‘Klinik psikolojide uygulanan yöntemlerle, polisiyelerde olayın çözümüne doğru ilerlemek birbirine benziyor.’

 

Psikolog-Yazar Şule Şahin’in, ilk romanı ‘Kopmuş İp’ ve ikinci romanı ‘Kocama Tuzak Kurdum’ yeni baskılarıyla yeniden okurlarıyla buluştu. Şule Şahin uzmanlık alanı olan psikoloji disiplininin de yardımıyla kadın polisiyeleri yazıyor. Bu romanlar, yazarın meslek hayatında yürüttüğü bireysel terapiler ve kadın erkek ilişkileriyle ilgili gerçek sorunların ve çözüm dinamiklerinin sergilendiği ilginç bir içeriğe sahip. Şule Şahin ile bu iki romanını ve bu romanlardaki psikolog yanının etkilerini konuştuk.

“Kopan Bir İpe Sımsıkı Bir Düğüm Atarsanız İpin En Sağlam Yeri Artık Bu Düğümdür. Ancak İpe Her Dokunuşunuzda Canınızı Acıtan Tek Nokta Yine O Düğüm Olacaktır”  ‘Kopmuş İp’, çok vurucu bir şiir ve bir Çin Atasözü ile başlıyor. Kitaplarınızın başlangıçları bu açıdan sizin için önemli mi?
Romanlarım başında mutlaka bir şiir ya da özlü bir söz vardır. Bu sözlerle okura ilerleyen sayfalarda onları nasıl bir dünyanın beklediğine dair de bir ipucu vermiş olurum. Ayrıca sevdiğim yazarlardan şayet alıntı yapıyorsam, bu onlara da bir gönderme olur. ‘Kopmuş İp’te Berthold Brecht’in bir şiirinin yeniden kaleme alınmış bir versiyonunu ve bir Çin atasözünü kullanmıştım. Kocama Tuzak Kurdum romanımda da yine başta bir şiir veya özlü bir öz yayınlayacaktım ancak sonra her bölümün kendi içinde başka bir söz ile temsil edilmesinin daha güzel olacağına karar verdim. Kırmızı Kadife’nin Sırrı isimli romanımda da yine romanın ruhuna uygun iki aforizma ile başlıyorum romana.

İpek de sizin gibi psikolog. Sanırım bu soru size çok soruluyordur ama orada ki kahraman siz misiniz?
Sizi hayal kırıklığına uğratacağım ama hayır. Roman kahramanı İpek’le tek örtüşen yanımız ikimizin de psikolog olması. Kahramanın psikolog olması ise tamamen kahramanın karşılaştığı durumlar karşısında gösterdiği davranışların ve çaresizliğin psikolog olması ile iyi bir tezat oluşturması. Nitekim sonraki romanlarımdaki karakterlerden birisi Fitness Hocası, bir diğeri Finansman Müdürü. Yani tamamen hikâyeye uygun bir meslek olmasına dikkat ediyorum o kadar. Yazar kalemi eline aldığı zaman kurguladığı olay örgüsüne uygun karakterleri yaratır ve o karakterler, içinde yazarın kendisi de dahil, çevresinde yer alan pek çok kişinin küçük özelliklerini barındırır. Bu nedenle bazı romanlarda görülse bile en azından benim romanlarımda roman kahramanı ile benim birebir örtüşen bir hikâyemiz yok. Okurlarım bunu duyunca biraz hayal kırıklığına uğrayıp “Benzerlik vardır da sen söylemiyorsundur” deseler bile ne yazık ki onları bu konuda memnun edemeyeceğim.

1A 1B

Romanda Psikolog İpek başına gelenler yüzünden çok zor günler geçiriyor, en büyük desteği de Organize Suçlar Müdürü Ahmet Demirtaş ve yardımcısı Ekrem’den görüyor ve hep beraber birbiri ile hiç alakası yokmuş gibi duran olayları birbirine bağlayarak büyük bir çeteyi ve işledikleri cinayetleri çökertiyorlar. Özetlerken bile zorlanıyorum, böylesine değinilecek pek çok yan olayı barındıran bir roman bu…
Ben yazdığım tüm romanların büyük roman olmasına dikkat ediyorum. Yani yan olaylarla beslenen ve öyle hemen ikinci sayfada neyin ne olduğu anlaşılamayacak romanlar olması benim için önemli. Bu nedenle içeriği çok geniş, karakterleri ve yan tipleri çok fazla ve olay örgüsü çok akıcı romanlar ortaya çıkıyor. Türkiye’nin çok yakından tanıdığı ve romanlarını severek okuduğu sevgili hocam Mehmet Eroğlu ‘Kopmuş İp’in kurgusuna dikkat çekmiş ve kırk tilkinin kırkının da kuyruğunun değmemesinden takdirle söz etmişti. Ben tam olarak işte buna dikkat ediyorum, kırk tilkinin kırkının da kuyruklarının birbirlerine değememesine…

