“Bu dünyaya inanmadığım için yalnızım.”

 

“Delilik moda oldu fakat benim kastım çift en deli! Her yakam ağrıyor deli lafını duyduğumda. Kuşku duymadan delilik olur mu? Merak etmeden delilik olur mu? Uyuyarak delilik olur mu? Delilik moda olabilir mi? Oluyor hepsi ve daha unuttuğum birçokları da. Kedi miyavlamalarından anlamayan biri, Karasu’nun deliliğine ne kadar tanıklık edebilir?” Alkoliçe ilginç bir kitap… İç dökme enerjisini hissettiren kısa metinler, onları yazara söyleten alıntılar, ardından gelen de alkolle ilişkisini yorumlayan anlatılar… Bu kitap, yazarının alkolden ayrı kaldığı, alkole geri döndüğü, alkolü tamamen bırakmaya çalıştığı günlerinin bir dökümü.

Nasıl bir kitap yazmak istediniz, bu kitap nasıl oluştu?
Öncelikle kitap yazmak için oturulmadı bir masanın başına. Günlük bölümleri 2001-2002 arasında günü gününe yazıldı. Her günün haletiruhiyesine uygunluğu gözetilerek, o sıralarda okuduğum kitaplardan alıntılar eklendi. Onlar bir güzel dosyalandı ve unutuldu. Hatta üstüne içildi. Ardından 2005 yılı 16 Nisan’ına kadar sarhoşluğum devam etti.

Kitaplar aslında içimize döndüğümüz yerlerdir. Nerelerde içimize döneriz? Yalnız, umutsuz, huzursuz, karanlık, yıkık, güvensiz vs. olduğumuz yerlerde, dönemlerde. Yayımlamak, o içedönüklüğü bir parça sokağa çıkarır. Benimki de öyle oldu. Hepsini çıkarsaydı sokaklar edebiyatçılarla dolardı.

İçe içe kendimi bitirebileceğimi sanıyordum. Olmadı. Ben de durdurdum. Alkolik olduğumu birilerinin bilmesi lazımdı. Tanık yoksa, kime “Ben alkoliğim” diyeceksin. Bunu diyebildikten sonra gerisi zorlamaz insanı. Yaşarken yeterince zorlandığım için yazarken pek zorlanmadım. Okuryazarlıkla yeniden barıştım. İçindeki her sözcükte ben varım. Örneğin, ne psikiyatriyi edebiyata ne de edebiyatı psikiyatriye kurban etmemeye çalışarak oluştu kitap. Böylece sarhoşken yazdıklarım ile ayıldıktan sonra yazdıklarımı topladım. Ayıkladım. Dosyaladım. Sonra da yayınevine bıraktım. Oradaki editörler de kendi seçkilerini yapıp dosyaları kitaba dönüştürdüler.

Kitabınızın edebi anlamda nasıl tarif edilmesini istersiniz? “Günce” mi demeliyiz?
Alkoliçe iki bölümden oluşuyor. Kitabın bir yüzü hastalık, bir yüzü iyileşme. İlk bölümü 2001- 2002 yılları arasında her gün tuttuğum bir günce, evet. İçtiğim döneme ait olduğu için “alkol güncesi” dendi. İkinci bölüm denemelerden oluşuyor. Bu kitap aslında tek bir edebi türe girmiyor. Günceyi, denemeyi, mektubu ne kadar edebiyat sayarsanız o kadar. Günümüz okuru sadece romanı edebiyat sayıyor. Oysa mektup bizde, edebiyat tarihini ve edebi geleneği ayakta tutan bir türdür. Edebi değil diyemezsiniz. Deneme, bugün pek okunmuyor ama yazarların üsluplarını konuşturdukları bir türdür. Güncelerse edebiyat tarihçileri için altın değerindeki verilerdir. Bir yazar alkolikse, tabii ki güncesine de “alkol güncesi” derler. İlle de bir türe sıkıştırmamız gerekmiyor. Salâh Birsel olsaydı “denemesel günce” derdi.

TARHAN.GÜRHAN1 TARHAN.GÜRHAN2

Kitabınızda anlattıklarınızın kişisel hikâyeniz olduğunu belirtiyorsunuz. Sizin alkol kullanımınız, bir sorun halinde yaşamanız nasıl başladı?
Elbette kitaptakiler otobiyografik?! Ama ne kadarı diye sormayın, onu ben bile bilemem. Elimde olsa bire bir kendimi yazardım. Fakat isteseniz de yazılamıyor. Otobiyografik şiirsel metinlere artık daha çok rastlıyoruz. Belki bu da postmodernizmin bir sonucu.

