‘Kendimizi, bir kimliğe indirgememizin kamplaştırıcı bir tarafı var.’

 

Sel Yayıncılık, ‘queer düşüncenin ve deneyimin farklı dil ve coğrafyalardan çıkan metinlerini kapsayacak bir seri’ kitabın yayınına girişti. ‘Queer Düş’ün Serisi’ başlıklı dizi, ilk olarak Sibel Yardımcı ve Özlem Güçlü’nün derlediği ‘Queer Tahayyül’ seçkisini yayınladı. Berfu Şeker, Gülkan ‘Noir’ Ahıska, Leman Sevda Darıcıoğlu, Pınar Büyüktaş, Amy Spangler’in oluşturduğu yayın kurulunun kitaptaki sunuşunda bu çalışma şöyle anlatılıyor:  ‘Queer kelimesi Türkçede garip, tuhaf, yamuk gibi anlamlara geliyor. Bunun yanı sıra argoda “ibne” demek. Queer kuramının merkezinde de acayip, tuhaf, yamuk, anormal, iğrenç, aşağılık olana; normatif alanın dışında kalana; bu alanın dışında bırakılana; normu ihlal edene bir gönderme ve bu “kötüyü”, “anormali” yeniden anlamlandırma imkanı yatıyor. (…) Biz bu derlemede biraraya getirdiğimiz metinlerin seçiminde, bu “kimliksizleşme” vurgusunu; hem de konu çeşitliliğini yansıtmaya çalıştık. Bu sırada, alanda öne çıkan isimleri okuyucuyla tanıştırmayı amaçladık. Bu vesileyle karşılaşmanın yabancı literatüre erişimi olmayan okuyucular için heyecan verici olmasını umuyoruz.’

‘Queer Tahayyül’ kitabındaki makaleler nasıl seçildi?
Sibel Yardımcı: Bu, bizim Özlem’le uzun bir süredir aklımızda olan bir çalışmaydı. Sanıyorum ilk olarak, derslerde üzerine konuşmak istediğimiz metinlerin Türkçe yayınlanması ihtiyacından doğmuş bir projeydi. Aradan geçen zamanda elimize geçen veya çevirmenlerimiz ve yazarlarımızın önerdiği, hoşumuza giden, bizi heyecanlandıran yeni metinlerle zenginleşti.

Özlem Güçlü: Queer teori ve pratik üzerine okumayı, konuşmayı, tartışmayı, düşünmeyi ve yazmayı, İngilizce bilmiyorsanız dahi, imkanlı hale getirmeye yardımcı olacağını düşündüğümüz temel sayılabilecek metinleri derlemeye gayret ettik. Tahayyülümüzü esneteceğine, eğip bükeceğine, delip ters yüz edebileceğine inandığımız metinleri bir araya getirdik, bu nedenle de sadece akademik yazılar değil manifesto ve röportajlar da ekledik. Bunun yanında, queer tahayyülün tek başına cinsellik ve cinsiyetten ibaret olmadığını, ırk, etnisite, sınıf, sakatlık, anarşizm gibi farklı kesişimlerde nasıl işlediğini tartışan metinleri de içermeye dikkat ettik. Ayrıca, queer’in bir analiz/okuma metodu olarak kullanıldığı ve/ya bir estetik pratiği olarak incelendiği telif yazılara yer verdik.

QUEER.TAHAYYÜL.1-sonra.anasayfa QUEER.TAHAYYÜL.2

Bu konuda düşünce üreten aydınların metinleriyle ilgili bir antoloji iddiası var mı çalışmanın?
Sibel Yardımcı: Özellikle antoloji olmak gibi bir iddiası yok. Metinlerine yer verdiğimiz kişiler bu alanda adı sık geçen kişiler ama çevirme ve kitaba dahil etme fırsatı bulamadığımız çok kişi ve metin var daha. Bizim metinleri seçerken özellikle üzerinde durduğumuz birkaç nokta vardı, belki bunlardan söz edebiliriz biraz. Bunlardan birisi yalnızca Anglo-Sakson literatürle yetinmemek, nitekim Hocquenghem gibi Fransız veya Mieli gibi İtalyan yazarlar da var kitapta. Bunlar aynı zamanda biraz daha eski bir tarihli metinler. Çünkü queer aktivizmi (ve kuramı) özellikle 1980 sonrasında tarihlendirilse de, aslında ilham aldığı daha eski birçok yazı, çalışma, görüş, grup, eylem vs. var. Bunlara ek olarak kitabımız sadece cinsiyet/cinsellik odaklı bir çalışma olmasın ve queer’i sınıf, etnisite, göçmenlik gibi başka meselelerle birlikte ele alsın istedik, kitabı yaparken bunu da gözettik. Son olarak kimliksizleşme vurgusunu öne çıkarmak da önemli geldi bize.

