‘Çile, şairin yoldaşıdır.’

 

Yağız Gönüler, edebiyat dergilerinde ve internet platformlarında adına, yazdıklarına rastladığımız genç bir yazar… İlk şiir kitabı ‘Kırılınca Klarnet’ geçtiğimiz aylarda yayınlandı. Kitap hakkında yazılan eleştirilerde ‘modernizm eleştirisi’ yorumuna sıkça rastlanıyor. Biz de Yağız Gönüler ile şiirinin genç soluğunu, gelenekle kurduğu samimi bağları ve yaşamının yazarlığına dönüştüğü taraflarını konuşmak istedik…

‘Kırılınca Klarnet’ bir ilk kitap. Bu kitaba kadar gelen zaman, yazıyla ilişkiniz ve kişisel geçmişinizle ilgili okurlarımız için neler söyleyebilirsiniz?
Açıkçası bir şiir kitabım olsun diye hiç düşünmemiştim. Bunun hayalini de kurmamıştım. Sadece tüm çalışmalarım sonrasında karşıma çıkan kapı oldu kitap. Tek çocukların yazı yazmaya, söz söylemeye eğilimi daha fazla oluyor şüphesiz. Çünkü derdini anlatacak birini hemen bulamıyor, bulsa da güvenemiyor. Ben de kaleme, kağıda, kelama güvenmişim. Son yıllarda şiire daha yoğun mesai harcadım ve neticesinde Dergâh, İtibar, Aşkar, Edebiyat Ortamı, Mahalle Mektebi gibi ülkemizin en güçlü edebiyat dergilerinde şiirlerim yayımlandı, el’an yayımlanıyor. 2014 yılında hem Edebiyat Ortamı hem Dil ve Edebiyat dergilerinin şiir yıllıklarında yer aldım. Yine 2014’ün Mart ayında, dergilerde yayımlanan şiirlerden 27’sini 3’er bölüme ayırarak kitaplaştırdım. Böylece Kırılınca Klarnet, sevaplarıyla günahlarıyla bir ilk kitap olarak okuyucuya sunuldu. Takdir Allah’ın, teşvik okuyucunun diyeyim.

IMG_8313

Şiirlerinizden genç bir enerji yayılıyor. Doğaldır, oldukça genç bir şairsiniz. Ama yazı geçmişiniz yeni değil, dergilerde, internet sitelerinde yazılarınıza rastlıyoruz uzun zamandır. ‘Yola Çıkmak’ şiirinizle açılan bu kitap kendinizi ortaya koyma, bir başlangıcı ifade etme duygusu geçiriyor. Bu ilk kitap duygusu mu, yoksa şiirle söz almanın yoğunluğu mu?
Şiirle uğraşan yaş grupları arasında aslında 30’a dayandıysanız, “oldukça genç bir şair” olmaktan çıkarsınız. Riskli bir yaştır 28 şiir için. İlk kitapla şair hemen kendini ortaya koymaz, “bu benim ilk heyecanımdır” der. Asıl kendini koyacağı kitap, ikinci kitabıdır. Çünkü artık okuyucu hata, klişe görmek istemez. İlk kitaptaki duygu yoğunluğunu daha derin, daha fikri bol, gönlü bol okumak ister. Kitap “Yola Çıkmak” şiiriyle başlıyor ve “Mezar Taşı” şiiriyle bitiyor. Burada durup düşünmek lazım. Nereden başlıyoruz ve nerede bitiriyoruz? Belki de okuyucuya vermek istediğim mesaj budur. Risk demiştim, evet kimileri risk der, kimileri rızk. Kelamın rızkı bol olursa gönülden akacaklar da bol, saf, temiz olur. Bekleyelim, görelim.

