‘Bizi şişmanlatan strestir.’

 

Aldığımız kiloların nedenin yediklerimiz değil; stres nedeniyle bozulmuş olan duygusal sistemimiz olduğunu ifade eden ilginç bir kitapla karşı karşıyayız.Uzman Psikolog Zaza Yurtsever, ruh sağlığı olmadan bedensel sağlığın olmayacağı ilkesini benimseyen “Vata Stres Yönetimi”yle hem kilolardan hem de hastalıklardan kurtulabileceğimizi anlatıyor.

Toplum olarak neden şişmanlıyoruz? Disiplinsiz ya da iradesiz olduğumuz için mi kilo alıyoruz yoksa hayat şartları ve stres mi şişmanlamamıza neden oluyor?
Genelde insanlar bu konuda hep şişmanların disiplinsiz ve iradesiz olduğunu düşünür. Oysa konuyu yakından incelediğimizde söz konusu olan olgunun beynin metabolizması olduğunu görürüz. Eğer bir toplumda şişman insanların sayısı gittikçe artıyorsa, bu, yalnızca ve yalnızca insanların toplu bir şekilde kronik strese maruz kaldıklarını gösterir. Ama bunu Türkiye’ye sınırlamak doğru değil. Almanya ve Amerika’da da şişman insanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Bunu daha iyi anlamak için İngiliz bilim insanları Kate Pickett ve Richard Wilkinson’un ‘Eşitlik mutluluktur’ adlı kitabındaki araştırma sonuçlarına bakmakta fayda var. Yazarlara göre eşitsizlik, ekonomik ve sosyal temeli rekabet üzerine kurulu olan bütün toplumlarda ortaya çıkıyor. Araştırmalarında kişi başı milli gelir yerine, zengin-fakir arasındaki uçurumu dikkate alan bilim insanları, eşitsizliğin büyük olduğu ülkelerde, insanların birbirlerine güvenmediklerini, daha erken öldüklerini, daha kaygılı olduklarını, daha sık psikolojik rahatsızlıklara yakalandıklarını ve bu toplumlarda daha fazla şişman insan olduğunu ortaya çıkarıyor.

Beyin ne kadar çok stres yaşıyorsa beden o denli şişmanlıyor” diyorsunuz. Stresin bedenimiz, kilomuz üzerindeki etkisinden bahseder misiniz?
Kronik stres insanları stres sistemlerinin ayarlarına bağımlı olarak iki şekilde etkiliyor. A tipi insanlarda kronik stres kişilerin zayıflamasına yol açarken, B tipi insanlarda da şişmanlamaya yol açıyor. Yani A tipi insanlar kronik strese maruz kaldıklarında ‘yemekten içmekten’ kesilirken, B tipi insanlar çok daha fazla yemek yiyor. Bunun nedeniyse B tipi insanlarının stres sistemlerinin var olan strese adapte olması. Yani düşünün ki çok stresli bir işiniz var. Beyniniz bu stresle baş edebilmek için devamlı adrenalin ve kortizol hormonları üretiyor. Ama bir müddet sonra duruma adapte oluyor ve stres hormonu üretimini azaltıyor ya da tamamen devre dışı bırakıyor. Bu sizi strese karşı daha dayanıklı bir hale getiriyor ama stres sisteminin devre dışı kalmasından dolayı beyin, ihtiyaç duyduğu enerjiyi bedenin depolarından çekemiyor. Dolayısıyla siz bu enerjiyi dışarıdan almak zorunda kalıyorsunuz. Özetlersek: Kronik stres beynin stres sisteminin ayarlarını bozuyor diyebiliriz.

1a 1b

Stresin şişmanlığa neden olduğunu söylüyorsunuz. Peki, ama yediklerimizin kilomuz üzerinde hiç mi etkisi yok?
Tabii ki yediklerimiz de kilomuz üzerinde etkisi var. Yeme endüstrisi yalnızca Amerika’da yılda 20 milyar dolar reklama yatırıyor. Porsiyonlar her geçen gün daha da büyüyor ve insanlar gittikleri her yerde bir yiyecek bombardımanına maruz kalıyor. Ama yine de son tahlilde belirleyici olan stres sisteminizin ayarları oluyor.

