‘Hepimizin gözleri önünde büyük bir kadın kırımı yaşanıyor.’


“Süleyman Bulut’un kaleminden trajikomik bir hal zaptı… Bu kitapta on kadın cinayeti anlatılıyor. Kimisi cep telefonunda gördüğü bir mesajdan kuşkulanmış. Kimisi “nasıl olduğunu bile anlayamamış” zira aslında “karısını seviyormuş”… Kıskançlıklar, töre cinayetleri, yanlış anlamalar… Ülkemizin içler acısı halini anlatan Seviyordum Hâkim Bey’i çarpıcı kılan yalnızca anlatılan olaylar değil. Bu olayları sosyal medyada yorumlayan “kurgu yorumcular” da çok şey anlatıyor: “Rol yapıyor bu vicdansız hakkı idam ama yok ne yazık ki…”” Süleyman Bulut ile Seviyordum Hâkim Bey’i konuştuk. 

Öykülerin hemen ardından gelip öyküye eklemlenen yorumlar görülüyor metinde… Burada yorumcular yazdıklarıyla kendilerinin kusursuz ya da tastamam iyi olduğunu kanıtlamaya çalışıyor bir anlamda. O yorum alanı kimileri için ikiyüzlülüğün sergi alanına dönüşüyor. Cinayetlerde bu ikiyüzlülüğün de etkisi olduğuna inanıyorum, siz ne düşünürsüz bu konuda?
Sevgi öldürücüdür… Sevgi, öldürüyor bizim toplumumuzda. Hepimizin gözleri önünde büyük bir kadın kırımı yaşanıyor. İnsana yaşama gücü, yaşama sevinci veren sevgi, bizim toplumumuzda öldürmenin haklı (!) gerekçesine dönüşmüş durumda. Bu öldürücü çelişkiye dikkat çekmek istedim edebiyattan yararlanarak. Çünkü, edebiyatın büyülü gücü, yaşanan gerçekliği edebi gerçekliğe dönüştürürken, yaşanırken farkına varılmayan / varılamayan şeyleri deşifre etmesi, ele vermesidir. Cinayet işleyeni tespit etmek kolay, zaten çoğu gururla anlatıyor bunu; iyi bir halt yediğini sanıyor; Seviyordum Hâkim Bey diyor… Zor olan, içinden çıktıkları toplumun bu cinayetlerdeki payını görmek… Öyküleri ikili bir yapı üstüne kurarak, katillerle beslendiği toplumu yan yana getirerek, okuyucunun sadece katili görmekle yetinmeyip, doğrudan ya da dolaylı olarak onu besleyen toplumun da farkına varılmasını istedim… Katilin, içinde yetiştiği toplumla birlikte görülmesini sağlamak… Bunun için de en popüler iletişim yolu olan sanal ortamın olanaklarından yararlanmak… Yorumlarda açıklıkla görüleceği gibi, çoğu insanımız, katili eleştirirken bile aşağı yukarı aynı zihniyeti savunduğunun farkında değil.

image9

Aynı eksende yorumlarda herkesin suçu evrensel boyuta taşıma, ülkesini aklama çabaları da hemen fark ediliyor. Kendi ülkendeki suçu, cinayeti aklamak için diğer ülkelerin suçlarını ispat etmeye çalışmakta da hastalıklı bir yan yok mu?
İnsanlığın bir parçası olarak dünyaya bakmanın, dünyada olup bitenleri ölçü almanın kendisi kötü değil elbet. Ama insanlığın evrensel değerleri açısından iyi şeyler de, kötü şeyler de oluyor dünyada. İyi şeyler dururken, yaptığımızı meşrulaştırmak adına kötü şeyleri örnek olarak göstermek, toplumsal zihniyetimizi de ele veriyor. Şu güzel sözümüzü de hatırlayalım: Kötü örnek, örnek değildir!

