Yalancılar ve Sevgililer – Gülşah Elikbank

 

“Genç bir kız, hayatının normal akışını tamamen değiştiren, garip bir mühür taşıyan elyazması bir mektup alır. Mektupta Romanya’ya giderse kayıp amcasının izini sürebileceği ima edilerek “Şeytanın oğlu intikam için geri geliyor. Bir şeyler yapmak zorundasın Maya,” denmektedir. Şaşırtıcı olan, tarihin en eli kanlı zorbası Kazıklı Voyvoda’nın, diğer adıyla Kont Drakula’nın genç kızın kayıp amcasıyla birlikte anılmasıdır. Mektuplar gelmeye devam eder, gelen her mektup genç kızın kafasını kurcalayan sorulara cevap vermek yerine, hem Drakula’nın hayatını hem de kendi çevresine örülmüş yalanlar ağını ortaya serer. İstanbul’da başlayıp Romanya’da devam eden ve beklenmedik bir aşka da yol açan bu serüven, Drakula’nın geri döndüğü söylentileriyle daha da tehlikeli hale gelecektir. Genç kuşağın başarılı yazarlarından Gülşah Elikbank, araştırmalara dayanan bu romanında Kazıklı Voyvoda’dan Çavuşesku’ya, 12 Eylül’den günümüze iyinin ve kötünün, gerçeklerin ve yalanların, insanları inançları üzerinden yönlendiren zorbaların ve yaşanamamış aşkların peşinde okuru tarihin derinliklerine sürüklüyor.” Yalancılar ve Sevgililer’den bir bölüm yayımlıyoruz.

Ölümperest

Dünya sadece düşündüğümüzden daha acayip değil;
düşünebileceğimizden de daha acayip.
Prof. J. B. Haldene

27 yaşındayım ve içinde bulunduğum duruma bakılırsa 28 yaşımı asla göremeyeceğim. Alnıma dayanmış namlu, bana başka bir hayale kapılma şansı vermiyor. Yine de, birkaç dakika içinde ölecek birine göre oldukça soğukkanlı olduğumu söyleyebilirim. Sadece nasıl olup da bu kaçma kovalamacanın sonunun küçük bir kurşunla suratımda patlayacağını hiç akıl edemedim, ona hayret ediyorum. Üstelik dışarıdaki hava, ölüme hiç yakışmıyor. İnsan nedense yağmurlu, soğuk, sevimsiz bir günde ölmeyi umuyor. İnsanın içini ısıtan haziran güneşi parkları aydınlatırken ve yeşilin hükmettiği doğa bile kendini belli bir mahmurluğa bırakmışken ölmek, bana daha çok koyuyor. Benim gibi ruhu karanlıkla çoktan tanışmışların ölümü, aydınlığa yakışmıyor.

İnsan ölürken en çok kendini ölüme yaklaştıran süreci düşünüyor galiba. Tam bir hafta önce, bu gizemli ülkeye adım attığımda, kendimi ölüme değil; hayatın zevklerini tadacağım maceralara ha-zırlamıştım halbuki. Bütün yaşamı boyunca ölümü arzulamış biri bile son nefesinde, Tanrı’ya biraz daha yaşamak için yalvarabilir. Ben bunu yapmayacağım. İnsanların kuytularında ne büyük açmazlar saklı olduğunu, ruhlarına sızan anlamsızlığın onları adım adım tükettiğini öğreneli çok oldu.

Bu ülkeye –romanlara, filmlere konu olan, gizemli Transilvanya’ya– gelirken, hiçbir şey planlandığı gibi gitmez sözüne inat, benim tüm planlarım yolunda gitmişti oysa. Belki de ilk şüphelenmem gereken şey, bu büyülü gidişattı. Fakat yıllardır hayatım o kadar berbattı ki, Tanrı’nın bana daha şefkatli davranmaya karar verdiğini düşünmüştüm. Oysa unutmuştum; bu dünyada planları yapan Tanrı değil, şeytanın ta kendisiydi her zaman. Tanrı’nın iradesi vardır, şeytanınsa o iradeyi bozmak için planları. O planları uygulamak için de parmağında oynattığı, binlerce gönüllü insanı…

Bakmayın iyilikle ilgili söylenmiş onlarca güzel söz olduğuna, kötülük teşvike ihtiyaç duymaz ne de olsa. Bana inanmıyor musunuz? Öyleyse hikâyemi dinleyin… Herkesin bir hikâyesi vardır ve her hikâyenin de bir başlangıcı. Ne yazık ki benim öyküm, bundan yüzyıllar önce, 15. yüzyıl ortalarında, bugünün aksine oldukça soğuk bir kış gününde, dağın zirvesindeki karanlık bir şatoda başladı.