“Bütün bunlar şiir değil, gördüğümdür” dizesinde de duyduğumuz gibi, dünyaya açık, içinden hayatın geçtiği şiirler bunlar. Bir şair için, dünyanın gürültüsü, hayatın karmaşası nasıl bir toplama işaret eder ve siz bundan nasıl etkilenirsiniz?
Benim üzerine yoğunlaştığım şiirlerde daima bir ahenk, ritim, dolayısıyla musiki vardı. Ben Türk musikisinden ve Türk tarihinden çok beslendim şiir yazarken, bu daima olacak. Dolayısıyla gördüklerim de aslında hayatın her hali. Vücudumuzda burunun görevini düşünelim. Kaç derece havayı alıp kaç dereceye çevirip öyle gönderir ciğerlere. Hatta sonra bunu bir nefeste çıkarır. Şair de böyledir. Toplumun havasını alır, gönül süzgecinden geçirir, ellerinden kâğıda gönderir. Bir nefeste değil bin nefeste, çileyle çıkar sözleri. Bu çileyi, efkâr ile karıştırmamak lazım. Çile, şairin yoldaşıdır. “Önce yoldaş, sonra yol demiş” büyükler. Yoldaşı çile olanın yolu da çok nasipli, hikmetli ve güvenlidir.

1 2

Şiirden konuşunca aşktan da konuşmak lazımmış gibi gelir bana. Siz neredeyse bundan uzak durmuşsunuz ama ‘İniş İzni’ şiiri ‘Gerçekten ölmek gibidir aşk, aniden biter / Toprağa verilir, herkes evine döner’ diyor… Kitabın kapanış şiiri de ‘Mezar Taşı’ olunca doğrusu ben şiirinizi hiç aşka uzak bulmadım. Aşkı anlatmak, sizin için, bir şair için ne demektir?
İnanın ben aşk şiirleri yazmaya imtina eden bir adamım. Dikkatinizi çekmiş, bir aşk şiiri kitapta yok. Aşka dair dizeler elbette var. Neden aşk şiirlerine uzağım? Çünkü beşeri aşk ile ilahi aşkı birbirine karıştırmak ne kadar korkunç geliyorsa bana, bunca muazzam şairin çıktığı bu topraklarda “bir de ben aşk üzerine konuşayım” durumunu tuzak olarak görüyorum. Çok dikkat ediyorum. Yani 16. yüzyıl, hadi bir de 17. yüzyıl diyelim, ondan sonra aşk üzerine yazılan şiirler gönülden çok uzakta. Hem çok modern, hem çok yatay, hem de popüler bir ağzı var. Aşkı anlatmak için yalın kılıç olmak, savaşmak lazım. Bahsettiğim yüzyıllardan sonra bu savaş bitti.

Türkçenin eski ve güzel kelimelerinin şiirinizde kendiliğinden yerini bulmasına bakıyorum, yaklaştığınız imgeleri görüyorum ve gelenekle kurduğunuz bağ ilgimi çekiyor…
Ne güzel, bunun yakalanması. Dediğim gibi şiirlerimde daima Türk tarihi, Türk müziği ve kaybolan hassasiyetlerimiz üzerine yürüdüm. Bu da haliyle geleneklere sık sık bakmamı gerektirdi. Zaten fakir iyi bir tarih okuyucusudur, musikiyi de amatörün amatörü bir klarnetçi olarak sever. O zaman ortaya lirik tarafı ağır, kökleri bu topraklardan asla kopmayan dizeler ortaya çıkıyor, dizeler de köklü kelimeleri arıyor ve istiyor. Bu bağı daima korumak niyetindeyim.

IMG_0539

“Mezar taşları gibidir hayatım, / Mahcup, boynu bükük, sakin” … Kitabınızdan bir hayat önerisi seziliyor. Önceki ‘gelenek’ soruma da eklemiş olayım, modernliğin eleştirildiği, seçenek arandığı gibi duygulardan da bahsedebiliriz, çok zorlarsam derdimi… Siz şiirlerinizin bu anlamda bir eleştiri içerdiğini düşünüyor musunuz?
Birçok şiirimde modernizm eleştirisi var. Bunu gün geçtikçe geliştirmeyi de düşünüyorum. Çünkü eğer siz “hala” tarihten ve müzikten söz ediyorsanız aslında bir şeylerden de rahatsız oluyorsunuzdur. Bu rahatsızlığı ortaya koymak için de bir fikre ve ciddi bir eleştiri haznesine sahip olmanız lazım. Bu anlamda eleştirisiz şiir de olmuyor. Şairin eleştiriye açık olması gerektiği gibi, bir de eleştiri yapmaya niyetli olması gerekiyor. Aksi halde zaten güneşin altında söylenmedik güzel söz kalmadı. Fikir varsa, yeni de vardır. Yeni varsa da umutludur her şey.

