‘Anlatmak, göstermek politik eylemler…’

 

“Oraya nasıl gittiğimi ya da oradan nasıl döndüğümü bilmiyordum. Tek bildiğim, bir anda kendimi orada buluvermemdi.” Ezgi Polat bu kitabında, kendini arayanlar ve kendine savaş açanlar arasında mekik dokuyup onların yolunu aydınlatıyor. Ezgi Polat ile Hiçbir Yerin Ortasında’yı konuştuk.

Öykülerdeki karakterlerin hepsi benzer sorunlara sahip gibiler, hepsi kendini aramaktalar. Kitapta kullandığınız “Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkanını vermiyor.” Tanpınar alıntısındaki  gibi bir sorun nedeniyle mi karakterleriniz kendilerine ulaşmakta zorluk çekiyorlar?
Buradaki sorunları algılayacak yaşa gelene kadar yeterli altyapıya adil bir şekilde sahip olamadıkları ve genellikle yanlış yetiştirildikleri için kendilerine ulaşmakta güçlük çekiyorlar. Bu ülkedeki çoğu insan otuz yaşından önce kendini, ne istediğini, ne beklediğini keşfedemiyor ama sistemin dayattıkları yüzünden çok daha erken yaşlarda bütün bunları biliyormuş gibi davranıp bir şeylerin içine atılıyor. Sonrası geçmiş olsun.


Karakterler bulunduğu yerden mutsuz ama nereye gideceklerini, nerde olmaları gerektiği konusunda kararsız, sürekli kendilerini sorguya çekiyor. Sizce insanın kendini bulması için en güzel yol kendini sorgulaması mıdır?
Şüphesiz öyle. Ama bu sorgulamanın sonunda bir şey bulmak, somut olarak bir şey elde etmek zorunda değiliz. Yalnızca o yolda yürümeye devam etmek gerek. Sorgulamayan insan yaşayan bir ölüdür benim gözümde. Karakterler de nereye gideceklerini bilmiyorlar ama kendilerini bu sorgulamaya iten yaşamın, asıl arzu ettikleri yaşam olmadığını biliyorlar. Bu da bahsettiğimiz keşfe çıkabilmek için kullanacağımız ilk anahtar.

Yaşadığımız dünya sorunlardan mı oluşuyor? Hayatlarımızı hayat yapan şey çektiğimiz sıkıntılar mı?
Yaşadığımız dünya sorunlardan oluşmuyor tabii, sorunlar da yaşadığımız dünyanın bir parçası yalnızca. Kişisel hayatlarımızda yaşadığımız düzenin getirisi sorunların haricinde dünyanın varlığını tehdit eder düzeyde çok ciddi sorunlarımız var. Sanırım sorunuzdaki hayatlarımızdan kasıt biraz daha kişisel olanlarda. Bence hayatlarımızı hayat yapan çektiğimiz sıkıntılar değil, onlardan öğrendiklerimiz ve bir türlü öğrenemediklerimiz. Bunlar bizim varlığımızı anlamlı kılan şeyler.

Kitap bittiğinde tüm öyküler birbirini tamamlayıp bir tümevarım oluşturuyor. Duygusal bir yapboz havası taşıyor bence. Bu bilinçli yaptığınız bi şey mi yoksa öykülerin akışı bu şekilde mi gerçekleşti?
Bu bana kalırsa hayatınızın hangi döneminde olduğunuza göre şekilleniyor. Okuduklarınız, hayata bakış açınız ve peşinde olduğunuz yazma biçimi bir şekilde sizi bir havuza itiyor. O havuzda bir gider var. Suyun içindeki pislikleri tek tek oraya götürmeniz gerekiyor. Çer çöp ister istemez aynı yeri tıkıyor.

Kitaba başladığımız andan itibaren benzer atmosfere sahip farklı öyküler bizi başka bir dünyaya götürüyor ve kitap bitene kadar bizi orada tutuyor. Bir önceki kitabınızda da benzer bir durum vardı. Bu atmosferi öykücü kimliğiniz ile tanımlar mısınız?
Kendimle ilgili bu tarz tanımlamalar yapmayı çok doğru bulmuyorum. Bunlar benim bildiğim şeyler değil. Kaldı ki her okurun hissettiği duygu kendine has. Buna yazar müdahale edemez ya da genelleme yapamaz. Güzel yanı da bu aslında. Herkeste başka bir karşılık bulabilmesi.


Kitabın adı “Hiçbir Yerin Ortasında” , bu “hiçbir yer” neresidir? Öykülerinizi bu “hiçbir yere” ulaşmamız için mi yazıyorsunuz?
Kişinin hep aradığı ama bir türlü ulaşamadığı bir yer orası. Aidiyet bağı kurulamayacak bir yer. Kimseyi bir yere ulaştırmak gibi bir amacım yok ama bir yere ulaştığını sananlar için, bir yere ulaştığında her şeyin çözüleceğine inananlar için işlerin o kadar kolay olmadığını hatırlatmak iyi olabilir.