Alkol almadan duramadığımı fark ettiğimde başladı sorunlar. Şu dünyada “teke düşmek” neymiş gördüğümde başladı. Alkolden başka hiçbir şey istemiyordum, hiçbir şey ilgimi çekmiyordu, yazmak dahil. Başlarda okuyabiliyordum, fakat sonraları bütün zihnim dağılmaya başladı ve konsantre olup bir kitabı bitiremiyordum. Masamın ve sehpalarımın üzeri okunup yarım bırakılmış kitap cehennemi gibiydi. Üst üste ve açık kitaplar istifi. En sonunda da okumaktan bile uzaklaştım. Dişin ağrıyorsa dişçiye, ruhun ağrıyorsa psikiyatra gideceksin. Çok direndim ama ben de öyle yaptım nihayetinde.

Bu kitaptan anlıyorum ki, sizin alkolle “gerçek bir ilişkiniz” olmuş. Çünkü bu kitap ne alkole ve onun yaşattıklarına bir güzelleme ne de bir küfür, bir kurtuluş hikâyesi… Ne düşünürsünüz?
Alkolle “sahte” bir ilişkiniz olamaz zaten. Özellikle rakı buna izin vermez. Gerçeğiniz şu: 45 derece alkolü sürekli içinize döküyorsunuz. Benimki içmek değil dökmekti. “Güzelleme”den de, “küfür”den de zamanla sıyrılıyorsunuz. Saltık bir hal alıyorsunuz. İşte o “hal”den geliyorum.

Ben “durdurmak” diyorum, siz “kurtulmak” diyorsunuz. Ölene kadar bir alkolik olarak kalacağımı bildiğim için kurtuluş değil, ama alkolü durdurabildiğim için bir ikinci hayat yaşıyorum, doğru. Sadece Alkoliçe’de okuduklarınızdan ibaret değil benim alkolizmim. Birçok günlük sayfasını ve metni kitaba alamadık. Alsaydık, yaşadığım atmosferi daha kapsayıcı olarak okura yansıtabilecektik. Yayınevinin takdiri. Hani derler ya, buzdağının sadece küçük bir parçası diye, Alkoliçe aynen öyle.

Bendeki yazılı malzemeye göre kitap cılız oldu. O da yayınevinin seçici algısı artık. Bütün dünyada günlüklerin olduğu gibi basılması orijinaldir. Doğal olan budur. Okur zaten yazarın o halini merak eder. Bizde öyle olmadı. Günlük, yazar ile okurun karşılıklı oturup çay içmeleridir. Araya bir şey girmez. Yayınevleri bu buluşmayı sağlar. Benimki tadımlık oldu.

“Dilini bir üniforma gibi kullananlar ile sivil olarak kullananların savaşı bu…” Alkol iletişimi güçleştiren bir etki mi yapar?
Elbette yapar. Zihni, algıyı, duygu durumunu bozuyor. Verdiğiniz örnek cümlede iletişimi güçleştiren bir şey yok. İnsanlar alkol almasalar da anlaşamıyorlar ki alkollüyken anlaşsınlar. Trajikomik öyküler çıkıyor ortaya. Dili üniforma gibi kullananlar dinlemez, sadece emrederler. Sivillerse konuşmadan önce dinlemeyi, hatta gerekmiyorsa konuşmamayı tercih ederler. Biz Adsız Alkolikler’de “Kulaklarınızdaki pamuğu çıkarıp ağzınıza koyun” deriz. Dinlemeden iletişim kuramazsınız. Dinlediğiniz de bile güçtür. Alkol kafası daha farklı çalışıyor. Daha hızlı düşünürsünüz örneğin, daha hızlı konuşursunuz ve karşınızdaki sizi anlamadığında bozulursunuz, öfkelenirsiniz. Öfke varsa iletişim kopar zaten.

