‘Direnişi yaşamsallaştırmak; hayatı direnmek olan LGBT’ler için çok doğal bir şey…’

 

Gazeteci ve LGBT aktivisti Yıldız Tar’ın ‘Yoldaş Ben İbneyim’ kitabı, sosyalist solun yasal parti oluşumları üzerinden, söyleşilerle sosyalistlerin LGBT duruşuna ve LGBT haklarına olan mesafesini sorguluyor:”Bir yandan da bir türlü giremiyorum konuya. ‘Bu arada Mehmed Tarhan eşcinsel’ diyemiyorum. Derken benim yerime başka bir yoldaş söz aldı ve havadaki gerilimi nihayete erdirdi: ‘Ya bu Mehmed Tarhan şu şey olan değil mi?’ O an kocaman bir ŞEY üzerime çullandı. Boğazımı sıktı. Yutkunamadım. Ertesi yıllarda partiyle ilişkim gerilese de devam etti. Ama hep bir şey kovaladı beni. Şeydim ben de. Bir nesne. Aradan yıllar geçti. Partiden ayrıldım. Açıldım. LGBT mücadelesine katıldım. HDK filan derken, özlemini duyduğum sosyalist mücadele saflarına basın yayın faaliyeti üzerinden geri döndüm. Ve o zaman, şey diyen yoldaşa diyemediklerimi şu an diyebiliyorum: Yoldaş, ben ibneyim.”

Kitabınızda, geçmişte yer aldığınız bir sosyalist partide eşcinsel kimliklerin yadırgandığını, kendi eğilimlerinizi paylaşma zemini bulamadığını anlatıyorsunuz. “Sosyalist mücadele saflarında” iken, bu sizi nasıl etkiledi?
O zamanlar lisedeydim ve cinsel kimliğimi herhangi birine açıklayabilmek benim için çok mümkün gözükmüyordu. Özgürlükçü olmasını beklediğim bir sosyalist partide de aynı baskıcı, otoriter ve ataerkil tutumlarla karşılaşmak benim için çok sarsıcıydı. Zaten ardından o partiden ayrıldım. Lisede bir sürü sıkıntıyla uğraşan, cinsel kimliğiyle özgürce yaşamayı bırakın, “Birileri duysa başıma neler gelir” diye her gece korku ve endişeyle kâbuslar gören birisi; inandığı, güvendiği ve eşit bir özne olarak parçası olduğunu düşündüğü bir yerde aslında eşit görülmeyi bırakın “sapkın” olarak görülünce hayat daha da çekilmez oluyor.

Kitabı yazma fikrinin Gezi direnişi sırasında ortaya çıktığını söylemişsiniz. Neredeyse LGBT hareketinin sol unsurlarla tarih boyu kuramadığı bağları kurduğu bir ortamda… Neler söyleyebilirsiniz? Gezi direnişinde eleştirdiğiniz tutumlarla mı karşılaştınız?
Gezi direnişi aslında hepimiz için yenilenme, umutla dolma ve kesişen yolların kavşaklarında oturup bir tür hemhal olma anıydı bana kalırsa. Ve bu direniş sırasında sol, sosyalist kuvvetler o zamana kadar görmedikleri, siyasal özne olarak dikkate almadıkları özneleri görmek, tanımak zorunda kaldı. Bunların başında da LGBT’ler geliyor. Direniş sırasında eleştirdiğim tutumlarla karşılaşmadım ancak ilk kez bu kadar kitlesel olarak bir araya gelen iki hareket arasındaki ilişki benim gibi ikisinin kesiştiği yerde duran, durmaya çalışan birisi için çok önemliydi.

Sonuçta bir şekilde sosyalist hareketler içerisinde her zaman LGBT’ler vardı. Çoğu zaman cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleriyle açık bir şekilde var olamadıkları için oralardan kopmak durumunda kaldılar. Yine son zamanlarda açık kimliği ile sosyalist hareketlerde yer alan aktivistlere de rastlıyoruz. Ama bütün bunlar çok tekil örnekler olarak önümüzdeydi. Yani çoğu zaman birçok sosyalistin tanıdığı tek ibne ben oluyordum. Ve Gezi’de “Tatlım, bak ben tek değilmişim. Benden çok var” diye içten içe kahkahalar attım.

