Zoran Drvenkar – Kısa Pantolonlular Çetesi

 

RUDOLPHO

Adam bize, “Kısa Pantolonlular Çetesi siz misiniz?” diye sordu.

Evet anlamında başımızı salladık, Kısa Pantolonlular Çetesi biziz.

Bize, “Bisikletlerinizi başka bir yere koysanız olmaz mı?” diye sordu.

Başımızı salladık, hayır, bisikletlerimizi başka bir yere koysak olmazdı.

“O zaman,” dedi adam, “ben de sizi pataklamak zorunda kalırım.”

Bunun üzerine Kısa Pantolonlular Çetesi gülümsedi. Kimse bize el kaldıramaz. Bunu bütün Kanada bilir. Kısa Pantolonlular Çetesi kaslarını şöyle biraz şişirmeye başlasın, görür o gününü.

Kısa Pantolonlular Çetesi kaslarını şişirdi.

Bu yetti.

Adam gerisingeriye döndü, gitti ve tekrar yerine oturdu.

*

Bisikletten ilk olarak Sırıtık indi. Pantolonunu yukarı çekti ve sanki güneşten kamaşmış gibi gözlerini kıstı. Bisikletinden ikinci inen bendim ve bilmiş bir edayla birkaç defa başımı salladım, çünkü benim her soruya verecek bir yanıtım vardır. Ada, kontak anahtarını çevirdi, destek çubuğunu ayağıyla açtı ve bisikletini yasladı –sanırsınız ki bisikleti bisiklet değil de, dikiz aynasından tilkikuyruğu sallanan büyük tekerlekli bir motosiklet. Sadece Beton, bisikletinin üzerinde otur- maya devam etti. Beton, her şeyi yapmak için biraz daha fazla zamana ihtiyaç duyar. O henüz televizyon stüdyosuna varmış değil. Gerçi bizimle birlikte televizyon stüdyosunun tam önünde duruyor ama kafa- sının içinde hâlâ yolda o. Ancak Sırıtık, “Hey Beton, geldik,” diye seslendikten sonra çevresine şöyle bir bakıp bisikletinden inmeyi akıl etti.

Öyle sanıyorum ki, Beton gibileri, bir yere varma işinin bu kadar çabuk gerçekleşmesine her seferinde yeni baştan hayret ediyordur.

*

İnsanlar sık sık Kısa Pantolonlular Çetesi hakkında bilinmesi gereken en önemli şeylerin ne olduğunu sorarlar. En önemli beş şey şunlar:

1) Kısa Pantolonlular Çetesi, sinemada her zaman yedinci sırada, 22, 23, 24 ve 25 numaralı koltuklarda oturur. Sinemaya sadece cumartesi günleri öğleden sonra gider. Aslında, Kısa Pantolonlular Çetesi, cumartesileri gece seanslarında gösterilen filmleri izlemeyi tercih eder, bundan hiç kuşkunuz olmasın. Hani Kanlı Katliam veya Ölmüş, Gömülmüş ve Üç Defa Başına Vurulmuş gibi filmler var ya, işte onları. Ama henüz on bir yaşında olduğumuz için, maalesef çok fazla seçim hakkımız yok.

2) Gerçi on ikinci yaş günlerimizi önümüzdeki yıl kutlayacağız, ama yine de otobüsün nereden kalktığını biliriz. Sırıtık’ın annesiyle babası ayda bir defa şehir dışına çıkarlar ve işte o zaman Sırıtık bütün çeteyi evinde misafir eder. Bu müthiş bir şeydir. Annesiyle babası kapıdan çıkar çıkmaz, Sırıtık telefona koşar ve bizi arar:

“Ortam temiz!”

Beş dakika sonra evin önünde bir gürültü kopar. Ada, acı bir fren yapar, motorunun desteğini ayağıyla açar ve egzoz borusunun parlak yüzeyine bakarak saçlarını kontrol eder. Aynı anda ben de cayır cayır patinaj çekerek ve tek dizimle caddeyi süpürerek köşeyi dönerim. Beton, bir dakikalık bir gecikmeyle varır, ama varmış olduğunun henüz farkında değildir.

