‘Kadın olmak sürprizin ta kendisi demek…’

 

‘Erkek Dedikodusu’ serisinin yazarlarından Tuğçe Özcan bu sefer şehirde var olma savaşı veren tüm kadınlara ayna tuttuğu yeni romanı “Amazon Kadınlar Kulübü” ile karşınızda. Aslında romanın kapağı içeriği hakkında çok şey anlatıyor. Kahramanımız hem kendi ayakları hem de yüksek topukları üstünde durmaya çalışıyor. Kahramanımız ve dolayısıyla kitap, yeni kentli kadının profili hakkında bir çerçeve çiziyor: “Bir ev ve iş bulacağım, kendime tek başına bir dünya kurup kendi ayaklarımın üstünde duracağım. Ben kendi ayakları üstünde duran, güçlü, seksi, eğlenceli, stil sahibi bir kadınım. Bundan böyle kendi evimde, kendi kahve makinemde yaptığım kahvemi içerken kendi kanepeme yayılıp eski bir Fransız filmi izleyeceğim ve kendi kitaplığımdan aldığım bir kitapla kendi yatağımda canımın istediği saatte uykuya dalacağım. Mutfağımda her gün patates kızaracak. Karnabaharın eve girmesi yasaklanacak (annemle anneannemde karnabahar aşkı gibi bir şey var; yetti artık!). Sadece ayakkabılarım için kocaman bir dolabım hatta odam olacak ve orta sehpam dergilerle dolup taşacak… Ve kimse bana etrafı toplamamı söyleyemeyecek! İşe gelince… Ben kendime güveniyorum. Stajyer olarak girsem bile sekiz aya kalmaz CEO’luğa kadar yükselirim. İlk birkaç aydan sonra kendi odam olur mutlaka. Hatta bana bir asistan verirler. Ki versinler; çünkü iş hayatı çok yorucu. Aşk kolay. Patronun oğlu ne güne duruyor? Tabii önce bir görmem lazım. Neticede evlilik öyle hızlı alınacak bir karar değil!”

Kitabınızda “kadın olmanın” gereklerini anlatmak için ’Kadın olmak içindeki sevginin hiç tükenmemesi demek’ diyorsunuz. Bu tama olarak ne demek,  bu söyleminizle ülkemiz kadınlarının ruh hali bağdaşıyor mu?
Şu anda kesinlikle bağdaşmıyor. Çünkü kadın olmak bizim ülkemizde çok zor. Gündemin son şeklinden sonra diğer tüm maddeleri unuttuk zaten. Şuan sadece kadın cinayetleri ve kadına şiddet gibi, içinde bulunduğumuz yüzyıla ve sahip olduğumuz vizyona hiç yakışmayan gerici ve hastalıklı ruh halleri ile savaş veriyoruz. Kitabın girişinde kadın olmak ile ilgili 3 sayfa kadar farklı tanım var. Aslında tüm kitabı kadın olmanın tanımları üzerine de yazabilirdim, o kadar çok şey çıkar. Ama bugünkü duruma göre kadın olmanın tanımı dik durmak, çalışmak, direnmek ve doğru bildiklerini savunmaktan hiç çekinmemek demek oldu.

IMG_0404

Sizin deyiminizle “savaşçı kadınları” anlatan kitabınızı nasıl tanımlarsınız? Böyle bir kitabı yazmak isteme sebebiniz nedir?
Bu kitap hayatımın rutin koşuşturması içinde çevremdeki kadınları gözlemlememle başladı. Etrafımdaki kadınlar hepsi makine gibi yaşıyoruz çünkü sürekli bir şeyleri yetiştirmemiz ve bir şeylerin üstesinden gelmemiz gerekiyor. İş yerinde, trafikte, evde, dışarıda durum hiç değişmiyor. Evde bile dinlenmiyor kadın. Çünkü ertesi günü planlıyor, yemek hazırlıyor, kişisel işlerini zihnindeki görünmeyen defterde alt alta sıralıyor. Uykuya bile yetişmesi gerekiyor sanki. Ben de bu koşuşturmalı hayatı eğlenceli bir kurgunun içine yedirmek istedim. “Amazon Kadınlar Kulübü” işte böyle doğdu.