Bu kitabı yazmaya koyulurken sosyalist hareketin eşcinselliğe bakışıyla ilgili nasıl bir izlenime sahiptiniz? Görüşmelerde bu izlenim doğrulandı mı?
İzlenimden öte aslında HDK’nin kuruluş sürecinden hatta daha öncesindeki emek ve demokrasi blokundan beri hareketin içinde yer alan sosyalist, bir LGBT aktivisti olarak gördüğüm genel yaklaşım, “Tabi LGBT meselesi önemli ama…” şeklindeydi. Söyleşilerde de bu doğrulandı. Konuştuğum yapılarda genel olarak bir önemseme ancak ne yapacağını bilememe durumu söz konusu.

yildiz_tar_1 yildiz_tar_2

Konuşmacılarınız, yasal partilerin başkanları ya da temsilcileri… Kitabınızda yer verdiğiniz kişilerin Türkiye’nin sosyalist hareketinin toplu bir resmini verdiğini düşünüyor musunuz?
Düşünmüyorum. Hem sayı itibariyle çok yetersiz hem de kapsayıcılık itibariyle… Örneğin Maocu gelenekten gelen yapılar yok. Keza sizin de dediğiniz gibi maalesef “yasal” partilerle görüşmek durumunda kaldım. Resmin çok önemli bir parçası olan silahlı devrimci mücadele yürüten yapılarla teknik imkânsızlıklardan ötürü söyleşiler yapamadım. Türkiye devrimci hareket çok daha geniş. Farklı çevreleri görmek gerekiyor. Diğer yapıların da görüşlerini alıp yeni bir dizi olarak devam ettirmeyi düşünüyorum.

İkincisi Kürt özgürlük hareketini bilinçli olarak söyleşi dizisinin dışında tuttum. Kitapta da biraz açıklamaya çalıştım, Kürt özgürlük hareketi, sosyalist hareketlerden çok önce kamusal alanda sözünü söyledi, 2008 yılında. Ben biraz daha kamusal alanda söz söylemeyen yapıları konuşturmak üzerinden bir strateji izlemiştim. Kürt hareketinin bileşeni olarak BDP’nin görüşünü biliyoruz ama KCK’nin, Kandil’in, Abdullah Öcalan’ın görüşünü merak ediyorum. Kürt özgürlük hareketiyle merkezi düzeyde değil yerel düzeyde çalışma yapmak gibi bir hedefim de var.

Size göre sosyalist bir parti, nasıl LGBT dostu bir parti olur? Bir partinin eşcinsel toplumunu kapsayabilmesi ve bu konuda evrensel ölçütlerde bir duruş sergileyebilmesi için –tüzüğünde ve pratiğinde- neler yapmış olması gerekir?
Tüzük ve programda LGBT mücadelesine ilişkin net yaklaşımın tanımlı olması gerekir. Keza LGBT alanının diğer mücadele alanları ile ilişkisi konusunun da netleşmesi önemli.

Pratikte ise ilk yapılması gereken kibri bir kenara bırakıp, yüzleşmek. Kendi homofobi ve transfobileri ile yüzleşip bir tür “günah çıkartma” da diyebileceğimiz bir sürece girmek gerekiyor. Birden “Ben homofobiyi aştım” demekle olmaz. Ortada yıllarca sosyalist yapılarda ezilen, hor görülen, sessizleştirilerek asimile edilen LGBT’ler gerçekliği var. Hesap vermeden temiz bir sayfa açılamaz.

Bu hesap verme de merkezi düzeyde bir açıklama ile olmaz. Her çalışma alanında LGBT meselesi temel gündemlerden biri haline gelmeli, ‘eğitim çalışması’ olarak formülize edilen tartışma toplantılarının gündeminde yer almalı. Şunu çok istiyorum; kamusal bir toplantıda artık LGBT aktivistleri çıkıp, homofobi ve transfobiden bahsetmeyelim. Bizden önce birileri çıkıp bu gündemde konuşmuş, somut önerilerde bulunmuş ve hatta herkesin içerisinde geçmişindeki ya da bugünündeki homofobik ve transfobik yaklaşımlarını kendisi ifşa etmiş olsun… Çok mu şey istiyorum?

