım eklenilememiş:( Udi Yervant ve sana bu muhteşem çalışmanızdan dolayı tebriklerimi sunuyorum…İstanbul’dayım ancak İzmir gelişinizi heyecanla bekliyorum…sevgi, barış ve umut dolu yüreğinize, kaleminize sağlık…Sevgiler

Kumru Başer

17 Ocak 2013 22:36

Söyleşiyi de, “Ula Fılle Hoşgeldin”i de, tıpkı ondan önce “Gittiler İşte”yi okurkenki gibi büyük bir zevkle, duygudan duyguya sürüklenerek okudum.

Şeyhmus Diken, dostluk kelimesinin anlamına bambaşka boyutlar katan eski bir arkadaşım ama aynı zamanda çok özel bir yazar.

Bir yandan doğuştan hikayeci. Hani bir olayı o anlatsa diye gözünün içine baktığımız insanlardan. Dinleyenini de okurunu da oturduğu odadan yaşadığı zamandan başka bir yere götürüyor. Siz de kah boğazınıza yumrular oturarak, kah kahkahalarla gülerek, kah kederli bi nara atma arzusuyla izliyorsunuz.

Aynı zamanda bir tarihçi. Ama halk tarihçisi. Doğup büyüdüğü toprağın, hoyratça dalga dalga paramparça edilen trajik tarihini, zorla değiştirilen, hatta yok edilen insani-kültürel dokusunu unutmamaya ona sahip çıkmaya yemin etmiş bir tarihçi.

Sadece tarihçi demek de yetmiyor, çünkü kentinin ve hemşehrilerinin ve daha genel olarak Kürtlerin, yaşadıkları toprakların tarihiyle yüzleşme, yaraları sarma ve geçmişin ipuçlarını birer birer takip edip, o doku zenginliğine bir nebze olsun yeniden ulaşma çabasının da aktif bir parçası. Yani yazdığı tarihin bire bir aktörü bir yandan.

Hafiye meraklılığı, sanatçı tutkusu, arşivci titizliği ve sabrı ile toprağına çoşkulu sevgisi, haksızlıklara isyanı, halkların kardeşliğine özlemi birleşiyor kitaplarında. Yerin yedi kat dibinde olsa hikayeyi buluyor, kahramanının koluna girerek onu tarihe özenle kaydediyor, onunla gülüyor ağlıyor, yani sadece kağıda dökmüyor, yaşıyor.

Müziğini tutkuyla dinlediğim değerli Udi Yervant’ı izleyişini, buluşunu, o güzel dostluğun kuruluşunu ve “Fılle”nin şehrine dönüşünü, yıllar içinde Diyarbekir’e gidip geldikçe kendisinden parça parça dinlemiştim. Ama kitap benim için bir çok ince ayrıntısıyla hala çok sarsıcıydı.

Şeyhmus’un yazdığı insan hikayeleri çok ağır, çok zor hikayeler aslında. Ama onun kıvrak kalemi ve mizah gücü ile insanın doğasındaki iyiliğe büyük inancı sayesinde, kitaplarını içinizde bir umutla bitiriyorsunuz.

Bütün bunlar bir yana Şeyhmus Diken’in kitaplarında da ifadesini bulan ve Kürt coğrafyasında epey mesafeler alan, tarihimizin yitik parçalarını biraraya getirme, katliamları, soykırımları, sürgünleri karşı karşıya gelip konuşabilme sürecini gıpta ederek izlediğimi de eklemeliyim. Darısı bir gün baba memleketim Yozgat’ın da başına!

Şimdi sabırsızlıkla “Geldiler İşte”yi bekliyorum.

Amed Çeko Jiyan

24 Ocak 2013 10:42

Nivîseke ku me dibe rabirdûya bajarê me/welatê me. Sehet xweş…
Ula Fille, ma hûn venagerin?

