Türk Sivil Havacılık Tarihine Damgasını Vuran Uçak Kazaları – Kerem Gök

 

“Bu kitap, sivil havacılık tarihimize damgasını vuran ilk uçak kazalarından başlayarak, bir zamanlar “en ölümcül uçak kazası” gibi kötü bir unvan kazanmış 1974 Paris kazası ve o dönemde İtalyanlara yas ilan ettiren 1976 Isparta kazası gibi sansasyonel uçak kazaları ile devam ediyor, son olarak da 2009 Amsterdam kazası ile son buluyor. Türk sivil havacılık tarihine damgasını vuran, otuz beşten fazla sivil havacılık kazasını eşsiz bir araştırmayla ele alarak, bir yandan da kâh uçakların büyülü dünyasından dikkat çeken detayları, kâh havacılık tarihini, kâh yıllar önce düşmüş bir yolcu uçağından kalanları ararken yaşanan yol hikâyelerini heyecanla okuyacaksınız.” Kitaptan bir okuma parçası sunuyoruz.

Menderes Yaşıyor!

 

“Yeşilköy Havaalanı’na geldiğimiz zaman ben bile şaşırdım; sanki bütün İstanbul meydandaydı, kurbanlar, insanlar insanlar… Eminim ki Menderes ikinci şoku orada geçirdi.”
Ahmet Salih Korur (Menderes’in çalışma arkadaşı / Dönemin Başbakanlık Müşteşarı)

 

Yunanistan ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması için anlaşma imzalamış, geriye bir tek İngiltere’nin onayı kalmıştı. Dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes ve beraberindeki heyet bu son imzayı atmak için 17 Şubat 1959 tarihinde Londra’ya gidecekti.

Uçuş planına göre Adnan Menderes ve ekibi Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan, önce Yeşilköy Havalimanı’na uğrayacak, sonrasında Roma Leonardo da Vinci Havalimanı’nda ikmal yaparak Londra’ya ulaşacaklardı. Bu özel sefer için seçilen uçak, Türk Hava Yolları’na ait bir Vickers 794D Viscount idi. Vickers Viscount’un 700 serisinden olan uçak dünyada aktif olarak kullanılan ilk turboprop2 modeldi. Sıradan pervaneli uçaklar gibi içten yanmalı piston motorlardan farklı olan turboprop motorlar daha güvenliydi ve yüksek hızlara çıkmaya imkân tanıyordu. Ayrıca Viscount’un kabini günümüzdeki modern uçaklar gibi basınçlandırılıyor, bu da uçağın daha yüksek irtifadan seyretmesine imkân tanıyordu. Sefere çıkacak TC-SEV tescilli Viscount, ilk uçuşunu 1958 yılında yapmıştı, henüz 1 yaşında bile değildi ve sadece 548 saat uçmuştu. Yani bu önemli yolculuk için seçilen uçak, o dönemin en gelişmiş ve güvenli uçaklarından bir tanesiydi.

Saatler 13.02’yi gösterdiğinde, TC-SEV taşıdığı 8 mürettebat ve aralarında Başbakan Adnan Menderes’in de bulunduğu Türk heyeti ile birlikte Roma’dan nihai hedefi olan Londra’ya gitmek için havalandı. Yaklaşık 3 saatlik bir yolculuğun ardından, saat 15.56’da Londra için alçalmaya başlayan uçak, yoğun sisle mücadele etmeye başlamıştı. Menderes ve heyetini taşıyan uçağın inişi Heathrow Havalimanı’na planlanmıştı. Ancak, Heathrow hava trafik kulesi, yoğun sis nedeniyle tüm uçakları Heathrow’un yaklaşık 25 kilometre uzağındaki Gatwick Havalimanı’na yönlendiriyordu. TC-SEV’de yönlendirilen uçaklar arasındaydı. Gatwick Havalimanı’nın 09 pistine yaklaşmaya başlayan uçak, Jordan Ormanı’na düştü. Kaza sonrasında yapılan araştırmada elde edilen bulgular, kazaya tam olarak neyin sebep olduğunu ortaya çıkaramıyordu. Uçakta teknik bir arıza olduğuna dair bir işaret de yoktu. Yoğun sis nedeniyle Kaptan Pilot Münir Özbek’in hiçbir görsel dayanağı yoktu ve olması gerekenden daha fazla alçaldığını fark edememişti. Havalimanının yaklaşık 5 kilometre uzağına düşen uçak bir süre sürüklendikten sonra ikiye bölünmüştü.

