Peter Cave – Var olduğunuzu nereden biliyorsunuz ki? …“Ben öyle düşünüyorum”

 

“…Böylece her şey yanılsamaymış gibi düşünerek, düşünen ‘ben’in zorunlu olarak var olan bir şey olması gerektiğini fark ettim. Bu hakikatin, ‘Düşünüyorum, öyleyse varım’ hakikatinin, kuşkucuların tüm aşırı varsayımlarıyla sarsılmayacak kadar sağlam ve güvenli olduğunu belirtirken, bu doğruyu, araştırdığım felsefenin ilk ilkesi olarak, hiçbir kuşkuya düşmeden kabul edebileceğime karar verdim.” Descartes

Var olduğunuzu biliyorsunuz. Gözleriniz kapanırken bunu okuyorsunuz ya da en azından okuduğunuzu düşünüyorsunuz ve belki içecek bir şeyler yudumluyor ve esniyorsunuz; öyleyse, varsınız. Temel fikir, yaygın olarak 17. yüzyıl Fransız filozofu René Descartes’la anılan, “Düşünüyorum, öyleyse varım” olarak bilinen maksimdir. Descartes, her şeyden kuşkulanmaya kalkıştı. Böyle şeyler hakkında düşünürken, şundan ya da bundan, hatta sarhoşken görünen pembe fillerden bile kuşkulanırken, mutlaka var olması gerekiyordu. Tabii bir de düşüncelerini gerekçelendirmesi…

“Düşünüyorum, öyleyse varım”

“Düşünüyorum, öyleyse varım” ya da Latincesiyle cogito[1]ergo sum, muhtemelen bir filozofa ait olan en meşhur sözdür. Yine de bunun büsbütün doğru olduğunu da zannetmeyin; zira birçok filozofun sık sık “Öyle yorgunum ki…” ya da “Bir içki daha içmek istiyorum!” diye konuştuğuna rastlarız ve elbette bu sözler çoğu kişiye daha tanıdık gelecektir.

Cogito’nun temel iddiası, düşündüğün gerçeğinden yola çıkarak var olduğunu kanıtlamaktır. Cogito, ‘ben’im diyen birinci tekil şahıstan başlamayı gerektirir. Var olduğumu biliyorum çünkü düşündüğümü biliyorum ve düşünüyor oluşum apaçık bir doğrudur, yani en azından düşündüğüm sırada… Bu akıl yürütme geçerli olsa da yani var olduğumdan Descartes gibi emin olsam da hâlâ düşünen ve dolayısıyla var olan bu ‘ben’in ne olduğu sorusu yanıtlanmamış kalacaktır. ‘Ben’ ve ‘kendim’e ilişkin bazı tartışmalar, kitabın ileriki bölümlerinde de yer alıyor. Bu bölümdeyse cogito’yla ilgili doğru ve yanlış görüşler hakkında, halletmemiz gereken yeterince soruna sahibiz. Ancak bunu yaparken ‘ben’ ve ‘kendim’e ilişkin kimi noktaları da belirginleştirmeliyiz.

Cogito, basit bir akıl yürütme tarzına sahiptir. Burada ‘düşünüyorum’ birinci öncül, ‘varım’ ise sonuç önermesidir. Bu, öncüllerden sonuca giden bir çıkarım gibi görünüyor. Aslında, bu noktada Descartes’ın kastettiği şeyin genellikle onun kabul görmüş hali gibi olup olmadığı konusunda birçok tartışma mevcuttur. Ancak gelin biz bunu görmezden gelerek düşünmeye devam edelim.

Eğer öncülün doğru olduğunu bilip, sonuç önermesinin de öncülü uygun biçimde takip ettiğini görebilirsem, o zaman var olduğumu da bilmem gerekecektir. Şuna dikkat etmeliyim ki sonuç, öncül apaçık olduğu için onu izliyor ve düşünmenin zorunlu olarak var olmayı gerektirdiğini ileri sürebiliyor. Aslına bakarsanız Descartes, bu konuları ele aldığı Meditasyonlar adlı eserinde, şüpheye yer bırakmadan bilebileceği şeyi, enine boyuna düşündükten sonra, tam olarak cogito sözcüğünü kullanmaz. ‘Ben’ ve ‘varım’, onu bildirdiğim ya da zihinsel olarak tasarladığım her defasında zorunlu olarak doğrudur.” diye yazar. Cogito versiyonunu, Meditasyonlar’da gerçekleştirmiş olduğuna dönük değerlendirmeler yaptığı sonraki bir çalışmada ortaya konmuştur. Meditasyonlar’a daha sonra geri dönmek üzere, şimdilik cogito yorumuna bağlı kalalım. Burada öncelikle öncülün bilinebilir bir karakterde olup olmadığını anlamamız gerekmektedir. Yani düşündüğümü gerçekten biliyor muyum?