‘Kırılınca Klarnet’, tekrar ediyor olacağım ama bir ilk kitap olarak çok doğru ve güçlü bir kitap. Maceranızı izlemek için siz de bize bir başlangıç yaptırıyorsunuz. Bundan sonra bizi neler bekliyor?
Doğru ve güçlü tanımlarınız için gönülden teşekkür ederim. Umarım okuyucu için de öyledir. Asla “bu bir ilk kitap, hatalarım olabilir” romantizmine kapılmadım. Kimseye eyvallahı olmayan, kendi bildiğini okutan şiirleri yazmak için çalıştım, çalışıyorum. Bundan sonraki niyetim yine bahsettiğim tarih, müzik ve hassasiyet doğrultusunda belki bir deneme kitabı. Çünkü ikinci şiir kitabı olarak önüme üç yıl koydum. Yani üç yıl içinde ikinci kitap elbette çıkacak ama ondan önce deneme diyorum. Denemek lazım ama denemek için değil, iyice demlenmek için.

Klarnet çalıyormuşsunuz. Böyle bilince, kitaptaki Türk müziği hatırlatmaları daha da anlam kazanıyor. Müzikle, bu enstrümanla ilginiz hakkında neler söylersiniz, yazarlığınıza nasıl bir etkisi var?
Gerçekten bunu samimi olarak söylüyorum. Yaşınız kaç olursa olsun bir enstrümanı öğrenmelisiniz. Kimse sizden üstat olmanızı, harikalar yaratmanızı bekleyemez. Sadece bir enstrümanı tanımak, onun üzerinde parmakları gezdirmek, insana bambaşka bir dünya açıyor. Gördüğünüz, okuduğunuz, tanıdığınız her şeyi yeni baştan görüp, okuyup, tanıyorsunuz. Hayatınıza tatlı bir ahenk, ciddi bir ritim katıyor enstrüman. Hadi kendi enstrümanımın da hakkını vereyim. Nefesli enstrümanlar insan sesine en yakın sesleri çıkarıyor. Kullanan insana da insanlığını hatırlatmak için elinden geleni yapıyor. Bu da başlı başına yazım sürecine bir etki.

3 4

ruhunakitap.blogspot.com.tr çok güzel ve önemli bir edebiyat bloğu. Kitaplar hakkında en yoğun ve derinlikli yazılar burada yayınlanıyor, kimse darılmasın. ‘ruhunakitap’ nasıl oluştu, nasıl bir araya gelindi, biraz bahseder misiniz?
Ruhuna Kitap, sevgili arkadaşım Ümran Kio’nun fikriydi. Bir gün çay içerken bu fikri bana açtı. “Biz öncelikle ruha hitap edecek kitaplar önerelim, yani adamın derdini yakalayalım, kitap aramakla günlerini geçirmesin” dedi. Ben özellikle “öneri” ve “ruh” kısmına hayran kaldım. Çünkü herkes kitap tanıtıyor ancak kimse önermiyor. İkisi çok farlı şeyler oysa. Şubat 2012’de başladığımız blogda editörlüğü ben ve Ümran üstlendik. Diğer arkadaşlarımız da bizlere yazdıklarıyla katkı sağlıyorlar. Bu arkadaşların hiçbiri aynı meslek grubundan değil. Bankacı da var, avukat da var, metin yazarı da var. Tek ortak noktaları kitabı tam ruhundan yakalamaları. Neyi okuyacaklarını ve önereceklerini bilmeleri. Ben bu blogda editörlük bir yana, bol bol kitap önererek elimden geleni ardıma koymuyorum. Umarım blog yakın zamanda bir Yağız Gönüler blogu gibi görünmez. Ben sadece bu ruh yolunun bir kölesiyim.

