“Karl Marx, Almanya’nın Trier şehrinde değil de Türkiye’nin Trabzon şehrinde doğsaydı neler olurdu?”

 

Das Kapital’in Laz Kapital’e dönüşme hikâyesini anlatır mısınız?
Kitabın ismi, Das Kapital ile Laz Kapital arasındaki bir ses uyumu aslında. “Karl Marx, Almanya’nın Trier şehrinde değil de Türkiye’nin Trabzon şehrinde doğsaydı neler olurdu?” Kitabın en kısa anlatımı budur.

Neler olurdu?
Oligarşiyi İstanbul takımları üzerinden, diyalektiği “takadan titaniğe” mantığıyla, artıdeğeri hamsiyle, “devletin, ailenin ve özel mülkiyetin kökenleri”ne, Fadime’nin ve hamsinin kökenlerini de ekleyerek açıklardı.

Trabzon’da Laz yok ancak Laz Marks’ın maceraları orada geçiyor… Trabzonlular bu algıdan rahatsız olmadı mı?
Karadeniz’i bilmeyen ortalama bir vatandaş, Samsun’dan itibaren Hopa’ya kadar Lazların yaşadığını düşünmektedir. Oysa Lazların yaşam alanları, Rize Pazar’dan itibaren başlar. Yani Lazların yaşamadığı Trabzon’da, Trabzonlu Temel’in yaşadıklarının Laz fıkraları diye lanse edilmesinden ne Trabzonlu ne de Rizeli rahatsız oluyor. Sümela’nın Şifresi ve Moskova’nın Şifresi filmlerinin çekimleri sırasında gördüm ki, Trabzon’da hiç kimsenin bu algıdan bir rahatsızlığı yok. “O sizin algınız, bozmayalım. Lazlar da kardeşimiz.” diyorlar. Ortalama bir Trabzonlu’nun “burada Laz yok” deme hakkı var ama bundan rahatsız olmadıkları için ben de genel algıyı bozmayarak, Laz Marks’ı Trabzon’daki Yalı Kıraathanesi’nde konuşlandırdım. Halkla iç içe, onların her türlü derdiyle direkt temas halinde bir halk kahramanına dönüştü Laz Marks.

Haldun Açıksözlü, Laz Marks’a sahnede hayat verdi. Laz Marks’ın sahneye taşınma süreci nasıl oldu?
Haldun kitabı okumuş ve Tuncay Akgün aracılığıyla bana ulaşmaya çalışmış. Tuncay, Leman dergisi yöneticisidir. Aynı zamanda oyundaki dev Yalı Kıraathanesi panosunu çizdi. Buluştuğumuzda, Laz Kapital’i okuyunca altın bulmuş gibi hissettim kendimi” dedi Haldun. Biraz konuştuktan sonra, “Evet, kitabımı ve Laz Marks Emice karakterimi teslim edebileceğim, güvenilir bir insan” diye düşündüm ama bir an durdum. Ben iyi bir Trabzonsporlu’yum. Laz Marks’ı da sahnede böyle hisseden biri oynayabilir. Hangi takım, diye sordum. “Önce Çarşı, sonra Beşiktaşlı’yım” dedi. “Çarşı başım gözüm üstüne ama seni üç artı bir opsiyonlu Trabzonsporlu yapacağız. Yoksa olmaz” dedim.

YILMAZ.OKUMUŞ1 YILMAZ.OKUMUŞ2

Eyvah! Ne oldu peki, Trabzonsporlu oldu mu?
Oldu ama üç yıl geçti, anlaşma bitmek üzere, yenilememiz lazım. Bu arada Haldun’un dünyalar tatlısı kızı Arev’i de gönülden Trabzonsporlu yaptım. Birisi sorduğunda, “Eski Trabzonspor’u tutuyoruz” diyormuş. Trabzonspor’un bütün futbolcularının Trabzonlu ve Karadenizli olduğu 78 ruhunu kastederek.

Peki, sizin Trabzonsporlu olma hikâyeniz nasıl? Rizeliler kızmadı mı size?
7 yaşında babası tarafından Galatasaraylı yapılan bir çocuğun, 14 yaşında babası da dahil olmak üzere bütün sülalesini Trabzonsporlu yapma sürecidir benimki. Rize’de öyle yoğun bir Fenerbahçelilik hali var ki, sanki Fenerbahçe Rize’de kuruldu da sonra Dereağzı’na taşıdılar kulübü. Rize’deki bu ezici üç büyük takım taraftarlığına rağmen Trabzonsporlu oluşumu şöyle açıklıyorum: Mardinli de olsaydım Edirneli de Adanalı da, yine Trabzonspor’a kayıtsız kalamazdım. Roma ordularına karşı Galya köyü direnişini gösteren bu takıma mutlaka sempati duyardım. Tabii ki 1976-1985 sürecinden bahsediyorum. O tamamen yerlinin yerlisi kadroyu Sierra Maestra’ya çıkan sakallı gruba benzetiyorum.