Peki, iş hayatında, özel hayatında sürekli stres yaşayan ama zayıf kalan insanlar var, bunun yanında stressiz bir hayatı olan ve şişman kişiler de olabiliyor. Bu nasıl oluyor?
Evet, yoğun kronik stres yaşayıp zayıf kalan insanlar var. Egoist beyin teorisinde bu insanlara A tipi insanları adı veriliyor. Bu insanların özelliği stres sistemlerinin var olan strese adapte olmaması ve devamlı adrenalin ve kortizol üretmesidir. Tabii stres sistemi devamlı aktif olduğundan beyin,  ihtiyaç duyduğu enerjiyi depolardan karşılayabiliyor. Ama bu, bu insanların daha sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor, ne yazık ki. Kandaki yüksek kortizol uzun vadede çağımızın birçok hastalığına yol açıyor. Kalp damar rahatsızlıkları, tansiyon, gastrit, tiroid gibi birçok rahatsızlık daha çok A tipi insanlarda gözlemleniyor. Ayrıca stresin çok uzun sürdüğü durumlarda da bu insanlarda bir göbek oluşumu başlıyor. Buna bilimde kortizol göbeği adı veriliyor ve bu en tehlikeli yağlanmalardan biridir. Çünkü bu bize, kişinin iç organlarının yağlandığını gösteriyor.

Diğer sorunuza gelince: Bazı genetik rahatsızlıklar dışında bir insanın şişmanlamasının yegâne nedeni stres sisteminin ayarının bozulmasıdır. Dolayısıyla dışarıdan stressiz görünse de, şişmanlaması bize o insanın kronik stres altında olduğunu gösterir. Eğer kişi ısrarla kronik bir stresinin olmadığını iddia ediyorsa, bu onun ya yaşadığı stresin farkında olmadığı ya da bu konu hakkında konuşmak istemediği anlamına gelir. Psikolog Sonja Entringer’in yaptığı araştırmalar stres sistemi ayarlarının birçok sıradan olay karşısında bile bozulabileceğini gösteriyor: Kadının hamileyken eşinden ayrılması, erkeğin çocuğun babası olduğunu ret etmesi, annenin var olan diğer çocuklardan dolayı strese girmesi, bir yakının psikolojik ya da fiziksel rahatsızlığı ya da ölümü, önemli maddi sıkıntılar gibi birçok olay stres sistemini devre dışı bırakabiliyor.

Peki, hiç stresli olmadığımız zamanlarda da örneğin televizyon karşısında, piknikte, davette de şekerli şeyler, abur cuburlar tüketme isteğimiz oluyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Tabii ki streste olmak için ille de stresli bir ortamda olmamız gerekmiyor. Bizi strese sokan en belirgin faktör zihnimizdir. Geçmiş ve gelecek arasında sıkışmış olan zihin bir türlü şimdiki ana yoğunlaşamıyor. Dolayısıyla arkadaşlarınızla piknikteyken bile olumsuz düşüncelere kapılıp strese girebiliyorsunuz. Televizyon izlerken yiyip içtikleriniz hem izlediğiniz programın içeriğine hem de gösterilen reklamlara endeksli bir şekilde değişebiliyor. Mesela gerginlik yaratan bir şeyler izliyorsanız beyninizin şeker ihtiyacı artar ve daha fazla yersiniz. Ayrıca yiyecek gösterilen reklamlar izlediğinizde de masada bulunan yiyecekleri tüketme ihtimaliniz artar.

2a 2b

İnsanlar zayıflamak için diyet yapıyor siz “diyet yapmak şişmanlatıyor” diyorsunuz, nasıl oluyor bu?
Bunu en basit şöyle açıklayabiliriz: Siz B tipi bir insansınız. Yani strese girdiğinizde beyniniz ihtiyaç duyduğu enerjiyi depolarınızdan çekemiyor. Dolayısıyla siz bu enerjiyi dışarıdan alıyorsunuz. Şimdi diyet yaparak bu enerji alımını da kısıtlarsanız, o zaman beyninizi daha büyük bir stres altına sokarsınız. Yani stresten oluşmuş bir durumu daha fazla stres yaratarak çözmeye çalışmış olursunuz ve bu, her zaman fiyaskoyla sonuçlanır. Ama bu diyetlerin zayıflatmadığı anlamına gelmez. Bütün diyetler insanları zayıflatır. Ama yalnızca kısa bir süre için. İnsanlar normal yeme alışkanlıklarına döndüklerindeyse beden daha fazla şişmanlayarak kendisini bir sonraki diyete hazırlar. Yani diyetle zayıflayan kişi, sonrasında daha fazla kilo alır. Buna bilimde jojo-efect ya da weight-cycling adı verilir.

