‘Bir ülkede tıp fakülteleri ihmal edililirse, ne iyi sağlık hizmeti verilir ne de tıp bilimi gelişir.’

 

Şükrü Hatun’un hem hekim hem eğitmen olmanın tatmini ve iyimserliğiyle kaleme aldığı kitabı “insancıl bir tıp için”; hekimliğin önce “iyilik” olması gerektiğine vurgu yapıyor. Günümüz sağlık politikalarının önemli başlıklarını ele alarak sağlık sistemini sorgulayan Şükrü hatun, “toplum için hekimlik” şiarına ortak olmaya davet ediyor okuru. Şükrü Hatun ile, insanlar için endişelendiği ve çözüm aradığı kitabını konuştuk…

Performans uygulaması ve puan sistemi var doktorların çalışma sisteminde. Polikliniklerde 100′den fazla hasta düşüyor bir doktora. Ve dolayısı ile 3-5 dakika zaman ayrılabiliyorlar hastaya. Muayene etmek yerine tahlil istiyor doktor… Böyle bir ortamda genç hekimler nasıl sağlıklı yetişecekler.. ?
Gerçekten de son yıllarda sağlık hizmetlerinin niceliğinde (aslında tüketiminde) belirgin bir artış var ama bu büyük ölçüde hekimliğin yüzeyselleşmesi ile sonuçlanıyor. Bu durumu günlük yaşamda hekimlerin hastaları ile derinlemesine ilgilenmeden, ilk duydukları yakınmaları dikkate alarak gelişigüzel ilaç yazmaları ve hastaların genellikle tanı almadan tedavi görmeleri şeklinde yaşıyoruz. Bu sorundan tıp eğitimi yapan kurumlar da etkileniyor ve tıp eğitiminin temel mekanı olan hastanelerde öğrenme mutluluğu giderek geri plana düşüyor. Ülkemiz bu gidişin olumsuz sonuçları ile çok yakında yüzleşecek ve iyi yetişmemiş hekimlerin yol açtığı sorunlar bir süre sonra sağlık sektörünün en önemli sorunu haline gelebilecek.

Polikliniklerde günde 100 hastaya bakan doktorlar bir hastaya ancak 3-5 dakika ayırabiliyor. Sizce bu süre bir hastayı muayene etmek için yeterli mi ?
Tabii ki yeterli değil. Bu hız temelinde hastayı dinleme ve anlama yatan hekimlik mesleğini en çok yıpratan faktör bence.

ŞÜKRÜ.HATUN2 ve anasayfa

İlaçlara ödenen katkı payları oldukça yüksek ve insanlar bunu ödemek istemiyor. Siz bu katkı paylarının oranları hakkında ne düşünüyorsunuz ?
Katkı payları insanların gelişigüzel ilaç kullanmasını azaltan bir faktör ama özellikle yaşamsal ilaçlar da katkı payı olmaması gerekiyor. Bu konuda daha çok girişimde bulunmalıyız.

Sağlık sektörüne baktığımızda çok ciddi bir hareket görüyoruz. Artan eylemler ve tepkiler var. Sizce sağlık çalışanları neden bu kadar mutsuz ?
Bunun temel nedeni sağlık çalışanlarını hızlı ve yüzeysel büyümeye alet eden politikalarda yatıyor. Başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanları mesleğin özünden ürettikleri mutluluk yerine “memnuniyet” adı altındaki geçici duygulara mahkum edildiler. Oysa hekimler ancak mesleklerini iyi yaptıkları zaman gerçek bir tatmin duyabilirler. Esas unutulan bu ne yazık ki.

Sağlık çalışanlarının taleplerini haklı buluyor musunuz ?
Büyük ölçüde haklı buluyorum. Ülkemiz çok iyi yetişmiş yüzbinlerce sağlık çalışanına sahip ama sağlık sistemi büyük ölçüde hekim merkezli ve hekim dışındaki sağlık çalışanlarının sistem içindeki değeri giderek azalıyor. Bu en önemli sorun bence.

Ülke gündemi son süreçte asistan hekim kavramıyla tanıştı. Asistan hekimler çok uzun saat çalışıyorlar. Siz bir hekim olarak 33 saat kesintisiz çalışan bir hekime güvenir misiniz ?
Hekimler zor koşullarda da en iyisini yapmak için uğraşırlar;bu asistan hekimler için de geçerlidir ama insanın fiziki sınırlarını zorlamamak da lazım. Asistan hekimler bir çok hastanede sağlık hizmeti üretiminde en önemli paya sahipler ama emeklerinin yeterince değer bulduğunu söylemek mümkün değil. Doktor yetersizliği hep konuşulan bir konu ancak atanma bekleyen doktorlar da var….


Bu bir çelişki gibi  görünüyor ama bunun nedeni ülkemizin sosyoekonomik eşitsizliği. Hekimler zorunlu hizmet dışında doğuya gitmek istemiyorlar ve ellerindeki bütün imkanlarla batıya kaçmaya uğraşıyorlar. Yani aslında doktor yetersizliği esas olarak bir “doğu sorunu”.
Tam gün yasasından doktorlar oldukça şikayetçi.. Muayahane açamıyorlar. Çalışma saatleri ile maaşlar arasında uyumsuzluk var. Birde iş koşulları düşünülünce… Günde 14 saat ameliyat yapan doktorlar var.