Sonra, oturma odasında bizi bekleyen bir televizyon, bir video oynatıcı ve cips paketleri olur. Kısa Pantolonlular Çetesi korku filmlerinin en büyük hayranlarındandır. En güzelleri de, içinde vampirler, bol miktarda kan ve epeyce çığlık olan filmlerdir. Filmleri videocudan bizim için Sırıtık’ın ablası alır. O, on dokuz yaşında ve bütün Kanada’nın en güzel kızıdır. Her birimiz, onunla en az ikişer defa evlenmek istemişizdir. Sırıtık dışında tabii, zira Sırıtık onun erkek kardeşi. Beton dışında da, çünkü o Sırıtık’ın ablasının kim olduğunu henüz kavrayabilmiş değil. Tüm bu olup bitenler ona çok hızlı gelir. Sırıtık’ın ablası oturma odasına başını uzatıp, sesi biraz kısmamızı rica ettiğinde, sesi kısarız. Bu sırada ağzımızın suyu akar, çünkü çok güzel bir kızdır. Sırıtık’ın ablası kapıyı kapattıktan sonra ben şöyle derim:

“Çok güzel ya!”

Bunun üzerine Beton da genellikle şöyle der: “O’lum sesi neden kıstınız ki?”

Sanırım, Beton’un Sırıtık’ın ablasını gerçekten de görebilmesi için, kızı bir iskemleye oturtup, yarım saat bağlı tutmak, Beton’u da onun önüne dikmek gerek. Beton sadece daha önceden bildiği şeyleri görür. Biz de bazen onun, hiç kaza geçirmeden cadde- de nasıl karşıdan karşıya geçebildiğine hayret ederiz. Çünkü Beton, bütün araba markalarını bilmez ki! Gel de çık işin içinden, tam bir bulmaca…

3) Elbette Kısa Pantolonlular Çetesi üyelerinin isimleri, bizim gerçek isimlerimiz değil. Kimse Sırıtık veya Ada veya Beton ismiyle doğmaz. Ayrıca hiçbir anne çocuğuna Rudolpho ismini de vermez. Buna, gerçek kimliği gizlemek denir. Eğer herkes Kısa Pantolonlular Çetesi’nin gerçek adlarını öğrenecek olursa, bakın demedi demeyin, bizim burada postane çöker.

4) Biz herkesin herkesle en az bir kez konuşmuş olduğu, Kanada’da küçük bir kasabada yaşıyoruz. Sokağa çıktığımızda, evde olduğumuzdan farklı görünürüz. Bakışlarımız, yürüyüşümüz, konuşmamız farklıdır. Tahiti plajındaki bir buz küpü kadar rahatızdır. Anne babalarımız önümüzden geçer ve şöyle düşünürler: Bak işte Kısa Pantolonlular Çetesi. Şöyle düşünmezler: Bunlar bizim çocuklarımız. Kısa Pantolonlular Çetesi’nin üyeleri çocuk değildirler. Sade- ce çocukmuş gibi yaparlar.

5) Kısa Pantolonlular Çetesi, kışın ortasında Kısa Pantolonlular Çetesi olmuştur. O gün, dünya tarihinin en anlamlı günlerinden biridir. O günden sonra bütün okul kitapları yeni baştan yazılmak zorunda kalmış- tır, ama yine de hepsi yanlış yazar. Zira o kış günü tam olarak ne olduğunu kimse bilmez. Bildiğini sanan çoktur ama. Herkes, şöyle oldu, böyle oldu der. Ama aslında hiçbir şey bilmezler.

Kısa Pantolonlular Çetesi’ne sorulduğundaysa, başımızı sallarız. Zira o gün tam olarak ne olduğu, hiç kimsenin üstüne vazife değildir. Kısa Pantolonlular Çetesi bu konuda, içinde vampirler kaynaşan bir mezarlıktaki dört derin mezar kadar ketumdur. Her yere sis çökmüştür ve vampirlerden biri orada pelerinini uçuştururken, bam, göğsüne bir kazık yer. Kazık nereden gelmiştir? İşte, tam o an sislerin arasından genç bir adam çıkar. Kısa saçlı, çok yakışıklı bir adamdır. Arkadaşının ablası olan bir kıza âşıktır. Kızın yaşı genç adam için çok büyüktür, ama hayat da böyle bir şeydir işte.

O genç adam benim.

Ben, ya da kısaca Rudolpho.

Aşağıdaki öykü, dünyanın değiştiği ve Kısa Pantolonlular Çetesi’nin bu adı aldığı gün geçmiştir.

Şimdi eminim, benim bu sırrı açıklamaya neden karar verdiğimi merak ediyorsunuzdur. Hem de televizyonda, herkesin gözü önünde… Bu sırrı açıklıyorum, zira kitaplarda hep yanlış şeylerin yazmasından artık sıkıldım.

Elinize bir tükenmezkalem alın, yanlışın üstünü çizin ve doğrusunu yazın.

Bu iş böyle yapılır.

(…)

*Bu okuma parçasının yayını için Günışığı Kitaplığı’na teşekkür ederiz.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.