Yalnız queer düşünce adına değil, her anlamda cinsellik üzerine düşünmenin bir kılavuz kitabı, bir ‘giriş’ kitabı olmayı başarmış bur çalışma bu… Kitaptaki yazarların kitapları da bu dizide yayınlanacak mı?
Sibel Yardımcı: Özellikle bir kılavuz kitap yapmış olmak iddiasında değiliz açıkçası. Bu konuyla ilgilenen okuyucu için bir “mümkün temalar” yelpazesi açılsın diye düşündük fakat dediğim gibi, bu alandaki bütün temaları veya yazarları dahil etmiş olmak gibi, meseleyi tüm yönleriyle ortaya koymuş olmak gibi bir iddiamız yok. Sel Yayınları “queer düş’ün” serisine başka kitaplarla devam edecek, muhtemelen bunların içinde Queer Tahayyül’de metinleri bulunan yazarlar olacaktır. Gönlümüzden bizim dahil edemediğimiz Sedgwick’in bir kitabının çıkması geçer mesela. Zaten serinin editörleri de bizim arkadaşlarımız ve çevirmen olarak kitaba katkı sunmuş kişiler. Ortaklıklar, ortaklaşmalar olacaktır mutlaka.

Bu çalışmanın en büyük sorunu, -sizin de sunuş yazısında belirttiğiniz gibi- dil sorunuydu sanırım. Bahsedilen bir çok kavrama uzağız, daha önce tartışmamışız… Klasik bir çeviri sorunsalından farklı olarak, ne gibi sıkıntılar yaşadınız?
Sibel Yardımcı: Her kavramın kendi dilinde bir tarihi var. Sadece komşu kavramlarla değil, aynı zamanda ilişki içinde bulunduğu pratiklerle de etkileşim içinde gelişiyor bu tarih. Buradaki sorun queer kavramının Türkçe’deki tarihinin İngilizce’deki tarihinden çok farklı olmasıydı –eğer böyle bir tarihten bahsedebilirsek tabii, ki o zaman bile çok kısa bir tarih olacaktır bu.

Özlem Güçlü: Bu kitabın çıktığı zaman-mekanda, hiç tartışılmayan bir mesele değil artık queer. Queer üzerine tartışmalar, yayınlar yapılıyor. LGBT ve feminist hareket içinde “Queer” önemli bir tartışma konusu. Ancak, tartışılıyor olması, Sibel’in de dediği gibi kelimenin tarihinin farklı gelişiyor olması gerçeğini değiştirmiyor. Bu nedenle de çeviri ya da çevirmeme tercihleriniz sadece klasik bir çeviri sorunsalından fazlasını içeriyor. Ama ben çevirmenlerimizin ya da yazarlarımızın yaşadığını ya da bizim yaşadığımızı ‘sıkıntı’ olarak nitelemezdim. Daha çok, queer’in tarihi bu coğrafyada henüz/halen yazılıyor olduğundan, bu konuda her çeviri ya da yazı deneyiminin aynı zamanda bir kendi üstüne düşünme pratiği olduğunu söylerdim. Kitapta, “Boşluğu Dolduran Boşalma Sesleri” adlı makalesine “Queerin olmadığı bir dilde queer sanat üzerine düşünmek kolay olmadı” diye başlayan Seda Ergül, bir yazar olarak, queer sanat üzerine yazan bir yazar olarak bu meseleyi makalesinin başında çok samimi bir şekilde tartışıyor. Queer’i Türkçe’ye (sadece) çevirerek ve dolaşıma girmesini sağlayarak, “İngilizce konuşulan ülkelerde queer düşüncenin ortaya çıkmasının ne anlama geldiğini tecrübe edemeyiz. Bir hareketin sahiplenilmesinin, benimsenmesinin, üzerine düşünülmesinin, konuşulmasının, yazılmasının ve an be an bu kelimenin olumsuz anlamlarından uzaklaşarak dönüşmesinin ve elbette ki bu dönüşümün kelimenin işaret ettiklerine sirayet etmesinin ne demek olduğunu bilemeyiz. Heteroseksüellerin eşcinselleri aşağılamak için kullandıkları sürüyle kelime bu dilde de mevcutken bunlardan birini queerin Türkçe karşılığı olarak kullanabilseydik ve bu kelime etrafında düşünseydik neler değişirdi?”.