Kaza alanına ilk ulaşanlar, yakınlardaki bir çiftlikte çalışan Peter Weller ve arkadaşlarıydı. Kısa bir süre sonra Tony Bailey adında bir çiftçi ve hemşire olan karısı da olay yerine geldi. Uçağın arka tarafında oturan Adnan Menderes, kazadan sağ kurtulmuştu. Bir köşeye geçmiş, şok içinde olan biteni izliyordu. Tony Bailey uçaktakilere yardım etmeye gitmişti. Hemşire eşi ise Adnan Menderes’in yanındaydı ve kimsiniz, uçak hangi ülkeye aitti gibi aslında o anda pekte önemi olmayan sorular sorarak bilincini açık tutmaya çalışıyordu. Adnan Menderes’e ilk tıbbi müdahale de bu hemşire hanım tarafından yapılmıştı.

Adnan Menderes çok ciddi yaralar almadan bu kazadan sağ olarak kurtulmuştu. Ama ne yazık ki herkes Menderes kadar şanslı değildi. Uçakta bulunan 24 kişiden 14’ü kaza sırasında hayatını kaybetmişti. Hayatını kaybedenler arasında birçok önemli isim bulunmaktaydı.

Kaza haberi ülkemizde gerçek bir şok etkisi yaratmıştı. Başbakan ve dönemin birçok önemli ismini taşıyan bir uçak düşmüştü. Herkesin ilk sorguladığı şey Adnan Menderes’in durumuydu. Tony Bailey ailesinin evinde yapılan ilk müdahalenin ardından London Clinic hastanesinin 325 numaralı odasına yatırılan Adnan Menderes bir ses kaydı ile Türk halkına seslendi. Kayıtta, kaza nedeniyle duyduğu derin acıyı belirten Menderes, hayatını kaybeden arkadaşlarına da Allah’tan rahmet dilemişti. Adnan Menderes, Londra’ya geliş amaçları olan anlaşmayı da hastanede imzalamıştır.

Kazadan 9 gün sonra, yani 26 Şubat 1959 tarihinde yurda dönen Adnan Menderes’i o zamanki adıyla Yeşilköy Havalimanı’nda dev bir kalabalık karşıladı. Menderes sevgi seli karşısında gözyaşlarına hâkim olamamıştı.

Kazanın ardından olay yerine ilk ulaşan ve yaralılara yardım eden Bailey ailesi ve Peter Weller daha sonra Türkiye’ye davet edildi ve başbakanın özel konuğu olarak ağırlandılar.

Tarihimizin az konuşulan acı bir detayı olan bu kaza, belki de Menderes döneminin, onu idam cezası almaya götüren sürecin ve dolaylı olarak Türkiye tarihinin dönüm noktalarından biriydi. Ardı ardına birçok kez uçak kazalarına şahit olmuş ve bu tür kazaların sonucunu gazete sayfalarından defalarca öğrenmiş olan Türk Milleti, Adnan Menderes’in düşen bir uçaktan sapa sağlam çıkmasını zaman zaman farklı yorumluyordu. Öyle ki, 5 Ocak 1960 tarihinde Mersin’e gitmekte olan Adnan Menderes’in yolunu kesen bir vatandaş, uçak kazasından kurtulduğu için bacakları arasına sıkıştırdığı beş yaşındaki oğlunun boğazını keserek Menderes’e kurban etmek istemiş ve son anda engellenmişti.