gizlenentarihimiz.blogspot.com.tr de tarih kitapları hakkında yazılar var. Tarihle ilginiz hakkında neler söylersiniz?
Ortaokulda başlayan bir süreç bu. Bitmedi ve Allah izin verirse hiç bitmeyecek. Çünkü tarih hem müziğe olan hem şiire olan merakımı, çalışma alanımı genişletti hem de hayatıma daha ciddi taraftan bakan ama mizahı da hiç kaybettirmeyen bir saha temin etti. Gizlenen Tarihimiz ülkemizin en çok okunan tarih bloglarından biri. Son dönemde kıymetli dostum Rıdvan Akın da bana yardımcı oluyor blogu güncellemek için. Takdir edersiniz iş ve ev varken, bu işlere ayrılan vakit de oldukça yer kaplıyor hayattan. Umarım faydamız oluyordur birilerine. Balzac’ın “İki tarih vardır: Yalancı olan resmi tarih, bir de olayların gerçek sebebini barındıran gizli tarih” sözü benim için hep kılavuz olmuştur. Son iki kelimesi, blogun temelidir.

Yazdıklarınızdan anlaşılıyor, İsmet Özel’e ve şiirine derin bir hayranlığınız var. İsmet Özel’in şiirinde sizi etkileyen şey hakkında neler söyleyebilirsiniz?
İsmet Özel’in sadece şiiri değil, fikirleri, mücadelesi, hayat hikâyesi ve duruşu hayranlıktan öte herkes üzerinde ciddi bir etki bırakmıştır, bırakmaya da devam edecektir. Yanlış hatırlamıyorsam bir televizyon programında söylenmişti; “İsmet Özel’i sevmeyen yoktur, sadece söyledikleri işine gelmeyenler vardır” diye. Çok güzel bir tanım. Sadece şiirleri üzerinden konuşacak olursak Mustafa Kutlu’nun deyimi nokta atışıdır; İsmet Özel yaşayan en büyük Türk şairidir. Bir daha böyle şair gelir mi? Allah büyük, Türk milleti de öyle. “Yorgun” şiirinden “Sesli Gemi” şiirine kadar İsmet Özel, Türk şiir tarihi kadar Türk tarihi açısından da izlenecek en temiz yoldur. Hem üslup, hem Türkçe, hem dert, hem de dava olarak. Tüm bunlar etkilemiştir Konu İsmet Özel olunca benim çenem açılıyor. Yani şu yaşıma hem külliyatını sığdırmış, hem kendisiyle tanışmış, zaman zaman aynı ortamı paylaşmış, yükünden bir gram dahi olsa omuzlama gayretinde olan biri olarak etkisini kendi şiiriyle söyleyeyim: “Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?”

Bu vesile ile Türkçe’de başka hangi şairleri okuduğunuzu, izlediğinizi ve sevdiğinizi öğrenmek isterim…
Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Edip Cansever, Nâzım Hikmet, Metin Eloğlu. Son dönemden sıkı takip ettiğim ve hatta şiirleri üzerinde çalıştığım şairler Hüseyin Karacalar, Bülent Parlak, İdris Ekinci, Hüseyin Akın ve Osman Özbahçe. Dönem dönem değişebiliyor çalışma alanı ve isimler elbette.

IMG_0537

Kırılınca Klarnet / Yazar: Yağız Gönüler / Şiir / İzdiham Yayınları / Yayın Yönetmeni: Bülent Parlak / Kitap Editörü: Yavuz Türk / Kapak Tasarımı ve Mizanpaj: Fatih Mutlu / Mart 2014 / 56 Sayfa

Yağız Gönüler; 1986’da İstanbul’da doğdu, İstanbul’da yaşıyor, İstanbul’da vefat etmek istiyor. Türk şiiriyle, Türk müziğiyle ve Türk tarihiyle ilgileniyor. Metin yazarlığı ile geçimini sağlıyor. Dergâh, İtibar, Aşkar, Edebiyat Ortamı gibi dergilerde şiirleri yayımlanıyor. Temel seviyede klarnet çalıyor, orta seviyede kırgın, ileri seviyede miyop. ( http://yagizgonuler.blogspot.de adresinden, kendi ifadesi… )

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.