‘Sezai Karakoç, ‘inancının çılgını’dır.’

 

Araştırmacı-Yazar Prof. Turan Karataş’ın kapsamlı bir biyografi çalışması olan ‘Doğunun Yedinci Oğlu: Sezai Karakoç’ on beş yıl sonra yeniden yayımlandı. ‘İnsan olmanın dayanılmaz ağırlığını’ duyumsayıp sorgulayan büyük şairin dünyasını ve düşünsel temellerini ortaya koyan bir çalışma … Kitap, yayınevinin sitesinde de şöyle tanımlanıyor; “Sezai Karakoç, altmış yılı aşkın bir süredir Türk şiirinin gündeminde olan, şiirimizin burcunda seyr ü sefer eden büyük bir şair; düşünce kitaplarıyla milletimize bir “diriliş” şuuru kazandıran çağdaş bir mütefekkir, Anadolulu ve yerli. Öz medeniyetimizin ve bu toprakların kültürüyle yetişti; tevarüs ettiklerini sanatkâr haddesinden geçirip bir altın kâse içinde sundu bize. Güneşin Doğu’dan yükseldiğini bir kez daha haykırdı insanlara. Hakikatin bir şahdamar olup içimizde seğirmesi için çırpındı. Yıllardır “parmaklarından süt içmeye” çağırdı bizi.” Şair hakkındaki en kapsamlı araştırma…

Hem bu eserin ortaya çıkış sürecini, hem de sizin Sezai Karakoç’un şiiri ile ilişkinizi sorarak başlamak istiyoruz…
Sezai Karakoç şiiri ile fakülte öğrenciliğimin ilk yıllarında tanıştım, fakat birkaç çok bilinen örnek dışında bütünlüklü bir okumam olmadı. Doktoraya başladığımda (1989), sanki içimde bir boşluk vardı. Bazı sular içmiştim susuzluğumu gidersin diye de, fakat asıl ulaşmam gereken kaynakla buluşmamışım gibi. Doğrusu dünya görüşüme uygun düşen büyük bir şairi, Sezai Karakoç’u düzenlice okumamış olmanın eksikliği ve huzursuzluğu vardı içimde. Bir iki yıl sonra tez konusunu belirlemeye çalıştığımız günlerde bir arkadaşımız Attila İlhan’ın şiirini çalışacağını söyledi. Fırsat bu fırsattı. Bütün cesaretimle Hocam Orhan Okay’ın karşısına çıktım, Sezai Karakoç’u ve eserlerini doktora tezi olarak çalışmak istediğimi söyledim. Hocam, ilk önce “bilmem ki, nasıl olur” gibi temkinli sorular sordu. Ben de Attila İlhan olabildiğine göre, Sezai Karakoç da olabilir diye ısrar ettim. Hocam her zamanki nezaketiyle kabul etti sonunda. Sezai Bey, çalışmaya başladıktan sonra haberdar oldu. Belli etmedi, ama sevindi, anladığım kadarıyla. Elinden geldiğince yardım etti, kaynaklara ulaşmam hususunda. Kendi eserlerinden bir takım hediye etti; Diriliş’in son dönem ciltlerini de. Bu tarihten sonra da, içime bir sızı, zihnime bir duman, gönlüme bir gariplik çöreklendiğinde; eğnimde bir ağırlık duyduğumda, dilimde bir tatsızlık hissettiğimde imdadına Sezai Beyin şiirleri yetişti.

1 3

“Karakoç’un şiirinde hep bir keşif heyecanı ve coşkusu vardır. İnsanın içine, derin diplerine yapılan keşiflerin şaşırtıcılığı.” diyorsunuz. Sizce Karakoç şiiri, bu yolculuğundan hangi insani duyguların keşfiyle dönmüştür, neleri okura taşımıştır?
Merhamet, sevgi, aşk, sabır, şükür, inanmak ya da sorumluluk duygusu… Hangi birini sayayım.  Şu dörtlüğe bakar mısınız!