Şike konusunda ne düşünüyorsunuz?
Şikeyi sadece 3 Temmuz’la kısıtlı bir süreç olarak görmüyorum. 1940’lara kadar giden bir geçmişi olduğunu düşünüyorum. Milliyet gazetesi arşivini internet ortamına taşıdı, merak eden “İstanbul ve şike” diye yazsın, çıkan sonuçları görsün. Defalarca puanları silinmiş, mahalli ve alt lige düşürülmüş İstanbul takımlarını göreceksiniz.

Trabzonspor’u anlatan bir film yapacak mısınız?
1910 yılında bile mahalli bir ligin bulunduğu, futbolun oynandığı Trabzon’da, Trabzonspor’un 1967’de kurulmasını çok geç ve enteresan bulurdum. Öğrendim ki bizim klasik inatçılığımız yüzünden 40 yıl bir gecikme olmuş. Şehirdeki İdman Ocağı, Necm-i Ati, İdman Gücü vs. gibi takımların Trabzonspor’u kurmak için her bir araya gelme denemesi kavgayla, tabancayla kesilmiş. “Yeni kurulacak takımın rengi bizım takımun rengi olacak. Hayir efendum, asil bizumkisi olacak. La bi git işıne, koymayim kafana bi odun!” diye dalaşıp durdukları için en sonunda devrin iktidarı bastırmış ve 1967’de jandarma gücüyle kurulmuş Trabzonspor. İleride mutlaka bu konuyla ilgileneceğim.

YILMAZ.OKUMUŞ4 YILMAZ.OKUMUŞ3

Das Kapital anlaşılması zor ve iktisadi bir dille yazılmıştır. Karadeniz’in de kendine has bir karmaşası var. Das Kapital’i Laz Kapital’e dönüştürürken, nasıl bir yol izlediniz. Ve neden Karadenizli ve Laz olmasını tercih ettiniz?
Ben Karadenizli’yim. Das Kapital biraz da benim ihtiyacımı karşılıyor. 80’li yılların başı, üniversiteye yeni başlamışım ve harıl harıl Marx okuyorum. Das Kapital bu yolculukta son duraktır, direk girerseniz duvara çarparsınız. Çok kolay değildir yani sindirilmesi. Das Kapital’i 20 sayfa okuyup bir şey anlamadığımı hatırlıyorum. Her satırda yepyeni kelimelerle karşılaşıyorum ve anlamak için ansiklopedilere bakıyorum. Sonunda bir şekilde okudum. Aklımda bir şeyler kaldı ama Gırgır döneminden arkadaşlarıma sorduğumda onlar da aynı süreci yaşadıklarını söylediler. Eskilerden bir abimizin “zıtların birliği”ni anlatırken verdiği örnekle tam olarak kavramıştım konuyu. Spermlerin yumurtaya doğru hücum edişini ve yumurtaya ilk varan spermin orada yeni bir hayatı, canlılığı başlattığını, ama aynı zamanda bir ölümlünün de temelini attığını; bunun yaşam ve ölüm gibi iki zıt kutbun iç içeliği demek olduğunu beynime nakşetmiştim. Yani hayattan örneklerle anlatılınca anlıyordum. Benim gibi epey sayıda genç olabilirdi. Sonuçta mizahçıyız, Karadenizli’yiz. Aklımın bir kenarında hep Marksizm’in ana konularını böyle popüler örneklerle yeniden yazma fikri vardı. 2005 yılında Küstah mizah dergisinde yazmaya başladım.

İnsanlar nasıl tepkiler verdiler, nasıl karşıladılar Laz Marks’ı?
Küstah, YeniHarman, BirGün, sol.org, Red gibi dergi, gazete ve internet sitelerinde hep iyi tepkiler aldım. Laz Marks oyunlarından birinden çıkarken yanımızdan geçen bir çiftin konuşmasına şahit olduk. Kadın yanındaki adama “Yıllardır bana anlatırsın artıdeğer, emek, meta şu bu diye. Ama bir türlü tam olarak kavrayamazdım. Adam Trabzonspor, hamsi, Fadime, muhlamayla anlattı, çok da güzel aklımda kaldı” diyordu. Bu çok hoşumuza gitmişti, doğru yoldaydık. Geniş kitlelerin anlamakta zorlanacağı konuları popüler kültürden faydalanarak anlaşılır hale getirmeyi başardık. Karşıt düşünceli insanlar da sevdiler. Bir imza gününde bir vatandaşımız yaklaştı, kulağıma eğildi, bizim oralı olduğu belliydi. “Ha bu Marks’un orijinalini pek sevmem ama bu Laz Marks’i sevdum” dedi.