‘Kopmuş İp’ te de, üçlemenin diğer romanlarında da başkarakterler Ankara’da yaşayan, okumuş şehirli kadınlar. Hayat içinde karşılaştıkları kimi zorluklarla baş etmeye çalışırken yaşamları cinayetlerle inanılmaz bir şekilde değişiyor.
Ben sadece polisiyelerin değil, tüm edebiyat eserlerinin zekice tasarlanmalarının, kitabın okurla kolaylıkla buluşmasını sağlayacağını düşünüyorum. Bu nedenle okuduğum eserlerde de kurguya dikkat ederim. Özellikle polisiyelerde yazarın sezdirmeden romanın çeşitli köşelerine gizlediği ipuçlarını dikkatli bir okur olarak nasıl toplamak gerektiğini bildiğim ve yazarın deşifre etmesinden çok önce, adeta bir yarıştaymışçasına, olayı çözümlemeyi sevdiğim için, sevdiğim bu durumu kendi romanlarımda uyguluyorum. Romanlarımda karakterlerin başına gelen olaylar aslında gündelik hayatta herkesin karşılaşabileceği türden olaylar. Bir gün uyanırsınız ve hayatınız tümüyle değişmiştir. Bu çerçeveden bakınca bazen yazmak yaşamaktan kolaydır.

‘Kopmuş İp’i okurken bir yandan da Ankara sokaklarında dolaşıyoruz, herkesin tanıdığı mekânlar, caddeler, dükkânlar… Bize çok tanıdık gelen bir çevrede sanki kendi hikâyemizi seyrediyor gibiyiz. Bir sinema filmi veya TV dizisi seyreder gibi roman gözlerimizin önünden canlı bir şekilde akıyor.
Haklısınız, okurlarım da en çok bu canlı anlatımı seviyorlar. Yerler, kişiler, mekânlar, olaylar romanı okurken gözlerinin önünden teker teker geçiyor. Hatta yazdığım karakterlere âşık olanlar bile var. ‘Kopmuş İp’te Ekrem karakteri, Kocama Tuzak Kurdum’da Murat karakteri ve Kırmızı Kadifenin Sırrı’nda Bahadır karakterleri okurlarım tarafından çok beğenildi ve gerçek hayatta keşke olsa diye bana çok soruldu. Bu karakterlerin gerçek hayatta karşılıklarının olmadığını öğrenince hayal kırıklığına uğruyorlar. Fakat genel olarak romandaki akıcılık, canlılık ve samimiyet okura hemen geçtiği için bir çırpıda okuyup bitiriyorlar. 2005 yılında ilk basımı yapıldığı zaman Ankara’da geçen psikolojik kadın polisiyesi olarak çok büyük ilgi toplamıştı.

Romanda en çok etkilenerek yazdığınız bölüm hangisiydi? Yazmaktan ve sonra dönüp okumaktan keyif aldığınız bir var mı?
Doğrusu tüm bölümleri yazarken çok keyif aldım çünkü ben nasıl bir roman okumak istiyorsam o şekilde yazdım. Zaten benim çıkış noktam; okumaktan keyif aldığım bir tarz olan polisiyeyi kendi sevdiğim gibi yazmaktı. Bu nedenle sadece bu romanı değil, diğer tüm romanlarımı hala zaman zaman okuduğumda bir solukta ve sanki başkası yazmış gibi merakla okuyorum. Bu nedenle birbirinden ayırt etmek zor ama galiba tüm romanlarımın en çok sonlarını seviyorum.