QUEER.TAHAYYÜL.3 QUEER.TAHAYYÜL.8 gerekirse

Bu nedenle bazı kelimelere karşılık kelime koymadan ilerlemeyi seçmişsiniz. “Bu ‘bırakma’, Türkçede kelimenin tam ya da yerleşik ‘bir karşılığı olmamasından kaynaklanan bir çeviri zorluğuyla beraber, kelimenin taşıdığı bagajın, çağrışımların geçirdiği dönüşümün tarihinin bu dil ve coğrafyada karşılığının olmamasının bir mesele olarak ortaya konulması şeklinde görülmelidir.” demişsiniz. Bu mesafe, cinsel politikaların dil ve kültür alanını zenginleştirmesiyle mi kapanır?
Özlem Güçlü: Kelimenin geçirdiği dönüşümün burada bire bir karşılığı olmadığını söylemek bunu bir mesafe sorunu ya da dil zenginliği/yoksunluğu meselesi olarak ortaya koymak şeklinde anlaşılmamalı. Burada bahsedilen mesele, queerin içinden çıktığı, dönüştüğü, yeniden anlamdırılıp sahiplenildiği dil, coğrafya ya da tarihin özgünlüğü olduğuna işaret etmek.

Sibel Yardımcı: Ben de bu mesafenin kapanması gerekiyor mu, emin değilim. Buradaki kavramların da kendi tarihleri olacaktır. Cinsiyet halleri, cinsel pratikler, varoluş biçimleri bütün çeşitlilikleriyle görünür ve üzerine konuşulabilir hale geldikçe kavramlar da vücut bulacak veya dönüşecektir. Bunun akademik alandan başlaması da gerekmiyor, fakat gündelik yaşam ile bu alan arasındaki etkileşim de dili hareketlendiriyor elbette. Bu anlamda biz Queer Tahayyül’ün çevirmen ve yazarlarla birlikte, el birliğiyle kotarılmış bir proje olmasından büyük mutluluk duyduk, çünkü onların aktivist çevrelerden ve kendi gündelik yaşamlarından taşıdıkları deneyimler, tartışmalar bizim çalışmamızı da zenginleştirdi.

“Önemli olan, queer kuramını LGBT’lere özgü bir kimlik politikası olarak okuma tuzağına düşmemektir – en azından bizim tercih ettiğimiz queer okuması buna direnmekte, daha ziyade bir kimliksizleşme önerisi olarak ortaya çıkmaktadır.” diyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız? Kimliksizleşme önerisi, queer düşüncenin tezi mi?
Sibel Yardımcı: Kimliksizleşmenin queer düşüncenin temel tezi olduğunu iddia etmek kolay değil. Zaten bugün kabaca sosyal ve/ya beşeri bilimler adı altında toparlanabilecek çalışma alanlarının hiçbiri için böyle temel bir tezden söz etmenin mümkün olduğunu sanmıyorum. Çok daha interdisipliner, farklı alanların birbirinden ödünç aldıkları bir döneme doğru gittiğimizi umuyorum. Bugün toplumsal cinsiyet veya kadın çalışmaları, sakatlık çalışmaları gibi alanlar, keza queer çalışmaları, tarihten, felsefeden, sinemadan özetle çeşit çeşit kaynaktan besleniyor ve çeşit çeşit sonuçlara varıyor.

Aynı şekilde örneğin cinsiyetten söz ederken, bir şekilde söz konusu kişinin sınıfsal konumunu, etnik kökenini, dini inancını veya benzeri birçok özelliğini dikkate almak gerekiyor. Durum böyle olunca da bütün kadınlar, bütün LGBT’ler gibi koskocaman gruplar üzerine konuşmak zorlaşıyor. Örneğin bütün kadınlar aynı şekilde ezilmiyor. Belirli bir kimliği merkezine alan siyaset, ister istemez o kimlikle özdeşleştirilen kişilerin kendi içlerindeki farklılıkları (sınıfsal, etnik vb.) siliyor. Kimlik adına tekillik feda ediliyor. Bu tabii herkesin dertsiz tasasız yaşadığı veya bu dertler etrafında bir araya gelmenin mümkün olmadığı anlamına gelmez. Biz siyasetin kimlikler değil, bu dertler etrafında örgütlenirse bu tür bir tuzaktan kaçınılabileceğini düşünüyoruz.