Kazanın şoku ve yurda dönüşü ardından karşılaştığı sevgi seli belki de Adnan Menderes’in bile kafasını karıştırmıştı. Menderes’in en yakın çalışma arkadaşlarından, dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Orhan Erkanlı’nın kaleme aldığı “Anılar, Sorunlar, Sorumlular” isimli kitabın 351., 352., ve 353. sayfalarında, Menderes’in kazadan sonraki değişimini şöyle anlatıyor:

“Menderes Londra uçak kazasından sonra çok değişti, tamamen başka bir insan oldu. Kazadan hemen sonra Londra’ya gittim, dönüşüne kadar kendisiyle beraber kaldım. Menderes’teki değişmeleri onu seven ve eski hâlini bilen bir çalışma arkadaşı olarak yakinen takip ettim. Doktor, ısrarla Menderes’in uzun bir süre daha Londra’da tedavi altında kalmasını istiyorlar, eğer sıkıldı ise mutlaka Türkiye dışında bir yerde dinlenmesini, hiçbir sorumluluk almamasını zaruri görüyorlardı. Hepsi böyle bir kaza geçiren insanın, sorumluluk almaması görüşünde idiler. Geçirdiği şokun beklenmedik zamanda Menderes’in ruhi dengesini bozabileceğini, istirahat etmesi gerektiğini bizlere söylediler. Doktorların kesin tavsiyelerine rağmen Türkiye’ye dönüş kararı verildi.

Yeşilköy Havaalanı’na geldiğimiz zaman ben bile şaşırdım; sanki bütün İstanbul meydandaydı, kurbanlar, insanlar insanlar… Eminim ki Menderes ikinci şoku orada geçirdi.

14

Müşterek mesaimiz yine devam etti, fakat eski Menderes yok olmuştu. Eskiden fikir soran, makul teklifleri dinleyen kibar ve efendi Menderes yerine, kimseyi ciddiye almayan, hiçbir tenkide tahammül etmeyen, çabuk kızan, methedilmekten hoşlanan ve Allah’ın kendisini Türkiye’yi idare etmek için yarattığına inanan bir insan gelmişti. Bazen ellerini havaya kaldırıp (Bak bu elleri görüyor musun, bu ellerle Türkiye’yi hamur gibi yoğurup kalkındırmak için Allah beni yarattı) diyecek kadar ileri gidiyordu. Nihayet bir gün kendisiyle özel olarak konuşmak istedim, daha söze başlamadan (Ne söyleyeceğini biliyorum, sen çok yoruldun, istersen biraz dinlen) dedi. Ertesi günü istifa mektubumu masasının üzerine koydum. İkinci gün beni çağırarak (Bu mektubu geri veriyorum, beraber geldik, beraber gideceğiz) diyerek gönlümü aldı.”

Olayın ardından siyasi gerilim bir nebze olsun azalsa da bu durum fazla uzun sürmedi. Uçağın sağlam kalan tek yeri olan kuyruk kısmından neredeyse hiç yara almadan kurtulan Adnan Menderes, 27 Mayıs 1960’da askerî darbe ile görevden alındı ve 17 Eylül 1961’de askerî yönetimce kurulan mahkeme tarafından yargılanarak idam edildi.

Türk Hava Yolları, filosundaki 5 adet Viscount’tan ilkini 1959 yılında yaşanan bu kaza ile kaybetti.

16 Mart 1968 tarihinde TC-SEC tescilli Viscount uçağının sol ön kapısı İstanbul-Ankara seferi sırasında seyir hâlinde iken parçalanmış Kaptan Pilot Kemal Karapars 5 bin metre yükseklikte uçaktan dışarı fırlayarak pervanelere çarpmış ve feci şekilde can vermiştir. Kaptan Pilot Mehmet Arabacı ve Kemal Karapars yönetimindeki uçak, 48 yolcusu ile Ankara’ya doğru yoluna devam ederken meydana gelen olay sırasında hayatını kaybeden Karapars’ın cesedi, günler sonra Sakarya-Pamukova yakınlarında bulunmuştur. Hasar alan uçak, Kaptan Pilot Mehmet Arabacı tarafından güvenli bir şekilde İzmit Cengiz Topel Havaalanı’na indirilmiştir. Olaydan sonra Kaptan Pilot Kemal Karapars’ın Ankara-İzmir seferi için pas ekip3 olarak uçakta bulunduğu iddia edilse de o dönem Türk Hava Yolları tarafından yapılan açıklamada görevli olarak uçtuğu belirtilmiştir. Yolcular arasında Necip Fazıl Kısakürek de vardır ve olayın kendisine yapılan bir suikast girişimi olduğunu iddia etmiştir.