Kaç aç varsa hepsi ben

Kaç Hasta varsa hepsi ben

Kaç liman önlerinden dönen

İşsiz hamal hepsi ben

Sezai Karakoç, yaşam boyu geliştirdiği ve muhtemelen bugün de inançla savunduğu “Diriliş” düşüncesi ile hem şiirimizde hem de düşünce dünyasında ‘politik’ bir çıkışın, bir tezin sahibidir. Bu düşünceyi okurlarımız için açıklayabilir misiniz?
Büyük bir düşünce sistemini birkaç cümleyle ifade edebilmek ne mümkün? Sahibinin cümlelerinden yardım alarak en temel rükünlerini söyleyebiliriz belki. Diriliş, bir bakıma yeniden inanmak, yeniden düşünmek, yeniden duymak;  yaşamaya ve hayata yeniden anlam kazandırmaya başlamaktır. Bu kelimenin toplayıcı anlamında,  Müslümanların inanç dünyalarını yeniden algılama ve kurma; düşünce dünyalarını, estetik birikimlerini canlandırma zorunda olduğu özetlenir. Diriliş, insanın kurtuluşa varması için, içine gireceği değişimdir. Diriliş, insanın İslam’la dirilmesi ve İslam’la kurtulması demektir.

Karakoç’un “Diriliş” adını verdiği bu düşünceleri Müslüman dünyada ve ülkenin genel kültürel ikliminde nasıl yankı bulmuştur?
Bugün ülkemde benim gibi düşünen ve yaşayan insanların sayısında bir artış gözleniyorsa, İslamî bir duyarlılıktan söz açılabiliyorsa bir karşılık bulmuş demektir.

Onun ‘Diriliş’ düşüncesi ile Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Büyük Doğu’ fikrinin nasıl bir ilişkisi vardır? Bu fikir damarları tarihsel ve kültürel olarak buluşmuş mudur?
Hemen aynı kaynaklardan beslenmişlerdir. Ne var, Büyük Doğu, aksiyon tarafı heyecanlı, düşünce temeli epeyce tartışmalara açık bir oluşumdur. Diriliş’in bir öncülü değildir Büyük Doğu. Elbette, tabir doğruysa ‘ateşleyici’lerindendir.

3 4

Hiçbir tarikata girmez ama, mesela ısrarla politika yapmaya girişir. Diriliş Partisi’ni kurar. Mecbur kalmadıkça fotoğraf bile çektirmeyen birinin siyasi parti kurup politikaya girmesindeki anlamı nasıl algılamalıyız? Şöyle de sorulabilir:  Sizce Sezai Karakoç’un bir şair ve entelektüel olarak, son derece klişe ve soğuk, kurumsal bir yol olan parti örgütlenmesindeki ısrarı nasıl anlaşılmalıdır?
Bir ‘siyaset mektebi’ mezunu olarak elbette en çok Karakoç’un siyaset yapma hakkı vardır. Genel bakışla böyle. Asıl ve özel amaç da şu olabilir, “Müslümanca siyaset nasıl yapılır?” Sezai Bey, bunun örneği olmak  istiyor.

Size göre Diriliş Partisi, (ve onun kapatılmasıyla kurulan Yüce Diriliş Partisi) şairin ‘entelektüel faaliyet’i midir?
Yukarıda saydıklarımla beraber, evet.

Sezai Karakoç hatıralarında ‘zaten, hayat, insanın süreklice kendini araması değil midir bir bakıma?’ diyor. ‘İnsan olmanın dayanılmaz ağırlığına’ cevaplar bulmaya çalıştığını söylüyor. Diriliş düşüncesi ve İslam, Karakoç’un cevabı mıdır?
Karakoç’un cevabı aslında biriciktir; o da  “İslam”dır. “Diriliş”, bir bakıma  İslam’ın simgesel adıdır. Memleketimizde düşünce özgürlüğünün olmadığı yıllarda böyle bir adlandırmaya mecburiyet vardı.

Belki biraz geriye bakıp, daha çok Pazar Postası dergisinde izleyebildiğimiz ‘Materyalist şiir ’ polemiğine bakmak gerekebilir. Kuramsal tartışmaları zayıf olan ülkemizde böyle bir tartışmanın kıymeti nedir? Neler konuşulmuştu o kalem kavgasında?
Bu polemiğin hikayesi uzun. Edip Cansever’in Yerçekimli Karanfil kitabı üzerine Karakoç’un yazdığı ve Pazar Postası’nda yayımlanan “Bir Materyalist Şiir” yazısıyla başlar. O zaman bu çevrede şiir ve yazıyla uğraşan hemen herkes, Cemal Süreya hariç, Karakoç’un karşısında yer almıştır. Meraklılar kitabımıza baksınlar.