Asistan hekimlerin durumlarının hastanede şeflere bırakılması doğru mu ?
Şeflik sistemi kendi içinde bir “otoriterizm” içeriyor ve son yıllarda bu sistem değiştiriliyor ama yerine gelen sistemin sonuçlarını henüz bilmiyoruz. Ne yazık ki ülkemizde uzmanlık eğitimi planlanırken dünya bilgisi ve deneyimlerine yeterince hürmet edilmiyor.

Yazılı ve görsel medya da hergün bir doktorla karşılaşmak mümkün. Sağlık haberlerinin magazinleştirilmesini doğru buluyor musunuz ?
Bu  önemli bir sorun gerçekten. Son yıllarda yazılı ve görsel medyada sağlık programlarının artması toplumdaki hastalık endişesini arttırdı ve bu da hekimlere daha sık gitmeye, hastalık olmayan durumlarda gereksiz ilaç kullanımı ile sonuçlanıyor. Ben LÖSEV gibi bir çok olumlu çalışması olan kuruluşların reklamlarında çocukların kullanılmasını ve lösemi gibi zor bir hastalığın dramatik kurgularla işlenmesini de doğru bulmuyorum. Bunların da toplumda risk algısını arttırdığını düşünüyorum

İlaç firmalarının rekabeti özel hastalık günlerini icat etti. İlaç satmak için hastalık satılıyor.  Sağlığın bu şekilde tüketim malzemesi haline getirilmesi sizce doğru mu ?
Ne yazık ki piyasa ekonomisi her şeyi “metalaştırıyor” ve daha çok kar etmek için her yola başvurmak piyasa dinamiklerinin doğasında var. Dünyada bir çok bilim adamı sağlıkta piyasa egemenliğinin zararlarına dikkat çekiyor ama ülkemiz bu konudaki görüşlere aldırmıyor.

Yine kitabınızda yer verdiğiniz önemli bir konu da üniversite hastaneleri… Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın sürekli tekrarladığı gibi, “Üniversite hastanelerindeki mali kriz bu hastaneleri midir ?” Sizce bir çifte standart söz konusu mu ?
Bir toplantıda sayın bakana “ülkemizin çocuk hekimi bir sağlık bakanına sahip olması şans; gerçekten bu alanda önemli atılımlar yapıldı ama aynı şeyi akademisyen bir sağlık bakanına sahip olmak için söylemek mümkün değil. Çünkü sayın bakan sağlık bakanlığı hastanelerinin bakanı gibi davranıyor” demiştim. Bu görüşümü büyük ölçüde koruyorum. Bir ülkede tıp fakülteleri ihmal edilerek ne iyi sağlık hizmeti verilebilir ne de o ülkede tıp bilimi gelişebilir.

Toplum için hekimlik bir ütopya mı artık ?
Büyük ölçüde ütopya ama bir çok kurumda toplum için hekimlik yapan, bunu yayan ve eğitimin bir parçası haline getiren yüzlerce hekim var. İnsan oldukça ütopyalar da tükenmez diye düşünüyorum; yani umudumu koruyorum ben.

IMG_3388

Fast food kültürünün özellikle genç nesil tarafından benimsenmesinin sağlık konusunda nasıl riskler taşıyor?
“Fast food” beslenme  aslında bir yaşam tarzı ve çocukların/gençlerin sağlığına sigara kadar zararlı. Bu tarz beslenme ile obezite arasında yakın bir ilişki var ve son yıllarda “abur-cubur” besinlerin bağımlılık yaptığı konusunda çok sayıda araştırma yayınlanıyor. Yani bu tür beslenme aslında besin endüstirisi tarafından manipule ediliyor diyebiliriz.

‘Sonbahar’ ve ‘Pandora’nın Kutusu’ filmlerine anne olgusu üzerinden değinmişsiniz kitabınızda.. Belki de insancıl bir tıp için önce annelerimizden kalan iyilik elbisesine sarılmak  gerekiyor. Ne dersiniz ?
Evet bu filmlerdeki anneler benim açımdan saf iyiliği temsil ediyorlar ve onlarda kendi annemi bulmuştum. Bana “sakın hastaların kalbini kırma” diye sürekli tenbihte bulunan annemi. İyi hekimlik ile annelerimiz arasında bir köprü olduğunu düşünürüm hep.

Kitabın etkileyici finali “içimizdekiler..”
Evet.. Bu üç yazıda aralarında kaybettiğim eşim de olan, beni etkileyen üç kadından bahsettim. Üçü de meme kanserinden öldüler. Bu yazılar biraz da yaşamımın özeti gibi. Belki biraz özneller ama insancıl bir tıp arayışına ait bir çok satır da var yazılarda. Bu kitabın başta tıp öğrencileri olmak üzere hekimlerde bir yankı uyandırması beni sevindirecektir.

İnsancıl Bir Tıp İçin / Yazar: Şükrü Hatun / İletişim Yayınları / 1. Basım 2012 / Editör: Tanıl Bora – Yağmur Kaymaz / Kapak: Suat Aysu / 328 Sayfa

Şükrü Hatun; Kütahya’nın Domaniç ilçesine bağlı Aksu köyünde 1959 yılında doğdu. 1983 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Prof. Hatun, 1984 ve 1994 doğumlu iki kız çocuk babasıdır. Halen Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Çocuk Endokrinoloji-Diyabet Bilim Dalı Başkanı’dır. İletişim Yayınlan’ndan Hasta Hakları (1999) ve Hekim Kendisini de Tedavinin Bir Parçası Olarak Sunar (2002) kitapları yayımlanmıştır.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.