Özden Sevimli

24 Ocak 2013 12:14

‘ULA FİLLE HOŞ GELDİN’
1840-1887 yılları arasında İzmir’de yayımlanan Arşaluys Ararad, Osmanlı ülkesindeki ilk Ermenice gazete, Zakarya Mildanoğlu’nun aktardığına göre;
1900’lerin başında otuz bine yaklaşan nüfuslarıyla, İzmir’in etnik zenginliğinin önemli bir parçası, ekonomik ve sosyal hayatın paydaşlarından olan Ermeniler İzmir’den gideli doksan yıl oldu.
Sonrası, kent hafızasında karanlık bir boşluk. ‘Bunca insana ne oldu da bugün yoklar?’ sorusunu yüksek sesle sormaya yeni yeni başlıyoruz, karanlığı yırtıp ortak hafızamızı tamir adına.
Yeni kitabı ‘Ula Fille Hoş Geldin’ ile ilgili Diyarbekirli yazar dostumuz Şeyhmus Diken’le okuyazar tv’de yapılan söyleşinin sonundaki yorumlardan birinde ‘Heta me xwe nas kir, emrê xwe xelas kir.’ (Kendimizi tanıdığımızda ömrümüz tükenmişti.) sözlerine rastladığımda tam da bu halimizi anlattığını düşünmüştüm.
Cümleyi biraz da bozarak ‘Onları tanıdığımızda ömrümüz tükenmişti.’ şeklinde yeniden kurdum.
Hrant Dink’i eksiltince memleket şeceresinden, tükenişi tamamlayacaklarını sananlar yanıldılar.
19 ocak en derin kederimiz oldu ama toplum hafızasına da ışığı düşürdü büyük acımız. Hrant’ın araladığı yerden bakıyoruz şimdi dünyaya.
İşte tam da Hrant’ı aramızdan koparıp aldıkları o kara günün altıncı yıldönümünde İzmir’e geldiler Diyarbekir’in kent kâtibi Şeyhmus Diken ve kadim kentin küçelerini aşkla yüreğinde saklayan Udî Yervant Bostancı.
Sırlarını surlarına fısıldayan kentten bir başka şehr-i kadim İzmir’e. Hem de Hrant Dink’i anmak için düzenlenen her iki etkinliğe de katılıp bize anlamlı bir de ders vererek. Ardından ‘Ula Fille Hoş Geldin’ kitabının yazarı ve kahramanı, sözün ve sesin ustaları, yüzlerce insanı Konak Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde buluşturdular.
Katılımın yoğunluğundan, çoğumuz aralara, kenarlara oturup ya da ayakta izledik o su gibi akan söyleşiyi, yoğun duygu selinde.
Şeyhmus Diken’in, yıllar önce Diyarbekir Surp Giragos Ermeni Kilisesinde Hrant Dink ile Anto Dayının diz dize verip Ermenice fısıldaşmalarını anlatarak başladığı konuşması, kitabın yazılma serüveni ile sürdü.
Udi Yervant Bostancı salonda duygu fırtınaları estirdi.
Şeyhmus Diken’in sözlerini uduyla sese çevirdi. Kah güldük, kah ağladık.
‘yıkımlardan sonra birilerine düşermiş ortalığı temizlemek’ ya, o ‘şehridiyarlılar’dan ikisi ‘daha çok işimiz var bu şehirde’, ‘yıkıntılardan duyduğun sese kulak ver ey kentli, geçmişin sesini duymayan gelecekten ne bekler’ diyorlar.
Kitabı önceden okumuş, Yervant’ın cd’sini dinlemiş, televizyonlardaki söyleşilerini izlemiştim.
İzmir söyleşisiyle tamamlandım.
Şimdi ben de ‘Geldiler İşte’ demeyi bekleyeceğim.
Özden SEVİMLİ

Hasan Hüseyin Özkan

25 Ocak 2013 00:46

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
“Tükürsem cinayet sayılır” diyordu birisi
tükürsek cinayet sayılıyor artık
ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların

Ahmet Telli

Şeyhmus Diken yaşadığı toprağın hakkını verenlerden, toprağın altına, üstüne bakanlardan. O toprağın altın da yaşananları bir dikenle sabırla kazıyarak çıkarır, üstünde ne yaşanmışsa aynı sabırla gözlemler ve bize aktarır. Onunla Diyerbekir surlarını gezerken bilirsiniz ki o surların her bir taşına elini sürmüş, binlerce yıldır o taşlara sinmiş sevinci acıyı duyumsamıştır. Onun kalemiyle taşlar dile gelmiş, şahit olmuştur. Onunla o kadim şehri dolaşırken bilirsiniz ki bir duvarın köşe taşına dokunduğunda tüm sokağı, sokakta ki evleri dolaşmıştır. Yazdığı kitaplar bunun delili.
Hrant’ın dediği gibidir uğraşısı; “bizim bu topraklarda gözümüz var, alıp götürmek için değil, altına girmek için”. O yerin yedi kat altında yatanları olduğu kadar, bu topraklardan yerin yedi kat üstünde uzaklaşanları arar, bulur, konuşur, yazar ve sonunda gözlerimizin önüne getirip “ İşte, alın size, görmedikleriniz, duymadıklarınız, görmemezlikten, duymamazlıktan geldiğiniz bu dur” der. Der de yazımı kimseyi incitmez, gözyaşlarına boğulmuş anlatıcının incinmişliğini bile okşar.
Sürgün olanın, köklerinden koparılanın, bir yerlere savrulanın yaşadıkları, salt yazımla anlatılmaz. Anlatıcının dizeleri – varsa-, müziği insanı duygulandırır ve mızrabı tele her değdiğinde bedende önce bir yarılma olur sonrasında yarılmanın sızısı… Göz ağlar, kan ağlar… İşte Şeyhmus bunu yapmış son yapıtında.
Şeyhmus kitabını yazıp bir köşede oturmamış. O dünyalar güzeli Yervant’ı okuyucularıyla birebir buluşturmuş. Diyarbekir, Mardin, İstanbul, İzmir… Kaç yazar anılarını dile getirenin elinden tutup ülke dolaştı, hatırlayanınız var mı? Gözümüzle kitabı okurken, kulağımızla o nağmeleri dinlerken, elimizle Yervant’ı tuttuk, kulağımızı müziğiyle doldurduk, omzuna başımızı koyup ağladık, kalplerimizi sarılırken birbirine değdirdik. Kitap yazmak kadar değerli bir eylemdir bu, kaç yazar bunu başardı, bileniniz var mı?
Ya Yervant… Ne kadar köklerinden kopamadığına kitap da, söyleşilerde birebir tanık olmadık mı? Giderken neler düşündü, gelirken neler? Giderken ne bıraktı, geldiğinde ne buldu? Giderken yıkılan surları döndüğünde tüm haşmetiyle gördüğünde ne hissetti? Zordur bunu anlatmak, dünyanın en zor işidir, bilirim. Anlatırken insan kendini parçalar, yakar, lime lime eder. Kaç defa parçalanmış şahidiz. Her bir parçası o surların taşlarında. O yıllarca o taşlara dokunamamış ama udu nun perdelerinde parmakları binlerce taşı ellemiş, biliyoruz. Sadece okuyup geçtik diyebilir miyiz? Anlatırken yüzünü bir tarafa dönseydi fark ederdik, dönmemiş, bir o yana bir bu yana dönmüş anlatmış.
Gözyaşlarına, kana doymamış bu topraklarda çekilen acılara son vermek için daha ne kadar Yervant dinlemeliyiz?
“Geri gelir mi?” bu büyük bir soru işareti ama dönerse onu giderken uğurlayan bir kişinin yerine binlercesini bulacak, buna inanıyorum.
Ellerinize, bileğinize, ağzınıza ve her şeyden önemlisi yüreğinize sağlık…

