‘Yazmanın en güzel tarafı, artık nefes alamaz hale gelmiş insanlarla buluşmak ve epey kalabalık bir aile olduğumuzu görmek.’


“Her şeyi hatırlıyorum merak etme. Bir gecede işsiz kaldığını hatırlıyorum. Bir gecede dostu düşmanı tanıdığını hatırlıyorum. Meydanlarda sadece işimi ve öğrencilerimi geri istiyorum diye ses ederken azgın suçlular gibi yaka paça götürüldüğünü hatırlıyorum. Kanında duş alacağını söyleyenler göğüslerini gere gere dolaşırken intihar ettiğini hatırlıyorum. Takım elbiseleriyle iyi halden yararlanıp serbest kalan tecavüzcüler, emekçilerin haklarını gasp eden işverenler, ağaçları rahat bırakmayan rektörler, otobüslerde bacaklarını yayarak oturan yolcular, zorba adamlar ve nicesi. Neden hepsi o çatallı, boğuk sesi duyuyordu? Neden o ses ısrarla peşlerindeydi ve onlara akılalmaz şeyler yapıyordu? Aslı Tohumcu, bizi yine toplumun cerahat noktalarına götürüyor. Benzersiz bir roman kahramanıyla tanıştırırken, yüzleşmesi zor gerçeklerle baş başa bırakıyor. Kötü Kalp, adaleti hak edip de alamamışların, intikam isteyenlerin muamma yüklü romanı.” Aslı Tohumcu ile Kötü Kalp’i ve Kötü Kalp’in hissettirdiklerini konuştuk.

İnsan, en kirli ve yüzleşmesi en zor yanıyla karşı karşıya geldikten sonra mı değişmeye başlıyor? Anlattıklarınız bu yüzden mi hem zorluyor hem de dönüşümü tetikliyor dersiniz?
İşin dönüşüm kısmını bilemem, okuyanların duygularına dair yorum yapmak da ukalalık olur açıkçası ama… Bu romanda derdimi bütün çıplaklığıyla anlatmaya, kendi ciğerimi söküp kâğıda fırlatmaya çabaladım. Bunun için de bütün o şiddet hikayelerini apaçık, süslemeden, üstünü bir şeylerle örtmeden aktarmaya gayret ettim. Öfkem, hayal kırıklığım, umutsuzluğum bunu gerektirdi çünkü. Bu açıdan baktığımızda neşeli bir roman olduğunu söyleyemem, aksine yer yer hatta sık sık iç kaldıran bir roman çıktı ortaya. Hayatımız gibi.

Kötü Kalp boyunca suçların ve günahların boyutları hakkında hüküm veren insanlar, konuşmalar da çıkıyor karşımıza. Ataerkilliğin koruduğu suçları ve bunların yarattığı ağır travmaları iskeleti yapan bir roman diyebilir miyiz Kötü Kalp için?
Diyebiliriz bence. Ataerkillik karşısında atılmış bir çığlık da diyebiliriz hatta. Sokaklara çıkıp bağırmıyorsam, Kötü Kalp’i yazdığım içindir sanırım. Yazmaya başladığım andan beri derdim hep bu oldu, bir sabah başka bir hayata uyanmadığımız sürece de böyle devam edecek korkarım.

“…kötü kalpler, kalbin bir kere kötü yola saptı mı o yoldan kolay kolay dönemeyeceğini iyi bilirler,” deniliyor romanın bir yerinde, romanın kahramanı tarafından. Bir kere kalbini karartan, kötü kalbe kulak veren dönemeyeceği bir yola mı giriyor hakikaten?
Alıntıladığınız yorum bir yanıyla baş kahramanın özeleştirisi gibi dursa da, özünde bugün akıl ve vicdan sahibi insanların maruz kaldığı ya da tanıklık ettiği kötülüğe, kötülere dair bir yorum. Aynı zamanda baş kahramanın umutsuzluğunu ve umutsuzluğundan kaynaklı çıkışsızlığını haklı gösterme çabası belki de. Ya da barıştan başka bir şey istemediği için haksızca, hukuksuzca cezaların en ağırına çarptırılan insanın ironisi.

Kitabın her bölümü, zulme uğrayan her karakteri sebebiyle “iyi kalp” sızlıyor ama en çok öğretmeni tarafından zorbalığa uğrayan Berke incitti beni. Okul, kimi “farklı” öğrenciler için tek tipleştirme laboratuvarı ve öğretenlerin zulmüne maruz kaldığı bir süreç diyebilir miyiz?
Boşuna “okul öldürür” demiyorlar. Her hükümetle hallaç pamuğu gibi altüst edilen, giderek muhafazakarlaşan, hatta imkân bulunduğunda tarikatların eline teslim edilecek eğitim sisteminin hayrını kim görecek, cahilliğin bunca prim yaptığı bir dönemde üstelik. Ama verdiğiniz örnekte mevzu eğitim sistemi ya da okul değil, yine erkek çocuklara nasıl davranacağını, nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmayacağını, nasıl giyinip nasıl davranacağını dayatan erkeklik. Erkekliğin dayattığı toplumsal cinsiyet rolleri kısacası.


