Son Sözler – William S. Burroughs

 

“1997 Ağustosu’nda aramızdan ayrılan William S. Burroughs son dönemlerinde sadece günlük tutuyordu. Ömrünün son dokuz ayında tuttuğu günlüklerin derlendiği Son Sözler’de kedilerinden doktorlarına, yazar ve sanatçı dostlarından uyuşturucu kullanımına, keza hükümet komplolarına dair duygu ve düşüncelerinin yanı sıra yaratıcı süreçlerine, roman ya da öykü tasarımlarına ilişkin pek çok ipucu da bulmak mümkün. Burroughs bu günlükleri yazdığı sırada artık seksenlerinde olmasına rağmen yine bildiğimiz gibidir; Yerleşik Düzen’e düşmanlığından, insanlığın durumuna dair küçümseyici tavrından, şoke ediciliğinden ve alaycılığından hiçbir şey yitirmemiştir. Diğer yandan, Son Sözler Burroughs’un diğer eserlerinden hiçbirine benzemez, kaleme aldığı en saf, en mahrem ve öznel metinlerden oluşur.” Son Sözler’den bir bölüm yayımlıyoruz.

 

Perşembe, 14 Kasım 1996.

10 Kasım’da 19’uncu Cadde ile Learnard’ın kesiştiği noktada Calico öldürüldü. Haberi ayın 12’sinde José’den aldım. Tom kediyi caddenin kenarında görmüş.

Eskiden kedinin olduğu, şimdi boş kalmış yerler fiziksel acı veriyor. Calico benim bir parçam. Öldüğünden beri sabahları, Calico’nun oturduğu ya da dolaştığı yerleri hatırladıkça durduramadığım hıçkırıklara boğuluyorum. Teatral bir durum yok ortada, kendiliğinden oluyor işte.

Hatırladığım bir rüya:

Ah tabii, o da bir kediydi. Yolunu bulabileceğinden emin değildim.

15 Kasım 1996. Cuma.

Eskiden Calico’nun olduğu bir yeri görmek halen acı veriyor.

Kalp doktorum gitgide battığımı söylüyor.

Ee, ne demişler, “Qui vivra verra.”

16 Kasım 1996.

Dar apartman merdivenlerini tırmanıyordum. Sahanlıkta aşağı inen iki kişiyle karşılaştım ve “Merhaba” dedim.

En üst katta eski bir dikiş makinesi ile diğer ıvır zıvırların ve başı takılıp çıkarılabilir gibi görünen sevecen bir kedinin olduğu kübik bir oda vardı. Üçüncü kattaki bu odanın kapısı açıktı.

Çatıdaki diğer insanlar konuşuyor, kedilerden bahsederek “Kesinlikle” gibi şeyler söylüyorlardı.

17 ya da 18 Kasım 1996. Pazartesi.

Proje: NYC’de [New York City] 2’inci Cadde’de öylesine yürürken kulak misafiri oldum. Yanımdan iki siyah herif geçti, konuşuyorlardı. Beyaz eşofman üstü giymiş olan “Avukatlar ve diğer boktan şeyler işte,” dedi.

Herhalde Metadon programından bahsediyordu. Bazı siyah sesler bütün bu saçmalığın özüne nasıl da iniyor, hayret.

“Çok tehlikeli.”

Reagan ve Bush dönemindeki müteveffa –umarım öyledir, eski olduğu kesin– Uyuşturucu Çarı William Bennett sözlerine devam ediyor: “‘Sıradan kullanıcı’ları hedef almalıyız.

“Bu sefer ne aldın Holmes? Kokain mi, morfin mi?”

“İkisi de Watson, speedball.”

İş güç sahibi olup, hayatlarını başarılı bir şekilde idame ettiren (benim gibi) sıradan kullanıcılar, insanlara yasadışı uyuşturucular kullanıp yine de iş görebilecekleri mesajını veriyor.

“Çok tehlikeli.”

Tam olarak kimin için tehlikeli, Bay Bennett? Bennett ve Anslinger gibi yalancılar, Harrison Narkotik Yasası’ndan doğan kötü niyetli ve pespaye şeytanlar güruhu için çok tehlikeli. Burada gammazlarını çalıştıran sokak narkotikçilerinden, ailelerini ele veren çocuklara kadar devasa bir kötülük hiyerarşisi var.

“Uyuşturucuya Karşı Savaş bizi bir millet olarak bir araya getirdi.”

Bush ya da Reagan – hangisini isterseniz.

Ne milleti? Gammazlardan oluşan bir millet mi? Yoksa muhbirlerden mi?

Rusçada “muhbir” anlamına gelen kelimeyi çok seviyorum: stukach. Tükürerek söylenmesi gereken bir kelime.

Öncü atalarımız onların mezarlarına kusardı.

“Çok tehlikeli.”

Günde iki paket kanser tüttüren bu dangalak Bennett ne söylüyor hakikaten? İyi bir Amerikalı olmak için Tanrının cezası bir yalancı olmanız gerektiğini mi? Elbette uyuşturucu kullanan insanlar da yaşlanıp gayet olgun ve üretken olabiliyorlar. Şunlara bir bakın: Herbert Huncke, 81; De Quincy, 74; İngiliz şair George Crabbe, 78 ve bendeniz de [82] halen çakıyorum.