Eşcinselliğe karşı bir önyargısı olmayan, hatta LGBT dostu olan sosyalistler için bile bu konu tartışmalı olagelmiştir. “Bir sosyalist için, eşcinsel kimlik öncelikli değildir.” düşüncesi çok baskındır… Kimlikler için bir hiyerarşi gözetilebilir mi?
Kimlikler ve mücadele alanları arasında bir hiyerarşi ve öncelik sırası gözetmek sosyalist mücadele dediğin mücadeleye esastan bir karşı duruştur. Bir yandan bir ezilme biçimini dışlayacaksın, öte yandan “Ben sosyalistim” diyeceksin. Tam anlamıyla bir oksimoron. Her gün LGBT’lerin katledildiği bir ortamda sosyalist olarak önceliğin değilse bu mesele, üzgünüm tatlım, tarihin çöp kutusu seni bekliyor…

Yine bu düşünceye eşlik eden diğer düşünce ise “Toplum buna hazır değil” meselesi… Birkaç yerden bakabiliriz belki bu meseleye. Birincisi toplum dediğin LGBT’leri kapsamıyor mu? Biz toplum değil miyiz, LGBT’ler uzaydan mı geldi, aydan buraya gönderilmiş uzaylı ajanlar mı? Senin kasabın da açılamamış bir eşcinsel olabilir. Öğretmen de olabilir, doktor da olabilir. Toplumda açılamayan, cinsel kimliğini özgürce yaşayamayan bireyler var.

“Toplum hazır değil” argümanı, hadi doğru olduğunu kabul edelim, toplum sosyalist bir düzene de hazır değil. Toplum bir şekilde demokrasiye de hazır olmayabilir ya da senin savunduğun eşitlik, özgürlük, adalet gibi kavramlara da hazır olmayabilir. Ama inandığın doğruları daha yüksek sesle söyleyerek, kendini anlatarak ve etkileşimle birlikte kendini de değiştirip dönüştürerek dinamik bir süreç içerisinde mücadele veriyorsun. Peki niçin LGBT için mücadele vermiyorsun, ki ben bu argümanın doğru olmadığının kanıtlandığını düşünüyorum. LGBT Blok Haziran ayaklanmasının en temel öznelerinden birisiydi. Birçok insan LGBT hakikati ile karşılaştı, doğrudan örgütlerle ilişkiye geçti ve homofobi ve transfobi onların da gündemine girmeye başladı. Homofobi- transfobinin tamamen yok olduğunu söyleyemeyiz tabi ki bir ayaklanmayla ama bu gündeme alma hali aslında toplumun birçok şeye hazır olduğunu gösteriyor. Kendi hazır olmadığımız şeyleri toplum hazır değil diye piyasaya sürmek, mücadelenin önünü tıkamak anlamına geliyor.

LGBT bireyi bir sosyalist için, “sosyalist mücadele saflarında” eşcinsel kimliğini yaşayabilmek, politik bir eşcinsel duruş sergileyebilmek neden önemlidir size göre? Kişisel bir özgürleşme mi, yoksa mücadele deneyimini bu anlamda dönüştürme misyonu mu?
İkisi birden ve belki ikisi de değil. Mücadele alanını değiştirip dönüştürmesi bir sonucu oluyor. Ama mesele özgür ve eşit özneler olarak mücadelenin parçası olabilmek. Açılma noktasında kimseye reçete sunmak ya da açılmaya önem atfetmek doğru değil bence. Ki zaten LGBT mücadelesi vermek için LGBT olmak gerekmiyor.

yildiz_tar_3 yildiz_tar_5

Kitabınızdaki, hemen hemen tüm konuşmacılar, eşcinsel toplumuna yönelik özel bir çalışma yapmadıklarını, bunu doğru bulmadıklarını, LGBT hareketinin mücadelesine eklemlenip katkı sunduklarını söylüyorlar. Bu sizce doğru bir politik çizgi mi?
Benim pek katılmadığım bir düşünce tarzı. Bu tarz bir yaklaşım kendi içindeki homofobi ve transfobinin üstünü örtebiliyor. Aynı şekilde LGBT dememeye de yol açıyor. Yani bugün bir sosyalist parti alanlarda LGBT dahi diyemiyorsa sıkıntı vardır. Ha burada demeye çalıştığım sosyalistlerin bir öz örgütlülük olan LGBT mücadelesi yerine geçmeye çalışması, orayı hegemonyası altına almaya çalışması değil. Sosyalist bir perspektifle LGBT mücadelesi veren komisyonlar, meclisler vs. olmadıkça, Onur Yürüyüşü’ne katılmakla sınırlı bir durum açığa çıkıyor.