Kötü Kalp’i okumaya başlayan ve bitiren okur arasında, çoğu kitapta olduğundan daha büyük bir fark oluşuyor. Kanlı, sızılı, kızgın ve hatta öfkeli. Okuru böylesi duygulara sürükleyen Kötü Kalp’i yazmak, bütün haksızlıkların ve adaletsizliklerin bir haritasını çıkarmak sizde ne gibi değişimlere yol açtı?
Kötü Kalp’i yazmak öfkemi soğutur sanmıştım, ne yazık ki öyle olmadı. Günde kaç kadının ölüm haberini aldığımıza, hayvanlara uygulanan zulme bakmak bile yeterli, ki fazlası da var, biliyorsunuz. Yazmanın en güzel tarafı, her seferinde, bu gidişat yüzünden artık nefes alamaz hale gelmiş insanlarla buluşmak ve epey kalabalık bir aile olduğumuzu görmek. Bende şöyle bir değişimden bahsedebiliriz belki, yazarken elimi ve kalbimi daha az tutmak, daha da sertleşmek noktasına geldim.

“Her şeyin sorumlusu bu dilsiz, tepkisiz şeytanlar, bu kurtarılamaz omurgasızlar sürüsü, bunu da biliyor. Allah için sıkı emek verdiler bu işe. Bu ülkenin güzel insanlarının hayatını, uzaktan ya da yakından, her türlü karartma işine.” Bu alıntıdan hareketle Kötü Kalp için kötülük karşısında susanların da o kötülüğün işbirlikçisi olduğunu gösteriyor diyebilir miyiz?
Kötülük karşısında susanların da kötülük yapanlar kadar suçlu olduğunu hep söylüyoruz. Bu düşünceye de sonuna kadar inanıyorum açıkçası. Artık neredeyse erkekliğin meşru müdafaası kılıfıyla meşrulaştırılan başta kadınlara, LGBTİ’lere, çocuklara ve hayvanlara yönelik erkek şiddetine, insanların işlerinden, geleceklerinden ve itibarlarından edildiği devlet şiddetini görmeyen, görüp de görmezlikten gelen herkes suçlu benim gözümde. Ama bu yargı için de bir nevi mastürbasyon diyebiliriz. 

“Konuşmanın da faydası yok bir şeye. Konuşmakla değişmiyor hayat. Başka bir şey gerek,” düşüncesi anti kahraman diyebileceğimiz kahraman için bir motivasyona dönüşüyor romanda. Tabii ki romandaki yolu kastetmiyorum ama, başka bir şey gerekiyor mu o sesin yükselmesi veya görünürlüğün artması için? Sizce nasıl bir şey bu gereken?
Hiç susmadan haykırmak, dillendirmek, mücadeleden asla vazgeçmemek gerekiyor ve bunu da dünyanın her yerinde kadınlar yapıyor. Üstelik toplumun hiçbir kesimini, hayvanları ve doğayı da ihmal etmeden. Yine de bazen, şu sıralar sık sık aslında, bazı haberler aldığımızda elimizde taşlarla sopalarla sokaklara dökülmemiz yakınmış gibi geliyor, en azından kendi adıma. 

Kötü Kalp / Yazan: Aslı Tohumcu / İletişim Yayınları / Roman / Editör: Duygu Çayırcıoğlu/ Kapak ve İllüstrasyonu: Seda Mit / Uygulama: Hüsnü Abbas / Düzelti: Merve Öztürk / 1. Basım Ocak 2020 / 236 Sayfa

Yazar Fotoğrafları: Merve Engin

Aslı Tohumcu, Aralık 1974’te Leverkusen’de doğdu, Bursa’da büyüdü. İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü; çeşitli yayınevlerinde editörlük, TRT 2’de sunuculuk ve danışmanlık yaptı; kitap ekleri çıkardı. 2003’te Abis, 2006’da Yok Bana Sensiz Hayat, 2010’da Şeytan Geçti ve Taş Uykusu, 2014’te Ölü Reşat, 2017’de Sevil de Sevme (Seyhan Argun’un çizgileriyle) ve 2018’de Durmadan Leyla adlı kitapları yayımlandı. Kutlukhan Kutlu ile 2015’te Güçoburlar adlı derlemeyi ve 2018’de İstanbul: 2099 adlı antolojiyi hazırladı. Kitapları çeşitli dillere çevrilen Tohumcu, Kadın Öykülerinde İstanbul, İstanbul Sokakları (101 Yazardan 100 Sokak) ve Merhaba Asker adlı derlemelere öyküleriyle katkıda bulundu. Çocuklar için Bolbadim Günlükleri, Eksimus Serüvenleri, Karadankaçanlar, Dünyayı Döndüren Kız, Üç, İkiii, Birr, Ateş!, Hışır Hışır Kırt Kırt ve Herkesin Evine Döndüğü Gün adlı kitapları yazdı. Kızı Tomris’le İstanbul’da yaşıyor.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.