Karmaşık bir kirpik meselesi

 

“Bir yanlışı, sırf güzel olduğu için sevebilir insan.”

Size öyle bir hikâye anlatacağım ki, anlatacaklarım bitti­ğinde, öğrendiklerinizin bir kısmını unutmak isteyeceksiniz. Heyhat, hepimiz unutmayı becerecek kadar şanslı değiliz.

Bazen hayatınızda tüm taşların yerli yerine oturduğunu, ömrünüzün kalanını birbirine geçmiş Lego parçaları arasın­da sessiz sedasız tamamlayacağınızı düşünürsünüz. Bu, ev­vela güven ve huzur duymanızı sağlar, sonra da sıkıntı. Ben sıkıntı safhasındaydım.

Her şey olması gerektiği gibiydi, peki ama yeterince güzel miydi? Doğru ile güzel arasındaki mesafe, kendi halinde bir in­sanın başını derde sokmaya kâfi miydi?

Güzel ama yanlış bir ihtimal, tadını yitirmiş doğrudan ev­ladır çoğu zaman. Bir yanlışı, sırf güzel olduğu için sevebilir insan. Bir şeyi güzel bulmaksa, galiba onun kalpte yarattığı kıpırtıyla ilgili. Hadi o kıpırtının adını heyecan koyalım.

Yıllar sonra ilk defa heyecanlandım. Yıllar sonra ilk defa, gece uyumadan evvel ve sabah uyandığımda aynı kişiyi düşündüğü­mü fark edip telaşa kapıldım. Yıllar sonra ilk defa, gece gündüz demeden içimden onunla konuştum, ona sözler hazırladım. San­ki dünyadaki her şeyden emekliye ayrıldım da kendimi tümüy­le o ikinci varlığa adadım. Hadi o adayışın adını da aşk koyalım.

Bilim insanları, aşkın bir çeşit hastalık olduğunu söylüyor; obsesif kompülsif bozukluk. Yıllar sonra, bile isteye ve bizzat illetin kendisinden şifa umarak, yatak döşek hastalandım. Açıkçası, yatak kısmı başlangıçta eğlenceliydi, fakat çok geç­meden aşkın ne feci bir bela olduğunu nedametle hatırladım.

Onu ilk gördüğümde, üzerinde lacivert bir ceket vardı; la­civert rengi hiç sevmem. Dudaklarından aşağı sarkmış bıyık­ları arasından harıl harıl bir şeyler anlatmaktaydı; bıyıkla­rı ve anlatacak mühim şeyleri varmış gibi şevkle konuşanları da sevmem. Yakışıklı biri sayılmazdı, ama kırpıştırdıkça bir­birine dolaşan upuzun kirpikleri pek göz alıcıydı. Kapkaray­dı kirpikleri, karmakarışıktı. Ben, herhalde kendim pek sı­radan ve düz biri olduğumdan, karmaşık şeyleri daima sev­mişimdir. Onu da sevdim. Belki de tanışmadan, hatta henüz karşılaşmadan evvel.

Zira bazen kalp; minik, çalışkan bir fabrika gibi heves, he­yecan ve aşk üretir, biriktirir. Depo dolup taştığında, nakil için başka bir kalp bulmak lüzumu baş gösterir. Kimi kez hiç düşünmeden, mümkün olan, hatta mümkünse mümkün ol­mayan ilk kalbe aktarır insan biriktirdiğini. Yani belki de aşk, birine karşı duyulan hisler toplamından ziyade, kendi başına yetişen, sahibini arayan öksüz duyguların neticesidir. İnsan bazen kime âşık olacağını seçemez. Kalbin zamanı gel­miştir ve karşısına çıkan ilk ihtimale sarılıverir. Bilmem, ben nasıl yaptım. Bugün bile emin değilim, fakat nihayetinde öy­le ya da böyle kalbimi kaptırdım.

İlk zamanlar suçluluk ile heyecan arasında ring seferi ya­parak geçti. Derken heyecan kendini kedere, kederse “Hak ettim ben bunları” senfonisine devşirdi. Zira aşk, hele de be­nim koşullarımda, bulutlarda uçuracağını sanırken, sadece ayağınızı kaydırmaya yarar. Evvela yüksek bir yere çıkarılır, sonra birden aşağı bırakılırsınız. Aşk, kazanmayı planladığı­nız değil, kaybetmeyi göze aldığınız şeylerin toplamıdır.