Hasan Hüseyin Özkan

Yunus Isın

26 Ocak 2013 15:25

Sevgili Şeyhmus,
Sevgili Yervant,
Bu toprakların tarihini kan ve sürgünle yazanlara inat,insanlık onurunu öne cıkarmak icin ,barış icin,insanlık icin bir kapı araladı öykünüz ve kitabınız.Yazılmayan ,yazılamayan nice sürgünler,acılar,bu topraklarda yasayan,gerek giden, gerek kalanlar icin hep bir karabasan olarak hep karsımızda duruyor.
Sevgili Seyhmus,eline saglık,Diyarbekir’in insanlarını bu kadar güzel anlattıgın icin,bu gercek öyküyü bizlerle paylastıgın icin, cok tesekkürler.
Sevgili Yervant,yetsin artık sürgün,dön topragına.
Selam ve Sevgilerimle,
Yunus Isın

oyaguneyliabay

30 Ocak 2013 12:09

Gün’e “Ula Fılle Hoş geldin” ie başladım. Şeyhmus Diken’in insanı yakasından tuttuğu gibi, küçelere, bostanlara, unutulmaya yüz tutmuş muhteşem komşu kapılarına götürdüğü tadı damakta anlatısı.
Gün doğarken kapağını açtığım kitabı, güneş pencereme ulaştığında kapadım.
Alipaşa sokaklarında değilse de dağkapı sokaklarında büyü(me)yen çocukluğumun, o siyah önlüklü kız çocuğunun örgülü saçlarına takılıp kaldım. Yüreğine kalemine sağlık Şeyhmus Hocam.

MustafaDağcı

30 Ocak 2013 12:30

Tarihi geriye saramıyorsun…Restleyemiyorsun da…Ne yapsakta geçmişte yaşanan acıları(medz yegern) silemiyoruz…Ama hiç olmazsa,geçmişin acısıyla,tatlısıyla unutulmaması,unutturulmaması da büyük bir iş…Bu işi başta Şeyhmus Diken olmak üzere Diyarbakır sevdalıları başlatmış… oldular…çok ümitkar bir durum…Ve Artık;Diyarbakır,Diyarbakır tarihi,kültürü,müziği,Ermenisi,Kürdü yalnız değiller…Kapı aralanmıştır…Kapı sonuna kadar açılıncaya kadar her demokratın omuz verme zamanıdır…19 ocakta İzmir de Şeymus ve Yervantla yaşanan etkinliği katılımcılar gözyaşlarıyla birlikte anılarına koydular…Şeymus’a,Yervant’a ve de Yervant’ın aşkına:)))) selam olsun.

mehmet nuri ekingen

30 Ocak 2013 14:58

Sevgili Şeyhmus Diken’i defalarca okuduğum “Sırrını Surlara Fısıldayan Şehir: Diyarbekir” kitabıyla tanıdım.Daha Sonra bütün kitaplarını bir solukta okur gibi okudum. Onunla tanışma-tanıma fırsatı bulduğum için gururluyum.
Son kitabı “Ula fılle hoş geldin” için yapılan bu güzel Söyleşi/roportaj ı büyük bir zevk ve bir sürü yere dala çıka hüzünlenerek, duygulanarak iç çekerek kızarak öfkelenerek ve sonunda umutlanarak okudum.Söyleşiyi yapan sevgili Nesrin Aksu ya bu güzel söyleşiyi bize sunduğu için teşekkür ederim.
Kitabın ana kahramanı Kekê Yervant’ı da tanıma fırsatı bulduğum için ayrı bir gurura sahibim.Çocukluğumuzdan başlayarak her alanda Ermeni halkı için söylenen ve söylene söylene Ermeniler için oluşan ön yargıyı özelimde paramparça eden Yervant a minnet borçluyum.
Diyarbekir 1975 ten beri sevdalısı olduğum kadim şehir ve bu şehri hemen hemen bütün yönleriyle dünyaya tanıtan sevgili Şeyhmus Diken bu kadim şehirden yola çıkarak aslında bütün bir coğrafyada yaşanan 1915 trajedisini,felaketini,sokırımının (artık ne derseniz deyin) sonucu olan onarılmaz tahribatı o güzelim diliyle yapmacıksız doğaçlama tadında biz okurlarına anlatıyor..Kitaplarındaki dilinin tadını ropörtajlarında , tv larda ve söyleşilerinde dost meclislerinde azlı çoklu sohbetlerde de görüyoruz.Bu Sevgili Şeyhmus Abinin bu kadim kenti ve kentin ezelden beri yerli renklerini nasılda içselleştirdiğini gösteriyor.
Hasılı Bu güzel roportaj ı okumaktan haz duydum Nesrin Aksu’ya tekrar teşekkürler.
Sevgili Şeyhmus Diken’e de bol üretimler ve sağlık esenlik diliyorum.