Bir diğer Viscount uçağımız ise, Londra’da yaşanan kazadan 10 yıl sonra Ankara’da kırım geçirmiştir. 2 Şubat 1969 tarihinde, TC-SET tescilli uçağımız Ankara Esenboğa Havalimanı’na inişi sırasında elektrik direklerine çarpmıştır. 22 yolcu ve 4 mürettebat taşıyan uçakta can kaybı yaşanmamıştır.

Türk Hava Yolları filosuna giren 5 Viscount’un 2’si Londra ve Ankara’da yaşanan olaylarda kaybedilmiştir. Kalan 3 Viscount ise 1971 yılına kadar Türk Hava Yolları filosunda uçmaya devam etmiş ve daha sonra Hava Kuvvetlerimize devredilmiştir. Emektar Viscountlar Hava Kuvvetlerinde 1993 yılına kadar hizmet vermiştir. Havacılık tarihimizde önemli yere sahip bu nadide uçakların sadece iki tanesi günümüzde tek parça hâlindedir. Kalan iki Viscount uçağı, hâlen İstanbul ve Eskişehir’deki havacılık müzelerinde sergilenmektedir.

Bir gün yolunuz düşerse mutlaka onları ziyaret edin. Derin sessizliklerini dinleyin, yorgun bedenlerine dokunun. Onlar tüm asaletiyle gökyüzünde geçirdikleri 35 seneyi düşünürken, siz de uzun uzun onlara bakın. 35 sene boyunca yolcularını binlerce kilometre uzağa götüren bu uçaklar, bırakın şimdi de sizi geçmişe götürsün.

Kazada Hayatını Kaybedenler 

Ali Server Somuncuoğlu (Basın-Yayın ve Turizm Bakanı)
Şerif Arzık (Anadolu Ajansı Genel Müdürü)
Abdullah Parla (Türk Hava Yolları Genel Müdürü)
Kemal Zeytinoğlu (DP Eskişehir Milletvekili)
Muzaffer Ersü (Başbakanlık Özel Kalem Müdürü)
İlhan Savut (Dışişleri Bakanlığı 2. Daire Başkanı)
Mehmet Ali Görmüş (Basın-Yayın ve Turizm Bakanlığı Özel Kalem Müdürü)
Sedat Görmüş (Dışişleri Bakanlığı Kâtibi)
Burhan Tan (Akşam Gazetesi Foto Muhabiri)
Münir Özbek (Pilot)
Sabri Kazmaoğlu (Pilot)
Lütfi Biberoğlu (Pilot)
Gönül Uygur (Kabin Görevlisi)
Gündüz Tezel (Telsiz Operatörü)

Kazadan Sağ Kurtulanlar:

Adnan Menderes (Başbakan)
Şefik Fenmen (Özel Kalem Müdür Yardımcısı)
Rıfat Kadızade (Demokrat Parti Sakarya Milletvekili)
Emin Kalafat (Demokrat Parti Çanakkale Milletvekili)
Melih Esenbel (Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri)
Arif Demirer (Demokrat Parti Afyon Milletvekili)
Kazım Nefes (Koruma Polisi)
Yurdanur Yelkovan (Kabin Görevlisi)
Kemal Itık (Makinist)
Türkay Erkay (Kabin Görevlisi)

Adnan Menderes, merak içerisinde gelecek haberleri bekleyen Türk halkına, BBC aracılığıyla aktardığı şu sözleri söylemiştir: “Vuku bulan bu feci tayyare kazasında değerli ve sevgili arkadaşları kaybetmiş olmak benim için elimdir. Cenabı Hak, kendilerini rahmetine gark eylesin. Şu anda hatıralarını yaşlı gözlerle anarak taziye etmekteyim. Bu elim kayıplar karşısında her zaman olduğu gibi Cenabı Hakkın milletimizi ve devletimizi ebediyen, mukayıdar etmesi duasını yine tekrarlarım. Bana gelince, kazanın dehşeti karşısında bizim bir sözümüz kalır. Burada arkadaşlarımızla beraber aziz vatanımızda muhterem ve sevgili vatandaşlarımızdan çok kısa bir zamanda sağlıkla ve selametle kavuşmak inşallah nasip olacaktır.”

(…) 

*Bu okuma parçasının yayını için Altın Bilek Yayınları’na teşekkür ederiz.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.