Eflak
Târgovişte / 1456

Yatağın üzerinde sere serpe yatan kadının heyecanla çarpan kalbi, neredeyse beyaz, ipek geceliğinin altından bile hissediliyordu. Küçük diri göğüsleri bir inip bir kalkıyor, sarı bukleleri sanki göğsünün üzerinde kanatlanmak istiyordu. Gözlerini bir kapatıp bir açarak kendini sakinleştirmeye çalışıyor ama başarılı olamıyordu. Dışarıda soğuk, her zamankinden daha yoğundu. Karlar, ormanın ötesi adını alan bu sihirli bölgeyi, Transilvanya’yı boydan boya kuşatmıştı ama kadının tüm bedeni ateşler içindeydi. Çünkü yatağın kenarında sert adımlarıyla gezinen adamın dudaklarından dökülecek tek bir cümleyle hayatının son bulacağını, güzel başının narin gövdesinden koparılacağını biliyordu. Daha önce bu yatak odasından çok az kadın sağ kurtulmayı başarmıştı. Adam, koyu yeşil gözlerini kadına her çevirişinde, gözaltlarındaki karanlık gölgeler daha da koyulaşıyordu sanki. Yüksek elmacıkkemiklerinin zayıf ve solgun gösterdiği bu yüz, dikkatli bakışlar için oldukça çekici bir adama aitti. Uzun, kemerli burnu bile bu çekiciliğe leke sürmüyor, ona daha heybetli bir hava katıyordu. Çıkık çenesi sanki kudretinin temsilcisiydi. Üst dudağını tamamen kaplayan bıyığı, ağzından dökülecek hükümlerin sanki en büyük işbirlikçisiydi. Geniş omuzlarına rağmen, kalınca bir boynu vardı ve kızıp köpürdüğünde şişen damarlarla daha da kalınlaşmaktaydı. Saç bukleleri omuzlarına dökülürken kıvırcık ama itaatkârdı. Adeta saçları bile bu adamın karşısında isyankâr olmaya cesaret edememişti.

Ahşap yatağın kenarında, hırslı adımlarla dolaşması aniden bitiverdi. Öfkeli bakışlarını kadına çevirdi. Kadın titredi. Bu bakışlar daha siz ağzınızı açamadan vereceğiniz yanıtı bilen birinin büyülü, tekinsiz bakışlarıydı sanki. Oysa kadın onu memnun edebilmek için bütün gece uğraşmıştı. Üstelik onun can yakan dokunuşlarına, adeta kemiklerini kırarcasına sarılmalarına, asi homurtularına sesini bile çıkarmadan, bedenini ona sunmaya devam etmişti. Aşkı içinde barındırmayan öpmelerle, aniden kasılan ve bir o kadar ani gevşeyen güçlü bedenin altında, sahte zevk iniltileriyle çırpınıp dur-muştu. Oysa ne çok isterdi aşkla kucaklanmayı, tutkuyla dudaklarının örtülmesini, yorgun bedeninin zevke teslim olmasını… Tek tesellisi, şatonun mutfak sorumlularından Antonia ile kilerde, karanlık ve rutubetli o kuytuda yaşadığı ateşli, hızlı sevişmelerdi. Birbirlerinin yüzünü bile doğru düzgün görmeden, avuçlanan kalçalar, öpülen dudaklar, sıkıca kavranan göğüsler ve kulağa fısıldanan güzel sözler…

(…)

*Bu okuma parçasının yayını için Kırmızı Kedi Yayınevi’ne teşekkür ederiz.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.