Diyetler insanları strese sokuyor” diyorsunuz ve stresin de şişmanlattığından bahsediyorsunuz. Peki diyet yaparak strese giren insanlar çok fazla kilolar verebiliyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Bunu şöyle açıklayabiliriz: Kişi kronik strese maruz kalıyor ve stres sistemi duruma adapte oluyor. Ama siz stresi yükseltirseniz tekrar stres sistemini devreye sokabilirsiniz. Dolayısıyla radikal diyete girip zayıflayanlar da beyinlerine daha yoğun bir stres yükleyerek beynin stres sisteminin tekrar çalışmasını sağlıyorlar. Mesela bir insana uzun bir süre 50 voltluk bir elektro-şok veriyorsunuz. O insanın stres sistemi bir süre sonra 50 voltluk şoka adapte olup tepki vermeyince, siz de bu sefer 80 voltluk bir elektroşok uyguluyorsunuz. Tabii ki bu durumda stres sistemi tepki verir ama bu ne kadar sağlıklı olabilir? Önemli olan o kişinin stres sistemini tekrar 10 voltluk elektroşoka tepki verecek dinginliğe getirmektir. Bu da stres yönetimiyle olur, diyetle değil.

3a 3b

Peki, öğünlerin miktarı ve saatleri konusunda ne düşünüyorsunuz? Mesela akşam saat sekizden sonra yemek yememek, öğünlerde az yemek zayıflama üzerinde etkili değil midir sizce?
Bizi şişmanlatan strestir derken, stresin kendisi şişmanlatıyor demiyorum. Stres bizi fazla yemek yemeye sevk ederek şişmanlatıyor. Yani finalde şişmanlatan tabii ki yediğimiz yiyecekler. Dolayısıyla yediklerimizi azaltırsak tabii ki zayıflarız. Ama önemli olan şu ki, insanlar yıllardır bu bilgilere sahip olmalarına rağmen yediklerini kalıcı bir şekilde azaltamıyorlar. Bundan dolayı da ciddi bir ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Biz de diyoruz ki: Bu insanların kalıcı bir şekilde az yemelerini engelleyen olgu onların disiplinsiz ve iradesiz olmaları değil, beyin metabolizmalarıdır. Bunu düzeltmenin yolu da o insanları daha fazla strese sokmak değil, streslerini azaltmaktır.

Yeme saatlerine gelince: İnsanlara sabah kral, öğlen vezir ve akşam da köle gibi beslenmeleri öneriliyor. Ben bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Şöyle ki: Eğer siz bir fabrikada ya da tarlada çalışıyorsanız, o zaman sabah gerçekten de iyi bir kahvaltı yapmanız gerekir, çünkü kas gücü harcıyorsunuz ve o enerjiye ihtiyacınız var. Akşam da hafif bir şeyler yiyip erkenden uyumanız gerekir, çünkü sabah beşte uyanmak zorundasınız. Ama orta sınıf bir büyük şehir insanı için bu geçerli değil. Benim bir psikolog olarak sabahları iyi kahvaltı yapmamı gerektiren hiçbir neden yok. Bir kahve ve bir ufak tatlı yeterli. Öğlen de büyük bir öğüne ihtiyacım yok, çünkü kas gücü kullanmıyorum. Öğlen yemeğinde de hafif bir şeyler ve biraz meyve yeterli geliyor. Ama akşam, yani işim bittiğinde sosyalleşiyorum. Arkadaşlarımla birlikte güzel bir mekânda ya da evde güzel bir akşam yemeği yememin neresi sağlıksız olabilir? Bilim insanları akşam yemeğini saat kaçta yediğimizin önemli olmadığını ifade ediyorlar. Siz isterseniz saat 10 ya da 11 de de akşam yemeğinizi yiyebilirsiniz. Önemli olan bir sonraki öğününüzün, yani kahvaltınızın 10 ya da 12 saat sonra olması. Yani akşam saat 10 da yemek yediyseniz, kahvaltınızı sabah 10-12 arasında yapın ve sadece ufak bir şeyler atıştırın.

Şişman insanlar zayıf insanlara göre yalnızca daha sağlıklı değil aynı zamanda daha uzun yaşar” diyorsunuz. Biz bunun tersini biliyorduk. Nasıl oluyor bu?
Burada belirleyici olan kortizol hormonu. Bu hormone stres sistemi aktif olan A tipi insanlarda çok daha yoğun salgılanıyor. Bilim insanları kalp-damar rahatsızlıkları, tansiyon, bulaşıcı hastalık riskinin artması, gastrit, mide ve bağırsak ülseri, sindirim sorunları gibi çağımızın hastalıklarının kronik strese bağlı olarak daha çok A tipi insanlarda görüldüğünü söylüyor.

