‘Çiftler arasında seks hayatının üzerine ölü toprağı serpildiği için aşk ölüyor.’

 

“Genç ve güzel Eylül bir gün aşkı bulduğunda bunun hayatının en büyük sınavı olacağını hiç düşünmemişti. Saruhan, aşkın peşinden giderken yeniden hayallerini bulduğunu ve yeniden kendi olduğunu fark ettiğinde bir seçim yapmak zorunda olacağını hiç tahmin edememişti. Bir fotoğrafla tüm mutluluğu elinden alınan Asuman ise aşkı nerede bıraktığını hiç bilememişti: “Herkesin başına gelebileceğini ama benim başıma böyle bir şeyin gelmeyeceğini düşünmüştüm. Meğerse ne kadar aptal bir düşünceymiş bu.”” Sinan Akyüz ile “Metres yuva yıkan mıdır, yoksa yuvayı ayakta tutan mı?” sorusuna yanıt aradığı romanı Aşk Başka Evde’yi konuştuk.

Roman boyunca ilişkilerin en büyük çatlağı olarak cinsellik ön plana çıkıyor. Bilhassa günümüzde, ilişkiyi hem yıkabilen hem de kalkındırabilen etkenin cinsellik olduğu sonucunu çıkarabilir miyiz buradan?
Açık söylemek gerekiyorsa, evet! Ben yıllar önce Beyoğlu Adliyesi’nde muhabirlik yaparken öğrendiğim gerçek şuydu: Şiddetli geçimsizlikle ilgili boşanma davalarının altından hep çiftlerin cinsel uyumsuzluğu çıkıyordu. Ya da İstanbul’da kimi evlilik şirketlerine gidip baktığınızda orada da şu gerçeği göreceksiniz: İnsanların birçoğu kendilerine cinsel partner arıyor. İster erkek olsun ister kadın, bu hiç fark etmiyor. 

Aynı bağlamda şunu da merak ediyorum: Kadınlar, cinsel hayatlarını birbirine bu kadar rahatça ve açık yüreklilikle anlatıyor mu sahiden? Sonuçta cinsellikleriyle övünen ve üzerine en çok konuşmayı sevenlerin erkekler olduğunu düşünürüz her zaman.
Bence devir eski devir değil artık. Kadınlar arasında cinsellik bir tabu olmaktan çıkıyor. Özellikle de büyük kentlerde. Kadınların bir kısmı çok rahatlıkla cinsel hayatlarını konuşabiliyorlar. Ve bunu konuşurken de yüzü kızaran hiçbir kadına rastlamadım. Yalnız bu konuda erkeklerin adı çıkmış, o kadar. Bence kadınlar erkeklerden daha cesurlar. 

image6-2

Şunu da sormadan edemeyeceğim: Eylül’ün Saruhan’la yaşadığı ilk cinsel deneyim sonrası kendisinin ve arkadaşlarının bekârete bakışını da görüyoruz. Kadınlar, ne kadar açık fikirli olursa olsun, söz konusu bekâret olduğunda neden aynı kuyuya yuvarlanıyor dersiniz?
Bekâret meselesini erkeğin aklına sokan bu toplumdan başkası değil. Toplum erkeğe diyor ki; “Evlendiğin zaman temiz bir aile kızı bul. Helal süt emmiş biriyle evlen.” Peki, erkeğe bu sözü gerçek hayatta daha çok kim söylüyor? Annelerimiz! Bu anneler aynı zamanda bir de kız evlat yetiştirdiği için, kadınların büyük bir çoğunluğu da bu şartlanma içinde büyüyorlar. Hal böyle olunca da, kör kuyuya düşmeleri kaçınılmaz oluyor. 

Kürşat’ın radyo programına katılan kadınların büyük çoğunluğu erkekler konusunda katı fikirleri, sert üslupları olan, erkeklerin “güvenilmezliğine” vurgu yapan kadınlar. Bu belki müthiş bir genelleme olacak ama, kadınlar herhangi bir erkekten hasar aldığında cinsiyetin tamamına mı sert yaklaşmaya başlıyor?
Bakın! Aşka inanan kadınların büyük oranı 20’li yaşlarda olan kadınlardır. 30 yaş ve üzeri ise aşkın tokadını yemiş kadınlardır. 20’li yaşlardaki kadınları duyguları sürükler, 30 yaş ve üzeri kadınları ise mantıkları. Romanda da aşk isteyenler ile mantık isteyenlerin çatışmasını koydum. Bir kadın diyor ki; aşk ecel gibidir. Geldi mi kaçamazsın. Bir başka kadın da diyor ki; aşk geçici bir sarhoşluk halidir. Bir süre sonra ayılıp kendine geldiğinde yüreğin kanıyor, acıdan için ağrıyor. İşte bu yüzden aşk sütünden ağzı yananlar yoğurduğu üfleyerek yemeye çalışıyorlar. 