“Kadın olmak” kitabınızdaki tanımlardan en çok hangisine uyuyor? Siz kendinizi hangi kadın sınıfında görüyorsunuz?
Asla tek bir tanıma bağlı kalamam. Zaten kadın olmak birçok şeyin üstesinden aynı anda gelebilmek demek. Ben, kitaptaki karakterden çok farklıyım. Onunla karakter olarak çok uzağız. Çünkü ben bir şeye adım atmadan önce 40 kere düşünenlerdenim. Tüm ihtimalleri düşünür, gerektiğinde B planımı hazırlar, tüm olasılıkları düşünerek adım atarım. Oysa romandaki kız kafasına estiği gibi yaşıyor. Böyle olmak daha keyifli bana göre. Hayat zaten seni götüreceği yere kendi götürüyor, bazen kendini akışa bırakmak lazım. Ben çalışmanın gücüne inanan bir kadınım. Çalışarak dinleniyorum ve çalışmayı çok seviyorum. Bir işte çalışmak yetmiyor, eve geldiğim zaman da mutlaka yazı yazacağım editöryal işlerimin de olması gerek. Hiç bir şey yapmadan evimde kanepemde oturduğumda kendimi çok eksik hissediyorum. Kendimi hızlı bir tempoya alıştırdım, umarım bundan sonra da böyle devam eder.

Kitap kapağınız kitabı oldukça iyi ifade ediyor.
Okurların kapağı beğenmiş olması beni çok mutlu ediyor. Biz yayınevinde kapak seçerken baya zorlandık. Önce kapakta ben olacaktım ama yaptığımız çekimler, kafamızdaki resme oturmayınca benim fotoğraflarımı kullanmak istemedik. Sonra koşturan, çalışan, güçlü bir kadın imajı veren bir görsel aramaya koyulduk. Ben kapağı görür görmez budur demiştim zaten. Romanla çok iyi bütünleşti. Bir yerlere yetişmeye çalışan, şehrin karmaşasına kapılmış büyük çantalı kadın okurlar tarafından da çok sevildi.

‘Amazon Kadınlar Kulübü’nde 18 yaş altı gençleri ilgilendiren, onların penceresinden dünyaya bakan bölümler var mı?
Bu kitabı yazarken her yaştan ve her kesimden kadının kendinden bir şeyler bulmasını istedim. Yaşadığı klişeler, başına gelen sorunlar, kadınsal problemler hep okura bir yerlerden tanıdık gelecek. Dolayısıyla yaş sınırlaması da olmadı. Fakat Hürriyet röportajımda “Amazon, ayrı eve çıkmak isteyen genç kızlar için bir akım başlatır mı” diye sormuşlardı, annelerinden çok korkmuştum.


Kitabınız büyük şehrin karmaşasında iş ve aşk hayatında tutunmaya çalışan, tek silahı yüksek topukları olan savaşçı bir kadını anlatıyor. Siz bu savaşın neresinde yer alıyorsunuz?
Aslında benim savaşım da çok farklı değil. Her gün daha iyi şeyler yapabilmeyi dileyerek ve bunun için ne yapacağıma kafa patlatarak uyanıyorum. Daha çok yazabilmek için daha çok okumak ve güzel işlere imza atabilmek istiyorum. Mesleğim editörlük ve ne yazık ki çok kötü bir sektör olan televizyon piyasasındayım. Tekelleşmeye karşı duramadığımız iş dünyasında, en azından takım olmanın değerlerine sahip çıkarak birlikte çalıştığım insanlarla kaliteli projelerimiz olsun istiyorum. Bunun yanında başka yaptığım işler de var ve aradaki dengeyi çok iyi kurabilmem gerekiyor. Bu zamansızlıkta evimde yemek pişsin, uyumadan önce kitap okunsun da istiyorum. Kafamı boşaltabilmek için spor yapmak, gündemi ve yeni yazarları, blog sayfalarını takip edebilmek ve tüm bunlar içinde sosyal hayatıma da zaman ayırabilmek istiyorum. Böyle madde madde yazınca çok büyükmüş gibi göründü ama aslında tüm bunlar çalışan bir kadının sıradan rutini zaten.

Hayatın inişli çıkışlı karmaşasının anlatıldığı romanda kadınlara vermek istediğiniz asıl mesaj neydi?
Burada vermek istediğim mesaj doğru bildiklerini savunmaktan vazgeçme ve nerede, ne koşulda olursan ol inancını yitirme. Kendi ayaklarının üstünde durabildiğin sürece, (ister topuklu, ister düz hiç fark etmez) var olmaya ve güçlenmeye devam edeceksin. Bu kitap hani uzun bir yoldayken bir ara durup kısa bir mola verirsin ya, işte o molada seni güzel işler yapman için yüreklendiren bir motivasyon aracı gibi.