2A 2B

‘Kopmuş İp’in altyapısında çok grift bir öykü anlatılıyor. Hem çok sistematik hem de duygusal bölümlerle roman ilerliyor. Büyük bir çetenin çökertilmesi ve cinayetler esnasında, İpek’in yaşadıklarının polisin olayları çözmesinde ana eksen haline gelmesi ve olayların aydınlatması açısından son derece etkileyici bir anlatım tarzı olmuş.
Romanın dayandığı ana öykü büyük bir ilişkiler yumağını içinde barındırıyor. Hem bir aşka öyküsü hem de kocası tarafından aldatıldığı şüphesiyle araştırmalara başlayan bir kadının aniden mafya – silah kaçakçılığı çetesi ve cinayetler içine düşmesi karşısında verdiği savaşın öyküsü. Yani 7 gün içinde tamamen değişen bir hayattan bahsediyoruz. Bu nedenle hem psikolojik altyapı hem de gerilim unsurları atbaşı ilerliyor. Akıl oyunları ile nefes kesen bir maceraya dönüşüyor.

Edebiyat dünyasında psikolojik kadın polisiyesi yazan psikologlara pek fazla rastlamıyoruz. Siz Psikolog ve Aile Danışmanı olarak hem bireylerle, hem de ailelerle çalışıyorsunuz. Ayrıca ODTÜ Mezunları Derneği’nde açtığınız Psikodrama Yaşantı Grupları’nı yönetiyorsunuz. Psikolog olmanız romanlarınızı yazarken işinizi kolaylaştırdı mı?
Kuşkusuz evet. ODTÜ Psikoloji’den mezun olduktan sonra edebiyat benim için psikoloji ile hep iç içe oldu ve hatta bazı zamanlarda birbirini tamamladı. Bu durum şimdilerde üniversitede psikoloji bölümü 4. sınıf öğrencilerine verdiğim derslerin de ana eksenini oluşturdu. Bir Psikolog olarak, hem suç, hem suçlu tahlilini, hem de karakterlerin derinlemesine analizlerini edebi bir çerçeve içinde yapmak benim için daha kolay. Aynı zamanda romanlarımı yazarken yarattığım olay kurgusu ve mantık zincirini oluşturmada da psikoloji benim yaratıcılığımı kullanmamda en büyük etkenlerden birisi.

Aslında klinik psikoloji ve polisiye edebiyatın bu kadar iç içe geçmesinin nedeni sanırım her iki durumda da “derinlemesine analiz yapılması”.  Günlük hayatta Danışanın ya da polisiye romanda yer alan karakterin analizlerinin psikolojik ve edebi açıdan yapılması okurda ayrı bir keyif yaratıyor olmalı?
Evet, haklısınız, bu karşılıklı bir etkileşim yaratıyor. Klinik psikolojide uygulanan yöntemlerle nasıl danışanın psikolojik gelişimi ve sorunlarının çözümü mümkün oluyorsa, aynı şey polisiyelerde de olay örgüsünün iyi analiz edilmesi ve en başta dağıtılan ipuçlarının romanın sonunda toplanarak adım adım olayın çözümüne gelinmesi şeklinde oluyor. Okurlarım romanlarımın altyapısında kurduğum bu dünyayı çok seviyorlar ve onlara bu dünyayı bir de bu gözle görmek çok ilgi çekici geliyor.

Kitaplarınız hem birbirinden bağımsız, hem de seri olarak peş peşe okumaya uygun, bunu en başından itibaren planlayarak mı yazdınız? Zor bir yazım tarzı olsa gerek?
Doğrusu ilk romanım ‘Kopmuş İp’i yazarken devamını yazmayı planlamamıştım ama okurlarımın yoğun ilgisi ve oradaki karakterlerin hayatlarının devamında neler yaptıkları ile ilgili sorular o kadar yoğun olarak soruldu ki- ki bu da okurlarımın roman karakterleri ile özdeşim ve etkileşim içine girip onları merak ettikleri gerçeğini ortaya koyuyor- ben de hem yeni okurlarım için bağımsız bir hikâyesi olan, hem de eski okurlarım için bir önceki romandaki karakterleri de içinde barındıran yeni romanlar yazdım ve üçleme bu şekilde oluştu. Dolayısıyla tek bir romanda kurguyu korumak zaten zorken bunu 3 kitaplık bir bütün şeklinde yapmak gerçekten çok incelikli bir iş ve titiz bir mantık süreci gerektiriyor. İsimler, olaylar, yerler ve buna benzer her şeyin kopuk olmaması ve okuyucuya ters gelmemesi için epey uğraştım.