Burada önemli bir konuyu da açıklığa kavuşturmak istiyorum: A tipi insan demek, ille de zayıf insan demek anlamına gelmiyor. A tipi insanlar kronik strese maruz kaldıklarında yemekten içmekten kesilip kilo veriyorlar ama bu stresin yıllarca sürdüğü durumlarda onlarda da bir karın yağlanması oluşuyor. Yani kişi bedeninin diğer bölümlerine kilo almazken, göbeği büyüyor. Bilim insanları bu tür bir yağlanmanın B tipi yağlanmaya kıyasla çok daha tehlikeli olduğunu ifade ediyor. Yani insanları tartıp, beden-kitle-endeksini belirlemenin hiçbir anlamı yok. Önemli olan bel kalınlığı. Bu da A tipi insanlarda daha fazla.

4a 4b

Beynin stres sisteminden bahsediyorsunuz ve bu “sistemde bir bozukluk yoksa şişmanlamak mümkün değil” diyorsunuz. Bu nasıl bir sistem bahseder misiniz? Ve bu sistem neden bozuluyor?
Beynin stres sistemi bizim hayatta kalmamızı sağlar ve beynimizin en eski bölümü olan amigdala tarafından yönetilir. Düşünün ki bir ormandasınız ve tehlikeli bir hayvanla karşılaşıyorsunuz. Beyninizin stres sistemi milisaniyeler içerisinde devreye girer ve sizi vur ya da kaç tepkisine hazırlar. Mesela kan cildinizden ve iç organlarınızdan çekilerek beyne ve kaslara aktarılır, kalp atışı hızlanır ve tansiyon yükselir. Bütün bu değişimler vur ya da kaç tepkisi için elzemdir. Yani kaçmaya da vurmaya da karar verirseniz kaslarınızda kana ve yüksek bir tansiyona ihtiyacınız vardır. Bu haliyle stres sistemi hayatta kalmamızı sağlar.

Ama günümüz modern dünyasında bu sistem devamlı aktif haldedir. İş hayatının beklentileri, işini kaybetme korkusu, iş saatlerinin uzaması, dar alanda çalışmak, yüksek ses gürültüsüne maruz kalmak, özel hayattaki çalkantılar, yakın birinin psikolojik ya da fiziksel olarak hastalanması ya da ölmesi, monoton bir hayat gibi birçok faktör bizi kronik strese sokuyor. Bu durumlarda stres sistemimiz devamlı vur ya da kaç tepkisi içine giriyor ama biz ne vurabiliyoruz ne de kaçabiliyoruz. Zaten esas problemde burada yatıyor. Ormanda bir hayvanla karşılaştığınızda bedeninizde oluşan enerjiyi bir eyleme geçerek tüketirken, modern hayatın streslerinde bu enerjiyi tüketemiyorsunuz. Dolayısıyla stres sisteminiz, eğer B tipi bir insansanız, bir müddet sonra organizmayı bu negatif enerjiden kurtarmak adına stres sistemini devre dışı bırakıyor.

Stres sisteminde bozukluk olmayan bir insan çok abur cubur yese, sağlıksız beslense yine de kilo almaz mı?
Ethan Sims 1960 lı yıllarda kalorili yiyeceklerin hapishanedeki insanların üzerine olan etkilerini inceliyor. İnsanlara kilolarının yüzde 25 fazlasını aldıkları takdirde erken tahliye edilecekleri vaadinde bulunan bulunan araştırmacılar, birçok insanın ne yaparlarsa yapsınlar şişmanlamadıklarını gözlemliyorlar. Şişmanlayamayan bu insanların A tipi olduklarından yola çıkabiliriz. Bu insanlar ne yerlerse yesinler şişmanlamazlar. Ancak uzun süre kronik strese maruz kaldıklarında göbeklenirler. Yani uzun vadede koca göbekli zayıf insanlar olurlar.

5a 5b

Kısırlık, damar tıkanıklığı, yüksek tansiyon, kalp krizi, depresyon gibi rahatsızlıkların şişmanlarda daha sık görüldüğünü biliriz. Ancak siz bunun aksini iddia ediyorsunuz. Biraz açıklar mısınız?
Burada yapılan araştırmalar bahsini ettiğiniz rahatsızlıklar ve bel kalınlığı arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Bel kalınlığı ise A tipi insanlarda, yani kortizol göbeği olan insanlarda ortaya çıkıyor.