LGBT hareketi her ne kadar kitleselleşen bir hareket olsa da biz mekânsal olarak biraz şehir merkezlerine sıkışmış durumdayız. Ve oranın ötesine geçmek için bir adım atıyoruz ama engellerle karşılaşıyoruz. Bu noktada benim için bir sosyalist yapı ne yapabilir, ne yapmalıdır sorusunun cevabı çok berrak. Sosyalist yapılar çoğunlukla emekçi semtlerde örgütlü. Orada yaşayan LGBT’lere ulaşabilir, LGBT’lerin sorunları ile ilgili politika üretebilir ve böylece emekçi semtleri de LGBT mücadelesine katabilir.

Şöyle bir algı var. LGBT’ler sadece Beyoğlu’nda varmış gibi. Oysaki Türkiye ve Kürdistan’ın her yerinde LGBT’ler var ancak çoğu zaman görünür olamıyorlar ve bunun sebebi de homofobik ve transfobik kültür. Ben hızlıca sonuç alabileceğine inanıyorum. Bir sosyalist örgütün emekçi bir semtte halkla homofobi transfobiyi tartışmaya başlamasının oradaki LGBT’ler için çok özgürleştirici alanlar açabileceğini düşünüyorum ve bu yolla oradan bağımsız özerk LGBT örgütlenmeleri de çıkacaktır. Bu hem LGBT mücadelesi için hem sosyalist mücadele için büyük bir artı.

Bunun en basit örneğini Amed’de gördük. Herkesin kafasında Amed’te LGBT örgütü olmaz fikri vardı, ama Keskesor iki yıldır sokaklara çıkıyor ve belli bir kitleye ulaştı. Sadece salon aktivizmi üzerinden etkinlik üreten bir yer değil, belli bir bilinirliği var. Mesela biz HDK LGBT Komisyonu olarak Mersin’de bir panel yapmıştık. Ben o kadar kalabalık beklemiyordum, 700-800 kişi vardı. Panel çıkışı 15-20 kişi gelip oturup sohbet edelim dedi, o sohbetin ardından Mersin Yedirenk LGBT örgütü kuruldu. Gezi direnişinin ardından birçok yerde LGBT örgütü kuruldu. Çok küçük adım gibi gözüken paneller, söyleşiler bile LGBT hareketine ivme kazandırabiliyor.

LGBT hareketinin partilerde LGBT kotası olması gerektiği gibi bir anlayışı var mı?
Böyle bir ortak görüş yok. Ben de kendi adıma kotalara biraz mesafeliyim. Kotalar olmalı. Ama meseleyi eşit temsile indirgemek, mücadeleyi toplumsal alandan soyutlamak anlamına gelebiliyor. “Kotamız var, hatta bakın LGBT yöneticimiz bile var” demekle iş bitmiyor maalesef.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi Genel Başkanı Figen Yüksekdağ; “Devrimci bilinç yenilenmesi sorunudur homofobi ve transfobi sorunu bizim bakımımızdan.” diyor. “Homofobik birinin devrimciliği sorgulanır.” iddialı bir ifade. LGBT duruşu ile ilişkisini sosyalistlerin kimliği için bir turnusol kağıdı olarak görmek bana göre oldukça ileri bir adım. Ne düşünüyorsunuz?
Bence ileri filan değil, çoktan olması gereken bir durum. Homofobik ve transfobik olup aynı zamanda eşitlik ve özgürlüğü savunmak mümkün müdür? Devrimcilik bütün kapitalist toplumsal ilişkileri değiştirip yeni ve adil bir dünyayı kurma düşüyse eğer, bu düşte kapitalizmin heteroseksizm ile ilişkisini görmeden; kapitalist gayri maddi yeniden üretim ilişkilerinin temel yapıtaşlarından olan aile ve üremeye dönük cinsel ilişkiyi sorunsallaştırmadan devrimci olunmaz.

Mesele özgürlükler meselesi olduğu kadar, kapitalizmi yıkmak aynı zamanda. LGBT meselesini kapitalist düzenden ayrı düşünmek mümkün değil. LGBT’lere dönük imha, inkar ve asimilasyon politikaları ailenin kutsanması, fabrikaya işçi savaşa asker yetiştirmek için cinselliğin üremeye indirgenmesi ile çok yakından ilişkili.

yildiz_tar_8 yildiz_tar_6

Kitabınızdaki genel hava, sosyalist önderliklerin LGBT mücadelesine, en iyi ihtimalle insan hakları ihlallerine karşı olmak noktasında ilgi duyduklarını ortaya koyuyor. Sosyalist örgütler LGBT hareketi için, ortak hedefler ve kazanımlar noktasında hala sorunlu bir yol arkadaşı diyebilir miyiz?
Sorunlu ama umut vaat ediyor diyebiliriz. Şaka bir yana artık şu çok yetersiz bir yaklaşım; “LGBT’lerin de hakları var, LGBT’lerin hakları insan haklarıdır.” Bu zaten olması gerekiyor, yoksa zaten hiç oturup konuşmayalım. Aynı masada oturma zemini yoktur. Benim beklentim; devrimi hedefleyen sosyalist partiler açısından devrim stratejisi içerisinde LGBT’ler nerede yer alıyor? LGBT mücadelesi ile sosyalist komünist mücadelenin ortaklaştığı alanlar var. LGBT hakikatini sen kendi devrimci mücadelene nasıl katacaksın?