Hayat kimine kendini kundaklamayı öğretir, kimine de bir sefa sürmeyi. Benimki de buymuş, şikâyetim yok ama, bu ikisi arasındaki iletişimsizliği nasıl çözeceğiz!? İletişim fakültesi mezunuyum ancak, şu dünyada doğru iletişim nasıl kurulur hâlâ bilemiyorum. Şöyle açıklamaya çalışayım: Alkoliçe’yi okumasanız da, ben düşünüp kaleme aldığım için hep “var” olacak. Her okunduğunda, sadece bir “kopya” daha “asıl” olacak okuyanın zihninde. Yani okuyan her zihinde orijinal bir kitap yatıyor olacak. Belki biriniz bir gün onu bana okur da ben de anlarım.

TARHAN.GÜRHAN5 TARHAN.GÜRHAN4

“Bir alkolik kendini yıktığı için etrafı da yıkar. Bir yerde alkol varsa, orada huzur yoktur ya da en kısa sürede oradan kaçacaktır.” Alkolü bırakma isteği bu gerilimden kurtulma çabası mıdır?
Aynı zamanda budur, fakat sadece bu değildir. Bunlar buraya yazıldığı kadar kolay şeyler değil. Örneğin “cesaret” yazdığınızda, cesur olmazsınız. Sınanması lazım illa ki. Eğer bir insan kendine zarar verebiliyorsa, kendini gözden çıkarabiliyorsa, etrafını da gözden çıkarır. Korkunç hikâyeler biliyorum bununla ilgili.

Alkol karamsar, depresif yapar adamı. Tabii sürekli ve yüksek dozda alkolden bahsediyorum.

Bir kere alkolik olduysanız hep öyle kalırsınız. Bu sıvı öyle bir şeydir ki sadece uyuşturmaz, aynı zamanda içindeki öfkeyi de biriktirerek çimento gibi sertleştirir. Her şeye saldırırsın. Ben de en çok kendine saldıranlardanım.

“Bir insan ömrünü neye vermeli?” Temel soru bu. Sırf bu soru bile edebiyat yaptırır adama. Tanıdığım alkoliklerin yarısı nikâhına sarhoş katılmıştır. Bunun için yazmaya değmez mi? Yazmaya da, bu durumu sürdürmemeye de değer. Bu kaygıdan alkole sığınıyor zaten alkolik. Başka türlü bir hayat sürdürmeyi bilemiyor. Elinde bir şişesi var, yok başka şeysi. Onu da kaybederse gerisi hiçlik diye korkuyor ve daha sıkı sarılıyor şişeye. Uzak durmak istediği şeye sarılıyor, ironi burada.

“Alkoliçe” başlığıyla ne ifade etmek istediniz?
Yeterince açık değil demek ki, bir sonraki kitabıma isim ararken böyle şifrelerden uzaklaşmalıyım anlaşılan. “Alkoliçe” günlüğümün adıydı ve tam on bir yıl önce yazıldı. Şişeyi yutar gibi içiyordum o yıllarda. İçerken yudumladığım her neyse o anda artık, onların ortak adı olarak hepsine “Alkoliçe” derdim. Zaten “alkoliçe” kelimesini de böyle bir gecede buldum. İçmeyi o kadar çok seviyor ve tutkuyla içiyordum ki onu estetize etme isteği, yüceltme arzusu doğmuş sanırım içimde. Demek ki kafamdaki en büyük sıfat ya da en yüksek mertebe “kraliçe”ymiş, en sevdiğim içecek de alkollü olanlar.

“Bir alkolik babanız varsa, her şeyi kendiniz öğrenirsiniz hayattan” diyorsunuz. Siz bunu nasıl yaşadınız?
Alkolizm bende “baba mesleği”. Ne yazık ki babamın genetik mirası bana düştü. Gece naralarla gelirdi. Babam bütün dünyayla kavgalıydı sanki. Bitmek bilmez, sürekli kabaran bir öfke. Konuşamazsın, soru soramazsın, fikrini söyleyemezsin, sürekli tedirgin olursun… Evin içindeki şiddet sokaktakinden fazlaydı. Bu yüzden ben tehlikeli sokaklarda hiç korkmadan yürüdüm hep. Babanız belki de hayatta en güvendiğiniz kişidir. Biz bunu hiç hissedemedik. Sen kendi kendini korumazsan, baban gelip seni herhangi bir yerden kurtaramaz. Sokakta dayak yediğinizde arkanızda kimse yoktur. Hep “Babalı yetim bunlar” diye başımızı okşadı büyükler. Biz de kardeşimle hep başımızı çekip, “Bizim babamız var!..” derdik. Baban var ama yok, bir çocuk bunu anlayamaz.