Sıradan halkın harcı olmayan, iktisatçıların bile sıkılabileceği ağır bir kitaptan, tüm halkın ilgisini çeken bir kitap yazdınız. Kitaplarınıza gösterilen ilgi sizi nasıl etkiledi?
Kitap sonrası süreç beni de etkiledi ve değiştirdi. Karikatür çizmek ve senaryo yazmak çok bireysel süreçlerdir. Üretim anında geniş kitlelerle temas halinde olmuyorsun. Neyi başardın derseniz; kişisel olarak direkt temas kuramadığım, belki önyargıyla yaklaşan milliyetçi ya da dini hassasiyetleri gelişmiş pek çok insana Laz Marks Emice vasıtasıyla ulaştık. Sonuçta şunu fark ettim, 60’lı, 70’li yıllarda ağabeylerimizin ulaştığı bu insanlar artık Amerikancı sağ partilerin arka bahçesi olmuş durumda. Şöyle bir yol ayrımı var; ya “İki paket makarnaya gidip bu gerici, kendini ezen partilere oy veriyorlar” deyip sırtını dönmek ya da bir şekilde yine ulaşmaya çalışmak. Lenin’in dediği gibi, onlarca, yüzlerce kez bıkmadan usanmadan ulaşmaya, anlatmaya çalışmak.

Kitaplarınız abinizin yayınevinden çıkıyor… Abi-kardeş nasıl bir ilişkiniz var?
Yayınevinin adını ararken aklıma, oksijen elementinin simgesinden yola çıkarak O2 geldi. İki “Okumuş” soyadlı kişinin yayınevi de O2 olur herhalde. Yayınevini kurma nedenimiz olan benim kitaplarımdı ve Laz Kapital’in birincisi 6. baskıyı, ikincisi de 2. baskısını yaptı. Şimdilerde Sümela’nın Şifresi, Moskova’nın Şifresi ve Barcelona’nın Şifresi filmleri yüzünden yayıneviyle ilgilenemiyorum, tamamen Rıfkı Ağabey’imde kontrol.

YILMAZ.OKUMUŞ5 YILMAZ.OKUMUŞ6

Laz Kapital kitaplarınız çok sevildi, Haldun Açıksözlü’nün yorumuyla sahnede de aynı ilgiyi yakaladı. Artık sıra sinema filminde, ne dersiniz?
Sümela’nın Şifresi’nden aldığımız cesaretle, “bizde hikâye çok” dedik ve Moskova’nın Şifresi Temel’i çektik. Sırada Barcelona’nın Şifresi Temel var. Şanslı bir mizah yazarı ve senaristim. Çünkü hep iyi ekiplerle çalışıyorum. Bu nedenle Laz Marks’ta da iyi bir ekiple bir sürpriz yapabiliriz. Demleniyor şimdilik, demlenmesi iyidir… Barcelona’nın Şifresi Temel bitince olabilir.

Peki oyunun çok yerde yasaklamalarla karşılaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İleri demokrasiden kaynaklanıyor.

Karadeniz’in güzelliği kendisiyle barışık olması değil mi?
Aziz Nesin’in Benim Delilerim kitabının önsözünde Bergson’un bir sözü yazılıydı. Diyor ki: “Bilgeliğin üst sınırı kendinle dalga geçebilmektir.” “Bizim bilgelerimiz de Karadenizlilerdir” diyor. Çünkü bir toplumda, bir cemiyette fıkrayı ilk olarak Karadenizli’nin kendisi anlatır. Şunu düşünmez, “Ya benle dalga geçerlerse, ya prestij yitirirsem? Ya daha sonra bu anlattığım benim aleyhime kullanılırsa?” Böyle bir derdimiz yok yani. Başından geçen, kendisini madara duruma sokan her şeyi patır patır anlatır bizim Karadenizli. Nasıl bir özgüvense artık!