3A 3B

Kitaplarınızın isimleri de çok ilginç. Hepsi K harfi ile başlıyor. Bu bir tesadüf mü?
Tesadüf de olabilirdi ama 2. romanımın ismini koyarken yine K harfi ile başladığını fark edince 3. romanımın ismi de K harfi ile başlamalı diye düşünmüştüm. Dolayısıyla 2. kitabın ismi ile birlikte K harfli romanlar zinciri de başlamış oldu aslında. Ancak her üç kitabımın isimlerini de çok severek koydum, zaten başka bir isim ve başka bir harfle başlasaydı pek de yakışmazdı romana. 3 K’nın Gizemi gibi de düşünebiliriz bu seriyi.

İlk iki romanınız ‘Kopmuş İp’ ve Kocama Tuzak Kurdum’un yeni baskıları yapıldı. Psikolojik Kadın Polisiyeleri serisinin devamı olan 3. roman “Kırmızı Kadifenin Sırrı” da geçen sene okurlarla buluştu. Okurlarınız bu serinin devamının gelmesini istiyorlar sanırım. Yeni projeler var mı?
Psikolojik Kadın Polisiyesi yazmak çok keyifli ancak bir o kadar da zor. 2005 yılında dizinin ilk romanı ‘Kopmuş İp’i yazdığım zaman devamını yazıp yazmayacağımdan çok emin değildim. Belki okurların yoğun ilgisi ve oradaki karakterlerin sonrasında ne yaptıklarına dair soruları olmasaydı, ikinci romanı serinin bir parçası olarak yazmazdım. Ancak 3. romanı serinin son romanı olarak çıkardım ve bu seri böylece sonlandı. Yeni romanlar gelecek ama serinin parçası olarak değil. Birisi psikolojik bir dram olacak, diğeri ise Psikolojik Yardım Kitabı türünde genelde en çok ihtiyaç duyulan bir konunun çözümünü bireylerin elde etmesine yönelik olacak.

Kocama Tuzak Kurdum romanınız öncelikle bir kadın romanı. Kocası tarafından aşağılanan ve aldatılan bir kadının gördüğü psikolojik şiddete karşı çıkarak yeniden kendisi olma yolculuğu anlatılıyor. Tabi yanı sıra müthiş bir polisiye gerilim eşliğinde…
Evet, bu ikinci romanımda okurlarım hem yoğun bir polisiye gerilim hem de günümüzde kadınların çok sık karşılaştıkları psikolojik şiddet ve aldatılma olayı ile kendilerinden çok iz buldular. Özellikle kadın okurlarım onların hislerine tercüman olduğumu söyleyerek bu kitabı bir başucu kitabı haline getirdiklerini söylediler.

Bu roman özelinde okurlarınız daha çok kadınlar mıydı?
Romanın ismi Kocama Tuzak Kurdum olunca ilk önce sadece kadınlar okurmuş gibi algılanıyor ancak bu romanda diğer romanlarım gibi erkek okurlarım tarafından çok ilgi gördü. Hatta eşlerinin kendilerine ne gibi tuzaklar kurabileceğini merak eden erkekler yoğun olarak tercih ettiler.

Kocama Tuzak Kurdum romanınızda çok etkileyici bir cümle var; “Akıl bilsen bizlere ne tuzaklar kurar. En kararlı insanın bile karşı koyamayacağı bir mazereti, ancak o kişinin kendi aklı bulabilir ve yolundan çevirir. Yani sana karşı sen.”
Psikolojik altyapısı olan romanlar yazmayı çok seviyorum. Bu nedenle ne seviyorsam onu yazıyorum diyebilirim. Az önce bahsettiğiniz cümle benim açımdan da insanı ve insanın kendi kendine yarattığı çaresizlikleri betimlemesi açısından son derece önemli bir cümle. Çünkü biz bir şeyi yapmamak için mazeret üretmeye başladığımızda ilk önce kendi kendimizi kandırmakla işe başlarız. Yani bize karşı yine biz en büyük engeli oluştururuz.