February 01 2013 12:01 pm

nesrin aksu

Ben teşekkür ederim, sevgiler…

Nesih Doğan

31 Ocak 2013 15:38

Şehmus Dikenin yaptığı bu derin ve o kadarda güzel,söyleyişi okuyunca,aklıma Yaşar Kemalin”O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler,demirin tuncuna,insanın piçine kaldık”cümlesine doğrudan sanki bir anlam yükliyor.Şehmus Dikenin yazmış olduğu”Ula Fille Hoşgeldin”kitabı ve yapılan bu söyleşi,tarihin derinliklerinde kalan,bu olayın bir kısmını bize ustaca sunmasının tadına vardım işin doğrusu….Birde sanki gelecekte bu konuyla ilgili,dahada yeni arştırmalara gireceğinin müjdesini veriyor.Sağolasın Şehmus Diken ardaş……

helin solenzara

01 Şubat 2013 22:26

Bu kitap şu günlerde daha da anlamlı aslında,hala İstanbul’da Ermeniler’e saldırılar sürerken.İnadına okunmalı,defalarca.Zaten Şeyhmus Diken kitapları sürekli çağırır kendisine insanı.dönüp dönüp okuma gereği hissedersiniz.Her okuyuşumda değişik tatlar alırım.Diyarbakır’ın ve kardeşliğin kalbine bu kadar güzel dokunan başka yazar ve düşünür tanımıyorum.Yervant Abi’nin serüvenini sadece Şeyhmus Abi yazabilirdi.kitabın ismi sıcaklığını özetler gibi aslında.Varolasın Şeyhmus Diken.

Banu Oyal Akarsu

02 Şubat 2013 19:00

Bir kıvılcım düşer önce..

Sevgili Seyhmus Diken, Yervant Bostanci, Nesrin Aksu ;
Hava su kadar gereksindigimiz bir duyguyu yasattiniz.
Birakilan mesajlar nasil bir volkan olustugunu gosteriyor.

Bu ne guzel ne sicak bir duyguymus ne cok ozlemisiz.
Yureginize saglik.

Musa ATAÇ

04 Şubat 2013 17:08

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki: Şeyhmus Diken abim yazdığı tüm eserlerde çok başarılı. Ama “Ula Fİlle Hoşgeldin” ile bize biraz daha şenlendirdi, bilgilendirdi, yeri geldi ağlattı yeri geldi güldürdü. Zaten ağlamanın ve gülmenin kardeş olduğu yerde bunu bekliyordum kendisinden. Bize o dönemlere götürdü, bize buradan gidenleri hatırlattı. Bu eser sayesindeUdi Yervant’ın da yaşadıklarına tanık olduk. Ne mutlu size. İyi ki varsınız Şeyhmus Diken ve Udi Yervant….

Safter

08 Şubat 2013 15:12

Öncelikle Ula Fılle Hoş Geldin kitabını okuyan, İzmir’deki söyleşisinde de pür dikkat dinleyen biri olarak, Hem Şeyhmus abiye ortaya koyduğu bu müthiş eser için, hem de Yervant abiye bizlerin unutması, görmemesi için ideolojik olarak yok ettirilmeye çalışılan Ermeni kültürünü, sanatını bu kadar güzel anlattığı için çok teşekkür ederim. Şeyhmus abinin kalemi aslında dilinin yansımasıdır. Dilinin yansıması da aslında “Sırlarını Surlarına Fısıldayan Şehir” Diyarbekir’in, Amed’in, Dikranagert’in yansımasıdır. Çok kültürlü, çok dilli, çok etnisiteli bir yaşam arzusu Diyarbekir’de nefes alan herkesin görebileceği bir ortak duygu paylaşımıdır aslında. Öyle ki Diyarbekir’e her gittiğimde hep farklı bir hissiyatım olmuştur. Orada yaşam rengarenk sürmeye devam ediyor, çok acılı, çok yorgun olmasına rağmen Diyarbekir. Bu rengarenkliği, bu çok kültürcülüğü sürdürebilmek, daha da güçlendirebilmek için daha fazla Yervant’lar geri dönmeli. Böylece biz de Şeyhmus abi gibi daha gür bir sesle “Glediler İşte” diyebiliriz. Yarında umut var, yarında barış var, yarında gelecek var ama hep birlikte. Teşekkürler Şeyhmus abi. Umarım dilinin ve yüreğinin yansıması olan kaleminden sayfalara düşen her bir kelime bizim geleceğimize yol tutacak ve herkes bu gelecekte istediği gibi yaşayacak. Barışla ve umutla…. Saygı ve selamlarımı iletiyorum. Emeğinize sağlık….

Ali Sokrat

08 Şubat 2013 19:11

Bu kitabı soluksuz okudum diyebilirim. Şeyhmus Diken ve Udi Yervant’a çok çok teşekkür ediyorum. Her iki değerli hemşehrim, abim. Bu kitapla insanın yüreğine hemde kesintisiz bir şekilde defalarca, peş peşe dokunuyorlar. Biyoğrafi, anı, roman, hikaye hepsi içiçe hemde insanı bağlayan türden. KİTABI ELİNDEN BIRAKAMIYORSUN. HERKESE TAVSİYE EDİYORUM. ÖZELLİKLE DİYARBEKİRLİLERE!