Düşünmek

Descartes, ‘düşünme’ kavramını, deneyimler ve duygulanımları da kapsayan geniş bir anlamda kullanır. Öyleyse, neden biz de cogito argümanını daha genel bir anlamda kullanmayalım? Nihayetinde, yazıyorum, öyleyse varım; şarap içiyorum, öyleyse varım; çekici bir kadının etrafında dolanıyorum, öyleyse varım… Tamam, sonuncu önerme yalnızca bir hayal ürünüydü ama hayallerin ve yanlış gözlemlerin bizi hataya sürükleyebileceğini hatırlatıyor. Yine de mutlak doğruluğu arıyorsak bu argümanlar pek işe yaramaz. Belki de öncüller konusunda yanılıyoruz? Bir başka deyişle, yazıp yazmadığımızdan, şarap içip içmediğimizden, karşı cinsten insanların etrafında dolanıp dolanmadığımızdan kuşku duymalıyız. Belki de tüm bu şeyler konusunda düş görüyorum?

Bana yapıyormuşum gibi görünen bu şeylerle ilgili hata yapıyor olamam. Deneyimlerimin bende bıraktığı izlenimler hakkında, onlar sadece birer düş de olsa yanılıyor olamam. Tıpkı acı çekip çekmediğim hakkında yanılmadığım gibi! Böylece, bu konular hakkında düşünürken, düşündüğümü kesinlikle biliyorum ve haklı olarak var olduğum sonucuna ulaşabilirim.

Tabii ki, bazıları çıkıp da Descartes’ın argümanında örtük biçimde var olan ‘Düşünen her neyse o vardır’ öncülünü de bilmemiz gerektiğini ileri sürebilir. Peki, bundan emin olabilir miyiz?

Muhtemelen, olabiliriz. Şayet bir şey düşünüyorsa o halde vardır. Burada, çözülmesi gereken iki bulmacayla karşı karşıyayız. Birincisi, kurgusal eserlerdeki karakterlerin de düşündüğü gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Var olmamasına karşın, Jane Eyre[2] bir sürü şey düşünmüştü, tıpkı Oliver Twist[3], Shylock[4] ve Sherlock Holmes gibi. Shylock, ‘Düşünüyorum, öyleyse varım’ diye düşünmemiş olabilir mi? Yanıt, evettir; ama ‘oyundaki’ sözlerden ipucu yakalamamız gerekir. Gerçek hayatta, Shakespeare tarafından betimlediği haliyle düşüncelerinin deneyimlerine sahip bir Shylock bulunmuyor. Ama bu bizi ikinci bulmacaya götürür: Adına ‘ben’ denen, ‘gerçek hayatta’ düşünüyor olan bu şey nedir? Gerçekten de böyle bir şey var mı? ‘Düşünüyorum’daki ‘ben’in kabulü fazlasıyla kolay olmamış mıdır?

Yağmurda düşünmek

Cogito’ya dönük üstünkörü bir eleştiri, yağan hiçbir şey olmaksızın yağan bir yağmurdan söz edilebilir olmasına neden oldu. Descartes yalnızca düşünmenin var olduğunu fark etme ayrıcalığını kazanmıştı; ne Descartes ne de başka bir özne düşünmeyi gerçekleştirmiyordu. O’nun öncülü, ‘Düşünüyorum’ değil, ‘Düşünme daima vardır’ olmalıydı.

Yağmur benzetmesi başlangıçta zayıf görünüyor. Yağmur nedir? Su damlacıklarıdır. Bu damlacıklar sudan oluşmak ve kabaca küre biçiminde olmak gibi niteliklere sahiptir. Böylece yağmur örneğinde bile, bir öznenin ihtiyaç duyduğu, sudan oluşmak ya da küre biçimini taşımak gibi gerekli nitelikleri düşünürüz. Şimdi, “Düşünme daima vardır!”dan hareketle “Bir şey, düşünmektedir!” sonucunu çıkarabiliriz gibi görünüyor. Yeşil ya da kare biçimli bir cisim olmaksızın, yeşil ve karenin var olabileceğini varsaymak ne kadar mantıksız görünüyorsa, düşünecek bir şey olmaksızın düşünen bir şeyi varsaymak da o kadar mantıksızdır.