Kadınların gerçekten hayatlarının en önemli olgusu kiloları mı? Kilo bu kadar önemli bir etken mi hem sizin için hem diğer arkadaşlarınız için…
Aslında günümüzde ciddi bir kilo ırkçılığı olduğunu görmezden gelmemek gerek. Bugün şişman kadın kendi hali ile barışık olsa da, etrafından mutlaka bu konuda bir yersiz şaka ya da tavır görüyor. Şişman kadın çoğu zaman kilolarından mutsuz olduğu için değil, toplum tarafından baskı gördüğü için zayıflamak istiyor. Bunun içinde beğenilme kaygısı da var, tüketim toplumunun dayattığı asılsız kurallar da. Ancak kilo günümüzün yeni gençleri arasında çok farklı bir algıya sahip. İncecik kızlar bile olmayan kilolarını verme derdine düşmüş. Bende durum yıllardır aynı. Biz hep diyetteyiz, hep kilo veremiyoruz :) Tıpkı binlerce hemcinsim gibi…

Kadınlar, kişisel bakımlarını, giyim kuşamlarını erkeklerden çok hem cinsleri için yapıyor. Sizce bu durumun asıl nedeni ne? Aslında erkeklere güzel görünmeyi istemek daha doğru değil mi? Kadınlar savaşçı olma ruhunu, en çok kiminle savaşma ve alt etme için kullanıyorlar?
Ben bu konuya katılmıyorum. Çünkü bana göre kişi önce kendi için iyi görünmeli. Kadın ve erkek, sevgili ya da arkadaş benim için daha sonra geliyor. Aynada kendime baktığımda gördüğüm görüntüden mutlu olmalıyım. Bu pazartesi iş toplantısında da, akşam uykuya giderken de aynı benim için. Çünkü kendimi seviyorum ve iyi göründüğümde, iyi hissediyorum. Başkaları için giyinirsen eve döndüğünde çamaşır suyu lekeli diz olmuş eşofman altını çekiyorsun üstüne.

IMG_0405

Siz bu ‘kadın’ profilini  övüyor musunuz, yoksa eleştiriyor musunuz? Kadınların gerçekten bir ihtiyacı olan ne? Kafalarını yaslayabilecekleri bir onuz mu yoksa tam bir savaşçı olarak hayatını devam ettirmek mi?
Bu aslında şehrin amazonlarına kendi içlerinden çok sert bir eleştiri. Ama bu eleştiriyi okurun zihninde şekillenmesi için ucu açık bırakıyorum. Neleri kaçırdığımızı, neleri görmezden geldiğimizi, yıllardır neden hep yerinde saydığımızı başka bir açıdan göstermek istiyorum.

Bu tarz kitaplarınız seri halinde devam edecek mi? Kitabınızla kadınların gerçek sorunlarına değindiğinizi düşünüyor musunuz?
Şimdi dördüncü kitabım için kafamda gezinen tilkileri sıraya dizmekle meşgulüm. Seriyi devam ettirip ettirmeyeceğimi henüz bende bilmiyorum. Kafamda çok fazla fikir ve proje var. Kadınlar her zaman yazılarımın baş rolünde olacak ama hikaye ve anlatımımım sürekli şekil değiştirecek. Kadın hikayeleri her zaman bana ilham veriyor. Biyografi ya da yaşanmış gerçek bir öyküyü romanlaştırma projelerim var.

Amazon Kadınlar Kulübü / Yazarı: Tuğçe Özcan / Nar Kitap / Yayına Hazırlayan: Tuba Akyol / Kitap ve Kapak Tasarım: Müjgan Eroğlu / 205 Sayfa

Tuğçe Özcan; 1 Mayıs 1986 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Aydın Üniversitesi Sinema Televizyon bölümünü bitirdi. 2004 yılından bu yana çeşitli televizyon kananlarında editörlük ve metin yazarlığı yapıyor ve 2008 yılında beri de blogunda hayata ve ilişkilere dair yazılarını, gezi notlarını, tespitlerini ve kişisel denemelerini yayınlıyor. Erkek Dedikodusu ve Erkek Dedikodusu 2, Bu Gece Hiç Bitmesin kitaplarının iki yazarından biri olan Tuğçe Özcan’ın bu üçüncü kitabı…

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.