4A 4B

Kocama Tuzak Kurdum bir kadının adım adım uyguladığı intikam planları ve kocasına kurduğu tuzakları müthiş bir polisiye örgü içinde anlatıyor. Romanın başkarakteri Bahar aynı zamanda kocası nedeniyle karşılaştığı büyük bir yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda ortaya çıkmasını sağlıyor. Kitabınızı anlatmanızı istesek neler söyleyebilirsiniz?
Okurlarımın son satırına kadar ellerinden bırakamayacakları, soluk soluğa okunan cinayet, aşk ve psikolojik çözümlemelerle dolu heyecanlı bir kadın polisiyesi olsun istedim.Hem de kadınların kendi çaresizliklerinden nasıl kurtulabileceklerine dair bir “ümit” kitabı yazmamın onlara moral vereceğini düşündüm. İçinde yer alan polisiye ögeler hikâyenin kendi doğası olarak geliştiğinden okurlarım bu kitabın hem bir kadının aşk-ihanet-intikam üçgenindeki duygularını hem de farkında olmadan düştüğü boyundan büyük operasyon içindeki varlığını yadırgamadılar.

Romanın baş kadın karakteri Bahar sıradan bir fitness hocasıyken kocasının peşine bir dedektif gibi düşüp iz sürerek adamın açıklarını yakalıyor. Yani kadın isterse kocası yakalar ve pişman da edebilir. Bahar romanın bir yerinde aynen şöyle söylüyor; “Bugüne kadar sessiz kalarak özenle koruduğum evliliğimin, kocaman ağızlı bir masal canavarı gibi aslında beni yutmakta olduğunu fark etmemle, geri plana ittiğim aklımı ve sezgilerimi kullanarak, gelecekten korkmamaya karar verişim o geceye rastlar. Bir zamanlar başımı döndüren kocam, kaderimizin yazılı olduğu defterden silinmek üzereydi. Dışarıda nefsini köreltip hevesini aldıktan sonra eve posası gelen bir koca asla istemediğime karar vermiştim artık.”  Dolayısıyla kadınlar eğer kafalarına koydularsa yapamayacakları şey yoktur. Yeter ki kocalarını yakalamak istesinler!

Yine romanın bir yerinde  “Ve işte kadınlarla erkekler arasındaki fark! Kadınlar intikam planı yapar ve uygular, erkeklerse akıllarına ilk geleni…” diye yazmışsınız. Gerçekten böylesine iki uçta mı yaşıyor Kadın ve Erkekler?
Evet, aslında epey bir farklılık var. Bunun temelinde de kadınlarla erkeklerin temel beyin fonksiyonlarının çalışma düzeneği var. Yani daha fizyolojik ve kimyasal süreçler devreye giriyor. Kadınlar siyahla beyaz arasında sonsuz sayıdaki gri’nin tonlarına düşünce aşamasında geçebiliyorlar ancak erkekler yoğun olarak siyah ve beyaz renkleri ayırt edebiliyorlar ve bu şekilde düşünce üretiyorlar.

Sizin psikolog olarak kullandığınız psikolojik ögeleri ve kavramları tüm eserlerinizde görebiliyoruz. Ancak bu didaktik değil tamamen doğal akışında veriliyor. Psikoloji sizi edebi açıdan besliyor mu?
Kuşkusuz evet. Edebiyat dünyasında psikolojik kadın polisiyesi yazan psikologlara pek fazla rastlanmıyor. Psikolog ve Aile Danışmanı olarak hem bireylerle, hem de ailelerle çalışıyorum. Ayrıca ODTÜ Mezunları Derneği’nde açtığım Psikodrama Yaşantı Grupları’nı yönetiyorum. ODTÜ Psikoloji’den mezun olduktan sonra edebiyat benim için psikoloji ile hep iç içe oldu ve hatta bazı zamanlarda birbirini tamamladı. Aslında klinik psikoloji ve polisiye edebiyatın bu kadar iç içe geçmesinin nedeni; her iki durumda da “derinlemesine analiz yapılması”.  Günlük hayatta Danışanın ya da polisiye romanda yer alan karakterin analizlerinin psikolojik ve edebi açıdan yapılması okurda ayrı bir keyif yaratıyor.

Psikolog olarak çalışmanızın yanı sıra aynı zamanda Üniversite’de öğretim görevlisi olarak çalışıyorsunuz. Verdiğiniz ders ile yazdıklarınız edebiyat ve psikoloji açısından uyumlu mu?
Üniversitede Psikoloji bölümü 4. sınıf öğrencilerine verdiğim derslerin de ana eksenini oluşturdu. Bir Psikolog olarak, hem suç, hem suçlu tahlilini, hem de karakterlerin derinlemesine analizlerini edebi bir çerçeve içinde yapmak benim için daha kolay. Aynı zamanda romanlarımı yazarken yarattığım olay kurgusu ve mantık zincirini oluşturmada da psikoloji benim yaratıcılığımı kullanmamda en büyük etkenlerden birisi. Klinik psikolojide uygulanan yöntemlerle nasıl danışanın psikolojik gelişimi ve sorunlarının çözümü mümkün oluyorsa, aynı şey polisiyelerde de olay örgüsünün iyi analiz edilmesi ve en başta dağıtılan ipuçlarının romanın sonunda toplanarak adım adım olayın çözümüne gelinmesi şeklinde oluyor.