“Kenarda duranın merkeze çağrılması değil, bizzat merkezin darmaduman edilmesi…” ifadesi, varolan duruşların, kimlik politikalarının eleştirisi mi?
Sibel Yardımcı: Bir açıdan belki. Fakat asıl söylemek istediğimiz şu: İktidardakine benzememek -eldeki örnek hangi tür iktidar olursa olsun. Onun ayrıcalıklarını talep etmemek, onun araçlarını edinmemek, onun biz kenarda köşedeyken bize yaptığını, biz azıcık güçlenmeyi başardığımızda bir başka kenarda kalana yapmamak. Askerlikten muaf olmak isteyen birinden eşcinselliğini ispat etmesini isteyen TSK’ya kızarken, başka birini aramıza almak için eşcinsel olduğunu ispat etmesini beklememek. Ve benzeri şeyler.

QUEER.TAHAYYÜL4 QUEER.TAHAYYÜL.5

“Feminizm ve LGBT politikaları ise büyük oranda kimlikçi bir yönelime girdi. Kısacası, queer bir tahayyül serpilmekte çok gecikti.” diyorsunuz. Feminizmin ve LGBT mücadelesinin, erkek egemenliğinin karşısında konumlanması, bu bunun cismine, devlete yönelik mücadelesi sanırım kimlik politikalarına ve ‘demokrasi’ mücadelesine, tırmak içinde ‘sapma’sı sonucunu doğurdu diye düşünüyorum. Sizce bu hareketler bir zaafa mı uğradı, bir yanlışa mı sürüklendi ki, bundan ‘queer tahayyülü geciktirdi’ diyen bir olumsuzlamayla söz edebiliyoruz?
Sibel Yardımcı: Bir kez şunu kesinlikle ortaya koymak lazım. Feminizm de, LGBT aktivizmi de cinsiyet temelli ayrımcılık ve şiddet biçimlerinin teşhir edilmesinde, bunlara maruz kalanların desteklenmesinde, sahiplenilmesinde ve haklarının aranmasında, gündelik hayatın dönüştürülmesinde müthiş katkıları olmuş hareketlerdir. Bu katkıların göz ardı edilmesi hiç hakkaniyetli olmaz. Alıntıladığınız cümle bu anlamda bir olumsuzlamadan çok, queer tahayyül olarak tasvir ettiğimiz şeyin Türkiye’de neden bu kadar geç serpilmekte olduğuna dair bir açıklama girişimi olarak okunabilir ancak. Öte yandan queer’in örneğin feminizmle bir çatışma, ikilik, neredeyse zıtlık içinde düşünülmesi de tuhaf. Queer, feminizme çok şey borçludur ve hiçbir queer kuramcısının da bu borcu inkar ettiğini sanmam. Fakat ne feminizm ne queer tek bir görüşe indirgenemez ve her biri kapsamında yapılan çeşitli çalışmalar arasında yakınlaşmalar ve uzaklaşmalar vardır. Belki de bu ikisinin bir zıtlık içinde düşünülmesinin, ilişkilerinin böyle kurulmasının kendisi sorunsallaştırılmalı. Bunun kendisi kimlikçi değil mi? Queer misin, feminist mi? Kendimizi özellikle ‘bir’ şey olarak tarif etmemizin, dolayısıyla son kertede bir kimliğe indirgememizin kamplaştırıcı bir tarafı var.