Sanıyorum, kitabı okurken üzerinde en çok durduğum kısım yorumlar ve yorumcular oldu. Yorumcuların yazdıklarının cinsiyetleriyle bir ilişkisi olduğu aşikâr fakat sanki isimleri ve soy isimleriyle arasında da bir oyun var gibi. Yanılıyor muyum?
Yok… Metinler zaten çok katmanlı (öykü / yorumlar / yorumların notlanması ) olduğu için isim ve soy adlarla ilgili ayrıca bir anlamlandırma yoluna gitmedim. Başladım aslında… Baktım ki, diğer katmanların anlamlandırmalarından rol çalıyor, vazgeçtim. Öte yandan, okuyucunun okuyup yeniden ürettiği metin, yazarın yazdıklarının ötesine geçer hep; gerisine de düşebilir, o ayrı.

Öykülerin kiminde kadın, üstü kapalı biçimde, erkeğin sömürü nesnesine dönüşmeyi reddettiği gerekçesiyle öldürülüyor. Erkek, kadın üstünde hakkı olduğu yanılgısına yanlış kültür, gelenek nedeniyle mi kapılıyor dersiniz? Mecburiyetin Elinde Kalmak isimli öykünün yorumlar kısmında Atilla Sancak karakterinin bu konuda yazdığı yorum da epey düşündürücü hatta. “…töre cinayeti kadına şiddetin erkekler için uydurulmuş mazeretidir.” diyor.
Görüşüne katıldığım az sayıdaki yorumculardan biri Atilla Sancak. En masum kelime ya da cümlelerin bile hiç de masum olmadıklarını biliriz. Onların ne anlama geleceğini belirleyen toplumlardır. En keskin zehri elma şekeri tadında algılatabilir, faili mağdur, zalimi mazlum gösterebilir. Töre cinayeti tanımlaması da böyle bir şey… Kadını öldürmeyi meşrulaştıran bir söylemdir. Ona hizmet ediyor. Katili, kader kurbanıymış gibi sunuyor bize.

image6

Mecburiyetin Elinde Kalmak öyküsünde bilindik, kanıksanmış ama aslında son derece garip bir durum var. Maktul, tecavüzcüsü bilinen kız oluyor. Tecavüzcü ise bu olaydan hiç zarar görmüyor. Toplumu, insanı tecavüzcüyü görmezden gelerek tecavüz mağdurunu aşağılamak, ortadan kaldırmak yöntemiyle suçun cezasını verebileceğine inandıran neden ne olabilir?
Bu daha çok işin sosyolojik yanı ama cevap için sosyolog olmaya da gerek yok: Öldürmede olduğu gibi tecavüzde de, erkek, erkekliğin gereğini yerine getirmiş oluyor… gerisi teferruat olarak görülüyor. Erkeğin toplumsal, kültürel ve zihinsel koruyucuları o kadar çok ki, sorunun ortadan kalkması için yine “erkekçe” bir zihniyetle mağdur kadınının yok edilmesi düşünülebiliyor ve uygulanıyor. Kurtla Kuzu hikâyesini bilirsiniz… Kadın, hiçbir şey yapmadığı durumlar da bile suyu bulandıran oluyor. Toplumun içine işlemiş bu zihniyet, atasözü olarak bile ifadesini bulmuş… Hatırlatmayayım o sözü şimdi.

Maktullerin katilleri için hukukun belli bir mantık çerçevesinde işlemediğini de görüyoruz. Yorumlarda ise idam yasasına atıfta bulunuluyor birçok kez. İdam, katiller için bir çözüm yöntemi olarak okunabilir mi? İdamın bir biçimde dönüp yine suçsuzu vuracağı, öte yandan suçlunun suçunu idam ile ödetme çabasının da insan haklarına aykırı olduğu nasıl oluyor da görülmüyor?
Olayın fiziki olarak dışında olanlar ve dışarıdan bakanlar açısından zurnanın zırt dediği yer burası… insanlar öldürmeye karşı, öldürerek çare üretilebileceğini düşünüyor… kısasa kısas! Farkında ya da değil, katille aynı zihniyeti taşıdıkları için, öldürmeyi… idamı gönül rahatlığıyla önerebiliyorlar. Öldürenden tek farkları var; henüz kimseyi öldürmemiş olmaları. Ama bu öldürmeyecekleri anlamına gelmiyor. Bunu söylüyorlar aslında.