Bugüne kadar yayınlanan 9 kitabıyla, benzersiz bir edebi duruşun sahibi Sezai Karakoç. Ne mutlu ki, onun şiiri yalnızca Müslüman ya da muhafazakar çevrelerde değil bütün okuryazarlar nezdinde kabul görüyor, kıymeti algılanıyor. Fikrimi paylaşır mısınız, bu konuda neler söylersiniz?
Söylediğiniz pek doğru. Karakoç, bir çevrenin, bir cemaatin veya bir grubun şairi değil, Türkçenin büyük şairlerinden biridir. Tıpkı Yûnus gibi. Hangi ideolojiden olursa olsun, şiiri arayan, şiirden anlayan bir insan, Karakoç şiirine bigane kalamaz.

6 7

Kitapta belirttiğiniz gibi, geçmişte ölçüsüz, uyaksız şiirin karşısında olan muhafazakar okurun da beğenisini kazanmış onun eserleri. Bu şiirin tazeliğini korumuş olmasını siz nasıl açıklıyorsunuz?
Özgünlüğü, derinliği ve kuşatıcılığı ile. Karakoç şiirinin özünde inanç ve insan vardır. Evrenselliğin iki ezeli ve ebedi teması/ meselesi. Bu nedenle insanın nefes aldığı her yerde bu şiir yaşar, canlılığını ve etkisini korur.

“Ne düpedüz politik, ne de kendi kabuğu içine çekilmiş bir saf şiir; ikisinin ahenkli bir uyumundan doğmuş ‘mesut bir karışım’dır bu şiir.” diyorsunuz. Karakoç’un şiirini tarif etmek istesek, neler söyleyebilirsiniz?
Böyle görkemli bir şiirin tarifi olmaz da, yansımaları, tavsifi olur olsa olsa. Bu da bir kitabı dolduracak genişlikte bir bahis.

Sezai Karakoç, çoksatan, popüler kitapları ‘kitle avcısı’ olarak görüyor ve onlar için ‘kitap değil, kitap-benzeri, kitapsılardır’ diyor. Bugünün kitap ve edebiyat dünyası hakkında Sezai Karakoç neler düşünüyor? Konuşmak, tartışmak fırsatı buldunuz mu?
Maalesef yakın zamanda böyle bir konuşmamız olmadı. Bugünün edebiyat ortamıyla ya da kitap dünyasıyla ilgili neler düşündüğünü bilmiyorum.

Karakoç, 2011 yılı Cumhurbaşkanlığı edebiyat ödülüne layık görüldü fakat kendisine verilen plaket ve para ödülünü reddederek bu ödülü almaya gitmedi. Bu tavrı onun duruşunun doğal bir sonucu olarak mı algılamalıyız?
Yanlış bir algı olmaz.

8

Turan Karataş; Sivas’ta doğdu. Sivas İmam Hatip Lisesini ve Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi (1986). Öğrencilik yıllarında gazetecilik yaptı. 1987′de mezun olduğu üniversiteye Türk Dili okutmanı olarak girdi. Hüseyin Siret (Özsever) üzerine yüksek lisansı (1989), Sezai Karakoç üzerine doktorasını (1994) verdi. 1994′te Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesine geçti.  Yazılarında Ahmet Turan Karataş, A. Turan Karataş imzalarını da kullandı. Yazıları Mina (Erzurum), Karçiçeği Palandöken, Yedi İklim, Kültür, Kayıtlar, Türk Dili, Edebiyat Ortamı, Dergâh, Hece, Kafdağı, Bilig gibi dergilerde çıktı.  Eserleri: Rüyalarımızın Sarışın Buğdayı-Çocuk Üzerine Yazılmış Şiirler Seçkisi (1997), Şiir Vadilerinde (1998), Doğanın Yedinci Oğlu Sezai Karakoç (1998), Ansiklopedik Edebiyat Terimleri Sözlüğü (2001). Takriz Edebiyatı (2002). Şiirin Ardında, Şiir Konakları…

Doğu’nun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç / Yazar: Turan Karataş / Kaynak Yayınları / Editör: Kalender Yıldız / Kapak: İhsan Demirhan / Ocak 2013 /  591 Sayfa

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.