Düşünmenin neyi kapsadığını bir kez belirleyince, yağmur benzetmesi güç kazanabilir. Yağmurun, damlacıkların toplamı olması gibi, düşünme de düşüncelerin toplamıdır ve belki de, düşünceleri, onlara sahip olan bir şey, onları bir araya getiren bir şey olmaksızın, bireysel özler olarak anlayabiliriz. Buna karşın, hâlâ bir özneye ihtiyaç duyulduğu konusunda ısrarcı olabiliriz. Ne de olsa her düşünce için bir düşünür gerekir! Ancak, bu bir ve aynı düşünürün varlığını teslim etmekten çok uzaktır.

Yine de, bir öznenin var olması gerektiğini ileri sürebiliriz. Her şeye rağmen bu, ‘düşünüyorum’, ‘varım’, ‘ne zeki bir Fransız filozofum’ gibi farklı düşüncelere sahip, zaman içinde değişmeden kalan, bir ve aynı düşünürün varlığını teslim etmekten tamamıyla farklıdır.

‘Düşünme vardır’dan birinci tekil kişi ‘ben’e gönderme yapan ‘düşünen bir şey vardır’a geçtiğimizi farz ediyoruz. Şimdi, kendimi zaman içinde süreklilik gösteren; şu anda düşündüğüm gerçeği dışında, geçmişte ya da gelecekteki var oluşuma ilişkin hiçbir şey barındırmayan bir varlık olarak düşünüyorum. Öyleyse, Descartes’ın argümanı, olsa olsa, varlığımı sadece şimdi, şu anda kanıtlayabildiğimi gösteriyor. Tabii ki bu, hepimiz kendimizi, geçmiş ve geleceğe sahip olarak düşündüğümüz için pek de etkileyici değildir. Yine de bizi Descartes’ın cogito’sundan ne kadar ileriye götüreceğini görelim.

Descartes’ın banyodayken yaptığı hata

Düşünüyorum ve Descartes’ın mantığına göre, düşünmenin varlığımın özü olduğu sonucuna ulaşabiliyorum. Bu, düşünmediğimde var olmamalıyım anlamını taşımaktadır. Durun, hemen heyecanlanmayın! İşte, paradoks geliyor: Mışıl mışıl uyurken ve rüya görmezken, var değil miyim? Descartes, bu durumda gerçekten bilinçliyken rüya gördüğümüzü ve uyandığımızda gördüğümüz rüyanın unutulduğunu düşünüyor gibidir.

Descartes’ın akıl yürütmesi, düşünmenin, özünde basit bir hataya dayandığını göstermektedir. Descartes, oldukça şaşırtıcı bir biçimde, ne zaman bu şeyleri düşünürse düşünsün, düşündüğünün farkındadır. Sadece, düşünürken düşündüğünün farkına varabilir ve bundan dolayı, böyle zamanlarda var olduğunu iddia edebilir ama bu düşünmediğinde var olmadığı anlamına gelmez. Belli ki bu konularda düşünmediğinde de var olduğunun farkında değil; fark etmesi için düşünmesi gerekirdi!

Descartes’ın yaptığına yakın bir hataya daha yer verelim: Felsefi konuları yalnızca banyodayken düşündüğünüzü farz edin. Bu konuları düşünüp var olurken, daima ıslak olduğunuzu fark edebilirsiniz. Fakat ıslak olmanın, varlığınızın özü olduğu sonucunu çıkarmak deliliktir. Yine de düşünmenin, benim için temel olduğunu kabul edelim. Descartes daha da ileriye gider ve düşüncenin tüm varlığın temeli olduğunu söyler. Var olmamı sağlayan, diğer nitelikler değil, düşünme niteliğidir. Ben, sadece ve sadece düşünen bir şeyim. İşin ilginç yanı, ben biyolojik bir bedene bağlı olarak düşünen bir şeyim; ancak Decartes’in önermesine göre bedenim özsel bir karakter taşımamaktadır.

Görüldüğü gibi, Descartes, ‘özü’, bir başka yanlış girişimin sonucunda arıyor: Rüya görüyor ya da aldatılıyor gibi göründüğünde, özüne ilişkin olarak farkında olduğu tek gerçeğin düşünmek olduğunu iddia ediyor. Özüme ilişkin farkına vardığım tek şeyin düşünme olmasından hareketle, özüme ilişkin tek şeyin düşünme olduğu sonucu çıkarılamaz. Böyle düşünmeyi benimsemişsem bana ilişkin başka şeylerin de özsel bir karakter taşıdığı gerçeğini gözden kaçırmış olabilirim.