İnsan hakları demek zaten olması gereken, Onur Yürüyüşü’ne katılmak zaten olması gereken bir şey. Bir LGBT öldürüldüğü zaman zaten sesini çıkartman gerekiyor. Ama bunlar yeterli değil. Nasıl ki daha başka toplumsal alanlara ilişkin, mesela emekçilerin sorunlarına ilişkin bir külliyatın varsa çok benzer bir şekilde LGBT mücadelesini ayrı bir alan olarak ele alıp bir fikrin olması gerekiyor. Sadece destekçiyim demekle olmaz.

Bianet.org ‘ta Elif Akgül ile yaptığınız söyleşide şöyle diyorsunuz; “(…) direnişte çArşı’dan birisi “ibne”yi küfür olarak kullandığında birileri gelip “Burada ibnelerle birlikte mücadele ediyorsun” diye uyarıyor, o kişi de özür dileyerek kabul ediyordu. Ama sosyalist yapılar hala “Toplum buna hazır mı” diye soruyor.” Sokakta ve eylemde aşılmış bir durumu sosyalistlerin tedirginlikle karşılamasını nasıl yorumluyorsunuz?
İç acıtıcı bir durum. Yine böyle düşünen sosyalist yapıların toplumculuk adı altında, dar grupçu, kendinden menkul ve bireyci bir siyaset yaptıklarını da gösteriyor. Toplum toplum dediğin şeyle sen ne kadar ilişkilisin? Bu aynen işçi sınıfı tahlillerine de benziyor. İşçi denildiğinde hala aklına fabrikadaki kaslı adam imajı gelen bir sosyalist yapıdan toplumu anlaması nasıl beklenebilir ki? Gezi’de beyaz yakalı, esnek ve güvencesiz çalışan plaza işçilerinin işçi sınıfının çok temel bileşenlerinden biri olduğunu gördük. Neo-liberal kapitalizmle birlikte artık devrim fabrikalardan olduğu kadar plazalardan da başlayacak. Bunu göremeyen bir zihniyet, LGBT’leri de toplum dışı saymaya devam edebilir. Dediğim gibi tarihin çöp tenekesi az ilerimizde duruyor…

Türkiye Solunun, LGBT özgürlükleriyle ilgili tedirgin edici bir bagajı var. Siz söyleşilerinizi yaparken, solun geçmişteki hatalı yaklaşımları hakkında neler gündeminizdeydi?
Esas olarak Ülker Sokak vardı aklımda. 90′larda translar işkenceden geçirilir, bütün toplum eliyle saldırıya uğrarken sosyalistlerin sessiz kalışıydı içimdeki yara. Şehrin göbeğinde ülkücü, devlet ve toplum eliyle bir katliam yaşanırken muhtemelen iki sokak ötede oturan sosyalistler ne yapıyordu? “Fuhuş ve toplumsal yozlaşma” diye diye katliama göz yumuluyordu… Daha başka bir sürü mesele var. Hasta Tutsaklar Platformu gibi. Ama benim için esas turnusol Ülker Sokak’tı. Ülker’den bu yana neler değişti kısmına, hiç Ülker’i sormadan bakmaya çalıştım.