Yüzyılın başında bir grup morfin bağımlısını tedavi eden doktor şöyle demişti: “Morfin bağımlılarının genel sağlık durumu mükemmel.”

“Çok tehlikeli.”

Nixon eski dostum Tim Leary’nin “Amerika’nın en tehlikeli adamı” olduğunu söylemişti. Tam olarak kimin için tehlikeli? Uyuşturucuya karşı topyekûn savaş kisvesi altında uluslararası bir polis devleti kurma planı için tehlikeli.

Barikatlara ve kaldırım taşlarına başvurmak için artık biraz geç. Belki iki yüz yıl önce mümkündü – başka ülkelerde “uyuşturucu satıcıları”nı tutuklamaya başlamışlardı bile o zamanlar. (Bence bazı Latino narkotikçiler ortaya çıkmamış suçlarından ötürü Reagan’ı Beyaz Saray’dan yaka paça çıkarmalıydılar.)

Eski bir kraliçe Filipinler’deki “ufak tefek vakalar” için bir Hollanda mahkemesi önüne çıkarılıyor.

“Çok tehlikeli.”

Fas’taki ve diğer yerlerdeki Mağribilerin sırtından geçinen kraliçeler için tehlikeli.

“Bu uluslararası asalaklık çok nahoş bir şey.”

Dr. John Yerbury Dent paranoyadan alabildiğine uzak bir adamdı, içi şefkat ve iyi niyet doluydu; İngilizlerin sunabileceği en iyi şey.

Şöyle demişti: “Amerikalı narkotikçilerin yaptıklarının nahoş olduğunu düşünüyorum.”

“Kötü” kelimesini kullanmak istememişti. Ama ben kullanıyorum. Herhangi bir Homo Sap’ın yarattığı ya da yaratmayı ümit edebileceği her şey için Kötü. Kötülük, Kötülük, Kötülük – kokuşmuş, kötü, sadist bireylerin uyguladığı bir Kötülük.

Bizzat yaptığın şeyler için hep başkalarını suçla (yalancı herif). Çok detaya girmeden söyleyeyim: O kokuşmuş eski obruk, çürümüş ciğer ve bağırsaklardan yükselen metan gazıyla fokurduyor. Burada fokurdayan iyi bir şey yok.

image

19 Kasım 1996. Salı.

Üzerinde öbek öbek yosun olan bir göl ya da ırmak. Yosunlardan kaçınarak ahşap bir rıhtıma doğru yüzüyorum.

Suyun berrak olduğu başka bir göl. Yedi sekiz metre derinlikte yüzen Japon balığı sürülerini görebiliyorum.

Yürüyerek Sığınak’a geri dönüyorum (yanlış numara, Harris İnşaatçılık). 222 Bowery’deki bir salona açılan bir odaya geçiş sağlayan Türk Hamamı yoluyla kestirmeden gitmeyi düşündüm.

Sonra Türk işi kestirme yoldan gitmemeye karar verdim.

“Burada şu anda yirmi üç keş var.”

(Lexington Narkotik Kliniği’ndeki bezgin hasta bakıcı.)

Dün gece (18 Kasım, Pazartesi) rüyamda polis olduğumu gördüm. “Silahım ve copum var; kelepçe ve telsize ihtiyacım var,” diyordum.

Tezgâhta durmuş telsizi, kelepçeyi, biber gazını ve diğer güzel şeyleri bekliyorum.

Herhangi bir insanın tehlike ve ölümden kaynaklanan keder, hüzün ve sevinç gibi temel, derin, gerçek bir duyguya kapılabilmesi Bennett A.Ş. için “çok tehlikeli” bir şey.

“Ölüm çanları çalarken

Kötü müdür dans edip şarkı söyleyen?”

“Çok tehlikeli.”

“Çıkar ortaya ölülerini.”

Meselenin özü bu.

Firar: Gün be gün bekliyorsun, yarınlar yarınları takip ediyor, ümit gitgide azalıyor, uzaklaşıyor.

“Orada bekliyordum.”

Günah ve taşlardan ibaret bir dünya yaratan her kimse, ilk taşı o atsın.

Maskenin altında Ölüm’den başka bir şey yok.

Bennett A.Ş. ahlaki göreciliği kınıyor. Mutlak ahlak istiyor.

Pekâlâ, haydi mutlaklaşalım:

Onların yaptığı şey bütün insani standartlara göre YANLIŞ-

TIR, KÖTÜDÜR.

Yarın, 20 Kasım 1996.

Bir çarşamba günüydü ve Victor Bockris bana ömür boyu başarı ödülü vermişti.

Yeterince uzun yaşarsanız, fena bayatlamış eski esprileriyle birlikte kendisi de bayatlamış, büyük yaşlı bir yazarçizer adam olursunuz. Bu esprilerden bazıları da müstehcenlik sınırında dolaşır.