Ali Sokrat

08 Şubat 2013 19:21

Bu güzel söyleşi içinde bir kaç şey söylemeden geçmek olmaz. Birincisi söyleşi bende bir Diyarbekirli, bir Kürt ve bir İnsan olarak Şeyhmus Dikene; Şehrimiz, Halkımız ve İnsanlık adına teşekkür etme duygusu uyandırdı. Çünkü o hepimizin dedelerimizden kalma borcunu yazdığı kitaplar ve söyleşileriyle ödüyor. İkincisi sırtlandığı bu onurlu görevi çok saygın ve profesyonelce yerine getiriyor. 10 Yıl önce Mıgırdiç Magrosyan’ın ”Söyle Magros Nerelisen” Kitabını okumuştum. Oda beni etkilemiş ve unutulmazlarım arasında yer almıştı! Şeyhmus abi’nin bu kitabı daha derin anlam ve içeriğe sahip ve hep öyle kalacak!

udiyervant@yahoo.com FILLENIZ

13 Şubat 2013 23:00

Aslinda Seyhmus abeme biraz kusum. Neden diyeceksiniz?
Hayatimda hic bu kadar agalamamistimda ondan.
Nice belalara gark olmus, nice acilar icinde kavrulmusa dondurdu beni bu kitap, siz can dostlarim ve yorumlariniz…
Yawo ma ne istisiz benden? Gurbette taa ABD’lerde sizin ozlemleriniz yetmiyormuscasina bide neden vuruyorsunuz o hassas kalemlerinizle bu DikranAmedli Fillenize?
Her satiriniz hancer yarasina serpilmis tuz gibi adeta. Keske hic cekilmeseydi bunca acilar. Keske Seyhmus abemle soylesirken onun o kacamak gozyaslarini hic gormeseydim.
Ama iyi oldu, iyi oldu…En azindan sevgili Seyhmus abemle qardas oldugumuz meydana cikti…
Iste geliyorum sevgili dostlarim. Yuregimin esiri olarak DikranAmedimize 21 yil aradan sonra umutla, sevgiyle, ozlemle sizlere tekrardan donuyorum…
Asla yilmadan calacagim mizrabimi udun gogsune. Bazen oksar gibi bazen kucelerde kavga gibi calacagim udumu. Siz baristan yana, kardasliktan yana, ozgurlikten yana dostlarim icin. Susmayacagim, susturulamayacagim….Bana verdiginiz guc Kebabin altindaki ekmegin lezzeti gibidir…Ve bende sizleri o lezzetten mahrum etmeyecegim…..
Sevgili Seyhmus agabeyimle Mayis ayindaki Avrupa konserlerimiz ve dinletilerimizden sonra sizin Filleniz geri donuyor oz yurduna. Hemde bir cocuk sevinci, cocuk edasi icinde….
Yazdiginiz her satiri yuregimin derinliklerine gommusum. Oradan gevis getirir gibi cikarip, cikarip uretecegim….
Her satiriniza selama durmusum. Her bakisinizla goz goze gelmisim…Iskene yemeginin yanindaki sehriyeli tereyagli pirinc taneleri gibi uretken olacagima soz veriyorum…..
Hepinizi sevgiyle kucakliyor, Hewsel baxcalarinda raki sofrasina bekliyorum..
Yarin belki yarindanda yakin….
Sizin Filleniz Udi Yervant.

Rodî ZINAR

15 Şubat 2013 23:52

KOŞAR ADIM ÇABA
Bir ben olmuşum Xançepek Diyarbekir Ermeni Mahallesi
Kitap dizelerinde
Zülüfleri gözlerimin üzerinde
Bir senin dile getirme telaşında
Yaşanmış kara günler bir daha yaşanmasın
Sığdırırım fırtınaları gözlerime
Kalbimdeki çeşmenin suyuyla yıkanmış
Kendini mahcup hisseden kelime
Bir sen olmuşum durup dinmek bilmeyen koşar adımda
Çocuklara değmesin diye
Kendimi kurşunlara vurmuşum
Kaçışır namertler gibi kuçe kuçe felik felik
Dile gelir olmuşum senin kaleminde
Sessiz haykırışlarda geç kalmışlık kokar kelimelerim
Senin anlatılacak çok hikâyem var misali
Taşlarına vurgun, Diyarbekir sokaklarında
Dolaş saçlarımın arasında korur seni orman misali
Kapı pervazlarına asılı bir çift göz
Dile gelir sessiz yaşanmışlıklar
Senin renginde
Sen kokar uçan amatör heyecan
Ve
Elime konar bilgi manzumesi bir kuş Şeyhmus DİKEN bakar
Peşinden sürükler ve tıpkı o kokar.
Rodî ZINAR 13.02.2013