Sevmeyi öğrenemezsiniz çünkü evde sevgi yoktur, dövmeyi öğrenirsiniz. Çocukluğum Antalya’daki mahallemizde yaşıtlarımı döverek geçti. Her gün dayak yiyenlerin annesi ya da babası çocuklarının kollarından tutarak, “Yine sizinki bizimkini dövmüş, özür dilesin!” diye gelirlerdi. Çocuktan al şiddeti!

Örneğin ben bir normal liseden ODTÜ’yü kazandım, arkadaşlarımın çoğu döküldü, babam “Benim için mi kazandı!?” dedi. Hep deneye yamula öğrendik hayatı, kollayanımız, koruyanımız olmadı. Sınıf arkadaşın akşam babasından modern matematik öğreniyor, sen annenden, sızmış babanı yatağa taşımayı öğreniyorsun. Yıllar geçince de o çocuklarla aranda müthiş bir fark oluşuyor. O kadar çok örnek var ki boğulmayasınız diye en hafiflerini aktarmaya özen gösteriyorum.

“Altıncı yıla mektup” metninde alkolden vazgeçmekle ilgili çok net bir duruşunuz var. “Şimdi ben ayıldıkça kendi yaşamıma oturdum, ben yaptıysam siz de yapabilirsiniz.” Bu kitabın sözü bu mu?
En önemli sözlerinden biri bu. Aslında kitap boyundan büyük şeyler söylüyor. Nasihatten uzak kalarak yapmaya çalıştım bunu. Alkolizm ilerleyen ölümcül bir hastalık. Şakaya gelir bir tarafı yok. Alkoliçe rastlantı eseri bir alkolik yakınının ya da bir alkoliğin eline geçerse, umut olduğunu bilmesini istedim. Kendi içme biçimimi iyi bildiğimden, “Ben durdurduysam herkes durdurabilir!..” demek istedim. Bu kitap bir şey ispatlamaya çalışmıyor. Hayatımın bu sürecini kayda değer bulduğum için yazdım.

Şöyle bir yan var ama; “dışarıda alkolik kalmasın”, “hemen her alkolik bu kitaba bir yanıyla girsin” istedim. En azından kendinden bir şeyler bulsun. Çünkü ben kendime bakarken onları gördüm. Alkolizm evrensel, alkolik apayrı. Alkolikler parmak izi kadar çeşitlidirler. Bunu başarmam imkânsız gibiydi ve imkânsız olarak kaldı.

İletişim Yayınları’na teşekkür ediyorum. Çünkü bu kitap riskli bir kitap. Sonuçta bir itirafın (Ben bir alkoliğim), etrafında dönüyor. Berbat günlerim, günlük bölümünde ne kadar ortaya çıkıyor tam bilemiyorum ama, sonuçta benim arınmam kitapta var. Her alkolik yaşadıklarını kendince dile getirecektir. Benimki de edebiyat üzerinden oldu.

“Dünya eski dünya, fakat benim ‘kafa bi dünya değil’ artık.” Artık nasıl biri oldunuz? Huzurlu musunuz?
Bağımlılığım tedavimi hep engelledi. Çünkü aynı zamanda manik-depresiftim. Yani aynı anda iki hastalıkla mücadele ediyordum. Üstelik bu ikisi de birbirini tetikleyen hastalıklar.

Huzur benim için, A. H. Tanpınar’ın romanının içinde bir yerlerdeydi. Aya gitmek, huzur bulmaktan daha yakındı bana. Bilmem huzurla aramdaki mesafeyi anlatabildim mi!?

Bugün huzuru ucundan yakaladığımı söyleyebilirim. Eskisine göre daha alçakgönüllü, daha hoşgörülü olabildim sanırım. Çeşmeden içer gibi rakı içtiğimden, huzur kelimesinin bile yanına yaklaşamamıştım. Çok zor oldu ama iç huzurumu buldum. Zaman zaman ben de yitiriyorum onu elbette ama, tekrar tesis edebiliyorum. Huzur ve dinginlik olmazsa okuyup yazamıyorum. Bu dünyada en çok yapmak istediğim şeyleri alkole kurban etmiştim, şimdi onları söküp aldım. Üstelik bunu kendi isteğim ve irademle, yardım alma alçakgönüllüğünü yaparak elde ettim. Huzurum şimdi çok kıymetli.