Söylemeyi unuttum, bendeniz evliyim.

Sevdiğim, beni mutlu eden bir adamla on üç sene evvel ev­lendim. On üç seneden sonra mutluluğu huzurla karıştırır insan. Öyledir de aslında. Heyecanla mutluluğun aynı şey ol­madığını anlamanız içinse, önce zirveye çıkmanız, sonra da aniden yere çakılmanız gerekir. Ben anladım. Fakat şuuru­ma kavuştuğumda ağır yaralıydım.

Bakmayın böyle yeryüzünde yalnız benim başıma gelmiş mukaddes bir mucizeden bahseder gibi anlattığıma. Bütün aptal âşıklar, aşkın kendilerine has olduğuna inanırlar. On­lara sorsanız, daha evvel kimse o cümleyi kurmamış, o şarkı­yı dinlememiş, o yağmurun altında el ele yürümemiştir. Söy­lenmedik söz, okunmadık şiir, dinlenmedik şarkı kalmadığı­nı; içinden geçtikleri her minik an ve his kırıntısının dünya dönmeye başladığından beri yaşandığını, döndükçe de tek­rarlanacağını, yani pek de öyle hususi sayılamayacağını bil­mez yahut bilmezden gelirler. Bilmezden gelmek, kadim bir ayakta kalma yöntemidir.

İşin doğrusu, benimki de o bildik hikâyelerden biriydi. Kli­şenin dibine vurmuş bir yasak aşk hikâyesi. Ama işte, insan­lık tarihi nicelerini görmüş olsa da naçiz varlığım için ilkti. Sizin için yeni olan, dünya için de öyledir. Zira dünyanızın hudutları kalbinizin ebadıyla ilgilidir.

Velhasıl benimki, küçük gezegenimde eksikliğini duydu­ğum hisleri ikame edecek bir parça umut bulunca, ne oldu­ğumu anlayamadan yoldan çıkma haliydi. Onu lacivert ce­ketiyle gördükten kısa süre sonra, imkânsız ve yasak olanın cazibesine kapılmış, korkunun köprülerini teker teker yak-mıştım. Başlarda kendimi tutmaya çalıştım aslında. Kışkırtı­cı ısrarı ve doğru, ama sıradan hayatlarımıza boş verip, gör­kemli bir hatada buluşma çağrısıyla, beni yoldan o çıkar­dı. Yine de sütten çıkmış ak kaşık olduğumu ispata kalka­cak değilim. İnsan kandırılmaz, kanmak istediği için kanar.

Öyle ya da böyle yoldan çıktığıma göre, demek ben de ken­dimi kaybetmeye teşne, bulmamam gereken yerde aramaya meyyaldim. İşte bu yüzden diyorum ya, başıma gelen her şe­yi hak ettim.

Aşk bir riskti ve hayatımın geri kalanını masaya sürmek­ten çekinmeyerek bu riski aldım. Kumarda kaybedenler ka­zananlardan çoktur, kaide böyle. Ben de bir süre sonra, adı­mı, kaybedenlerin şanlı listesine altın harflerle yazdırdım.

Nasıl mı oldu? Çok kolay. Umut etmek mutlu olmaya yet­medi. Ve biz ayrıldık. Ağır ağır yıkılan taş köprüler gibi değil, kâğıttan kuleler gibi hızla dağıldık. Sanki biri üfledi ve dört bir yana saçıldık. Dünya yeniden gaz ve toz bulutuna dön­dü böylece. İki kişilik medeniyetimizden geriye kalan o hazin boşluğa ayrı ayrı sığındık.

Açıkçası, buraları uzun uzadıya anlatmak niyetinde deği­lim. Çünkü elinizdeki roman, tam da bundan sonra olanla­rı kaydetmek için yazıldı. Benim hikâyem asıl şimdi başlıyor. Aşkın bitip acının, asaletin bitip sefaletin palazlandığı yerde. Cehennemde.

(…)

* Doğan Kitap’a bu okuma parçasının  yayını için teşekkür ederiz.

8

 

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.