5A 5B

Kitaplarınız hem birbirinden bağımsız, hem de seri olarak peş peşe okumaya uygun, bunu en başından itibaren planlayarak mı yazdınız?
Doğrusu ilk romanım ‘Kopmuş İp’i yazarken devamını yazmayı planlamamıştım ama okurlarımın yoğun ilgisi ve oradaki karakterlerin hayatlarının devamında neler yaptıkları ile ilgili sorular o kadar yoğun olarak soruldu ki- ki bu da okurlarımın roman karakterleri ile özdeşim ve etkileşim içine girip onları merak ettikleri gerçeğini ortaya koyuyor- ben de hem yeni okurlarım için bağımsız bir hikâyesi olan, hem de eski okurlarım için bir önceki romandaki karakterleri de içinde barındıran yeni romanlar yazdım ve üçleme bu şekilde oluştu. Dolayısıyla tek bir romanda kurguyu korumak zaten zorken bunu 3 kitaplık bir bütün şeklinde yapmak gerçekten çok incelikli bir iş ve titiz bir mantık süreci gerektiriyor. İsimler, olaylar, yerler ve buna benzer her şeyin kopuk olmaması ve okuyucuya ters gelmemesi için epey uğraştım.

Siz aynı zamanda ODTÜ Mezunları derneğinde Edebiyat Kulübü’nün ve Yazın Atölyesi’nin kurucu ve yöneticisiniz. Ankara’da böylesine yoğun bir edebi damar olmasını neye bağlıyorsunuz?
Edebiyat Kulübümüz bir efsaneye dönüştü. 8 yıldır yaklaşık 80’e yakın roman okuduk ve her ay okunan bu romanları, roman inceleme seminerleri tarzında okurlarla paylaştık. 8 yıldır 700’ü aşkın kişi ile buluştuk, aktif kayıtlı üyemiz 280’i geçti. En az kalabalık dediğimiz toplantımız 70-80 kişi ile oluyor ve hep birlikte 4 saat boyunca doyumsuz bir edebiyat sohbeti yapıyoruz. Ankara’da bu tip etkinlikler çok az ve üstelik uzun ömürlü de olamıyor. Bu nedenle edebi bir açlık meydana geliyor. Biz de ODTÜ Mezunları Derneğinde bu ihtiyaca cevap veriyoruz. Edebiyatseverleri bekleriz.

1 Yorum

  1. sinan şimşek

    Röportajın tamamı çok güzeldi ve özellikle ;
    ‘‘Akıl bilsen bizlere ne tuzaklar kurar . En kararlı insanın bile karşı koyamayacağı bir mazereti , ancak o kişinin kendi aklı bulabilir ve yolundan çevirir. Yani sana karşı sen’’
    Ne kadar çarpıcı ve doğru bir saptama
    …….. Şule,
    Adının önüne ne yazmalıyım ki Seni yeterince tanımlasın ? Ben bulamadım. Garanti Bankası’ nda kambiyo servisindeki o meşhur çubuk adamlarla anlatmaya çalıştığım dış ticaret- cizgi yapımı bu röportajın yanında sönük kaldı,
    bu nedenle kendime çok üzüldüm : )
    Aklımızın bile kavramakta zorlanacağı o koskoca Evren de bazılarımızın küçücük akıllarında yarattığı , kendi kocaman dünyası içinde kalanlar , sadece gelir ve giderler . Ancak bazıları, bir damla yağmur ve bir küçük ışıltı ile izlemekten hep büyük bir haz duyulacak, rengarenk çiçek tarlasına dönüşebilir.
    Bir gün başarabilirse sıyrılmayı O’nu saran sınırlarından , aklı yol göstermeye başlar hem kendi hem de diğerlerinin tutsak bedenindeki tutsak ruha .
    İşte o zaman ne şanslıdır o aydınlıkta yol bulanlar ve O nu tanıyanlar.

    Cevapla

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.