Toplum olarak gece kalkıp yemek yemelerimiz meşhurdur. Uyurken de mi stres altındayız? Bunun nedeni nedir sizce?
Her ne kadar uykuya ölümün kardeşidir dense de, uykudayken de hayattayız ve beynimiz çalışıyor. Ancak gün içinde harcadığı enerjinin yüzde 40 daha azını harcıyor. Enerji ihtiyacı bu denli azalmasına rağmen bizi uykudan uyandırıp bu enerjiyi dışarıdan alıyorsa, bu, elindeki depoları kullanamadığı anlamına gelir. Yani siz ancak B tipi bir insansanız geceleri uykudan uyanıp bir şeyler yersiniz. A tipi insanların beyinleri bu enerjiyi depolardan alır.

Peki, kiloya genetiğin hiç bir etkisi yok mu?
Genetiğin kiloya etkisi var ama günümüzdeki obezite epidemisinde genetik vakaların sayısı yok denecek kadar az. Mesela bazı insanlar leptin hormonu eksikliğiyle dünyaya gelirler ve obez olurlar.

Stresle ve strese yol açan düşüncelerle nasıl başa çıkabiliriz? Bunun için nasıl bir yol izlemeliyiz?
Bizim Berlin Vata Akademisinde geliştirdiğimiz stresle başa çıkma programı altı sütundan oluşuyor: farkındalık, sistematik bir şekilde problem çözmek, strese yol açan kanaatleri değiştirmek, sıkıntıları dengelemek, sosyal destek ve sağlık psikolojisi. Bu, çok kapsamlı bir başa çıkma programı ve insanlardan aldığımız geri bildirimler de oldukça olumlu

6

“Farkındalık, stresle uzun vadede başa çıkmanın temel taşıdır” diyorsunuz. Nelerin farkında olmamız gerekiyor ve bunu nasıl yapmalıyız?
Farkındalığı psikoloji ve psikoterapide kullanılmasını sağlayan John Kabat-Zinn ‘farkındalık anın bilincinde olmaktır’ diyor. Buna geçmiş ve gelecek zamanın arasına sıkışmış zihnin şimdiki zamana gelerek özgürleşmesi olarak da bakabiliriz. Tabii ki bu oldukça zor bir süreç ve disiplinli bir çalışmayı gerektiriyor. Bu anlamda bizim programımızda insanlara sunduğumuz birçok farkındalık alıştırması var. Önemli olan bu alıştırmaları yaparken, bir taraftan da bunu bir tutum olarak gündelik hayatımıza aktarabilmek.

Kitabınızda stresle baş etmenin yollarından bahsediyorsunuz, nefes meditasyonu ve bedeni algılamak. Bunları hayatımızda nasıl uygulayabiliriz?
Bunlar farkındalık çalışması kapsamında önerdiğimiz alıştırmalar. Bunları düzenli bir şekilde hayatınıza sokmanızda fayda var. Aksi takdirde günümüzün stresli koşullarında ya şişman ya da yoğun stresli ve zayıf bir insan olursunuz. Alıştırmaların nasıl uygulanacağı çok ayrıntılı bir şekilde kitapta bulunabilir.

Hayatımızda bizi strese sokan faktörü bulup onun üzerine gittiğimizde, onun üstesinden geldiğimizde mutlaka kilo verir miyiz?
Ne yazık ki hayır. Çünkü önemli olan mevzu sizin var olan stres faktörünü yok etmeniz değil, bozulmuş stres sistemini tekrar ayarlamanızdır. Yani mutsuz bir evlilikte 20 yıl kalmışsanız, bu süreçte stres sisteminizin ayarları bozulmuş ve siz 30 kilo almışsanız, bu kilolar, siz eşinizden ayrıldığınızda yok olmaz. Sonrasında da olgunlaşma yönünde adımlar atmalı, hem eşinizi hem kendinizi samimi bir şekilde affetmeli, hayatı olduğu gibi kabullenmeli ve bu yaşadıklarını kendi yaşam maceranızın zorunlu bir parçası olarak görmelisiniz ki, stres sisteminiz rahatlasın.

7a 7b

Egoist Beyin ve Kilo – Vata Stres Yönetimiyle İncelmek / Yazar: Zaza Yurtsever / Doğan Novus / 1.Baskı Nisan 2014 / 232 Sayfa

Zaza Yurtsever; İlkokulu Türkiye’de okuduktan sonra ailesiyle Almanya’ya yerleşti. Marburg Philipps Üniversitesi Psikoloji Fakültesi’nde klinik psikoloji alanında yüksek lisans yaptı. 1997-2004 yılları arasında Berlin’de çeşitli klinik ve kurumlarda psikolog ve psikoterapist olarak çalıştı. Bilişsel Davranış Terapisi, NLP, EMDR ve hipnoterapi eğitimleri aldı. Halen psikolojik danışman ve psikoterapist olarak çalışmaktadır.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.