Hüseyin Frat

03 Mart 2013 19:32

Ben İstanbul’da yaşayan ve burada İstanbul Üniversitesinde Hukuk öğrenimi yapan Diyarbakır Çermik’li sıkı bir okurunuzum. Şu sıralar kitaplarınızla yatıp kalkıyorum, Diyarbakırlı olmama rağmen Diyarbakır’ı hiç bilmeyen ben Hançepek’i, Hevsel Bahçeleri’ni, Keçi Burcu’nu, Suriçi’ni, Hasan Paşa Hanı’nı, kiliseleri öğrendim bu günlerde. Geçenlerde Diyarbakır’a geldim belediyenin önünden geçtim kafamda yanınıza gelip elinizi öpmek ve kitaplarınızı imzalatmak vardı. Ama düşündüm ki, çat diye gelmek de olmazdı herhalde, belediyeye selamsız randevusuz gelirsem almazlar diye düşündüm ve Diyarbakır’ı kaybola kaybola hayatımda ilk kez gezdim. birkez daha bu kadim şehrimle gurur duydum. Üstelik Ensar Kitabevi’nde sizi sordum ve benden bir gün önce siz de oradaymışsınız. Yani Diyarbakırlılara o kadar büyük bir hizmet yapıyorsunuz ki bunu kitaplarınızı okuyunca damar damar hissettim ben; annem Diyarbakır’ın Çermik ilçesinin bir köyünden 14 yaşında gelin gitmiş Mersin’e ve hiç görmemiş Diyarbakır’ı ama hep görme isteği var, ben Diyarbakır’ı ona anlatınca gözleri doldu. Çünkü Diyarbakır onun hayalinde bir ütopya. Ve kitaplarınızdan öğrendiğim her yeri, her şeyi annemle paylaştım onu gezdirme sözü de verdim. Şimdilik iki kitabınızı bitirdim ilk yayımladığınız Sırrını Surlarına Fısıldayan Şehir: Diyarbakır ve son yayınlanan Ula Fılle Hoş Geldin kitaplarınızı okudum. Şimdi diğerlerini okumaya başlayacağım. Ama ne okumak! Bütün satırları içer gibi okuyorum nerdeyse, altlarını çiziyorum notlar alıyorum. Ve bunun sonucunda Ayten Ana’yı, çocukluğunuzun Diyarbakır’ını, Surları, Puşici Kekê Yaqo’yu, Yervo Kirve’yi öğrendim sizden. Zaza olmama rağmen bulunduğum ortam dolayısıyla (Mersin) Ermenilerden sebepsiz nefret eden ben, çok salakça bir iş yaptığımı anladım. Ta ki Ula Fılle Hoşgeldin’i okuyana kadar. Ve Gittiler İşte’yi okuyunca bütün önyargılarımın paramparça olacağını biliyorum. Size bir anımı anlatmak isterim. Büyüklerimiz anlatıyor köyümüzde kaval çalan bir akrabamız varmış, ama öyle bir çalış ki ciğer delen cinstenmiş ve bu kavalı bir gün kaybolmuş, sanırsınız evlat acısı çekiyormuş adamcağız. Kalkıp kavalını yapan ustaya gidiyor yetmişli yıllarda taa Diyarbakır’a yaklaşık lOO km… Ve köye ağlayarak dönüyor adam. Meğerse Diyarbakır’da önceki kavalını yaptırdığı Ermeni usta vefat etmiş. Ve Diyarbakır’da birkaç tane daha kaval ustası varken yaptırmayıp gerisin geri dönüyor, burdan öğrendiğim şu: demek ki Ermeniler Diyarbakır’da işini en sağlam yapan insanlar. Bunu Yervant Abi de söylüyor zaten. Yervo Abê’mi de bir gün görürüm kısmet olursa, meğer hepimizden daha Diyarbakırlıymış Velhasıl Şeyhmus Abi sıkı bir hayranınız, sıkı bir takipçinizim. Bu kadar laf kalabalığıyla canınızı sıktıysam affola. birgün Diyarbakır’da görüşmek ümidiyle sevgili Şeyhmus Ağabey. Bu söyleşiyi de keyifle okudum. Zıbınla başlayan muhabbetiniz hep en güzel şekliyle devam etsin. Yervant Abi’yi ve sizi çok seviyorum. İyi ki tanıdım, iyi ki varsınız!…

MEHMET EMİN TURGUT

05 Mart 2013 13:13

Sevgili Diken,
İzmir’de dost Yervant’la imzaladığınız son kitabınızı beğeniyle okudum.Tüm kitaplarınızı beğeni ile okudum.Ancak bu kitap tüm duygu ve düşüncelerimi yerle bir etti.Kah hüzünlendim,kah tebbesüm ettim tabi ki olayların akışınada isyan ettim.Aynı yıllarda yaşadığım memleketimde yaşanan bu ve benzeri dramları hiç fark etmedim. Deyim yerindeyse tv lerde geçen alt yazı gibi ŞOK! oldum.Kentimde mahallamde (Hasırlı)sokağımda yaşayan güzel insanların hüzünlerine , acılarına tanık olmamanın ucundan kıyısından onlara destek olamamanın ayıbını yüreğimde hisettim.Dedim ya tarihi yaşayıp , ona tanıklık etmemek ne kadar acı.Gittiler’den sonra ULA FILLE HOŞ GELDİN eseriniz tarihe ayna tutmuş.Şimdi ola bilir mi?Özlemle bekliyoruz.Eline yüreğine emeğine sağlık sevgili dost Şeyhmuz Hewal. Amed’lilerin onuru güzel insan..

Bilsen BAŞARAN

07 Nisan 2013 12:25

Değerli Şeyhmus Bey merhaba.

“GİTTİLER İŞTE” adlı kitabınızla sizi tanıdım, sizin aracılığınızla Diyarbakır’ı o yaralı coğrafyayı ve yaralı halkları daha bir yakından tanıdım, Mığırdıç Margosyan’ı tanıma zenginliğine ulaştım ve tanıştım. Uzun hikâye…

“DÖRT ADLI ŞEHİR” adlı şiirimle “barışa yolculukta” Diyarbakır üstüne yürek sözlerim ve sizinle yürek kardeşliğimi bilin istedim.