Alkol bir sapmadır, ben geri döndüm o sapmadan. Elbette Adsız Alkolikler’den yardım alarak.

A. A.’ya minnet duygularımı bir kez de buradan iletmek isterim. Tabii burada ismini veremediğim birçok alkolik arkadaşıma da teşekkür ederim sizin aracılığınızla. Çünkü en kötü günlerimde onlar vardı yanımda. Koskoca alkol okyanusunda küçük bir adadır A. A. Bu da az şey değil.

TARHAN.GÜRHAN6 TARHAN.GÜRHAN7

Bu kitap, okuyanlardan nasıl tepkiler aldı?
Genellikle çok cesur, gözü pek, çok samimi, açık yürekli, sıcak, yapmacıksız, hakiki, içten, hesapsız, masum gibi sıfatlar kullandı okuyanlar. “Tadı damağımızda kaldı… Keşke bitmese” diyenler oldu. Hep olumlu tepkiler geldi. Tabii bunlar benim etrafımdakilerden gelenler. Dolayısıyla tarafsız olamazlar. Sevginin gözü kördür, bana ve Alkoliçe’ye kıyamamış olabilirler. Aslolan “dışarı”dan gelecek tepkilerdir her zaman.

Sizden başka ne gibi metinler okuyacağız? Neler çalışıyorsunuz?
Alkol sebili yaptıracaktım başbakan olup. Halk bedava içsin diye. Şimdi oradan bu soruya geldim. Bakınca ne kadar uzun bir yol olduğunu göreceksiniz. Dolayısıyla şimdilik bu durumun tadını çıkarmaya çalışıyorum.

Ömrüm boyunca en çok, alkol, alkolik ve kitap taşımışımdır. Zaten paramın büyük bölümünü de alkole ve kitaba yatırdım. Artık bunu yapmadığıma göre, geriye başka seçenek kalmıyor. Bence, yazmak için ayıldım. Hayatımın daha estetik bir özeti yok şimdilik.

Her şeye geç kalmışız, bir tek alkole erken başladık. Ne yazılardan, ne kitap taslaklarından vazgeçtim, şu serseri hayatımı yaşamakta ısrar ederken. Belki onlardan birkaçını yazarım.

İçerseniz insanlar sizi sevmiyor ama, bir alkoliğin filmini çektiğinizde ya da romanını yazdığınızda alkışlıyorlar.

İyileşiyorum. Bu dönüşümü net bir şekilde Alkoliçe’deki dilde görüyorsunuz zaten. Aklımı toplayıp da bir romanı okuyup bitiremezken, roman kurma noktasına geldim. Tutarsızlık yok hayatımda bu kadar alkole rağmen. Alkolle yazamadım, sade yazıyorum.

Bir Gece Kediniz Eve Sarhoş Gelirse adlı bir kedi kitabı yazmıştım. Çok sevildi, ben de yazarken eğlenmiştim. Şimdi onun devamını yazmak beni dinlendiriyor: “Bir Gün Kediniz Sinemacı Olursa” Bunun dışında kısa öyküler yazıyorum. Dünyanın Öyküsü, Psikeart, Kedici ve Akköy dergilerine yazıyorum.

Kim bilir, belki de uzun zamandır aklımdan çıkmayan ilk romanım için kapanıp, kurmacanın büyülü dünyasına bırakırım kendimi.

Alkoliçe – Kendini Kundaklama Dersleri / Yazar: Tarhan Gürhan / İletişim Yayınları / Editör: Müge Karahan / Kapak: Suat Aysu / Kapak Fotoğrafı: Damla Nur Şimşek / 1. Baskı / Ağustos 2012 / 72 Sayfa

Tarhan Gürhan; 1969 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü’nü bitirdi. 25.Kare, Leman, Gösteri, Edebiyat ve Eleştiri, Uç, Varlık, Kaçak yayın, Budala, Artimento, Notos Öykü, Akıl Defteri, Dünyanın Öyküsü, Kedici, Üç Nokta, Psikeart, Akköy dergilerinde yazdı, yazıyor. ‘Çizgilerle Deprem Albümü’, ‘Aşık Öyküler’ adlı iki ortak kitabı, ‘Oyuncaklar Görmesin’, Ekmek Balığı’ adlı öykü kitapları ve ‘Bir Gece Kediniz Eve Sarhoş Gelirse’ isimli mizahi kedi kitabı vardır.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.