Kimlik politikaları ile elde edilen kazanımlar sistem-içi mi olmaya başladı sizce?
Sibel Yardımcı: Bunlar kolayca evet veya hayır denmesi çok zor sorular. Sistemin dışından söz edebilir miyiz, hiç emin değilim. Foucault için, sanıyorum Butler için de, iktidarın dışında bir direniş zaten söz konusu değildir. Burada aslında Butler’ın çok iyi ifade ettiği bir zorluk var. Haklardan söz ettiğimiz zaman, bunlar ister istemez bireylere ait haklar oluyor; veya ayrımcılığa karşı savaştığımız zaman, bir grup veya sınıf olarak yapıyoruz bunu. Ve bu bağlamda da, kendimizi yasa önünde kesin bir biçimde tanımlanmış, birbirinden tümüyle ayrı, sınırları belli varlıklar olarak, veya ortak bir takım özellikler temelinde kendini tarif eden topluluklar olarak sunuyoruz. Nitekim belirli bir yasal korunmayı kazanmak için bunu yapmak, bu dili konuşmak zorundayız. Yukarıda söz ettiğim kazanımlar için de, elbette ki bu dilin içinde savaşıldı. Fakat mesele şurada çıkıyor ortaya: bu yasal tanımı, aslında olduğumuz şeyin uygun bir tasviri olarak alırsak, büyük bir indirgemeye varız.  Bizi bizden alan, başkalarına bağlayan, yaşamlarımızı başkalarının yaşamlarıyla iç içe geçiren, kısacası ben’in nerede bitip sen’in nerede başladığını bulmakta zorlandığımız bütün o ilişkiler, veya bunların tutkularda, öfkelerde veya yaslarda gördüğümüz izdüşümleri silinir gider. Kısacası, hak mücadeleleri önemlidir fakat biz hukuk öznelerinden çok daha fazlasıyız, diyor Butler; sınırları belirsiz, sabitlenmeyen, sabitlenmesi de gerekmeyen, dönüşen, karışan, ilişkisel varlıklarız.

QUEER.TAHAYYÜL.7 yazıda konuşulan yere denk gelmeli QUEER.TAHAYYÜL.1-sonra.anasayfa

Toplumsal hareket olarak queer tarihine yer veremeyişinizi –gayet nezaketle- açıklamışsınız. Peki bu tarihte, sizin altını çizdiğiniz anlayışta, kimlikçiliğe yönelmeyen, ‘queer tahayyül’e heyecan aktaracak kişiler, çalışmalar, eylemler var mı?
Sibel Yardımcı: Bu soruyu belki de LGBT ve/ya queer hareketleri (kendilerini nasıl adlandırmayı seçiyorlarsa) içinde daha doğrudan rol alanlara sormakta fayda var. Akademik olarak bizi heyecanlandıran bir çalışmadan söz edebiliriz belki, Cinsellik Muamması.

Özlem Güçlü: Cinsellik Muamması, Cüneyt Çakırlar ve Serkan Delice’nin derlediği, içinde bizim de yazılarımızın olduğu bir kitap.Queer Tahayyül’le de hem zamansal hem içerik olarak yan yanalığı olduğunu düşündüğümüz, bu anlamda da gönül bağımız olan bir çalışma. Queer Tahayyül nasıl temel ve çeviri metinlere öncelik veriyorsa, Cinsellik Muamması da bir o kadar Türkiye’de  queer kuram ve politikanın geçirdiği yolculuğa odaklanıyor ve queer üzerine olan tartışmaların ortaya çıkardığı soru ve sorunları yerel bağlamının özgünlüğü içinde ele alan metinlere yer veriyor. Bu anlamda daha önce sözünü ettiğim kendi üzerine düşünme pratiğini aslında bire bir yansıtan bir çalışma ve bu pratiğin psikanalizden hukuka, insan haklarından görsel kültüre kadar pek çok alandaki uygulamalarına yer vermesiyle oldukça heyecan verici.

Kitaba yönelik tepkiler nasıl? Yorumlar,  değerlendirmeler ne yönde oldu?
Özlem Güçlü: Kitaba yönelik şimdiye kadar gelen tepkiler hep olumlu oldu. Bizim bu kitap projesine başlamamıza neden olan ihtiyaç hissini genelde hep doğrular yorumlar geldi. Daha ayrıntılı yorum ve değerlendirmeleri sanırız kitapla ilgili yapılacak tartışma etkinliklerinde göreceğiz.

Yeni çalışmalarınız neler olacak?
Özlem Güçlü: Queer teori üzerine soruyorsanız eğer, Sel Yayıncılık, Queer Düş’ün Serisi’ne Queer Tahayyül’ün çevirmenlerinden Leman Sevda Darıcıoğlu’nun editörlerinden olduğu ikinci bir kitapla devam edecek. Bizim de bu kitaba çeviri katkılarımız olacak. Queer üzerine şu an yayın anlamında hatrı sayılır bir hareketlenme var. Katkı istendiğinde ortaklıklar oluyor zaten. Onun haricinde çeşitli yerlede fırsat buldukça seminer ve atölye çalışmalarımız oluyor. Bizim üstleneceğimiz yeni bir yayın projesi şu an yok, ama Queer Düş’ün Serisi’nin varlığı bu anlamda bizi heyecanlandırmaya ve proje üretmeye itecek ister istemez.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.