DÖRT ADLI ŞEHİR

Toprağına taban vurup da çiçek dökmeyen var mı
insan nefesinin unu suyu mayası
ve kadim kavimlerin anası şehir
kirpiklerindeydi gümüşü titreten sadekârlık
ve gözbebeklerinde kavimlerin belleği kalemkârlık
aldım seni ağzımın yitik tadına
sürdüm seni ağzımın kahpe yasına
güneşin oyaladığı kerpiç duvarlardan
Dicle boylarına götürdüm.

Payam ağaçları zulmün Ali’siydi
nehrin sıcak sisinde kendi tabutunu taşıyan
sahtiyanla yamanmış göğsünde
duduka seyf sallayan bir kaval yarası
geldi geçti ikimizin yas kokan arasından.

Diyarbakır dedim; Diyar-ı Bekir dedi
Diyarbakır dedim; gül kokan Amed dedi
Diyarbakır dedim; iki bin yüz senedir Dikranagerd’dir dedi
sonra ateşi köze dönmüş mangala üfledi / çekildi…
hikâyelerin deşildi ateşi
‘şevbiherk’ gecelerinin közlü tanıklığında
sahte dil sustu / ağıtlar, stranlar, kılamlar
Dicle’nin sal yaraları
ve Feqiye Teyran’dan kanatlı sesler…
mangalda tüten ikiz kardeşleri ateşe üflediler.

Şimdi gerdekte kokusu kalmış bir güvey huzur
meçhulünü sarıyor yaralı gömlek, ipek kefen
kadim kalede yoksul burçlar boya sandıklarıyla
kağıt mendille yarasını fitilliyor çocukların
duvarların çığırışı kan sesini bastırmaya
poşusuyla boğulmuş bir gelinsin kefaretin boynuma.

Dört kalplı kadim şehir
toprağına taban vurup da çiçek dökmeyen var mı?

Bilsen BAŞARAN
2012 / İzmir

Recep Yılmaz

07 Nisan 2013 20:42

Ula fılle, hoş geldin

‘Ula Fılle, Hoş Geldin’ Yervant kardeşimin anlatısıyla Dost Şeyhmus Diken’in kalemiyle, hayat bulmuş, mütezavi bir yaşam öyküsü.
Tabi Usta yazar Şeyhmuş Diken işin içine girdiğinde yine O’nun deyişi ile yazayım, “Diyarbekir’in kendine mahsuz müzik kültürünün, Ermeni Mahallesinin, hayatın bütün cepheleriyle 1960’lardan 1970’lere “eski” Diyarbekir’in, Kürt – Ermeni gündelik ilişkilerinin puşiciliğin, esnaf muhabbetlerinin” kısacası Diyarbekir’in güzelliklerinin kitapta yer almaması mümkün mü? Kitapta Ud ustası Yervant’ı namı değer Yılmaz Bostancı’yı tanırken, bu arada Diyarbekir’imin bilhassa 1960’lı, 1970’li yıllarının havasını da bir güzel teneffüs ettiriyor bize yazar. Ben Diyarbekir sevdalısı olarak, bayılıyorum okurken, adeta kendimden geçiyorum, hele konu eski Diyarbekir olunca.
Benim gençliğimde şimdileri Udi Yervant olarak anılan kardeşimi biz Yaşar Bostancı olarak çağırırdık. Güzel darbuka çalardı. O günlerde ben Ona “Ula imanıma ipek gibi bir sesin var, sen meşhur olacaksın” demiştim. Alay ediyorum sanmıştı. Halbuki ben ben canı gönülden demiştim. Bilmem hatırlar mı? Sanmam o zaman çok küçüktü. Türküleri çok severim. O da bilhassa Diyarbekir türkülerini çok güzel söylerdi o zaman.
İstanbul’da Bakırköy’de bir araya geldiğimizde bütün bunları andık. Gözlerimiz yaşardı. Çünkü ikimizin de Diyarbekir özlemi vardı yüreğimizde.
Çay kahve içtik. Bir iki lokma bir şeyler yedik. Nasıl yedik, nereye gitti? Billahi hatırlamıyorum. O kadar içtenlikle özlem gideriyorduk ki anlatamam. Öyleki eve geldiğimde olanı biteni, sesini çok beğendiği Yervantı anlatım Eşime. Ne ikram ettin dedi? İnanır mısınız anımsayamadım. O kadar içten bir sohbete dalmıştık ki…
Sopeti yoğunlaştırmıştık ki Yervant gözlerimin içine bakarak:
“ Abe bir Diyarbekiri sevdim ölesiye yetmedi, bir de Diyarbekirli sevdim ölesiye. Döneceğim Diyarbekir’ime. Aç kalacağımı bilsem, ekmeğe muhtaç olacağımı bilsem, gene de ömrümü adadığım Diyarbekir’ime döneceğim.” dedi ve ağladı.
Bakırköy buluşmamızda küçük bir anekdotu da anlatmak istiyorum. Bir araya geldiğimizde bana ULA FILLE HOŞ GELDİN kitabını hediye olarak getirmişti. Aldım hemen bir göz atıp çantama koydum. Masada unutabilirim diye. Neyse sohpet koyulaşmıştı ki bir ara bana ” Abe kitaba bakabilir miyim? İnan et yayınevinden aldığım ilk kitaptır ve gördüğün gibi jelatinini bile açmadan sana verdim. Ver biraz bakayım.” dedi. Önce şaka olsun diye hayır dedim sonra verdim. Kitabın hasretini ilk olarak Bakırköy’de bir çay bahçesinde birlikte giderdik. Tabi kitabı alıp tekrar çantama koydum.
Dönelim kitaba…
Kovduklarımız, gitmeye zorladıklarımız, dilim varmıyor ama yazacağım kıydıklarımız (ki yapanlar utansın), yalnızca gitmediler, yalnızca bitmediler güzelim Diyarbekir’imden, yaşadıkları ile, anıları ile, anıları ile, zanaatlarıle, sesleriyle, sözleri ile kısacası kültürleri ile gittiler. Diyarbekir öksüz kaldı Onlarsız.
Ula Fılle Hoş Geldin, Udi Yervant merkezli, güzel bir anlatı akıcı bir dil, bir çırpıda okuma isteği uyandıran, anılar kervanı ve ustaca yapılmış bir vefa borcu ödemesi. Ee nede olsa yazan Şeyhmus Diken, anlatılan Yılmaz Bostancı yani Udi Yervant…
Kitabı anlatmayacağım. Şunu söyleyeyim, ben bir çırpıda, okudum. Anlatmayacağım, ancak okumanızı sağlık vereceğim. Beğeneceksiniz.
Dostça kalın…