Zorunluluk üzerine bir ders

Descartes’ın argümanı hakkında bir şeyler bilenler, onun kendi varlığını kanıtladığından bahsederler. Descartes, muhakkak ki var! Yalnızca Tanrı –eğer varsa–zorunlu varlıktır; bu nedenle Descartes, kendi var oluşunun Tanrısal bir zorunluluk olduğunu kastetmemişti: Belirtmeliyiz, Descartes Fransız’dı ama kibirli değildi. Burada kastedilen ve yanlış yola sevk edebilen şey, Descartes var olurken onun var olmasının zorunluluğuyla ilgili ifadedir. Buradaki şaşırtmaya daha yakından bakalım: ‘Düşünüyorsam, öyleyse var olmak zorundayım’ iki anlama gelebilir. Doğru anlam, ‘Eğer düşünüyorsam, şu halde zorunlu olarak anlaşılması gereken şey, var olduğumdur’ ifadesidir. Bu ifade ‘Eğer düşünüyorsam, zorunlu olarak varlığımın da zorunluluğu anlaşılmalıdır’ diye ifade edilebilecek ikincisinden dağlar kadar farklıdır. İkinci ve yanlış cümledeki, ikinci ‘zorunluluk’ ifadesi nereden kaynaklanmaktadır? Hiçbir şey fazladan bir ‘zorunluluk’un öylece ortaya çıkmasını haklı göstermez. Var olmam, varlığımın zorunlu olduğu anlatmaz çünkü var olmayabilirdim de! Annemle babam hiç tanışmamış, yüzük takıp nişanlanmamış olabilirdi. Var oluşum, sizin var oluşunuz, Descartes’ın var oluşu tamamıyla olumsaldır: Olurlar ama olmak zorunda oldukları için değil!

Descartes, Meditasyonlar’da, ‘Ben, var olduğumun mutlak doğruluğunu her zaman zihinsel olarak kabul ederim’ diye yazar. Daha doğrusu, ‘varım’ı düşünmek ya da ifade etmek, kendini doğrulamaktır. Bu nedenle Descartes’ın cogito’su bir çıkarım olarak değerlendirmeye ihtiyaç duymaz. Daha doğrusu, Descartes, ‘varım’ öncülünü, ayırt edici ve temel bir kendini doğrulama fikri olarak sunuyor. Tıpkı, ‘birisi bağırıyor’ diye bağırırsanız, söylediğinizin doğru olduğundan ve tam tersine, ‘hiç kimse bağırmıyor’ diye bağırırsanız, söylediğinizin yanlış olduğundan emin olmanız gibi.

Descartes cogito’yu çaldı mı?

Descartes, dünyayı, daha önceki filozoflara ya da İncil’e başvurmaksızın, sil baştan kavramaya çalıştığı için modern felsefenin babası sayılır. Burada, Aziz Augustinus’un da beşinci yüzyılda yazılmış eserlerinde, cogito’yu ortaya koyduğu ifade edilmeli. Descartes’ın Aziz Augustinus’tan ne kadar etkilendiği bilinmez ama dikkatini çekmişti! Descartes, cogito’yu kesinlik ve doğruluk arayışının temeli olarak, radikal bir biçimde kullandı. Onun arayışı, felsefede olduğu kadar, komedyenler arasında da etkili olmuştur. Garsonların, sarhoş filozofların söylediği, ‘İçiyorum, öyleyse varım’ sözüne ne sıklıkta katlanmış olduğunu hep merak etmişimdir.

[1] Cogito, ‘Düşünüyorum, öyleyse varım’ saptamasının kısaltması olarak kullanılır. yun

[2] İngiliz kadın yazar Charlotte Brontë’nin kurgusal karakteri. –çn

[3] İngiliz yazar Charles Dickens’ın kurgusal karakteri. –çn

[4] İngiliz yazar William Shakespeare’in Venedik Taciri adlı oyununda bulunan kurgusal karakteri. –çn

* Yukarıdaki metin, İthaki Yayınlarından çıkan ‘Peter Cave – Yarasa Gibi Düşünmek ve Felsefe Üzerine 34 Başlık’ adlı eserin birinci bölümüdür. Bu okuma parçasının yayını için İthaki Yayınlarına çok teşekkür ederiz.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.