Asuman’ın annesi Güher Hanım’ın aldatma ve aldatılma durumuna bakışı da oldukça farklı. Aldatıldığını bile bile mutlu yaşadığını iddia edebilen bir kadın Güher Hanım. Ben bakış veya yaklaşım nasıl olursa olsun, aldatılmanın mutsuzluğu da beraberinde mutlaka getireceğine inanıyorum. Bu tezat hakkında konuşalım mı biraz?
Neden tezat olsun ki? Güher Hanım kızına diyor ki; “Bu dünyada aldatılan bir tek kadın sen misin? Ağaç senin. Gölgesinde kim oturursa otursun!” Bu bir kadın bakışı değil aslında bir toplum bakışı. Bakın! Bugün her Fransız kadını bilir ki bir metresi olduğunu. Bana inanmıyorsanız, Fransa’nın son 4 Cumhurbaşkanının hayatlarına bakın. Pembe dizi gibi hayatları var. Aldatılmaya gelince… İnsanın kendi başına gelmediği sürece ağzını bile açmamalı, bol keseden sallayıp konuşmamalı. Lakin ona bakarsanız günümüzde artık erkekler bile aldatılıyor ve o erkeklerin bazıları bu durumu kabullenip sineye çekiyor. Size ilginç olan başka bir şey söyleyeceğim şimdi. Türkiye’de aldatılmaların çok azı boşanmayla sonuçlanıyor. Hatta bu yüzden kocasını boşayan kadınların yüzde 70’i de sonradan gidip evli bir adamın metresi oluyorlar. Bu büyük bir çelişki değil mi?

image4-2

Eylül, Saruhan’ın kendisini bırakmayacağını düşünmeye başladığı andan itibaren bu durumun kendisine kazandırdığı olanaklara da kucak açıyor bir anlamda. İş yerindeki ayrıcalığını da mesela, sevmeye başlıyor. Ama Saruhan hakkındaki bilmediği gerçeği öğrenene kadar. Saruhan hakkında öğrendikleri, yalnızca kendine güvenini etkiliyor diyemeyiz değil mi? Kazandığı olanakları da farklı yorumlamasına neden oluyor olabilir mi?
Bence bir adama delicesine âşık olan kadın onun sağladığı menfaatten çok kendi yüreğinde açılan aşk çiziğine bakıyor. Aşk o kadınlar için öncelikli geliyor. Bunu da şuradan çıkarıyorum: Metres olmak öyle göründüğü gibi katlanılabilir bir şey değildir. Hatta mutluluktan çok acıdır. Hele bir de âşık bir kadınsanız… Ama aşkın olmadığı metreslik hayatında tabii ki de kazanç ön plandadır. Zaten böyle bir kadın da benim romanımın başkarakteri olamazdı. 

Asuman ve Eylül’ün birbirleri hakkında yorum yaparken takındıkları tavır ve kullandıkları dili de mühim buluyorum. Asuman’ın nobran dilinin müsebbibi yalnızca evlilik mi dersiniz?
Hayır, bence evlilik değil. Asuman’ın kullandığı bu nobran dil sadece ‘intikam!’ duygusundan geliyor. Bir kadın sizin kocanıza âşıksa ve elinizden almışsa, siz ona karşı kibar bir dil kullanamazsınız. Gerçek hayat böyle bir yer işte. Ne kadar eğitimli olsanız da, sonuçta bizler etten kemikten yaratılan ve egosu olan bir varlığız. 