RECEP YILMAZ

mülkiye lacin

07 Nisan 2013 21:06

siir tadindan okudum, insanin ruhuna dukunan, gercek bir söylesidi. Emeginiz var olsun!

Mehmet ÖZER

07 Nisan 2013 23:51

Ankara İzmir yolculuğunda okudum Şeyhmus’un “Ula Fılle Hoş Geldin” kitabını. Hostes iniş için uyarınca irkilerek toparlandım. Yanımdaki kadın sordu “başınız sağ olsun bir yakınınızı mı kaybettiniz? Uzun uzun baktım kadının yüzüne” evet” dedim, “bir buçuk milyon yakınımı kaybettim.” Ağlıyordum…

“Ula Fılle’ye” Gözyaşı Mendili

Şimdi siz gittiniz ya, aklınızı, yüreğinizi arkada bırakarak.
Siz giderken ağladı arkanızdan surlar, sokaklar.
Zaman sabrı içinde inatla eskimeye karşı koyan evleriniz.
Dicle’nin yüzündeki ışık kardeşliğimizin aynasıydı.
Siz gittiniz, Dicle’nin ışığı söndü, acılı bir ezgiyle esti surlarda rüzgâr.
Siz gittiniz renkler soldu, diller yapayalnız…
Güvenle ve dost selamıyla açılan kapıların kanatları kırık.
Küçelerde sesler dolaştı sizden sonra, eski zaman dilinde şarkılar söyleyerek.
Eşiklerde çocuk sesleri ve zıbın kokusu.
Güvercinlerin kanat çırpışı, gurbette yürek çarpması.
Gidenler hep yolda kaldı, ne yollar bitti gidenler için ne yola geri dönebildiler.
İki ara bir derede işte. Hep bir selem beklediler, bir gülüş, bir sesleniş.
Gidenlerin gözleri Ermeni, Süryani, Keldani kaldı.
Gidenler gözlerini şarkılarda sakladı.
O yüzdendir tellere dokununca udun ağlaması.
Bu kentin anahtarı neredeydi?
Nereden başlamak gerekiyor?
Kentin kalbine giden sokaklardan mı?
Yol altında kalmış mezarlardan mı?
Uzaklara bakan surlardan mı?
Uzaklara giden sulardan mı?
Her şey değişti Yervant, her şey.
Çocuklar büyüdü, biz eskidik çokça.
Bırakıp gittiğin topraklarda barış umudu yeşerdi.
Güvercinler çoğaldı.
Sen yine gel kardeşim, vakitsiz çal kapımızı.
Evinize ve mezarlığınıza giden yol bekliyor sizi.
Sokaklarınızda bayram sevinçleriyle çocuklar var.
Yüreğinizi bırakıp gittiğiniz bu şehir yolunuzu gözler
Birlikte diktiğimiz ağaçlar hal hatır sorarlar.

Sen yine gel kardeşim, vakitsiz çal kapımızı.

Mehmet ÖZER

ferat çelik

19 Ağustos 2013 17:37

şeyhmus ile yervant ”zıbındaki çiçekler”

yoktur ayrı gayrılığı halkların,insani vicdanda buluşan farklı dillerin,dinlerin insanlarıydılar, onlar…

Ve o insanlardı ki; talan olmuş savrulmuş hayatların bir deminde bir sokakta buluştular. Çocuklarına ortak bir geleceği ördüler bilerek veya bilmeyerek bir zıbında….

Şeyhmus ile yervant: Dikranamed’in güzel insanları sizlere ne kadar ihtiyacımız varmış meğer,kaybettirilmiş bir zenginliğin ardından kültürel yoksullukların insani yoksunların içinde kalan bizlere ne güzel bir ışık verdiniz. sağolun, varolun…

ferat çelik

19 Ağustos 2013 17:47

ZIBIN KARDEŞLİĞİ

Yıllar önce Bir zıbınla farklı iki halkın iki küçük bebeğinin yarım asır geçse bile,araya ülkeler girse bile kaybolmayan kardeşliğinin hikayesidir,bence. Bu kardeşliğin nelere kadir olduğunu gösteren bir insan hikayesidir karşımızda duran…

Bir Diyarbakırlı olarak bu iki aydınımıza sanatkarımıza sonsuz teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
”Bize kalan sadece geçmişin kötü hikayeleri değildir, biz geleceği geçmişten alıp yeniden kurabiliriz’in hikayesidir” Yervant ile Şeyhmus abilerin hikayesi….

İyi ki varsınız….

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.