İyi Düşün Dediğini’nin yorumlar kısmında kadın cinayetleri için “…bunlar zaten hep vardı sadece su yüzüne çıkmıyordu şimdi herkes okuyor görüyor…” diyor bir yorumcu. Bu sık sık kurulan bir tümce fakat büyük oranda eksik görünüyor benim gözüme. Eskiden de olup gizlenen ve görülebilir hâle gelen fakat aynı anda yıldan yıla daha da artan cinayetler olduğunu düşünüyorum, yoksa yanılıyor muyum?
Yorumcunun görüşüne katılmak mümkün değil. Kadın cinayetlerinin artmasının sebebi, kadının toplumsal hayata giderek daha fazla ortak olması, ekonomik özgürlüğüne kavuşması oranında, erkeğin karşısına kendi kimliği ve kişiliğiyle çıkıyor olması. Erkek bunu büyük bir tehdit, hakaret, aşağılanma olarak görüyor. Toplumsal İktidarı kadınla paylaşmak, onunla eşit konumda olmak fena halde canını sıkıyor erkeğin. Bunu engelleyemediğini görünce de, “erkekçe” davranıp, öldürme yolunu seçiyor. Cinayetler giderek artıyor ve sebebi de bu bence.

image8

Kitabın bitiminde yer alan Erkekler İçin Öldürücü Bahaneler Listesi’nde de görüldüğü üzere herhangi bir şey, sıradan ayrıntılar cinayet nedenine dönüşebiliyor. Katil buna kendini inandırdı diyelim, peki toplumun bu nedenleri kabul eden kısmı için nasıl oluyor da bunlar kabul edilebilir nedenler olabiliyor?
Öykülerin ikinci kısımları yani yorum kısımları bunu ortaya koyuyor aslında. Karşı çıkanların ya da karşı çıkar gibi görünenlerin zihniyetleri konusunda çokça ipucu veriyor. Kadınların toplumsal rolünün giderek değişmesi, toplum içinde kendi kimlik ve kişilikleriyle varolmaları, “erkek iktidarı”nı sarsıyor. Erkekler -ezici çoğunluğu diyelim – fena halde rahatsız bundan. Toplumun babadan oğula, hatta anadan oğula verdiği o iktidarı paylaşmak istemeyen erkek, bu gelişmenin önüne geçemediğini görünce cinayetle cevap vermeye çalışıyor. Toplum da benzeri zihniyette olduğu için, bu cinayetlere hafifletici sebepler bulmakta zorlanmıyor.

Seviyordum Hâkim Bey’deki kısa öykülerin tiyatral bir yanı olduğunu da düşünüyorum. Her biri hem ayrı ayrı hem de bir bütün olarak oyunlaştırılabilir gibi görünüyor. Oyunlar da yazan biri olduğunuzu göz önünde bulundurarak, böyle bir planınız olup olmadığını merak ediyorum?
Var, üzerine biraz düşündüm de… Ama arka arkaya bu kadar cinayeti nasıl kaldırabilir sahne? İnsanın içini ezen, karnını tutarak okumak zorunda kalacağı, boğucu metinler bunlar… Kitabı okurken ara verip, biraz kendine geldikten sonra yeniden devam edebilirsin… Sahnede, izleyici olarak böyle bir ara bulup, soluklanma şansın yok; ancak yazar, oyunun yapısında böyle nefes alacak aralar yaratabilirse… o yapıyı bulabilirse, kurabilirse, Seviyordum Hâkim Bey sahnede görülebilir. Öbür türlüsü, bu kadar acıyı izleyemez insan.

Seviyordum Hâkim Bey / Yazar: Süleyman Bulut / Öykü / Can Yayınları / Yayına Hazırlayan: Faruk Duman / Düzelti: Aylin Samancı, Ebru Aydın / Mizanpaj: Bahar Kuru Yerek / Kapak Tasarımı: Utku Lomlu / 1. Baskı Aralık 2014 / 109 Sayfa

Süleyman Bulut, 1954 yılında Konya Beyşehir’in Tolca köyünde doğdu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi. İktisat okurken, rakamlardan çok harfleri sevdiğini fark edince yazmaya başladı. İlk ürünleri olan radyo oyunları İstanbul Radyosu’nun, Çocuk Bahçesi ve Çocuk Saati programlarında yayımlandı. Oyunlar, televizyon için masallar yazdı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.