(Büyük yaşlı yazarçizer adam, kaşmir şallarla etrafınızda gitgide büyüyecek.)

Ucuz bir otelde adamın biri yan odadaki hanımefendiyle işi pişiriyor. Ertesi sabah merdiven sahanlığında karşılaştıklarında hanımefendi “Bonjour, Monsieur,” diyor, serçe parmağını manidar bir şekilde kıvırarak. Adam buna şapkasını çıkarıp, kasıklarının üzerine koyarak karşılık veriyor: “Bonjour, Madame!

Pekâlâ, sanırım pulman vagonu esprim farklı insanların bir araya geldiği bir kalabalık için fazla ağır kaçıyor. Hayvanların aletlerini yoklamasına ve bir karakterinkinin fil [hortumu] gibi olmasına dair esprim de aynı şekilde. Bunu ne demeye yaptığımı anlayamıyorum.

Her neyse, 30’lardan bir partideydim ve Roosevelt’i taklit edebilen ve maalesef de eden biri vardı:

“Dostlarım, ben savaştan nefret ederim. Eleanor da nefret eder. Ben de Eleanor’dan nefret ederim.”

Keh keh. Çok uzun zaman önceydi bu ve o zaman bile komik değildi.

New Yorker karikatürlerine ne oldu? Artık komik değiller, hatta anlaşılır bile değiller. Charles Addams ve Peter Arno’nun klasik karikatürleri nerede?

Evet, mazinin o kar taneleri nerede şimdi? Ya o eskiden bildiğim speedball’lar?

Pekâlâ, sanırım Ovaltine içip uzun bir gece uykusu çekme vaktim geldi.

“Söyle bakalım, kimsin sen?”

“Lütfen, içeri gir.”

Adı Sam Beckett, tabii ki.

Evet, temel şeylere geri dönelim – herhangi bir şey vs. O basit “düzgün insan” kavramı. Bunun İngilizlerin en iyi hali olduğunu görebiliyorsunuz. Apaçık ortada.

“Sen, yani ben şunu görmekten kendimi alıkoyamıyorum…”

Eski pervaneler Doğu St. Louis’den Şangay’a, Panama’ya, NYC’ye, Londra’ya düşüyor, Londra’dan geçiyor – geliyor Londra üzerinden:

“Açık ve net.”

“Nereden bilebilirim ki?”

İçten gelen bir neşe patlaması işgal için, işgalciler için ölümcül bir tehdittir, kim bunlar?

Bunlar, bizim seslerimiz, gıcırtılarımız – ortadan kaldırılmaları gerekiyor.

Bu “sadece burada yaşayıp işimize bakmak istiyoruz” hali işgalciler için kabul edilemez bir şey.

Radar ekranlarının, Metadon Kliniği’nden dönerken José ve beni yakaladığını görüyorum. Ne gariptir ki o polis bana hiç bakmadı. José’ye Burroughs İletişim’in ne halt olduğunu hiç sormadı. Ben de öne çıkıp, şöyle demek zorunda kaldım:

“William Burroughs benim. İletişim kurarım.”

İnsan bu gezegende tebdili kıyafet içinde [görev icabı] ne kadar sık “Ölümcül Güç” kullanma ayartısına kapılıyor.

Kendine gel genç adam ve düpedüz yalan söyle. Burada hakikat dedikleri şey orada yalan – onların yalanı.

“Kutsal hakikatimiz. Fırsat verilirse, uğrunda ölürüz.”

Üzgünüm, hakikatleriniz Yaradılış’ın obur-kalemine bile uymuyor.

(…) 

Çevirmen: Ahmet Ergenç

*Bu okuma parçasının yayını için Sel Yayıncılık’a teşekkür ederiz.

William S. Burroughs, (5 Şubat 1914 – 2 Ağustos1997), ABD’li hikaye, roman ve deneme yazarı. Allen Ginsberg ve Jack Kerouac’la birlikte Beat Kuşağının ve punk-rock hareketinin öncüsü sayılan Burroughs, 20. yüzyılın en çok tartışılan isimlerinden biridir.Burroughs, 1936 yılına kadar Harvard Üniversitesi’nde okudu ve bu dönemde New York’a yaptığı yolculuklarda eşcinsel altkültürle tanıştı. İlerleyen yıllarda uyuşturucu kullanmaya ve 1945 yılında yazmaya başladı. 1950’lerdeki ilk denemelerinden sonra cut-up tekniğini kullandığı Nova Üçlemesi’ni yazdı. (Cut-Up Üçlemesi olarak da bilinen serinin kitapları; Yumuşak Makine, Patlamış Bilet ve Nova Ekspresi yayınevimiz tarafından yayımlanmıştır.) Bu yıllarda uyuşturucudan kaynaklı hukuki problemler sebebiyle sürekli şehir değiştirdi; Tanca’da, Paris’te ve Londra’da yaşadı. 1976’da New York’a döndü; Andy Warhol, Patti Smith ve Susan Sontag gibi isimlerle vakit geçirdi. 1981 yılında hayatının geri kalanını geçireceği Kansas’a taşınan Burroughs, 1997 yılında kalp krizinden öldü.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.