Gezi Direnişi, bütün kesimler için sürprizler doğurdu. Sergilenen dil ve mücadele üslubu, Türkiye sokakları için yeni olan bir ‘şey’i ortaya koyuyordu. Herkesin ezberi bozuldu. Ama bence, LGBT hareketi bu yeni eylem dilini telaffuz etmekte hiç zorlanmadı, ilk günden itibaren doğal bir ‘ağızbirliği’ oluştu. Neler söyleyebilirsiniz?
İlk günden itibaren değil, çok daha öncesinden beri bu eylem dili LGBT hareketinin diliydi zaten. Çıktığı günden beri ibne diye küfür olarak kullanılan bir kelimeyi sahiplenen bir hareketin, çapulcu kelimesini sahiplenmesi çok doğal örneğin. Keza, 1980′lerde işkenceden geçirildikten sonra gullüm atan translardan bahsediyoruz. (Gullüm trans argosu olan Lubunca’da eğlence, şenlik demek) Yani bir düşünün ki içinde kediler olan bir çuvala konulup öldüresiye dayak yiyorsunuz. Ama hemen ardından diğer translarla birlikte kahkahalar atarak bu deneyimi def ediyorsunuz. Direnişi yaşamsallaştırmak; hayatı direnmek olan LGBT’ler için çok da doğal bir şeydi. Hatta ben Gezi sonrası biraz düşünene kadar fark etmedim bile o yeni dili. Çünkü o dil Onur Yürüyüşlerinin diliydi yıllardır zaten. Çok iddialı bir laf olacak belki ama taraftar grupları, LGBT’ler ve plaza işçileri el ele hep beraber devrime!

LGBT hareketi, Gezi’de, taleplerini toplumun talebi haline dönüştürme noktasında bir fırsat yakaladı. Bu sürdürülebilir hale gelir mi? Gezi direnişi size göre LGBT hareketine ne kattı?
LGBT hareketi görünürlük siyaseti yapıyordu ve bu eşik Gezi’de aşıldı. Bundan sonra daha meşakkatli bir iş bekliyor bizi. Artık sadece “Varız” demek yetmez. Bundan sonra her alanda bir mücadele ve temel olarak örgütlenmenin hız kazanması gereken bir dönem olacak. Onur Yürüyüşü’ndeki 50 bin kişiyle LGBT örgütleri ne kadar ilişkili? Gezi’deki yan yana gelişler devam edecek mi? Önümüzdeki süreçte çokça saldırıyı göğüslemek zorunda kalacağız öte yandan. ‘Bu daha başlangıç’ sloganı en çok LGBT hareketine uyuyor belki de. Başladı ömrümüzde yeni bir fasıl, artık yeni şeyler söylemek lazım cancağızım…

yildiz_tar_9 yildiz_tar_10

Yoldaş Ben İbneyim / Yazar: Yıldız Tar / Ceylan Yayınları / Araştırma – İnceleme / Kapak Tasarımı – Teknik Düzenleme: Ulaş Kantemir / Yayına Hazırlayan: Ceren Gülbudak / Ekim 2013 / 104 Sayfa

Yıldız Tar; Ailesinin ve toplumun ona verdiği isim ve cinsiyeti reddettiğini ilan ettiği 2010 senesinde Boğaziçi Üniversitesi’nde doğmuştur. Bir yandan Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde ‘öğrencilik taklidi’ yaparken öte yandan Lambdaistanbul LGBT Derneği’nde aktivisttir. Bir süre Merkez Yürütme Kurulu üyesi olduğu HDK bünyesinde çalışmalar yürütmekte, aynı zamanda da Etkin Haber Ajansı (ETHA) bünyesinde ‘gastecilik’ yapmaktadır. Özgür Radyo’da “Gökkuşağı Sohbetleri” isimli bir LGBT tartışma programının da sunuculuğunu üstlenen Tar’ın yazı ve haberleri ETHA’nın yanısıra, Kaos GL dergi ve portalı, Atılım gazetesi ve bianet’te yayınlanmaktadır. Biyografi yazmaktan nefret eden Tar, kendisini cinsiyetsizliğin o güzel sularında akıntıda dans eden bir cisim olarak tanımlamakta; şahsına dönük erkek ya da kadın gibi tabirlere karşı ziyadesiyle şirret olabilmektedir.(Yazarın kendi ifadesi.)

1 Yorum

  1. Stephan maolynn

    Cok guzel dokunakli dusundurucu ve dersler cikarilmasi ve sorumluluk ve tarihsel yukumluluklerimizi yeniden analiz etmemiz gerekiyor devrimciler olarak ben kendi payima bir tikko cu olarak butun benligimle sizleri ve mucadelenizi destekliyorum bizler her turlu esitsizlige baski somuru ve zulme otekilestirilmeye nasil karsiysak lgbti lerin de yanindayiz yalniz degilsiniz bu kavga hepimizin butun ezilenlerin horlananlarin hakir gorulenlerin farkli kimliklerinden inanclarindan kulturlerinden cinsel tercihlerinden dolayi otekilestirilenlerin ortak kavgasidir (…)

    Cevapla

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.