Öykülerin hepsindeki karamsar hava, gündelik sorunlar ile baş etme yöntemi mi yoksa onlardan bahsederek onlara alışma ritüeli mi?
Bu yalnızca var olan şeyi kabul etme ve onunla yaşamayı öğrenme biçimi. Gerçek hayatı yazının içinden söküp atabilir miyiz? Birebir hayatımıza sirayet eden şeyleri de görmezden gelmeden yazmaya çalışıyorum. Onları yok sayarak yola devam edemem. Bu şaşırtıcı bir şey de değil bence. Doğa yok oluyor, dünya düzeni bir avuç manyak faşistin ağzından çıkanlara göre şekilleniyor, cinsiyetler arasındaki denge hâlâ kurulabilmiş değil. Dolayısıyla bunların hepsi karamsar bir hava yaratıyor.

Kitaba ismini veren öykünün karakteri olan fotoğrafçı, yaşanan her olaya şahit olurken bunlara tepkisizliğiyle dikkat çekiyor.  Bunu mesleki profesyonellikle mi yoksa çaresizlikle mi açıklamalıyız?
Tepkisiz değil, aksine bir tepkisi olduğu için orada. Ama bilinen anlamda bir şey yapmak elinden gelmiyor. İş rayından çıkmış bir kere. Bu sanırım biraz sanatın doğasından gelen bir şey. Anlatmak, göstermek politik eylemler. Ancak yapılış biçimleri gereği bazen yapanı duyarsız hissettirebilecek, insanları da onları yargılamaya götürebilecek eylemler. Peki ya Salgado Ruanda Katliamı’nı fotoğraflamasaydı bu katliamdan bunca insanın haberi olur muydu? Bence sanat vahşiliği de estetik bir şekilde sunduğu için insanların aklında bu vahşiliğin yer etmesine, unutulmaz bir hale gelmesine neden oluyor. Filmler, kitaplar, fotoğraflar yani sanat aynı zamanda tarihe ışık tuttuğu için de değerlidir. Bize insanların o zamanlar nasıl davrandıklarını, ne yeyip ne içtiklerini, neler giydiklerini, nasıl yaşadıklarını söylerler. Bunların hepsi kanıttır. Sanat geçmişin yok edilmesine izin vermez. Olup biten ne varsa, orada canlıdır, durmadan hatırlatır. Almasını bilene vereceği iyi dersler vardır. O yüzden çare bulamadıklarımızı estetize ederek dile getiririz fakat sanatçı içinde bu ikilemi hep taşır. Hele öyküdeki gibi, kötülüğün tam ortasından fotoğraflar çekerken müdahale edememek bu duyarlılıkta bir insan için kaldırması epey ağır bir yük

Hiçbir Yerin Ortasında / Yazar:Ezgi Polat / Can Yayınları / Öykü / Dizi Editör:Cem Alpan / Düzelti:Ebru Aydın / Mizanpaj:Atahan Sıralar / Kapak Tasarımı:Utku Lomlu / 1.Baskı:Ekim 2019 / 94 sayfa 

Ezgi Polat, 1987’de­ doğdu.­ Endüstri­ mühendisliği­ bölümünden­ mezun­ oldu. ­Öyküleri ­Notos, Varlık, Kitap-lık, Sözcükler, altZine, Duvar gibi­ çeşitli­ dergi,­ gazete­ ve­ fanzinlerde­ yayımlandı.­ 10.­ Uluslararası­ İstanbul­ Şiir ­ve ­Edebiyat ­Festivali’nde­gelecek ­vaat­ eden ­genç ­yazarlar­ arasında ­yer­ aldı.­“Başka ­Bir ­Boyutta” ­isimli ­öyküsü­ İngilizceye ­çevrilerek­ festival­ kapsamında­ hazırlanan­ antolojide­ yayımlandı.­ Goethe­ Enstitüsü’nün ­farklı­ temalarla ­hazırladığı ­Türkçe­ ve­ Almanca­ edebiyat­ arasında ­her iki­ dilden ­de ­henüz ­tercüme­ edilmemiş ­yazarlar ­ve ­metinleri ­aracılığıyla ­yeni ­bir ­köprü ­kurmayı ­amaçlayan ­LiteraTür­proje- sinde ­yer­aldı.­ İlk ­öykü ­kitabı­ Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda 2017’de­ yayımlandı.­Hiçbir Yerin Ortasında ­ikinci­ öykü ­kitabı.

Soru, yorum ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz.

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.