Saruhan bir tartışmanın ortasında şöyle bir şey söylüyor: “Aslında o kadına değer verirken kendime değer veriyorum.” Benzeri düşünceler birçok kez yineleniyor kitapta, hatta bir sahnede üst seviyesini de buluyor bana kalırsa. Saruhan’ın sevme biçiminde bencilliğin etkilerinden de söz etmek ne derece doğru olur?
Bence bencillik değil. Ben bu duruma ‘birey olma!’ durumu adını veriyorum. Aslında biz kendimize iyi davranmamızı sağlayan insanları seviyoruz. Saruhan da genç bir kadının peşinden gitmedi, yeniden kendi olmaya gitti. Yine kendini iyi hissettirecek, kendini sevdirecek olan bir insana gitti. Saruhan o kadına değer verirken kendine değer veriyordu. Size en çok kendinizi düşündürten, size en çok değer verdirten kimse, siz gözünüzü karartıp ona gidiyorsunuz, yalan mı? 

image8-2

“Aşkı bir kenara bırak, aşktan da daha kutsal olan şey sekstir. Ve herkesin seks reçetesi birbirinden farklıdır.” Oysa günümüzde seksin, aşkı öldürdüğü fikrine kapılıyoruz çokça. Yoksa bu fikir yanıltıcı bir fikir mi? Kutsallığı yanlış olana mı atfediyoruz?
Seks aşkı neden öldürsün ki? Aslında çiftler arasında seks hayatının üzerine ölü toprağı serpildiği için aşk ölüyor. Sonra ne mi oluyor? Erkeklerin birçoğu gidip dışarıda kendilerine hormonlu bir ortam arıyorlar. Dışarıdaki başka kümeslerde bir horoz gibi ötmeye çalışıyorlar. Peki, kadınlar erkekler gibi çekip gidebiliyor mu? Hayır. Sanılanın aksine kadınlar öyle bize deliler gibi âşık oldukları için değil. Bu toplum onlara, ‘Çocuklarını bırakıp bir yere gitme,’ dediği için gitmiyorlar. Çekip gitmemelerinin tek sebebi bu toplumun aptal kuralları işte… 

Kitabın bitimine yakın bir şey dikkatimi çekti ve anlatıcının böyle bir şeyi tercih etmesi bakımından bilhassa sormayı istiyorum: Asuman’ın gittiği kuaför “gay” olarak tanımlanıyor ve öylece bırakılıyor. Tek sözcük. Başka herhangi bir özelliğini ya da görüntüsünü bilmiyoruz. Bu özellikle yapılmış bir seçim mi?
Evet, zaman zaman yan karakterlerime dar roller vermeyi bilerek tercih ediyorum. Bunun nedeni de bütün karakterlerinizi derinlemesine ele alamazsınız. Yoksa kuaförün gay oluşuyla alakalı bir durum değil. O gay karakter gibi başka yan karakterler de aynı şekilde işlendi kitapta.

Aşk Başka Evde / Yazan: Sinan Akyüz / Alfa Kitap / Roman / Yayıncı ve Genel Yayın Yönetmeni: M. Faruk Bayrak / Genel Müdür: Vedat Bayrak / Yayın Yönetmeni: Mustafa Küpüşoğlu / Kitap Editörü: Özgür Batur / Kapak Tasarımı: Füsun Turcan Elmasoğlu / Sayfa Tasarımı: Kâmuran Ok / 1. Basım Şubat 2015 / 362 Sayfa

Sinan Akyüz (d. Nisan 1972, Iğdır) Türk gazeteci ve yazar. Akyüz, orta ve lise öğrenimini çeşitli okullarda tamamladı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Yirmi üç yaşında gazeteciliğe başladı. Gazeteciliğin hemen hemen her kademesinde çalıştı. Daha sonra gazeteciliğe ara verip Almanya’ya gitti. Bir süre sonra tekrar İstanbul’a döndü. 1996’da Sabah Gazetesi’nin dergi grubunda çalışmaya başladı. O dönem fotoğrafla tanıştı. Birçok yayın organına moda ve portre fotoğrafları çekti. 1999’da Sabah Gazetesi’nin hafta sonu eklerinde çalışmaya başladı. 2001’de fotoğrafçılık mesleğine ara verip ağırlıklı olarak kitap yazdı. 2006 yılında ise Takvim Gazetesi’nde köşe yazarlığına başladı. Şu anda Takvim Gazetesi’nde köşe yazılarına devam etmektedir. Ayşen Akyüz ile evli olan yazar, ikiz erkek çocuk babasıdır.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.