Sümela’nın Şifresi Temel’le oldukça ses getirdiniz; tartışmalar yarattı film ama oldukça fazla kişiye ulaştı. Devam filmi Moskova’nın Şifresi de aynı başarıyı yakalayacak mı?
İlk üç gün 185.000 seyirci izlemiş. Bu da 2 milyon üzeri bir gişeye denk düşüyormuş. Yani ikinci film de seyirciye ulaştı, başarılı oldu.

Sümela’nın Şifresi, Moskova’nın Şifresi… Peki, üçüncü film hangi şifreyi çözecek?
Bizim Temel ve Turgay, Barcelona’ya, Xavi’yi kaçırmaya gidecekler. Ama çok önemli bir gerçeğin farkına varacaklar.

YILMAZ.OKUMUŞ8 YILMAZ.OKUMUŞ7

Gırgır süreci, Yasemince, Laz Kapital, sinema filmleri… Peki, siz en çok ne yazmayı seviyorsunuz?
Evlatlarını ayıramayan bir anne refleksiyle hepsini sevdiğimi söyleyeyim ama hiçbir baskıyı dinlemediğimiz mizah dergisi pratiğimizi çok önemsediğimi belirteyim. Hâlâ, başta Uykusuz olmak üzere Leman, Penguen ve Gırgır mizah dergilerinin çok önemli bir işlev gördüğünü, hiç eğilip bükülmeden her hafta bu gerici politikalara karşı yazıp çizdiklerini görüyoruz. Markopaşa’yı hazırlayan Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Sabahattin Ali’den başlayarak büyük ustamız Oğuz Aral’a, oradan da şimdiki arkadaşlarımıza kadar bütün karikatüristleri, mizah yazarlarını sevgi ve saygıyla anıyorum.

Yılmaz Okumuş’tan yeni bir kitap var mı? Laz Kapital’in üçüncüsü gelecek mi?
Gelmezse eksik olur zaten. Orijinalinin üçleme olduğunu düşünürsek ben de Laz Kapital 3’ü yazacağım. Notlar hazır, bir yazmam kaldı. Ama neylersiniz ki bir yazar için çok tembelim. Barcelona’nın Şifresi Temel bitince girişeceğim…

Önümüzdeki sürece dair planlarınız neler?
“Durma, durdukça sıra sana gelecek” diyorum ve kâh Temel’le kâh Tursun’un İskelesi’yle kâh Hamsiye’yle kâh Laz Marks’la kâh yeni karakterlerle bildiğim bir şey varsa söylemeye çalışacağım.

Laz Kapital  1  – ‘asil şimdi başlayi’/ Yazar: Yılmaz Okumuş / Mizah / O2 Yayınevi / Genel Yayın Yönetmeni: M. Rıfkı Okumuş / Kapak Tasarımı: Ali Doğanlı / İlk Baskı 2006  / 168 Sayfa

Laz Kapital 2 – ‘bu maçi alacağuk; başka yoli yok’ / Mizah / O2 Yayınevi / Genel Yayın Yönetmeni: M. Rıfkı Okumuş / Kapak Tasarımı: Tanzer Ercanpolat / 1.Baskı Temmuz 2010  / 136 Sayfa

Yılmaz Okumuş: Haçan bu uşak 1962 yilinda Rize – Pazar’da doğdi. Ermeni, Laz, Rum, Gürci, Çerkez ve Kürtlerle birlukte büyudi. Daha 5 yaşinda, halklarun aslinda kardeş türkiler söyleduğuni anladi. Okumuş’a göre, sadece orkestra şefleri laleluk yapup bu cüzel koroyi bozmaktayidi. Kendisine, Kabataş Erçek Lisesi ve Marmara Universitesi Cüzel Sanatlar Fakültesi Girafik böluminde okuyayimiş süsi verup, uzun yillar Girgir, Firt ve Laklak mizah dergilerinde çalişti. Sirasiyla; Girgir, Firt, Laklak, Dolmuş, Avni, Digil, Firfir, Nankör, Hibir, Gol Şov,Küstah mizah dergileri, Günaydin, Milliyet ve Takvim gazeteleri ile yazili, İnce İnce Yasemunce, Kaygisuzlar, Basçül Ailesi, Tatli Kaçuklar, Anne Babamilan Evlensana, Bir Dilum Aşk vs. gibi dizilerun senaryolariyla cörsel basinda bulundi. Laz Kapital’i, Lazca’dan Karadenuz şivesine çevirurken hiç zorlanmadi. Çeviri konusinda kendisine güvenup, tercih ettiği için Laz Marks emiceye huzurlarınızda teşekkür etmektedur.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.